Kültür Merkezi’nde, Mustafa Kemal Atatürk’ü Anma Töreni düzenlendi: ( 10.11.2011 )
Zeybek: “Atatürk’e inançsız diyende acaba şeref var mıdır?”
Sabah saat 09.05’de saygı duruşu ile başlayan anma töreninde, Opera Sanatçısı Tenor, Şakir İlyasoğulları mikrofonsuz olarak İstiklal Marşı’nı söyledi. Tenor Şakir İlyasoğulları, Arnavutluk Devlet Sanatçısı ve uluslararası piyanist Johan Bokta’nın eşliğinde Atatürk’ün sevdiği şarkılardan Vardar Ovası, Çanakkale Türküsü ve Kolbaşı adlı türküleri seslendirdi.
(DP Basın Merkezi – 10 Kasım 2011)- Demokrat Parti 73. ölüm yıldönümünde DP Kültür Merkezi’nde Mustafa Kemal Atatürk’ü anma töreni düzenlendi. Törende bir konuşma yapan Genel başkan Namık Kemal Zeybek, “Atatürk’e inançsız diyende acaba şeref var mıdır, haysiyet var mıdır, insanlık var mıdır?” diye sordu.
Sabah saat 09.05’de saygı duruşu ile başlayan anma töreninde, Opera Sanatçısı Tenor, Şakir İlyasoğulları mikrofonsuz olarak İstiklal Marşı’nı söyledi. Tenor Şakir İlyasoğulları, Arnavutluk Devlet Sanatçısı ve uluslararası piyanist Johan Bokta’nın eşliğinde Atatürk’ün sevdiği şarkılardan Vardar Ovası, Çanakkale Türküsü ve Kolbaşı adlı türküleri seslendirdi.

“Atatürk, Müslümanlığı din istismarcılarının elinden kurtarmak istiyordu”
Daha sonra Atatürk konusunda bir konuşma yapan DP Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, “Bugün Atatürk Türkiye’sinden dışlanma ve Atatürk’ün yolundan sapan, bir başka ülke oluşturulması kararı verilmiş, bu karar uygulamaya konulmuştur.” diyerek şunları söyledi:
“ Şakir Bey’e ve Johan Bokta’ya teşekkür ediyorum. Şakir Bey benim Gazi Lisesi’nden mektepteşim. Aynı dönemde okuduk. Kendisi Kültür Bakanlığı sanatçılarındandır, emekli olmuştur. Uzun yıllar Makedonya’da Türkiye Cumhuriyeti’nin kültür müşaviri olarak görev yapmıştır. Ben oralarda onun ne kadar itibar sahibi olduğunu gördüm. Aslında Makedonya dilini Makedonlardan daha güzel konuştuğunu bana Makedonlar söyledi. Bir çok dil bilir, çok değerli bir fikir adamıdır. Şimdi de fahri olarak bizim kültür merkezimizin sorumluluğunu üstlenmiş durumda. Bundan sonra inşallah ondan daha güzel, daha neşeli günlerde, daha neşeli ve güzel konserler dinlemek imkânına sahip olacağız.
“Bizden başka Atatürk yolundan giden hiçbir siyasi oluşum yoktur”
Değerli dava arkadaşlarım, 10 Kasım’lar eskiden beri anma törenleriydi, hatırlama günleriydi. Ancak bir müddet sonra ki bunda benim de katkım var, bu işin artık ağlama günleri olmaktan çıkarılması Atatürk’ü anma, anlama ve anlatma günleri olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade ettik ve böyle bir yol açıldı, biz bu yoldan devam ediyoruz.
