Genel Başkan Zeybek, Esenyurt İlçe Başkanlığı’nda düzenlenen Eğitim Çalıştayı’nda konuştu: ( 23.10.2011 )
“Şehit sayısında karartma yapılıyor”
“Şehit sayısının bundan çok daha fazla olduğu ama maksatlı olarak gizlendiği şeklinde ifadeler var. Örnekler de veriliyor. Yani liste yayınlanıyor ama o listede adı olmayan şehit cenazeleri kaldırılıyor. Dolayısıyla böyle bir karartma hadisesi de var.”
(DP Basın Merkezi – 23 Ekim 2011)- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Esenyurt İlçe Başkanlığı’nda düzenlenen Eğitim Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada, “Şehit sayısının bundan çok daha fazla olduğu ama maksatlı olarak gizlendiği şeklinde ifadeler var. Örnekler de veriliyor. Yani liste yayınlanıyor ama o listede adı olmayan şehit cenazeleri kaldırılıyor. Dolayısıyla böyle bir karartma hadisesi de var.” dedi.
Genel Başkan Zeybek, Esenyurt İlçe Başkanlığı’nda düzenlenen ve İlçe Yönetim Kurulu Üyelerinin katıldığı Eğitim Çalıştayı’nda şunları söyledi:
“Bunlar defolup gidecekler”
“Değerli arkadaşlar seçimler sırasında çok söyledim ve söylediklerimiz çıkmaya başladı. Bu iktidar, görevli olarak getirilmiş bir iktidardır. Bu iktidarın görevi, bunları getirenlerin çıkarları doğrultusunda Türkiye’yi düzenlemektir. Bunun için getirildiler ve amaçlarına uygun görevlerinin doğrultusunda gereğini de yapıyorlar. İç siyasette yaptıkları var, dış siyasette yaptıkları var, ekonomide yaptıkları var.
Seçim döneminde yaptığım konuşmayı dinleyenler hatırlarlar. ‘Çok uzak olmayan bir sürede bu siyasetin patlaması mukadderdir, patlayacak ve sonunda da bunlar defolup gidecekler’ demiştim. Şu anda Sel’in ilk dalgaları var. Memleketimiz adına elbette ki üzücü bir durumdur. Ama uzun vadede bu beladan Türkiye’nin kurtulması bakımından faydalı olacaktır.
Bunların iç siyasetteki tanzimleri, dış siyasetteki çözümleri ve ekonomik uygulamaları birbirine uyumludur. Ekonomide yaptıklarıyla, dış siyaset yaptıkları ve ülke içinde yapmaya çalıştıkları tanzimler bütün bunlar birbiriyle uyumlu, konsolide. Yani birbirini destekleyen, aynı mantığa hizmet eden işlerdir.
Neyi kastediyorum? Şunu kastediyorum; Bölücü örgütün, terör örgütünün bu boyutlarda desteklenmesi ve bölücülüğün yolunu açacak ifadeler başbakanın ağzından çok çok söylenmiştir. Terör örgütü ile ilgili açık ve hissi tavırları, terör örgütünün siyasi uzantısı olan siyasi partiye ve basın yayındaki uzantılara gösterdikleri müsamaha sonunda geldiği nokta bu:
10 günde 100 şehit. Aslında bugünlerde vatandaşımızın tespit edip bize söylediği ilginç bir konu var ki, onun mutlaka üzerine gidilmesi lazım.
“Şehit sayısında karartma yapılıyor”
Şehit sayısının bundan çok daha fazla olduğu ama maksatlı olarak gizlendiği şeklinde ifadeler var. Örnekler de veriliyor. Yani liste yayınlanıyor ama o listede adı olmayan şehit cenazeleri kaldırılıyor. Dolayısıyla böyle bir karartma hadisesi de var. Ama olmasa bile zaten açıklanan şehit sayısıyla terör tahammül edilemez noktalara gelmiştir.
