Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Ulusal Kanal’da yayınlanan “Satırbaşı” programında soruları cevaplandırdı: ( 04.10.2011 )
“Türkiye NATO’nun her dediğini yapmak zorunda değil.”
“Ey Malatyalılar, eğer biz bu işi önleyemezsek, radar sistemi yüzünden çıkacak ilk çatışmada, Malatya’ya füzeler yağacak. Hayatınız, ailenizin hayatı, çocuklarınızın hayatı, doğacak çocuklarınızın hayatı tehlikede, bu kadar açık söylüyorum. Bana aksini söyleyecek bir yetkili varsa herhangi bir televizyon programında çıkalım tartışalım bana aksini söylesinler.”
(DP Basın Merkezi – 4 Ekim 2011)- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Ulusal Kanal’da yayınlanan “Satırbaşı” programında, “hodri meydan” dedi. Zeybek, “Ey Malatyalılar, eğer biz bu işi önleyemezsek, radar sistemi yüzünden çıkacak ilk çatışmada, Malatya’ya füzeler yağacak. Hayatınız, ailenizin hayatı, çocuklarınızın hayatı, doğacak çocuklarınızın hayatı tehlikede, bu kadar açık söylüyorum. Bana aksini söyleyecek bir yetkili varsa herhangi bir televizyon programında çıkalım tartışalım bana aksini söylesinler” diye konuştu.
Umut ALBAYRAK: Konuğumuz Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek efendim hoş geldiniz.
Namık Kemal Zeybek: Sağolun
Umut ALBAYRAK: Füze kalkanı ile başlamak istiyorum, Malatya’da Kürecik’te hafta sonu önemli bir eylem oldu oradaki vatandaşların da tepkisi var. Füze kalkanının bir NATO projesi olduğunu, Türkiye’nin de bunun bir üyesi olarak bu projeye karşı durmaması gerektiği görüşü var. Diğer görüşler hem füze kalkanının Türkiye’yi hedef olarak gösterme hem de bunun komşularla ilişkisini bozmasının yanı sıra İsrail’i korumaya dönük bir proje olduğu şeklinde. Sizin görüşünüz ne bu konuda?
Namık Kemal Zeybek: Türkiye’nin gündemindeki konuları söylediniz. Suriye ile olan işler, İsrail ile olan ‘yorgancı kavgası’.. Neyi kastediyorum? Nasrettin Hoca’nın bir fıkrası vardır, her Nasrettin Hoca fıkrasında felsefi bir çağrı vardır, onu anlamak lazım.
İki hırsız kavga ediyorlarmış, Hoca evinden çıkmış onları ayırmaya çalışıyor. Derken birden hırsızlar kavgayı bırakmış. Çünkü üçüncü bir hırsız hocanın yorganını çalmak için içeri girmiş. Dolayısıyla yorgan gitmiş, kavga bitmiş.
“Amaç İsrail’i korumaktır.”
Füze kalkanı nedir, çok kısaca anlatalım. Şu anda televizyonunu açanlar bence füze kalkanı denilen bu projenin ne olduğunu bir anlasınlar. Malatya’ya iki radar konulacak ve bu NATO’nun radarları. Mesele orada başlıyor, sorun orada başlıyor. Başlayan şu; bu NATO projesi ise Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ile ABD’nin Türkiye Büyükelçisi arasında yapılan bu anlaşma ne? Niye Amerika ile yapıyoruz anlaşmayı? Zaten Amerika da bu işin Amerikan projesi olduğunu söylüyor. Amerikan gazetelerinde de Amerikalı yetkililer diyorlar ki, bu sistem Amerikan sistemidir. Amerika ‘biz buradan gelen bilgileri müttefiklerimizle ve İsrail ile paylaşacağız’ diyor. Bir şeyi unutmayalım, ABD’nin stratejik, dost müttefiki bir tanedir. Bunu da defalarca söylerler. Mesela Bush ile Chery arasındaki tartışmayı ben izledim, televizyonlar verdi. Her ikisinin de sık sık söyledikleri şuydu, Amerika’nın ve İsrail’in güvenliği için biz varız. Dolayısıyla diyor ki, evet biz radardan gelen bilgileri İsrail ile paylaşacağız. Dolayısıyla, ‘bu proje İsrail için değildir’ demek doğru söylememektir. Yalan söylüyor diyeceğim de çok ağır bir söz olacak. Yani insanlara yalancı demek istemiyorum. Ama çok açık söyleyeyim bu söz doğru değildir. Bu projenin amaçlarından birisi İsrail’i korumaktır.