Atatürk de bir faniydi, bir ölümlüydü, bir ölümlü gibi elbette ki, bu dünyayı terk edecekti öyle de oldu. Aynı zamanda Atatürk gibi insanlar, ebedidirler. Onların düşünceleri ve eserleri yaşadığı sürece onlar ölümsüzleşirler. Biz Atatürk’ü seviyoruz, Atatürk’e saygı duyuyoruz. Biz DP olarak yolumuzun Atatürk yolu olduğunu söylüyoruz, bu da gerçeğin ta kendisidir. Bu gerçeği iki türlü ifade etmek mümkündür. Bir, biz Atatürk yolundan gidiyoruz, iki, Atatürk yolundan giden biziz. Ne yazık ki, bugün Türkiye’de siyaset alanında bizden başka Atatürk yolundan giden hiçbir siyasi oluşum yoktur. Yani bu yolun varisi biziz. Bizden başka Atatürk’ten söz eden, bizden başka Atatürk’e sahip çıkan onun davasını ve fikirlerini savunan kim var ki?
Bunu söyleyince yıllar öncesine gittim, TBMM’de 54. Hükümet döneminde yaptığım bir konuşmayı hatırladım. ‘Atatürk’e, dava arkadaşlarına, milli mücadelenin şehitlerine Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum’ diye konuşmamı tamamladım ve kürsüden indim. Şimdi iktidar partisinde bulunan o zaman milletvekili olan bir zat önümü kesti ve “Siz nasıl Atatürk’e rahmet ve mağfiret söylersiniz?”dedi. Allah’ın rahmet ve mağfiretini Atatürk’ten esirgeyecek miyiz? Bu nasıl bir anlayış? Ama bilelim böyle bir anlayış vardır. Bilelim ki, sorumluluğumuzun ne kadar büyük olduğunu hatırlayalım ve unutmayalım.
“Liberalliğe soyunanlar ve liberalliğe giyinenler bir yerde buluştular”
Bugün Atatürk Türkiye’den dışlanma ve Atatürk’ün yolundan sapan bir başka ülke oluşturulmak kararı verilmiştir ve bu kararda uygulamaya konulmuştur.

Şimdi bakın televizyonlarda bir takım adamlar türedi. Bunlardan bir kısmı geçmişte Marksist, Leminist’ti. Şimdi liberal olarak kendilerini takdim ediyorlar. Bir kısmı geçmişte kendilerini İslamcı olarak söylüyorlardı. Şimdi onlar da liberalliğe soyundular. Liberalliğe soyunan ve liberalliğe giyinenler bir yerde buluştular ve televizyon ekranlarını kapladılar. Her gün bir televizyon programında Atatürk’e hakaret etmek için ince ince söylemler geliştirir oldular. Bunları herhalde takip ediyorsunuz. Nedir bunlar, amaç ne? Yani Cumhuriyet Bayramı’nı gerektiği gibi kutlamamak için bahaneler aramak, bütün bunlar nereden çıkıyor? Bütün bunlar bir planın adım adım gerçekleştirilmek üzere olduğunun göstergeleridir. Bu işlerde zaten böyle olur alıştıra alıştıra yapılır.
En çok söylenen söz ne? Bazen Atatürk diyemiyorlar, ‘cumhuriyetin kurucuları dini yok saydılar, dini dışladılar’ diyorlar. Yani Atatürk’ün Müslüman olmadığına ve Müslümanlığı istemediğine kadar ileri giden sözler ve söylemler söylenip duruyor.
“Atatürk’e inançsız diyende şeref var mıdır?”