Maalesef Güneydoğu, terör örgütüne teslim edilmiştir. Gündüzleri her ne kadar devlet kuvvetleri ortada görülse bile geceleri, tamamen örgüte teslim ediliyor ve maalesef güvenlik güçleri duvarların arkasında kendilerini nasıl koruyacaklarını, ülkeyi değil kendilerini, karakolları, kışlaları nasıl koruyacaklarını hesaplamakla meşguller. Bu felaketin gölgesinde görülmeyen başka tehlikeler de var.
“Liselerin kapısında uyuşturucu satıyorlar”
Bu iktidar zamanında, -bakın şurada Esenyurt Lisesi’ni görüyoruz- liselerde zehir kullananların sayısı felaket boyutlara kadar gelmiştir. Bunlar konuşulmuyor, ortaokul düzeyine inmiştir zehirli madde, uyuşturucu madde kullananlar. Liselerin kapısında gelip satıyorlar asayiş ve emniyet bozulmuş, sadece terör değil. Benim kayınvalidemin evine iki defa girdi hırsız girdi, ne varsa alıp götürdüler. Bir çok ev bunu yaşıyor. Bunlar gündeme getirilmiyor ama Türkiye’nin bir başka gerçeği bu.
Dış siyasette komşularımızla sıfır sorun dediler, bütün komşularımızla sorunluyuz. Suriye’yi düşman ilan ediyoruz. Neden düşman Suriye? Suriye’de yöneticiler halka ateş atıyor. Peki Libya’da geliyor NATO kuvvetleri 30 bin kişiyi öldürüyor bombalıyor san de NATO kuvvetleri içindesin sende katilsin o zaman. orada yardım ediyorsun katillere Suriye’ye gelince itham ediyorsun. Bütün bunlar aldıkları görev gereği. Suriye’de bu işler oluyor Suriye’ye kafa tutuyorsun aynı şey Yemen’de oluyor niye Yemen’e gelince sesini çıkarmıyorsun. Kendilerine ne emir verilirse o.
Ama ben şunu biliyorum ki, yurttaşlarımız bütün bu gerçekleri kolay kavrayamazlar, Ol mahiler ki, derya içinde deryayı bilmezler felsefesi, anlayışına göre yurttaşlarımızın kolay anlayacağı bir mesele değil. Şimdi yurttaşlarımızın kolay anlayacağı bir problem yani ekonomideki ihlas kendisini ortaya koydu ve bunların çöküşü başladı. Siyasi tecrübelerimizle ben de siz de biliyorsunuz ki, halkı en çok etkileyen günlük hayatındaki değişmelerdir. Günlük hayatındaki değişmeleri görmezse sen ne dersen de, ne diyor hocalar hırsızlık yaparsan, haram yersen şunu yaparsan bunu yaparsan cehenneme gidersin, bunu inanıyor ama yinede yapıyor. En başka Başbakanın kendisi bunlar şeriatçı filan dediler, dedim bu iktidar şeriatçı olamaz çünkü şeriat gelse bunların kolları gider. Artık kriz başlamıştır, nasıl başladı? Ekonomik siyaset iflas noktasına geldi, ekonomik siyasetin iflas noktasına gelmesi halka yansıdı. Yani bugün halkımız pazara gittiği zaman yumurtanın fiyatının iki kat arttığını gördü, bir takım maddelerin iki kat arttığını gördü, yarın faturalar geldiği zaman görecek, akaryakıt, doğalgaz, bütün girdilere yansıyacak, maliyet yükselecek, maliyet yükselince fiyatlar yükselecek, olanlar olmaya başlayacak, olanlar olmaya başladı. Sevinerek mi söylüyorum? Hayır, sevinerek söylemiyorum ama bir bakıma da sanki hak edilmiş gibi geliyor, dilim varmıyor da söylemeye ne diyelim.