“Malatya’ya füze yağacak.”
Bir defa önce şunu söyleyeyim, Ey Malatya halkı, Malatyalılardan bizi dinleyen, Malatya’da şu anda oturmakta olan değerli yurttaşlarım, şu anda öncelikle sizin için konuşuyorum. Ey Malatyalılar şu anda beni dinliyorsanız gözlerime dikkatle bakın ve bugün unutmayın ben sizin için konuşuyorum. Yani bu kurulan radar sistemi yüzünden eğer biz bu işi önleyemezsek, bu plan sürerse, devam ederse Malatya’ya füzeler yağacak, Malatya’ya füze çağırma projesidir bu. Bu radarlar yüzünden çıkacak ilk çatışmada ki kaçınılmazdır bu çatışma, Malatya’ya füzeler yağacak. Hayatınız, ailenizin hayatı, çocuklarınızın hayatı, doğacak çocuklarınızın hayatı tehlikede, bu kadar açık söylüyorum, bu kadar net söylüyorum ve ilan ediyorum. Bana aksini söyleyecek bir yetkili varsa herhangi bir televizyon programında çıkalım tartışalım bana aksini söylesinler. Savaş tehlikesinde olacakları söyledim ama savaştan önce bu radarlar kurulduğu an bu radarlar çok güzlü radarlar yani çok güçlü zararlı akımlar yayacak olan radarlar. Bu radarlar kurulduğu andan itibaren zaten çevredeki halkın sağlığı tehlikede olacak, her türlü hastalık gelecek, ayrıca da Malatya’nın ekonomisi tehlikede. Dünyada ve Türkiye’de hiç kimse Malatya’nın yemişlerini ve kayısısını yemez.
Yani Çernobil faciasından sonra, nasıl bizim Karadeniz bölgemizdeki çay bile etkilendi de bir takım kanser olaylarına yer açtıysa, Çernobil nere, Karadeniz nere, ama radarlar doğrudan doğruya Malatya’da, Malatya ekonomisi, en azından tarım ekonomisi mahvolacak, bunu da mı görmüyorsunuz? Malatya, Türkiye’den bağımsız bir devlet değil, Malatya’nın coğrafi sınırları ve siyasi idari sınırları, çevresindeki illerden duvarlarla örülmüş korunaklı değil, dolayısıyla çevre iller de tehlikede. Bu radarlar ne yapacak? Eğer İran’a karşı bir saldırı olursa yada İran saldırmaya karar verirse, İran’ın kendisini savunmak için yada başka sebeple rampalardan kalkacak füzeleri anında bu radar tarafından tespit edilecek ve şu anda Romanya’da ve de Polonya’daki yok edici füzelere haber verecek ve bu yok edici füzeler İran füzelerini havada yakalayacak ve yok edecek. Hangi havada? Türkiye’nin havasında. Bunun meydana getireceği bir tehlikeyi de önemli değil diyelim bir kenara koyalım. Şu ana kadar söylediklerim, bundan sonra söyleyeceklerimin yanında çok hafif kalır. Asıl felaket bundan sonra, nedir felaket?
İran şu anda tehdit altında bir ülke. İran’ın hiçbir şeyi tehdit ettiği filan yok. İran, Irak’la savaştı ama Irak’ı Amerikalılar Saddam’ı kullanarak İran’a saldırttıkları için savaş oldu. İran kendisine savundu, dolayısıyla İran’ın hiç kimseye saldırmak niyeti ne var, ne de olması mümkün değil. Ama kendisini savunma zarureti var. Şimdi diyelim ki, İsrail’den ya da bir başka yerden İran füzelerle vurulmaya başladı. Zaten İsrail, ‘bırakın ben vurayım’ diyor. Diyelim ki, ‘tamam vur’ dediler. Türkiye’de de sana yardımcı radarlar var vur dediler. Füzeler İran’ı vurmaya başladığı zaman, hemen Malatya’daki ya da başka bir yerdeki radar sistemi haber verir, dolayısıyla havada vuracak. Şu soruyu soruyorum, bizi dinleyen akıllı insanlara soruyorum. Yani hala aklıyla meselelere bakan insanlara soruyorum, o zaman siz İran olsanız ne yaparsınız, ilk yapacağınız iş nedir? İlk yapacağı iş bu radarları suçlamak olacak. Eğer bu radarları söndüremezse, baştan savaşı kaybeder ve yok edilir. Dolayısıyla bu radarlar yüzünden kendi bütün savunma sistemi felce uğratılıyor, ilk yapacağı şey Malatya’yı vurmak olacak.