Değerli arkadaşlarım, partimizin internet sitesinde yazdığım bir yazıyla ben bunlara cevap verdim. O yazıyı okumanızı salık veriyorum. İnternet sitemizde zaman zaman makaleler yazıyorum, bu makalelerle günün ihtiyaçlarına, görülen gündeme ya da derin gündeme, gündemin derinliklerine dokunan konular oluyor. Bakınız biraz önce benim değerli dostum Çanakkale türküsünü değişik bir tarzda ve çok güzel bir şekilde söyledi. Çanakkale kara savaşlarının kazanılmasında en büyük etkinin Mustafa Kemal’a ait olduğunu biliyoruz ve zafer kara savaşlarıyla neticelenmiştir. Ruşen Eşref Günaydın’ın sorduğu bir soru üzerine Atatürk’ün verdiği cevabı onun cümleleriyle ifade etmek istiyorum, bu savaşı kazanan ruh nedir onu anlatıyor Atatürk ve diyor ki,
“Biz münferit kahramanlık vakalarıyla meşgul olmuyoruz ama şu bomba sırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, ölüm muhakkak, ön saftaki askerlerimiz kendilerine verilen hücum emri üzerine hücuma geçiyorlar ve tamamı kırılıyor. Arka saftakiler asla korkuya kapılmıyorlar, sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar ve hücum emri üzerine onlar da saldırıya geçiyorlar ve onlar da kırılıyorlar. Ondan sonraki saftakiler ise yine hücum emri üzerine hücum ediyorlar. Okuma bilenler, göğüslerine bastırdıkları Kuran-ı Kerim ile kelime-i şahadet getirerek düşmana saldırıyorlar. Biraz sonra cennete gideceklerini biliyorlar. İşte Çanakkale savaşlarını kazandıran ruh bu”
Kim söylüyor bunu? Mustafa Kemal. Sonradan Atatürk adını alan zat söylüyor. Buna, Atatürk’e inançsız diyende acaba şeref var mıdır, haysiyet var mıdır, insanlık var mıdır?
“Atatürk doğru anlaşılamadı”
Başka bir vaka.. Sakarya Savaşı cephelerini geziyor Atatürk ve bir zabitin bir nefere bağırdığını görüyor. Merak ediyor ve ‘ne oldu, niye kızıyorsun askere?’ diye soruyor. Başkumandanı karşısında görünce hemen esas duruşa geçiyor subay ve ‘efendim matarasındaki suyla abdest alıyor halbuki, o su ona lazım’ diyor. Öyle mi diyor Atatürk, bunun için mi bağırıyorsun? Diye soruyor. Evet cevabı üzerine ‘Ver şu senin mataranı’ diyor, onun matarasını alıyor ‘gel evladım’ diyerek neferi çağırıyor ve Mustafa Kemal, zabitin matarasından su dökerek nefere abdest aldırıyor. Sonra zabite dönerek, ‘bak biraz sonra belki Allah’ın huzuruna gidecek, Allah’ın huzuruna abdestsiz gitmek istemiyor bunu niye anlamıyorsun’ dye azarlıyor. Bu tabii bütün cephede dalga dalga yayılıyor, Mustafa Kemal Atatürk nefere abdest suyu dökmüş diye.
Atatürk doğru anlaşılamadı yanlış anlayanlar oldu, Atatürk elbette ki, samimi bir Müslüman’dı, ihlâslıydı, inançlıydı, Allah’a yakındı ama elbette ki, yobazlığa karşıydı, elbette ki, dini saptırana, siyasete alet edenlere, gerilemenin sebebi yapanlara karşıydı. Böyle bir din anlayışı istemiyordu Atatürk gerçek Müslümanlığın ortaya çıkmasını istiyordu. Bu yüzden onu yanlış anlayanlardan bir bürokrat, bir genel müdür, kendisine bir gün bir kitap getiriyor ve ‘efendim bunu Fransızcadan tercüme ettim çok değerli bir kitap bu basılsın, yayılsın’ diyor.
Atatürk kitabı alıyor ve o sırada yanında bulunan Şemsettin Günaltay’a veriyor ve ‘bak bakalım sen bu işlerden anlarsın ne var bunda’ diyor. Şemsettin Günaltay kitabı okuyor ve bir süre sonra görüşme talebinde bulunuyor. Atatürk, Günaltay’ı Dolmabahçe Sarayı’nda kabul ediyor. İçeri girdiği zaman Atatürk yanında birkaç generalle birlikte bir masa üzerinde bir takım kâğıtları incelerken başını kaldırıyor ve diyor ki, “Ne verdi efendim” diyor. Atatürk böyle kibar bir insandı, biliyorsunuz. Efendim sizin bana verdiğiniz kitap vardı ya onu inceledim diyor, onun için geldim. Ne var o kitapta diye soruyor. Şemsettin Günaltay, ‘efendim berbat bir şey, Peygamber Efendimize hakaretlerle dolu bir kitap’ diyor. Öyle mi diyor Atatürk.. Bak diyor biz Bedir Savaşı’nı inceliyoruz. Şu anda incelediğimiz Bedir Savaşı.. Bu savaşı ancak bir Peygamber kazanabilirdi. Onun Peygamber olduğunu, Allah’ın elçisi olduğunu ispat için başka delile lüzum yok, şu savaş bile yeter. Sen ben, biz 100 yıl sonra unutulur gideriz ama onun adı kıyamete kadar yaşayacak ve onun peşinden insanlar kıyamete kadar gitmeye devam edecekler. O kitabı getiren zatı devlet görevinden atın ve bir daha da ona böyle bir görev vermeyin” diyor.