“Bu hükümet, ekonomiyi iflas noktasına getirdi”
Başbakan, ‘arabalara zam yaptık, Porsche’ye binmeyin, Fiat’a binin. İçki az için, sigara içmeyin’ diyor. Peki sigara içmeyelim sayın Başbakan, ben zaten hiç içmedim, bundan sonra da içmeyeceğim. Sayın başbakan seni mi kıracağım? ben içmedim ama bundan sonra da başlamayacağım, Porsche’ye de binmeyim. Peki yumurta yemeyim mi? Sayın Başbakanım. Yumurta yiyeceğim, ekmek yiyeceğim, pasta yemem şart değil, kara ekmek, çavdar ekmeği bana yeter. Söylediği güzel bir şey var, diyor ki; ‘bu zamları yapmasaydık, Yunanistan gibi olacaktık.’ Demek ki, ekonomiyi iflas noktasına getirdiniz. Bu bir itiraf ama bunu görecek basın nerede. Bu hükümet ekonomiyi iflas noktasına getirdi, Yunanistan gibi olma noktasına getirdi. Bunu da Başbakan kendi ağzıyla itiraf eti. Bu iflastan kurtarmak için zamları yaptı. Ve zincirleme reaksiyonla çöküş başlar.
“Ekonomik çöküş başladı”
Ekonomik çöküş başladı arkadaşlar. Zaten bu kaçınılmazdı, çünkü bu zamları yapmasaydı çöküş çok daha şiddetli olacaktı. Yani bir nevi basıncı azaltmak için yapılan işlerdir bu işler. Niye yapıyorlar? Biz hep ilmi konuşuyoruz, ekonomi ilminin temelini söylüyoruz. Mesela ne söylüyordum ben? ‘Türk lirasının böyle değerli tutulması büyük yanlıştır’ diyordum. Bunu bilmeyen vatandaş şöyle anlayabilir, Bu adam milliyetçi değil mi? niye paramızın değerli olmasını istemiyor. Ekonomi bilmeyen halk, paranın değerinin yüksek tutulmasının çok yanlış bir şey olduğunu nereden bilsin.
Ülkeler paralarının değerini düşürmek için mücadele ediyorlar. Hatta, ‘niye paranın değerini düşürmüyorsun’ diye Çin’e baskı yapılıyor. Başka ülkeler, niye ülkelerin paralarının değerinin yükselmesini ister? Çünkü kendi mallarını kolay satmak için bu lazımdır. Dövizin değeri yüksek olursa, ithalat zor olur, ihracat kolay olur. Baktığın zaman öyle görülmüyor. Paranın değerli tutulması bunlardan istenildi. Bunlar da ‘başüstüne’ dedi ve yapıyorlar. Peki ne oldu bunun sonucunda? Bunun sonucunda şu oldu, Türkiye ithal mal cenneti oldu. İthal mal dolunca ne olur? Senin ürettiğin mal rekabet edemez. Senin ürettiğin mal rekabet edemezse senin fabrikan ya kapanır, ya kapasite kullanımını düşürür. Yani 100 tane elbise diyelim üretebilecekken yılda 40 tane üretmeye başlar. Düşürünce ne yapar işçiyi çıkarır, işsizlik böyle artıyor. Senin işsizin satın alamaz hale getirir. O da bu sefer tüketimde düşüklüğe ve üretimde düşüklüğe ve yine fabrikaların oranlarını düşürmesine ve kapanmasına sebep olur. Yani ithalatçılar için cennettir, ihracatçılar için de cehennemdir, bugünkü borç. Sonunda ne olur? Dış borç sonunda 300 milyar dolar düzeyine gelir ve niye gelir çünkü, cari açık gittikçe büyür 75 milyar dolar cari açık. Böyle bir şey yok, bizim ekonomik tarihimizde. Bunlar ithalatı azaltmak cari açığı düşürmek için böyle bir yola girdiler.