“İran’la Türkiye’nin savaşması isteniyor.”
Amerika vurduğu zaman, benim bu konuşmalarımı kim hatırlar. Bu radar sistemini kim hatırlar o zaman? O günün gündeminde sadece şu olur; İran bizi vurdu, halkımız ayaklanır, İran nasıl vurur, hemen biz de onları vuralım. O zamanki yönetim kimde ise, Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin başbakanıysa televizyonlara çıkar İran aleyhine kışkırtıcı konuşmalar yapar, sonunda bir savaş. İran’la Türkiye’nin savaşı zaten istenilen de bu. Asıl amaç bu, altın vuruş dedikleri bu. Yani dünyayı ve bölgeyi tanzim etmek isteyen güçlerin, dünyayı ve bölgeyi sömürmek isteyen gücün yapmak istediği bu. Neden? Çünkü büyük Ortadoğu projesi içinde İslam dünyasında bölgede Türkiye ve İran gibi bir gücün güçlenerek ayakta kalması istenilmiyor.
Bir taşla kaç kuş. Nedir kuşlar? Bir böyle bir savaş Türkiye’nin ve İran’ın bitmesi demektir. Yani böyle bir savaş olduğu takdirde artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz, Türkiye Cumhuriyeti ortadan kalkar. Türkiye bölünür, Türkiye Coğrafyası içinde başka devletler kurulur ama o devletler artık yüzde yüz başkalarının kulu devletler olarak kurulur. Aynı şey İran’da da olur. Zaten şimdi planlar yapılmaktadır, küçük küçük devletler kuruluyor, böl ve yönet tekniği ile.
Bu devletler birbiri ile mücadele ettirilir ve asıl felaket, en büyük felaketi söyleyeceğim. Bu öyle bir felaket ki, şu ana kadar söylediklerimden çok daha ağır sonuçlar doğuracak bir felakettir. İslam dünyası Şiiler ve Suniler diye bölünür ve bitmez tükenmez bir savaş meydana gelir. Bu söylediklerimi hayal zannedenler Irak’ta yapılanları hatırlasınlar. Irak’ta pilot bölge çalışmaları yapıldı. Yani neredeyse deneme çalışmaları. Kerbela’da böyle şeyler yapıldı. Çünkü Kerbela’da yapılacak bir şey Şiileri tahrik eder.
Telafer diye bir şehir var, belki ülkemizde birçok yurttaşımızın haberi yok, bir Türkmen şehri ve bize çok yakın. Halkının tamamı Türkmen, yarısı şii yarısı suni. Suniler kendi camilerinde Şiiler de kendi camilerine gittikleri için böyle Şii bölgesi suni bölgesi diye bölünmüş ama onun dışında kardeş hiçbir mesele yok. Asırlardan beri hiçbir mesele yokken işgalci kuvvet oraya girdikten sonra şöyle olaylar başladı, bomba yüklü bir kamyon şii bölgesine girdi kalabalık bir yerde camiden çıkan insanlara doğru gitti patlatıldı ve birçok insan öldü. Hemen orada birileri Şiileri tahrik etti suniler yaptı falan denildi ve Şiiler gitti sunileri öldürdü böylece kardeş kavgası başladı. Irak’ta zaten yüz binlerce insanın ölmesine sebep olan bu şii suni çatışması körüklene körüklene devam ettiriliyor. Dolayısıyla İslam dünyasını tam teslim almak için, İslam dünyasını Şii ve suni diye bölüp birbiri ile savaştırmak için, İslam dünyasının bir güç olarak sömürgecilere karşı direnmesini önlemek için bunlar planlanıyor.
“Türkiye NATO’nun her dediğini
yapmak zorunda değil.”