Atatürk’ün İslam anlayışı da bu. Atatürk elbette ki, kendine göre dindardı, herkes kendine göre dindar. Kimin Allah’a daha yakın olduğunu kim nereden bilecek ki? Nereden bileceğiz? Acaba, mesela Safiye Ayla’nın da şahit olduğu, Yaşar Okur’un hatıralarında yazdığı, Kuran-ı Kerim okutup dinleyen ve ağlayan, duygulanan Atatürk mü daha dindardır, o gözyaşları mı daha fazla dindarlığı ifade eder. Yoksa gösteriş olsun diye mi orada burada ikide bir namaz kılanların mı dindarlığı mı Allah’a yakınlığı ifade eder? Kim nereden bilir. Evet, Atatürk bir Müslüman’dır, samimi bir Müslüman’dır. Müslümanlığın gerçeğinin ortağa çıkmasını istiyordu ve din istismarcılarının elinden Müslümanlığı kurtarmak istiyordu. Bu bir gerçektir. Göğsünü gere gere bir gerçeği ifade etmenin imtiyazı içinde ifade edebiliriz. Etmeye de devam edeceğiz. Yıllardan beri de bunu ifade ediyoruz.
Evet, bu Atatürk’ü anlamak bakımından son derecede önemli bir konudur. Bunun tarihi trendlerine, tarihi kaynaklarına girerek uzun uzun anlatmak isterdim..
“Atatürk asla ırkçı değildir.”
Bunun dışında değerli arkadaşlar, Atatürk’ün bir de milli yönünü anlamak lazım. Dini yönünü söyledik. Milli yönünü anlamak lazım. Milli yönünü anlamak için de Atatürk’ün milli görüşünün nasıl oluştuğunu bilmek lazım. Bir defa Atatürk asla ırkçı değildir. Bunu kesin olarak da reddetmiştir. Yani kimsenin soyunun sopunun ne olduğuna bakmaz. Atatürk’ün anlayışına göre biz kimiz? Biz, Türkiye Türkçesi bilinç alanında buluşmuş ve ortak kültürü yaşayan insanlarız. Kökümüz, kökenimiz, soyumuz, sopumuz ne olursa olsun. Bu ilmi bir gerçektir. Bu ilmi bir gerçektir; yani sadece bizim, Türkiye Türklüğüne mahsus bir gerçekte değildir. Bunu da ben ilan ediyorum. Yani sizlerin Kazak diye gördüğümüz kardeşlerimizin hepsinin gözleri böyle çekik diye görürsünüz ama; onlardan bir kısmının Arap iken Kazak olmuş, bir kısmının Mongol iken Kazak olmuş insanlar olduğunu da biz biliyoruz. Onlarda biliyor. Ama onlar artık, Kazaktırlar. Ve ilginçtir kazakların en asil iki boyu, biri Arap asıllı olan hocalar, biri Mongol asıllı olan törelerdir.