Bu işi yaparken zulüm olsun diye yapmıyorlar, sonu zulüm oluyor ama yapmak istedikleri bu. Başka mekanizmaları kullanmalarına izin verilmiyor. Böylelikle ekonomide kriz denilen şey başlamıştır. Dolayısıyla bunlar gidecek. Bunu söyleyip duruyordum bu son seçimleridir bunlar gitmelidirler.
“Sayın Başbakan’dan yaptıklarının hesabı sorulacak”
Öte yandan dış siyasette öyle bir adım attılar ki, sırf bu iş yüzünden bu insanların yargılanması gerekir. Tabii ki yargılanacaklar. Etme bulma dünyası. Bunlar yarın Meclis’te çoğunluğu kaybettikleri zaman, dokunulmazlıkları kalktığı zaman, Sayın Başbakan’dan, bırakın başbakanken yaptıklarını, şu belediyede yaptıklarının hesabı sorulmayacak mı? O belediyede yaptıklarından ötürü müfettişlerin dosyaları duruyor, bunlar zaman aşımına uğramadı, tabii sorulacak. Ama asıl sorulması gereken ve tarihin onlardan soracakları soru Malatya’ya kurdukları o füze kalkanı dedikleri radarlar.
Değerli arkadaşlar o radarlar Türkiye’yi savaşa sokacak radarlardır. Söylediğim şeye dikkat, PKK’nın yaptığı bütün zulme rağmen, bütün zararlara rağmen Malatya’ya kurdukları o iki füze kalkanı PKK’dan daha büyük bur beladır. Niye? Çünkü o füze kalkanı dedikleri kalkanlar yüzünden Türkiye ile İran’ın savaşa girme ihtimali belirmiştir. Böyle bir tehlike belirmiştir. Bunu niye yaptınız diye sorduğumuz zaman başlarını önlerine eğmekten başka yapacakları bir şey yoktur. Bunu yapıyorlar, en fazla NATO üyesiyiz. Sen NATO’nun kölesi misin? Sen istemeseydin yapmazdın, ne uğruna yaptın bunları? Niye yaptın, bize ne faydası var?
“Recep Tayyip Erdoğan, kullanılıyor.”
Hadisenin ne olduğunu belki bilmeyen arkadaşlar vardır kısaca söyleyeyim. Kürecik’e koyacakları füze kalkanları, İran’dan kalkacak füzeleri anında Romanya’daki ve Polonya’daki merkeze haber verecekler. Romanya’dan da füzeler kalkacak, havada vuracak. Neticede ne olacak İran füzeleri? İşe yaramaz hale gelecek. İran ne yapacak? İsrail’e karşı, başkalarına karşı kendisini savunmak için Malatya’yı vuracak. Ama Malatya’yı vurdukları zaman bütün bu gerçekler unutulacak. Türkiye kamuoyu ‘Malatya’yı vurdular biz de onları vuralım’ diyecekler. Al başına bela. Ülkelerin başı böyle belaya giriyor. Türkiye böyle parçalandı. Almanya Türkiye’de Enver Paşa denilen bir adamı pohpohladılar, ‘senin gibi adam gelmemiştir, sen bütün İslam dünyasının liderisin, şöylesin böylesin’ dediler. Hatta Türkiye’nin adını değiştirdiler, ‘Enverland’ dediler. Pantürkizm belasını soktular onun kafasına. Ondan sonra da, ‘Rusya’yı vurursan, Rusya içindeki Türk bölgelerini sana vereceğiz’ dediler. O’da gitti Rusya’yı vurdu,savaş başladı. 29 Ekim 1914 koca imparatorluk bitti böyle dağıldı, kimsenin aklına gelmezdi bu imparatorluk dağılacak diye. Şimdi de inanmıyor kimse Türkiye Cumhuriyeti dağılmaz diye. Böyle dağılıyor ülkeler, böyle oluyor bu işler, tarihi bunun için okuyoruz, aynı yanlışı yapmayalım. Bunun için okuyoruz. Türkiye ile Rusya’nın niye savaşması lazım, bize ne o savaştan ama Almanlar kandırdı soktu.