Umut ALBAYRAK: Füze kalkanına Türkiye’nin hayır demesi Türkiye’nin NATO Üyesi olarak sorgulanmasına neden olmaz mı?
Namık Kemal Zeybek: Hayır açmaz. Açmaz ama şöyle açmaz. Türkiye NATO’nun her dediğini yapmak zorunda değil. NATO kararlarını birlikte verir. Türkiye NATO’nun karar vericilerinden birisidir. Yani dolayısıyla Türkiye’nin veto ettiği bir kararı NATO veremez. Türkiye NATO’nun böyle bir şey yapmasını önleyebilirdi. Böyle olduğu zaman da NATO anlaşmasına aykırı bir şey olmazdı. Ama NATO demek Amerika demekse o zaman bu NATO kime lazım? Ayrıca bu soruyu da herkes kendi kendisine sormalı. NATO niye kuruldu? Varşova Paktına karşı kuruldu. Komünizm tehlikesine karşı hür dünyayı savunmak için yani o dönemin geçerli tabirleri bunlar, hür dünya dediğimiz şeyin aslında, kapitalist sistemin sınırlı mekanizmasından başka bir şey olmadığı çok geç anlaşıldı. O zamanki ifadelerle söyleyelim, hür dünyayı korumak için ülkeleri komünizme verdiler.
“NATO ile olan ilişkilerimiz sorgulanmalı.”
Umut Albayrak: Bu anlaşmayı NATO değil; Amerika ile yapıyoruz. Amerika’nın projesi dediniz. Proje Türkiye’yi parçalama, bitirme dediniz. Dolayısıyla bu noktada Amerika ile de ipleri koparmak, NATO’dan çıkmak gerekmiyor mu?
Namık Kemal Zeybek: Efendim ben kime ne lazım diye yazılar yazdım çok önceden de. NATO ile olan ilişkilerimiz sorgulanmalı.
Şimdi NATO’nun şu anki işlevi Amerikayla filan da değil. Amerika’yı yöneten global kapitalin çıkarlarına hizmet. Şu anda geldiği nokta bu. Yani dünyayı doğru tanımlamak lazım. Yani bugün bütün bu işleri yapanlar, hatta Amerika Birleşik Devletlerinin milli çıkarları bile değil. Doğrudan doğruya global şirketler, Amerika Birleşik Devletleri’ni ele geçirdiler, el koydular. Sadece Amerika Birleşik Devletlerini değil IMF’yi ele geçirdiler. Dünya Ticaret Örgütü’nü ele geçirdiler. Dünya Bankası’nı ele geçirdiler. Evangelizm dinini, evangelizm diye bir din icat ettiler. Bu dini de yayınlaştırmak yoluyla ülkelerde kendilerine taraftarlar, kitleler meydana getiriyorlar.
Basın yayın üzerinde, tüm dünya basın yayın üzerinde çok ciddi bir hegemonya, egemenlik meydana getirdiler. Esasında bir dünya devleti kurdular.
“PKK artık profesyonel bir örgüttür”
Umut Albayrak: Efendim programımızın süresi daraldı. İzleyicilerimiz gerek terör gerekse PKK ile mücadele konusundaki görüşlerinizi de merak ediyorlar.
Şimdi iki soru soracağım. Bir, terör olaylarının son dönemde artmasını neye bağlıyorsunuz. İki, hükümetle PKK müzakereleri görüşmelerinin sonuçları neler olabilir, bu Türkiye’yi nereye götürür?
Namık Kemal Zeybek: Şimdi, bu çizdiğimiz manzara içinde baktığımız zaman, her şey birbirini tehdit ediyor.
Ben PKK terör örgütünün çoktandır, başlangıçta ortaya koyduğu amacı, sadece varlığını sürdürmek için gerekli olan ideolojik bir destek olarak kullandığını düşünüyorum.
Yani bu artık profesyonel bir örgüttür. Geniş ölçüde Türkiye’nin ve hatta bölgenin kaçakçılık işlemlerine hâkim olmuştur. Yani beyaz zehir kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, sigara kaçakçılığı v.s. gibi. Dolayısıyla bu görünen örgütün başka yan alanları vardır. Destekçileri vardır. Bundan beslenenler vardır. Ve bu örgüt, şuan şu haliyle profesyonel bir şekilde, ihtiyaç sahiplerinin kullanımına açık bir örgüt haline gelmiştir.
