Genel Başkan Zeybek, Kütahya İl Divanı’nda yaptığı konuşmada, Başbakan’ın yurt dışı gezilerini eleştirdi: ( 02.10.2011 )
“Devletin ilk görevi iç ve dış güvenliği sağlamaktır”
“İki ayda 80 yurttaşımız terörden ölüyor ve bizim Başbakanımız, gece gündüz oturup, bu işi nasıl çözerim, ülkeyi terörden nasıl kurtarırım diye uğraşacağına, sanki Türkiye'de terör yokmuş gibi, yanına hanımını alıyor orada burada gövde gösteriyor.”
(DP Basın Merkezi-02 Ekim 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Kütahya İl Divanı’nda yaptığı konuşmada, Başbakan’ın yurt dışı gezilerini eleştirdi ve “İki ayda 80 yurttaşımız terörden ölüyor ve bizim Başbakanımız, gece gündüz oturup, bu işi nasıl çözerim, ülkeyi terörden nasıl kurtarırım diye uğraşacağına, sanki Türkiye'de terör yokmuş gibi, yanına hanımını alıyor orada burada gövde gösteriyor. Bütün televizyonlar da oradaki, buradaki şakalarını gösteriyor. Devletin vazgeçilmez görevi; asayiş ve emniyeti, yani iç ve dış güvenliği sağlamaktır. Devletin ilk görevi budur. Diğerleri tali görevleridir” dedi
Kütahya İl Başkanlığında yapılan toplantıda partililer ve gazetecilerle sohbet eden Genel başkan Namık Kemal Zeybek şunları söyledi:
“Çelik çekirdek demokratlar”
“Biz burada çelik çekirdeğimize hitap edeceğiz. Çelik çekirdek dediğimiz şey, var olan, varlığını ispat edendir.
Değerli arkadaşlar, bizim çelik çekirdeğimiz Türkiye’nin de çelik çekirdeğidir. Bunu hiç unutmayalım. Defalarca söylüyorum. Türkiye’nin ruhu, Türkiye’nin özü, özünün özü, lüpün lüpü diyordu eskiler, Türkiye’ye sonuna kadar sahip çıkacak olan insanlar Demokrat Partililerdir. Çünkü Demokrat Parti, bu Cumhuriyetin temel değerlerine bağlı kalarak en ileri demokrasiyi, çağı ve çağdaşlaşmayı yakalamanın adıdır. Demokrat Parti’nin çok özel tanımı bu. Şöyle bir özet de yapıyoruz: Biz, milli, manevi ve insani değerlere bağlı demokratlarız. Bu milletin güvencesiyiz, kök değerimize bağlı kalarak, kök değerlerimizden asla kopmadan Türkiye’yi bilgi çağına sokacak olan bizleriz.
“Bu gidiş, iyi bir gidiş değildir”
Bu memlekette ne yapılmışsa hepsini yapan Demokrat Parti iktidarlarıdır. Tarım adına da, sanayi adına da. Şimdi bize düşen, benimle birlikte size düşen, hepimizin yapması gereken iş, Allah’ın izniyle Türkiye’yi dünyanın girdiği bilgi çağına dünya ile yarışabilecek şekilde üreterek, sokmak görevidir. Bu görevler bizimdir, inşallah bu görevi biz yapacağız biz. Demokrat Parti olarak, kök değerimizden, milletimizin manevi köklerinden, tarihi köklerinden, siyasi hareketimizin hizmet köklerinden, güç ve kudret alarak cağı anlamış insanlarla birlikte ülkemizi bilgi çağına biz sokacağız.

Ne yazık ki AKP, Türkiye’yi dağıtmakla yükümlü bir misyon gibi bir siyasi parti olarak çıkmış ve adım adım Türkiye’nin ekonomisini de, iç yapısını da, Türk siyasetini de çok tehlikeli sulara sokmuştur. Bunlar çok yakında doğacak olan büyük fırtınaların gerçekleşeceği sulardır ne yazık ki. Bu iklim, bu gidiş, iyi bir gidiş değildir. Bunu feryat halinde söylüyorum. Söyleye söyleye sonunda Türkiye’de yaşayan insanların zihnine bunu sokacağım, birlikte sokacağız.
