Senedi ittifak 29 Eylül 1808 yılında Osmanlı padişahı 2. Mahmut'un Anadolu ve Rumeli ayanları ile İstanbul'da imzaladığı anayasal bazı nitelikleri barından belgedir.
18.yüzyıl başlarında Osmanlı devletinin askeri teşkilatında iyiden iyiye hissedilen bozulmalar neticesinde devlet otoritesi zayıflamıştır. Otorite boşluğu beraberinde isyanların oluşmasına neden olmuştur. Bu isyanlardan birisi de kabakçı isyanıdır. Bu isyan neticesinde dönemin Osmanlı padişahı 3. Selim tahtan indirilmiş ve yerine 4. Mustafa gelmiştir.
Ancak 4. Mustafa’nın aldığı kararlar ayanları harekete geçirmiş ve 2. Mahmut’un tahta geçmesiyle sonuçlanmıştır. Bu taht değişikliğinden sonra Sadrazam olan ancak daha önce kendisi de ayan olan Alemdar Mustafa Paşa, padişah 2. Mahmut’un ve otoritenin yeninden güçlenmesi için ayanlarla senedi ittifak belgesinin imzalanması gerektiğini düşünmüş ve bu belgenin imzalanmasını sağlamıştır.
Senedi ittifakın ile Osmanlı döneminde ilk kez bir padişahın ve merkezi otoritenin gücü sınırlandırılmıştır. Padişah adaletsizlik yaparsa ayanlara isyan hakkı tanınmıştır. Yasama ve uygulama organları birbirinden ayrılmıştır.
Baskılar ortadan kalkar kalmaz ise 2. Mahmut senedi ittifak ve ayanları ortadan kaldırmıştır. Senedi ittifak çok uzun ömürlü olmasa da daha sonra yaşanacak olan Tanzimat ve Islahat Fermanı, Kanuni esasi ve meşrutiyetin ortaya çıkması gibi anayasal hareketlere fikir olarak hizmet edecektir.
Ayanlara verilen bu dolaylı özerklik, yerel düzeyde denge arayışının ve merkezî otoritenin esneme kapasitesinin göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Bugün “Terörsüz Türkiye Girişimi” adı altında yürütülen yeni söylemler, barışçıl bir çözüm arayışının ötesinde, devletin Kürt sorununa dair yeni bir yönelime girip girmediğini tartışmaya açıyor. Bu girişim, sadece şiddetin sona ermesi amacını mı taşıyor, yoksa etnik kimlik temelinde bir idari özerklik planının habercisi mi?
Kürt siyasi hareketinin temel talepleri arasında yer alan “demokratik özerklik” kavramı, yıllardır hem parlamentoda hem de sivil toplumda tartışılıyor. Merkezi yapının gevşetilmesi, yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması ve kültürel hakların genişletilmesi talepleri, bu tartışmalarda sıkça dile getiriliyor. “Terörsüz Türkiye” söylemi ise, bu taleplerin bazılarını meşrulaştırmak ya da sınırlı ölçüde karşılamak için mi gündemde, sorusu önem kazanıyor.
Bu noktada şu soru karşımıza çıkıyor: Devlet, güvenlikçi politikalarla çözemediği Kürt sorununu, Senedi İttifak benzeri bir stratejiyle mi çözmeye çalışıyor? 19. yüzyılda Batılı baskılar altında ilan edilen reformlar gibi, bugün de uluslararası meşruiyet ve iç istikrar arayışıyla, merkeziyetçilikten kontrollü bir sapma mı yaşanıyor?
Her iki örnekte de ortak bir yön var: Merkez ile çevre arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması. Senedi İttifak ile 2. Mahmut, imparatorluğun çöküşünü geciktirmek için yerel güçlere taviz verirken; bugünkü iktidar, kendi bekasını sağlama alma kaygısıyla benzer bir esneklik mi gösteriyor?