Mesela Azerbaycan Azakları, Türkmenistan Azakları, Almanya’yı alsanız böyle, Arnavutluk’u alsanız böyle. Nereyi alırsanız alın millet dediğiniz gerçek, böyle bir şeydir. Yoksa Nuh Aleyhi Selam’ın oğulları varmışta birinin adı Yasepmiş de, o Yasep’in adı Türkmüş de, ondan Türkler türemiş, bunlar masal. Nuh Aleyhi Selam masal değil tabi ki. Ama bu söylemler masal. Bunları ilmi gerçekler zannedenler, kitaplarında yazanların da ilimden ne kadar habersiz olduklarını da bu şekilde ifade etmiş olalım.
Atatürk okuyan bir insandı. Bir gün Ankara’dan arabamla tek başıma İstanbul’a doğru gidiyorum, yollarda güzel lokantalar var. Oralarda, güzel yemekler yiyorum. O ortamları da çok seviyorum. Bir gün yine böyle bir ihtiyaç molamda Mescit’ten çıkan bir adamcağız, beni görünce geldi sarıldı ve “ben Atatürk’ün 3997 kitap okuduğunu sizden öğrendim. Size çok teşekkür ederim” dedi.
Evet, demek ki hiçbir şey yapamamışsam, bazı yurttaşlarımıza Atatürk’ün çok kitap okuduğunu anlatabilmiş olduğuma sevinebildim. 3997 kitap..Bakınız size getirdim, bunlardan bir takım alalım eğer yoksa kütüphanemize koyalım, arkadaşlarımız gitsin hiç olmazsa şöyle bir karıştırsınlar.

Atatürk’ün okuduğu kitaplar diye Anıtkabir Derneği Yayınlarından bir numaralı yayınlarından çıkmış bir eser. Bu 24 cilttir. Ben sadece 10’uncu cildini getirdim. 24 cilttir bu. Ne var burada, bunda Atatürk’ün okuduğu kitapların kapağının basımı, içinde Atatürk’ün yazdığı şiirler vesaire. Bazı sayfalarda da şiirler yazmış.
“Medeniyet deme, duymaz o sağır,
Taş üstünde taş bırakma durma gir,
Tepelerde dümdüz olsun her bayır,
Atilla’nın oğlusun sen unutma,
Kalbindeki intikamı uyutma. “
Ne zaman yazmış? Yunan sürüleri Anadolu’yu perişan ettiği zaman. Halka direnme gücü vermek amacıyla bu şiiri yazmış. Hiçbirşey yapmasa ‘Dağ Başını Duman Almış’ı yazmış, kendi el yazısıyla. Okuduğu kitaplardan birisi, Halk Şiiri Antolojisi. Kitabın bir sayfasında, bu şiir var. Bu şiirin bir dörtlüğü şöyle:
“Çeşmelerden bardağı doldurmadan kor isen,
Bin yıl dahi dursa da …”
Daha sonrası yok. Yani matbaa hatası çıkmamış. Şimdi sen, ben, o, biz bunu okusak ne yaparız? ‘Eksikmiş’ der geçeriz. Ama Atatürk almış kalemi eline ve eklemiş.
“Çeşmelerden bardağı doldurmadan kor isen,
Bin yıl dahi dursa da şöyle dolası değil.”
Atatürk milli kültürü bu ölçüde bilen bir insandır ve Atatürk’ün millet anlayışının temelinde milli kültür vardır. O yüzden öyle söylüyor. 10’uncu yılında burada. Cumhuriyetimizin temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürüdür. Ve onun için öyle söylüyor: “Biz milli kültürümüzü çağdaş uygarlığın üzerine çıkarmışız.”
85 hafta Atatürk’ü konuştuk TRT’de. Bu iktidar geldi yayından kaldırdı. 52 hafta gittim Kanal B’de konuştum. Sonra Kanal B’de de bir şeyler oldu. Programı çektiler, kaldırdılar, değişimler oldu vesaire oldu. Ama Atatürk’ü anlatmaya doyamadım.
Ben Atama doymadım.
Doysun kara topraklar.
Mekânı cennet olsun diyelim. Allah Rahmet eylesin diyelim. Dualarımıza Atamızı da katalım. Ona biz çok şey borçluyuz.”