Genel Başkan Sayın Namık Kemal Zeybek’in Kıbrıs Ada Tv’de Yaptığı Konuşma (15.11.2011)

SUNUCU: Değerli seyirciler bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 28’inci yıl kutlamaları devam ediyor. Kutlamalar için Anavatan Türkiye’den çok değerli konuklarımız geldi. Neden diyorum çok değerli? Çünkü, Sayın Namık Kemal Zeybek hepiniz çok iyi biliyorsunuz, Türkiye Demokrat Parti Genel Başkanı’nın olması yanında, zamanında Kültür Bakanı olarak da görev yaptığı zaman bu heryerde var, belgelerde de var, Kıbrıs Türk Tiyatrosu’nun gelişmesine çok katkıları olduğunu biliyoruz.

Hoş geldiniz efendim. Onur verdiniz böyle güzel bir günde hem bizi ziyaret ettiniz hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet. Kutluyoruz Bayramınızı.

SUNUCU: Teşekkürler. Nasıl hava biraz soğuk ama, dün gece daha da soğuktu.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Havada soğusun, yağmurda yağsın. Yeter ki o Beşparmak Dağlarında Türkiye’nin o en güzel olan Bayrağının yansıması sanki aya vurup yansıması olayı. O güzel bayrak. Orada …

SUNUCU: En son ne zaman gelmiştiniz buraya?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben zaman zaman gelirim. Gelmiştim. O karanlık günlerde, o planın gerçeklerini anlatabilmek için televizyon televizyon, köy köy hatta ev ev dolaştım. Rumların açgözlülüğü olmasaydı, bugün çok farklı bir konumda olurduk ve maalesef devletimiz elimizden giderdi. Devlet çok önemli bir gerçekliktir. Koruyucu bir kalkandır. Bir sığınaktır. Devletsizlik hali olduğu zaman, ancak devletin kıymeti bilinir. Evet, o dönemde geldim ve iyi bilinir. Çabaladım…

SUNUCU: Son samanlardaki müzakereleri nasıl görüyorsunuz Sayın Zeybek? Bildiğiniz gibi Newyork’ta bir zirve yapıldı.… Ama zirveden sonra ne oldu, Hristofyas’ın olumsuz yorumları çıktı. Ama bunların karşılığında da faydalı bir zirveydi bu. Nasıl değerlendiriyor sunuz ?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Müzakereler olsun, yapılsın bunlara karşı değilim. Bu ortamda başka ne yapılacak ki? Ancak, bütün bunların boş işler olduğuna inanıyorum. Evet yani hiçbir şekilde bunlarla bir sonuç alabilmek mümkün değildir. Bunu biliyorum.

Doğru olan nedir? Doğru olan şudur. Bence Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulması tarihin getirdiği bir gerçekliktir. Yani durup dururken ortaya çıkmamıştır. Uluslararası anlaşmalar oldu. Uluslararası anlaşmalara göre Kıbrıs diye bir devlet kuruldu. Biz bundan rahatsız olduk Türkiye olarak. Ve bunun güvencesini sorduk. Ve tüm bunlara rağmen Rum tarafı bunu hazmedemedi, kabul edemedi, uluslararası anlaşmaların gereğini yapmadı. Tam tersine, Türkiye’nin güvencesinde olmasına rağmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni neredeyse yok edilme sürecine sokuldu. Yani tehditlerle, korkutmalarla, katliamlarla, yani 1964 – 74 arasındaki dönemler. Ve haklar uluslararası haklar, uluslar arası haklar tanınmış olan haklar, tanınmaz haldeler.

Böyle bir durumdan sonra soykırımın başlangıcında, suçüstü yakalanan yönetim, Türkiye’nin görevini yapıp hakkını kullanması sonucunda 74’te müdahale etti. Türkiye sonunda istese adanın tamamını da alırdı.

Durup dururken Türkiye böyle saldırıp devlet kurmadı. Kuzey Kıbrıs Türk halkının mücadelesi, o şanlı şerefli mücadele eden insanlar, şehit olan insanlar ve bütün bunlarla bir devlet kurmuşlardır.