Şimdi aynı şey bu adamlara yapılıyor. Recep Tayyip Erdoğan diye bir kişi fiili halife haline getirildi, kullanılıyor. İslam dünyasında felaketi oluşturmak için kullanılıyor. Kullanılıyor, şu anda Recep Tayyip Erdoğan emperyalizm tarafından kullanılıyor, şirketler tarafından kullanılıyor, ÇUŞ (Çok Uluslu Şirketler) tarafından kullanılıyor. Libya sömürülmek için dağıtıldı, Suriye’de yanı şey yapılmaya çalışılıyor. Bir büyük beladır, bu beladan biran önce Türkiye’nin kurtulması lazım. Bizim bu gerçekleri halkımıza anlatmamız lazım ve gecikmeden iktidarı devr almamızı lazım.
“Türkiye’yi devralmamız lazım”
Arkadaşlar bizden başka çözüm yok, bugün Türkiye’de bu gerçekleri bilen ve Türkiye’yi yönetecek olan bizden başka kimse yok, bunu da herkes bilsin. Onun için gecikmeden bizim Türkiye’yi devralmamız lazım ve Türkiye’yi tabii yoluna sokmamız lazım. Yani Atatürk’ün, Bayar’ın, Menderes’in, Demirel’in, Özal’ın çizdiği bir çizgi var, Türkiye’nin tabii yolu bu. Elbette ki, bütün dünya ile ilişki kuracağız ama kimseye teslim olmadan, kendi çıkarlarımızı düşünerek. Ne işi var o radarların orada? Ben İran’la niye savaşmalıyım? Müslüman, müslümanı niye öldürsün, bırak müslümanı insan, insanı niye öldürsün? Komşumuzla ben niye savaşacağım. Şimdi denilebilir ki, İran’dan geliyorlar filan.. Siz gelin bana sorun onu. İran büyük devlet olduğu için vakur davranıyor. Nasıl vakur? ‘Biz bu Türkiye’yi daha fazla itip tamamen düşman haline getirmeyelim, yaptıkları iş büyük yanlış ama biraz yumuşatalım falan.’ Ben biliyorum gerçeği. Size anlattığım şey bildiğim gerçek. Tahmin değil, bunları halkımıza da söyleyeceğiz inşallah.
“Bir kişi de kalsak da direneceğiz.”
Değerli arkadaşlar, sıkıntılı bir dönem yaşadık, doğrudur, seçimlerde iyi bir sonuç alamadık. Ama bir şeyi unutmayalım, kazanmanın yolu direnmekten geçer, direneceğiz. Hani birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler diyor ya ‘İnsan hüsrandadır, hüsran içinde olan insanın kurtuluşu nerededir? İnananlar, doğru işi yapanlar birbirlerine hak yolunda direnmeyi tavsiye edenler’. Onun doğru tercümesi bu. Sabredenler demek, ‘ben arkadaşlarımın başına gözüne vurayım o da sabretsin’ bu değil. Direnmektir sabır, hak da direnmek. Direneceğiz ve başaracağız, bir kişi kalsak da direneceğiz, üç kişi kalsak da direneceğiz ama sonunda biz başaracağız. Bunu da herkes görecek. Yani hak yolunda direnişimizin sonucunu mutlaka alacağız. Bunu sabredenler görecek. Hiç beklemediğiniz yerlerden hiç aklınıza gelmeyen işler olarak hemen önümüzdeki günlerde doğacak gelişmeleri herkes görecek, başka da yolu yok. Bizden başka kimse yok, defalarca söylüyorum. Türkiye’yi içinde bulunduğu durumdan kurtaracak başka kimse yok.”