Başlangıçta ne idi. Başlangıçta Güneydoğu’da bir sosyalist devlet kurmak amacıyla çıktı. Sonra sosyalizmden falan vazgeçti. Şu anda sanki Güneydoğu’da bir sosyalist devlet kurmak amacıyla meşgulmüş gibi görünmesine rağmen ben bu örgütün bir kırbaç gibi yine global güçler tarafından kullanıldığına, Türkiye’yi tehdit etmek, bir şeylere zorlamak için kullanıldığına inanıyorum.
Bir gün eğer bu örgütü destekleyen güç, bu örgütün geri çekilmesine karar verirse, geri çekilir ama kırbaç yine bekler bir yerlerde yok edilmez. Ne için? günü geldiği zaman Türkiye’yi tehdit etmek için.
Dolayısıyla yani yapılan faaliyetlerin hepsi Türkiye’yi belli bir yere getirmek.
“Bu Anayasa ile Türkiye Cumhuriyeti
tasfiye edilecek.”
Umut Albayrak: Yani terör olaylarının artmasını da küresel besine bağlıyorsunuz.
Namık Kemal Zeybek: Evet, aynen öyle.
Umut Albayrak: Neden? mesela seçim öncesinde böyle gelişmeler yaşanmazken seçim sonrasında…
Namık Kemal Zeybek: Şöyle söyleyeyim enbaşta tabii sözü yarım bırakmışsak; yani filin sadece hortumunu tarif edersek bir tariftir bu ama, çok eksik bir tariftir.
Ben başından beri AKP’nin, AKP denilen siyasi partinin Türkiye’yi tanzim etmek; Türkiye’yi yeni bir Türkiye haline dönüştürmek, hatta Türkiye olmaktan çıkarıp Anadolu Federasyonu kurmak üzere getirildiği kanaatindeyim.
Dolayısıyla Türkiye’nin ekonomisi, bu iktidarın uyguladığı ekonomik politika, bu iktidarın uyguladığı dış politika ve ekonomik politikanın sürmesini ve bu dış siyasetinde hep sistemin bu şekilde devamını sağlamak üzere bir iç tanzim yapıldığını da görüyorum, düşünüyorum.
Ve sizin başta söylediğiniz yeni Anayasa v.s., v.s. bütün bu çalışmaları da bu planın parçaları olarak görüyorum. Ve doğrusu AKP dışındaki ve Meclis’te bulunan iki siyasi partimizin Meclis’te bulunmayan bazı siyasi partilerimizin de böyle hevesle ve heyecanla aman ne güzel sivil Anayasa yapılıyor; biz de katkıda bulunalım, bu sürecin dışında kalmayalım falan diye, bu şekilde yaklaşmalarına da doğrusu hayret ediyorum.
Hayret ediyorum, sonra kendime hayret ediyorum. Niye hayret ediyorsun ki? Zaten bunlar, bunların parçaları. Bunlar da tanzim edildi. Ve onlarda bu oyunu meşrulaştırmak için kullanılıyor. Anayasa değişiklikleri, sivil Anayasa, demokrasi falan filan değil.
Neden? Yani bu Anayasa ile Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilecek. Yeniden bir cumhuriyet kurulacak. Ve başarılabilirse aynen Milli Eğitimde yapıldığı gibi, Anayasa’dan Türk, Atatürk, milliyetçilik gibi kavramlar kaldırılacak.
Bu işi hazırlayanlar kışkırtanlar zaten, bu Anayasayı bu oluşumu yönlendirenler; bir yönetenler var, bir de yönlendirenler var. Yönetenler en başta AKP yöneticileri, çoğu ne yaptığının farkında değil. Bunu da söyleyeyim. Farkında olmaları da gerekmiyor. Yani onlara bir şeyler söyleniyor. Dolayısıyla, terör örgütü ile yani PKK terör örgütü ile Türkiye’nin Güneydoğusunda varolan, başka yerlerimizde de varolan bizim haklarımızdan, Türkiye’yi meydana getiren büyük milletimizin parçalarından birisinin meseleler özdeşleştirildi.
Daha mı açık konuşayım. Açıkça şu. PKK’yı Kürtlerin temsilcisi olarak ilan eden yönlendiriciler ve yöneticilerle karşı karşıyayız.
Bu doğru değildir. Yani PKK asla Kürtlerin temsilcisi değildir. Kürtlerin temsilcisi falan diye bir şey yoktur. Çünkü, Kürtlerin temsilcisi derseniz, o zaman Başbakan’ın saydığı bütün etnik grupların; etnik grup sayıklıyor ya, etnik grupların da temsilcisi derseniz, zaten Türkiye’yi dağıtacak formülü bulmuşsunuz demektir. Ama neticede bu hale getirildi.
“Anayasa görüşmeleri yapmayın..”
Umut Albayrak: Yani siz şimdi muhalefete hükümetle masaya oturmayın Anayasa görüşmeleri yapmayın mı diyorsunuz, dediniz mi?
Namık Kemal Zeybek: Dedim evet, bu işi meşrulaştırmayın bu işe en azından en azından bir temel takım değerler koydum. Bir Türkiye halkı, Türkiye Türklüğü çok açık söylüyorum asla vazgeçmeyeceğim bundan. Kim vazgeçerse geçsin, ben vazgeçme düşüncesinde değilim. Bizim Türkiye Türklüğü, özüne özgü, bir muazzam zenginlik, görkemli bir varlıktır. Bu Türk tarihinin katmanlarından gelen birikim ve bunun İstanbul Türkçesi diye ortaya çıkması, İstanbul Türkçesinde toplaşan, oluşan zenginlikler, kültür ve insan zenginlikleri; büyük Osmanlı coğrafyasının açılımlarının geri getirdiği zengin insan unsurları Balkanlardan gelenler, Kırımdan gelenler, Kafkaslardan gelenler, Ortadoğu’dan gelenler anadilleri ne olursa olsun; İstanbul Türkçesi’nde buluşan bu zenginlik, coğrafyamızın derinliklerinden gelen tüm bunlar bir araya geldi Osmanlı döneminde başladı bu iş. Herkes bu varlığa Türk dedi, biz de kendimize Türk dedik, Atatürk bu işi resmileştirdi, bütün bu zenginliğin adı Türk oldu.
Türkiye’den, kökeni Yahudi, Üzeyir Garih Kazakistan’a gittiği zaman bir ‘Musevi gelmiş’ demiyorlar. Ne diyorlar? Türkiye’den gelmiş Türk kardeşimiz Üzeyir Garih diyorlar, evet.
Yahut da Türkiye’den bir Zaza kardeşimiz, Kazakistan’da en büyük işadamlarından birisi olduğu zaman Kazakistan’da Türkiye’den gelmiş bir Zaza demiyorlar. Türkiye’den gelmiş Türk kardeşimiz diyorlar. O yüzden ona iş veriyorlar. Çok örnek var.
Yani bu gerçektir. Aslında cahiller ne derse desin, Sayın Başbakan da bu işlerin cahili. Bilmiyor, bilmiyor. Dolayısıyla bütün milletlerde böyledir zaten. Fransız milleti de böyledir, İngiliz milleti de böyledir.
Bakınız bilinmeyen bir şey söyleyeyim. Ben, birçoklarınıza ilginç gelecektir. İngilizce diyoruz dimi. İngilizce. İngillerin dili dimi yani. İngiller dediğimiz kim? Anglo saksonların Angıllar bölümü. İngiltere’de doğanlar var. Gali de var. Efendim bir sürü halk var. İskoç falan. Bütün bunlar Angıl dilinde birleşmişler. Ve bunlara İngiliz demişler. Biz İngiliz diyoruz. Yani bu dünya öyle bir dünya iken getirip de bizim ülkemizde Başbakan, Türkiye’de etnik gruplar var, Türkiye’de Türkiye Türklüğü var. Peki sen bunu benimsiyorsan, Ne mutlu Türküm diyorsan, ben Anayasa yapacak olsam ne mutlu Türküm diye yazarım. Ne Mutlu Türküm sözü ırkçı bir söz değil. Kültürcü bir söz.
“Türkiye, temel kavramlarından vazgeçmemeli.”
Umut Albayrak: Meclis açılınca, Meclis’te bulunan bulunmayan siyasi partileri ziyaret edeceklerini belirttiler size de gelecekler.
Namık Kemal Zeybek: Geldiği zaman ben bunları söyleyeceğim, başka ne söyleyeceğim. Diyeceğim ki, bir biz Türküz. Kendisini Türk saymayana da saygı duyarız. Ama bu ülkede milyonlarca insan, dilleri başka olduğu halde kendilerini Türk sayarlar. Bu gayet tabi bir şeydir. Hatta bir insan bunu eleştirdi, kendisini İslamcı sayan değerli bir insan, bir yazar bunu eleştirdi. Dedi ki, ‘Türklük kavramına nedense en çok Türk olmayanlar sahip çıkıyor’. Kimler sahip çıkıyor? İşte Balkanlardan gelen, Arnavutluktan gelen, Boşnaklar, Çerkezler şunlar bunlar.
Hâlbuki bunda yadırganacak bir yan yok. Şimdi Türklük kavramına, ‘Türk olmayanlar’ dediğiniz zaman ırkçılıktır. Onun için biz milletlerin Irklara göre değil, benimsenen kültürler doğrultusunda oluştuğuna inanıyoruz. Bunu söylüyoruz.
Evet, vazgeçilmez kavramlar vardır. Bunlar nedir? Türkiye Cumhuriyeti insanları Türk’türler. Benimser, benimsemez. Buna da saygı duyarız. Ama genel kavram budur.
Yani Fransa’da da ‘ben Fransız değilim’ derken aslında, kökeni vesaire itibarıyla Fransız olmayan insanlar da vardır. Ben dünya vatandaşıyım, diyen insanlar olabilir. Böyle söyleyenler olur. Biz istisnalardan bahsetmiyoruz. Kurallardan bahsediyoruz.
Dolayısıyla Türkiye temel kavramlarından asla vazgeçmemeli.
“Sahte liderliklere tenezzül etmeyin”
Umut Albayrak: Efendim programın sonuna doğru geldik. Son cümlelerinizi alalım lütfen toparlamak için.
Namık Kemal Zeybek: Efendim son cümlem şudur. Biz Türk kimliğini tanımladık, Türkiye Türklüğünü. Bunun bir gücü olduğuna inanıyoruz ve ben Türkiye Türklüğünün, Atatürk’ten bu yana uygulanan doğru siyasetler, Demokrat Parti döneminde uygulanan kalkınmacı siyasetler, evet, doğrudur verilen teşvikler, tarıma verilen teşvikler, sanayiye verilen çok büyük teşvikler sonucunda Türkiye’nin tabi gelişmesiyle yani bu büyük genetik ve kültür zenginliğimizin bize getirdiği bu noktada Türkiye’nin artık Amerika’nın şunun bunun yada Amerika adına bölgenin bir takım sahte liderliklerine falan tenezzül etmeden bölge ülkeleri ile doğru ilişkiler kurması, Türk Cumhuriyetleri ile birliği hemen gerçekleştirmesi, İran’la, kurtarılmış Afganistan’la, Pakistan’la, Türk Cumhuriyetleri ile birlikte kurduğumuz ekonomiyi canlandırması, Rusya’yla çok yakın, Avrasya alanında yakın işbirlikleri kurması ve kendi siyasetini kendi tayin edebilecek ve kendi ekonomisini kendi yönlendirebilecek ve milli köklere bağlı kalarak bilgi çağını yakalayabilecek bir ülke olduğuna inanıyorum.
Demokrat Parti olarak da bunun mücadelesini veriyoruz.
Umut Albayrak: Sayın Zeybek çok teşekkürler. Satırbaşı’nın sonuna geldik değerli izleyiciler. Konuğumuz Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek özellikle füze kalkanı çalışması ile ilgili çok çarpıcı açıklamalar yapı. Amerikan projesi olduğunu ifade etti. İsrail’in kurduğunu belirtti. Malatya’nın sağlığını ve Malatyalıların sağlığının ciddi tehlike altına girdiğini kaydetti ve uzun vadede Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getireceğini ve İran savaşına yol açacağını; Türkiye ile İran’ı bölme projesi olduğunu, uzun vadede en büyük felaketinde İslam dünyasında Şiiler ve Suniler arasında bir çatışmaya, bir bölünmeye yol açacağını kaydetti Sayın Zeybek.
Ayrıca terör ve Anayasa sürecine ilişkin de konuştuk.
İyi günler dileriz.