Devleti tarih kurmuştur. Dolayısıyla bu devlet yaşayacak ve yaşamalıdır. Biz bu devlet yaşamasını bir hak olarak görüyoruz. Ve asla bundan geri dönmek niyetinde değiliz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanırlar. Ondan sonra da iki halk olarak karşılıklı otururlar, oturur müzakere yaparız.

Ne müzakeresi? Ticareti nasıl yapacağız, kültür alışverişini nasıl geliştireceğiz; bütün insanlık ilişkilerini, komşuluk ilişkilerini geliştireceğiz. Bu arada birlikte mutlu olarak yaşamanın yollarını nasıl yapacağız. Bunları müzakere edilirse, bu çok etkili olur. Ben onun dışında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bir metre toprağından ve bir maddelik hukukundan vazgeçmeyi hedefleyen bir müzakereyi asla anlamlı bulmuyorum.

Vaktiyle Amerika’dan dönüyorum, Münih’te biraz kalmam gerekti. Bizim Konsolos karşıladı, aldı. VIP odasında ağırlandım. Sonra uçağa giderken bir Alman gümrük memurunun elindeki cihazla bana doğru geldiğini bir hanım memurunda eşime doğru gittiğini gördüm. Ve dedim ki “durun. Beni arayamazsınız, ben Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür Bakanıyım. Hanımefendi eşim. Arayamazsınız. Eğer bizi ararsanız, bende sizin Cumhurbaşkanınız 15 gün sonra Türkiye’ye gelecek, onu arattırırım.” Kısasa kısas. Bunu söyleyince birden dağıldı ortalık. Bizim Dışişleri memuru dedi ki “Efendim neden kızıyorsunuz. Bizim Dışişleri Bakanımız geçti biz onu da arattık”

Dik duran, hakkını arayan saygıyla karşılanır. Emin olun. Ben eminim ki onlar bana saygı duyuyorlar.

SUNUCU: Peki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de böyle mi yaptı?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden önce Türkiye’nin yapması gerekenler var. Türkiye bir dönemdir, sadece bu hükümeti kastetmiyorum. Bundan önceki hükümet de başladı bu iş. Yani Türkiye’de bir 57’inci hükümet var, koalisyon hükümeti. Esasında koalisyon hükümetinin başında bulunan Sayın Ecevit dik durmasını bilen bir insandı; ancak, yaşama problemi olan bir insandı. Konuşamıyordu, yani ağzından kelimeler doğru çıkmıyordu.

SUNUCU: Sağlık problemi vardı.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ama sağlık problemi olan bir insanın çok sağlıklı işler yapması zor bir iştir. Ama maalesef o hükümet döneminde de sıkıntılı bir hal vardı. Yani Avrupa Birliği’ne sanki Türkiye alınıyormuş gibi bir hava veriliyormuş idi. Bu masala inanılıyormuş idi.

SUNUCU: Siz inanıyor musunuz böyle bir şeye?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır, yok böyle bir şey. Avrupa Birliği, Türkiye’yi almayacak. Avrupa Birliği, Türkiye’yi almayacak ben biliyorum.

SUNUCU: Neye dayanarak böyle bir şeyi söylüyorsunuz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Konuştuğumuz, Avrupa Birliği Bakanlarıyla yaptığımız sohbetlerde söylediler. Bana da söylediler, başkalarına da söylediler. Açıkça da söylediler. “Biz aslında Türkiye’yi almayacağız. Alıyormuş gibi yapıyoruz ki Türkiye, başka sistemlere yönelmesin” diye açıklamalar yaptılar. Bu da Avrupa basınında çıktı. Efendim, çok mertçe Fransa Cumhurbaşkanı açıkladı. Dedi ki, “Türkiye’ye doğruyu söyleyelim. Türkleri aldatmayalım. Kendi aramızda konuşurken asla Türkiye’yi almayacağımızı söylüyoruz; ama sanki bu şartla Türkiye’yi alacakmışız gibi sözler söylüyorsunuz. Türklere karşı dürüst olalım.”