“Bu, İran’a karşı sessiz bir savaş ilanıdır.”
Bakınız, bunların ne yaptığını anlamak, nasıl bir görevle Türkiye’yi dağıtma çabaları içinde olduklarını anlamak için sadece son günlerde dikkatlerden kaçırarak yaptıkları işe bakmak yeter. Malatya çok mu uzak? Malatya Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bir vilayetimiz. Malatya’ya düşen bir dehşetin Türkiye’nin her yanına ve bütün bölgeye yayılmaması mümkün değildir. Kütahya da bu tehlikenin dışında değildir. Neyi kastediyorum. Kastettiğim NATO projesi denilerek, Malatya’ya dikmek istedikleri, kurmak istedikleri radarlardır. Dikkat edin bu radarların kararlarının verildiği ve imzasının atıldığı gün Türkiye’de zihinler kararsın diye ortaya sahte bir takım gündem konuları atıldı ve gerçekten de iş karartıldı. Aynı gün sanki gerçek İsrail’e karşı ciddi bir takım önlemler alınıyormuş gibi bir program yayınlandı. Baktığınız zaman hiçbir anlamı yok onların. Aynı gün İsrail’in güvenliğini sağlayacak ama ondan çok daha önemlisi Türkiye ile İran’ı savaşa sokacak bir karar verildi. Bu İran’a karşı sessiz bir savaş ilanıdır. Ne için? İsrail için. Peki ben niye İran’la savaşmalıyım? Benim İran’la ne işim var? 400 yıldan beri biz İran’la savaşmadık. Savaşmak için de hiçbir sebebimiz yok. Bizim yok.
Ama başkalarının var. Başkaları direnen İran’ın petrollerine el koymak ve talan etmek için bizi kullanmak istiyorlar. Ne yazık ki Türkiye’yi yöneten bu iktidar da hevesle ve heyecanla kendisini kullanıma sunuyor. Bunu açık açık anlatmalıyız, bu tehlikeyi her yerde söylemeliyiz.
“Malatya kayısılarına elveda”
O kalkanların görevi, bunu gizlemiyorlar ve açıklıyorlar. Kalkan projesindeki radarların görevi, İran’dan yapılacak bir saldırı karşısında ülkelerini korumak için herhangi bir şekilde roketler havalandığı zaman o roketleri anında haber verecek ya da o füzeleri haber verecek bir sitem Malatya’da kuruluyor. Ne demek? İran’a karşı füzeler, savaş uçakları harekete geçtiği zaman İran’da kendi füzelerini hareket ettirdiği an Malatya’daki radarlar haber verecek. Malatya’daki radarlar haber verdiği anda da Almanya’daki veya Romanya’daki füzeler onları havada tesirsiz hale getirecekler, yok edecekler. Nerede yok edecekler? Bir, Türkiye’nin göklerinde. Peki o serpintiler? İki, füzenin birbirini yok etmesinden ya da bir füzenin yok edilmesinden doğan serpintiler nereye dökülecek? Bu piyango Türkiye’nin hangi iline çıkacak? Türkiye semalarında olacak bu iş besbellidir bu. Bundan sonra artık Malatya’nın kayısılarına elveda. Kimse o güçlü radyasyon yayan radarın çevresinde yetişen bahçelerden kimse kayısı almaz. Asıl felaket Malatya’nın üzerine geliyor. Geçmişte çok küçük bir radar sisteminin meydana getirdiği kanserden hala bölge kurtulabilmiş değilken, bu güçlü radarların meydana getireceği sağlık meselesini düşünün.
“Bu işin şakası yok.”
Ama en önemlisi şu: İran kaçınılmaz bir şekilde buradaki radarlardan kurtulmak isteyecek. Ne yapacak? Malatya’ya füze gönderecek. Malatya’ya füze gönderdiği zaman kamuoyuna bu iş nasıl yansıtılacak? ‘İran bize savaş açtı’ diye yansıtılacak. Allah o günü göstermesin. Allah bu millete böyle bir gün vermesin. Biz buna engel olacağız. Buna izin vermeyeceğiz. Ama o güne kendimizi taşır ve düşünürsek, Türkiye’de yaşayan insanlar, hepimiz o zaman ne diyeceğiz? İranlılar, ‘bize savaş açtılar’ diyeceğiz. İşin gerçeği örtülecek ve Türkiye ile İran arasında savaş başlayacak. Böyle bir savaş Türkiye’nin de bitmesi, İran’ın da bitmesidir. Dağılmasıdır ve parçalanmasıdır. İş korkunçtur. Son derece tehlikelidir. Bu işin şakası yok. O radarları o tepelere ya da Türkiye’nin herhangi bir yerine diktirmemek bir vatan borcudur. Ama ne yazık ki bizim gibi feryat eden bir siyasi parti görüyor musunuz? Neden? Çünkü bu bizim görevimiz.
Bunun için halkın direnmesi lazım. Demokrasi içinde yapılması gereken her şeyin yapılması lazım. Bazen Avrupa ülkelerinde, Doğu Avrupa ülkelerine buna benzer radarları koymak istediler ama o ülkede yapılan gösteriler sonucunda o ülkeler bu işi yapamaz hale geldi. Yani yönetimler halkın iradesine teslim olmak zorunda kaldılar ve kurtuldular.
“Recep Tayyip Erdoğan Paşa”
Tarihten ibret alınması gerekir. Osmanlı’yı I.Dünya Savaşına Yavuz ve Midilli ismi verilen iki gemiye Rus limanlarını bombalatarak soktular. Türkiye kendisini hiç ilgilendirmeyen savaşa Almanlar tarafından sokuldu. O gün bugünkü Recep Tayyip Erdoğan Paşa gibi bir paşa vardı, Enver Paşa. Enver Paşa’nın çok iyi tarafları olabilir ama ne yazık ki Türkiye’yi I. Dünya Savaşı’na sokan Enver paşa ve Enver Paşayı göklere çıkaran, övüp duran hatta Türkiye’yi ‘Enverland’ adını veren Almanlar olmuştur.
Enver Paşa’yı I.Dünya Savaşında,’Pantürkizm’ diye kandırdılar. Şimdi bir başkasını da ‘Panislamizm’ diyerek kandırıyorlar. Aynı oyunu hep oynarlar. Bu oyun hep oynanır. Bakınız Recep Tayyip Erdoğan Paşa’ya. Kendisini bir halife ilan etmediği kaldı. İslam ülkelerinin rejimlerini düzenlediğini zannediyor. Suriye Devlet Başkanı Esad’a ‘Ben de inanmıyorum’ diyerek Suriye’yi değiştirmek istiyor. Sen kimsin? Şimdiye kadar, O’nunla beraberdi, çünkü plan oydu. Esad ile yakınlaşması da roldü, İsrail'e yapar gibi göründüğü ağız dalaşı da rol.
Ne için bunlar? Bütün bunlar kendisine verilen rolün gereği. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu beni tanırlar, Demokrat Parti’yi de bu ülke tanır. Demokrat Parti’nin Genel Başkanı, ‘biz bu işe izin vermeyeceğiz’ diyorsa, bu işe izin vermeyeceğiz. Çünkü böyle bir şey yapmaya kimsenin hakkı yok. Kalkan projesi Cumhuriyeti dağıtmak için bir tuzaktır. Bu işten dönülmesi için başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı olmak üzere tüm yetkililere birer mektup göndereceğim ve kendilerini ikaz edeceğim. Projenin hayata geçirilmesine izin vermeyeceğiz.
“Türkiye sömürgeleştirilme yoluna girdi”
AKP, Türkiye’yi ve bölgeyi dönüştürmede Türkiye’yi kullanmak için getirdikleri bir kadrodur. Bu role çok hevesli olarak talip oldular. Büyük Ortadoğu projesinin eşbaşkanı olma rolüne. Bunu da yerine getiriyorlar sevine sevine ve gittikleri yerlerde de kendilerini övdürüyorlar. Bir takım hikâyeler, tiyatrolar, one minute’ler hepsi tiyatro. Ama geçerli bir tiyatro, onu da kabul edelim. Bu tarz şeylerle İslam dünyasında sanki bir kahramanmış gibi bir sahte kahramanlık icat edildi ve bu sahte kahramanlığın görevi de bu. Tesiri kullanarak tüm İslam dünyasını tam sömürge haline getirmek ve Türkiye’yi de sömürgeleştirmek. Türkiye zaten sömürgeleştirilme yoluna girmiştir.
“Tarlalarda canlı,
meralarda otlayan sürü yok.”
Tarım ve sanayi sektöründe gerileme sürüyor. Geçmişte meralar için tarlalar için köyler birbiriyle savaşırdı. Şimdi o tarlalarda canlı yok. O meralarda otlayan sürüler yok, artık bırakıldı.
Aynı gerile sanayi sektöründe de var. Türkiye ithalat pazarı haline getirildi. Büyük ithalat, ona yetişemeyen ihracat rakamları, gittikçe büyüyen cari açık. Geçen sene 48 milyar dolar cari açık ve 300 milyar doları bulan dış borç. Bunun 200 milyar doları özel sektörün borcu. 2002'den başlayarak ülkeyi öyle bir yere getirdiler ki, dövizin değeri gerçek değerine ulaşsa borçlanmış olan sanayi çökecek, düşük değerde olursa da gittikçe büyüyen cari açık artık felaket boyutlarına varacak.

Türkiye, ithalat cenneti' haline getirildi. Büyük ithalat, ona yetişemeyen ihracat rakamları, gittikçe büyüyen cari açık... Geçen sene 48 milyar dolar cari açık ve 300 milyar doları bulan dış borç. Bunun 200 milyar doları özel sektörün borcu. 2002'den başlayarak ülkeyi öyle bir yere getirdiler ki dövizin değeri gerçek değerine ulaşsa borçlanmış olan sanayi çökecek, düşük değerde olursa da gittikçe büyüyen cari açık artık felaket boyutlarına varacak.
“BDP yemin edecek diye
yapılmayan şaklabanlık kalmadı”
Şımartılmış ve özgüveni yükseltilmiş bir terör örgütü, görüşmelerde kullanılan dil ile terör örgütüne yalvaran devlet, hükümet ve bürokratların görüşmelerinin basına yansıması, terör örgütünü Habur'da kahramanlar gibi karşılayan bir iktidar, yasaların yok sayıldığı ve uygulanmadığı bir düzen...
Bunlar nasıl işlerdir? Bütün bunlar aynı planın parçalarıdır. Öyle bir noktaya geldik ki, terör örgütünün yan kuruluşu olan, siyasi uzantısı olmaktan başka hiçbir siyasi değeri olmayan bir siyasi parti, anayasaya, yasalara aykırı mevcudiyetine rağmen, Meclis'imizde yemin edecek diye yapılmayan şaklabanlık kalmıyor. Böyle bir yönetim olmaz, terörle de böyle mücadele edilmez. Suç ihbarında bulunuyoruz. Kanımız akıyor, insanlarımızın kanı akıyor. Her biriniz bugün evlerinizde rahat huzur içinde oturuyorsunuz, ama yarın burada teröristlerin sizi, eş ve çocuklarınızı vurmayacağının güvencesi var mı? Kimin güvencesi var? Ankara'nın göbeğinde yaptılar bu işi.
“Sırça köşklerde oturan yazarlar..”
Bizim canımız çıkıyor, kanımız akıyor, kendilerine ‘liberal’ diyen birtakım yazarlar, çöreklendikleri basın ve yayın organlarında yaptıkları yorumlarda terör örgütünü, onun uzantısını savunuyorlar ve savcılar bunun gereğini yapmıyor
Terörle mücadele ancak topyekûn yapılırsa başarılı olur. Türkiye'yi yönetenlerin bir irade ortaya koyması lazım. 'Hiçbir şekilde teröre, teröristlere, terörün yandaşlarına, destekçilerine ima ile olsa bile terör örgütünü savunanlara izin vermeyeceğiz' diyen iktidarlar döneminde terör ortadan kalkmıştı, ama bu iktidarın yaptıklarına bakın. Bu iktidarın yandaşı, birtakım eski Marksist, Leninist, Komünist, şimdi kendilerine liberal adını takan birtakım yazar çizerlere bakın:
Kandırılmış, beyni kirletilmiş ve milletine düşman hale getirilmiş gencecik çocuklar öldürülüyor. Tabii ki öldürülecek. Terörle mücadele yapılacak, bu kaçınılmaz bir şey.
Sırça köşklerde oturup bilgisayar başlarında ahkâm kesen o yazar çizerlerden ve terör örgütünün emrinde olduğu çok açık olan o siyasi uzantıdan neden hesap sorulmuyor?
Ben kanunların yazmadığı bir görevi kimseden beklemiyorum. Ancak Türkiye'nin savcıları kendilerine verilen görevi yapmalıdır.
“Bir yılda terörün T’sini bırakmam”
Teröristlerle böyle ilişkiler olursa, bu işler böyle gitmez. Başbakan, terör örgütünü kastederek ‘Hükümet görüşmüyor, devlet görüşüyor' diyor. Başbakanın, hükümetle devlet kavramlarının ne olduğu konusunda biraz eğitilmesi lazım. Bilmiyor, bilmiyor, bilmiyor. Söylüyorum, söylüyorum, anlatamıyorum. Devlet dediğimiz şey bir yanıyla hükümettir, bir yanıyla yasamadır, diğer yanıyla da yargıdır. Üçünün birleşiminden devlet meydana gelir. 'Devlet görüşüyor' derseniz, sokaktaki, kahvedeki ağızla konuşmuş olursunuz. O da bir Başbakana yakışmaz. Demek ki, O da devlet derken, MİT'i anlıyormuş. Anlatamıyorum ama anlatmaya devam edeceğim. Hükümete sesleniyorum; terörle baş edemiyorlarsa sadece bu konuyu bana teslim etsinler. 1 yıl içinde terörün t’ si kalmaz."
“Kütahya seçimden 1. çıktı”
Kütahya İl Başkanı Atila Palangalı da yaptığı açış konuşmasında şunları söyledi:
"Sayın Genel Başkanımızın teşrifleri Kütahya teşkilatına onur verdi, gurur verdi. Sayın Genel Başkanımızın ziyaretleri bizi mutlu etti, çok teşekkür ediyoruz.
Biz Rahmetli Menderes’in 1946’da Kütahya’da milletvekili seçilmesinden bu yana her zaman Demokrat Parti misyonuna, felsefesine sahip çıkmaya çalıştık. Parti büyüklerimizin bizlere verdiği emirler doğrultusunda elimizden gelen çabayı gösterdik, alın terini akıttık.
Türkiye’de Demokrat Parti’nin varlığı, tabanı devam etmektedir. Fakat değişen koşullar, dünya koşulları maalesef bazı şeylerin önüne geçiyor. Baskı ve öteleme sorunlarıyla Demokrat Parti’nin önü kesilmeye çalışılıyor. Ama biz yılmadık, bezgin değiliz, üzgün değiliz. Sayın Genel Başkanım Kütahya olarak bu seçimlerde, diğer Demokrat Parti teşkilatı arasında birinci çıktık. Arkadaşlarımıza sizin huzurunuzda gösterdikleri emeklerinden, alın terlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Ellerinden gelen mücadeleyi gösterdiler. "
Ener ve Uysal da katıldı
Genel Başkan Yardımcısı ve eski Kütahya Milletvekili Mustafa Uğur Ener ve GİK Üyesi Gültekin Uysal’ın da katıldığı toplantıda, Kütahya İl Başkanı Palangalı, Genel Başkan Zeybek'e çini bir tabak hediye etti. Namık Kemal Zeybek, Ankara’ya dönmeden önce Destan TV’de canlı yayına katılarak gündemdeki soruları yanıtladı.