Bu sözleri söylediği için Türkiye’den bazıları onu düşman ilan etti; halbuki onlar dostça söylenen sözlerdi.

SUNUCU: Peki biz ne istiyoruz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben istemiyorum.

SUNUCU: Ama çoğu Türkiye vatandaşı Avrupa Birliği’ne girelim diyorlar. Niye girelim diyorlar acaba?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şöyle bir propaganda yapıldı. Biz Avrupa Birliği’ne girince her şey güzel olacak. Ve çok özgürlükçü bir toplum olacağız. Peki nedir bu özgürlükler? Mesela fikir özgürlüğü. Özgürlük deyince ilk akla gelen düşünce. Avrupa da mesela Fransa’da…

SUNUCU: PKK’nin bile televizyonu var.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim bu alanda verdiğimiz örneklerde Avrupa’dan daha ileriyiz. Nasıl? Türkiye’de isteyen ‘Ermeni Soykırımı oldu’ desin, isteyen ‘olmadı’ desin. Oldu diyene biz hiç birşey yapmıyoruz. Hatta oldu diyene Avrupalılar, ‘Nobel verdiler, ödül verdiler’ diye alıyoruz romancımızı baş tacı yapıyoruz. Dokunulmaz hale getiriyoruz. Cumhurbaşkanımız onu kabul ediyor vesaire, vesaire. Ne olmuş bu romancımıza böyle bir ödül verilmiş; uluslar arası bir kampanya ile tezgahlanmış falan. Siz aydın bir insansınız. Onun romanını okuyabildiniz mi?

SUNUCU: Evet tam okumadım. Hiç okumadım ama şöyle, yani ben yok okumadım.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim ben okumaya çalışıyorum. Edebiyata da meraklı bir insanım. Çok ta roman okurum. Halen de okuyorum. Ama onu birkaç sayfadan sonra okuyamıyorum. Gitmiyor, yürümüyor.

SUNUCU: Ağır ağır gidiyor. Bir yerden sonra anlaşılmaz oluyor, bir bağlantı kopuklukları ama.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ama bu şahıs bunu bildiği halde ve yalan söylediği halde, iftira attığı halde kimse ona dokunmadı. Avrupa Birliği’ne girersek, birden bire işsizlerimiz iş bulacak, hatta delikanlılarımız kendilerine birer Avrupalı sarışın mavi gözlü filan hanım bulacaklar. Ya emin olun böyle şeyler televizyonlarda çıkıyor….

SUNUCU: Peki biz Avrupa’yı bırakalım, onlar kendi kendilerini bitirsinler. Biz gelelim Kuzey Kıbrıs’a.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şu nedenle Avrupa Birliği’nden bahsediyorum, Avrupa Birliği’ne giriş maksadıyla Kuzey Kıbrıs’ı feda ediyoruz. Ben burada Annan Planıyla ilgili olarak bir takım kişilerin şu konuşmalarını dinledim. Türkiye’de de konuşuyorlardı. O kişiler Cumhurbaşkanıydı. “Türkiye’nin önünü tıkamayalım. Avrupa Birliği’ne girişte Türkiye’nin önünü açalım.” Bu cümleleri unuttuk mu? Ama şimdi eminiz ki onlarda gerçeği anladılar.

Ben siyaseti bırakmıştım. Fakat, daha çok Türk dünyasına kendimi adamıştım. Dolaşıyordum ayrıca şöyle bir hususiyetim gelişti.

Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyetimizden başka neyimiz var. Burada Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nde, bulunanlar sizler, bir vatandaş olup olmayın burada ikamet edenler, şerefli ve tarihi bir hizmet yapıyor. Bu hizmet uğruna Türkiye’den gönderilen paraların sözü bile olmaz.

SUNUCU: Süremiz daraldı. Çok güzel sözler bunlar. Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’ne gelmeniz, aynı zamanda bizlerin kanalına konuk olmanız çok onur verici.

Çok teşekkür ediyorum.

Sayfayı Paylaş: