Genel Başkanımız Sayın Namık Kemal Zeybek’in TV 8’de Yaptığı Konuşma: (21.11.2011)

Erkan Tan: Erkan Tan’la Başkent’ten programında Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek bulunuyor. Onunla konuşacağız. Yeni başlayan günde. İstekleriniz gönlünüzce gerçekleşsin. Bu dilekle karşınızda olacağız.

 

Diyor ki Sayın Kemal Zeybek, “Askerlik tümden kalksın.” Günaydın efendim hoş geldiniz.

Namık Kemal Zeybek: Günaydın efendim.

Erkan Tan: “Vatan hainisiniz siz. Ordu, millet biliyor en iyi siz bilirsiniz.” Nasıl bunu dersiniz, diyorlar.

Namık Kemal Zeybek: Evet, diyorlar. Demiyorlarsa da, desinler ki bana da gerçekleri anlatma fırsatı doğsun.

Önce bir tarih dersiyle başlayayım.

Erkan Tan: Çok kısa olursa sevinirim.

Namık Kemal Zeybek: Çok kısa. Bizim tarihimizde, şanlı tarihimizde yani tarihimizin şanlı olduğu dönemlerde, büyüme dönemlerimizde, dünyayı fethettiği dönemlerde ordumuzun ardına dünyaya çil çil kubbeler serpildi ordu döneminde askerlik meslekten askerlik idi.

Erkan Tan: İdi.

Namık Kemal Zeybek: Zorunlu askerlik bizim tarihimizde batılılaşma ve Tanzimat’la gelmiş.

Erkan Tan: Yeni yani.

Namık Kemal Zeybek: Bir yanlıştır. Şimdi onu batı terk ediyor. Biz hala ısrar ediyoruz. Yenidir efendim. 1840. yani felaketler dönemi, dediğimiz yani Osmanlı tarihini alırsak; Selçuklu’da zorunlu askerlik yok, Osmanlı’da zorunlu askerlik yok. Ancak Osmanlı’nın felaketler dönemi dediğimiz 1826’da Ordumuzun Yeniçeri’nin ortadan toptan yok edilmesinden sonra bir bocalama, böyle Balkan ülkelerine küçük, Balkan ülkelerine yenilme döneminden sonra bakınız o Yeniçeri’nin mehteri çalındığı zaman Osmanlı’nın düşmanlarının tepeden tırnağa kadar titrerdi. O mehter, o mehter ki gittiği her yerde ülkelerin müziğini bile etkilemiştir. Böyle görkemli bir mehter, profesyonel ordu; yani, savaşçılardan meydana gelen ordu yani savaşmak için eğitilen ve savaşmak için ruh yapısı meydana gelen ordularla biz ne yaptıysak yaptık. Çöküş ve felaketler dönemi ve yenilgi dönemi ise profesyonel ordu, meslekten orduyu bırakın; zorunlu askerliğe geçtiğimiz dönemlerden itibaren başlamıştır. Bu yanlıştır. Bizim tarihimizde zorunlu askerlik yoktur.

Ben zorunlu askerliğin kaldırılmasını istiyorum. Ama halkımıza gençliğimize askerlik bilincini ve basit fikirlerimi vermek için de, mesela okullarda askerlik derslerinin daha ciddi olarak yapılmasını ve okullara gitmeyenlerinde askerlik şubelerinde kısa süreli, bir yıl, iki aylık eğitime tabii tutulmalarını yeterli görüyorum.

Dolayısıyla, insanlarımızın zorunlu askerlik dönemi bitmelidir. 1914 yılına kadar yani Cihan Savaşına girdiğimiz tarihe kadar bizim olmayan bu saçma savaş imparatorluğu dağıttığımız savaşa girdiğimiz tarihe kadar, Osmanlı’da yedek subaylık diye bir saçmalık yoktu.

Erkan Tan: O da yoktu.

Namık Kemal Zeybek: O da yoktu.

Erkan Tan: Zorunlu askerlik var mı şimdi sanki?

Namık Kemal Zeybek: O da işin ilginç bir yani zenginimiz bedel öder, yoksullardan yakaladığımız asker bizim.

Erkan Tan: Yakaladığımız asker bizim.

Namık Kemal Zeybek: Yakaladığımız asker bizim. Bu zenginimiz bedel öder, yoksulumuz asker bizimde yine; o son dönem Osmanlının son dönemlerinde bedelli askerlik diye bir şey icat edildi. Yani zengin parasını verip askerden muaf olabilir; halk buna tepkisini Türkülerle ifade etti. Ve bazı türkülerin son dörtlüğü böyle bitiyor. Hala söyledin o türküler. Zenginimiz bedel öder. Yoksulumuz asker bizim. Felaketi görüyor musunuz? Milletimizin ortasına nasıl uçurum açılıyor.

Yani bundan sonra askere giden yoksul ne yapacak? Sabahleyin yoksul çocuğu kahredecek. Diyecek ki. Keşke benim babamda zengin olsaydı da, bende kurtulsaydım.

Erkan Tan: Yani Demokrat Parti’ye oy versek zorunlu askerlik kalkacak mı efendim?

Namık Kemal Zeybek: Biz iktidara geldiğimiz zaman artık kaldıracağız. Onun zamanı gelmiştir. Tarihimizde yoktur. Bugün de Avrupa ülkelerinin tamamı ya zorunlu askerliği kaldırmış ya da kaldırma sürecine girmiştir. Bizde artık madem ki böyle Batıyı taklit etmeye hadi bir doğru taklit yapalım da aslımıza dönelim.

Erkan Tan: Ve memleketin Suriye ile ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sayın Zeybek. Bu konudaki fikirlerinizi öğrenmek istemiş, bir sayın seyircimiz.

Namık Kemal Zeybek: Efendim ben sizin programınızda da başka programlarda da bir mektuptan bahsetmiştim. Bilmem hatırlar mısınız? Nur Hanımın mektubu diye bir mektup. Basında çıktı, diyor ki, vücutlarımıza hayvanlar gibi saldırıyorlar. Çığlıklarımızı kimse duymuyor ey Türkler ne olur elin birleşin dünyayı harekete geçirin, bizi buradan kurtarın ve öldürün. Kurtarın ve siz öldürün çünkü dayanamıyoruz artık. Nur hanım baskılar sonucunda çıktı ve intihar etti. Nur hanım kendisini öldürdü, dayanamam ben bu acılara dedi ve kendini öldürdü. Bütün bunlar olurken sayın başbakanın vicdanı neredeydi. Hükümetin, iktidarın vicdanı neredeydi. Şimdi Suriye’de ne olup bittiği belli değil. Kim biliyor, ne oluyor? Suriye’de isyancılar var. İsyancılarında başkalarınca beslendiği, roketlerinin olduğu filan belli. Suriye hükümeti de bunlara karşı önlem alıyor ama bizim iktidara ne olduysa Irak’ta öldürülenler sanki insan değildi, Müslüman değildi sesini çıkarmadığı gibi sayın başbakan üstelik bir de “Ben Amerikan askerlerinin sağ sağlim geri dönmesi için dua ediyorum” demedi mi? Soruyorum şimdi ne oldu ki, can ciğer kuzu sarması olduğu Suriye ile öpüştüğü, sarmalaştığı, vizeleri kaldırdığı Suriye’ye karşı birden bire savaş ilanına varan tehditlere varan söylenmelere girdi ve ben Türkiye adına korkuyorum. Neden peki? Çok basit bugün gazetelere bakarsanız, yolda gelirken radyodan dinlediğim bir haber Obama’nın başdanışmanı açıklamış, diyor ki, “Biz Irak’tan ders çıkardık. Artık işgal etmeyeceğiz. Bölgede işbirliği yaptığımız ülkeler var” İşbirlikçiler var. Biz neden Amerikan emperyalizminin işbirlikçisi olmalıyız. Neden? Böyle bir mecburiyetimiz nereden geliyor? Yani Amerika Irak’ı bombalarsa ona yardım edeceğiz, Amerika Suriye’ye karşı önce yumuşak yöntemlerle teşebbüse geçin diyecek başaramayınca saldırıya geçecek biz de her gün Suriye’de şu oluyor bu oluyor diyeceğiz, Suriye’yi tehdit edeceğiz. Neden biz Amerika adına Suriye ile İran ‘la savaşmalıyız.

Erkan Tan: Halkına zulüm ediyor, PKK’yı destekliyor. Adam adam çıkmadı biz arkadaş olalım dedik ama olmadı. Adam adam değilmiş ne yapalım.

Namık Kemal Zeybek: Bunu tabi diyecekler ama bunu diyenlerin vicdanlarına sesleniyorum, demeyin böyle şeyler bırakın. Bu sözün ne mantığı vardır, ne de vicdanı vardır. Bu sözün vicdanı yok, bu vicdansız bir sözdür. Suriye’de söylenenler tamamen doğru olsa bile, Batı basının yansıttığı ve Türkiye basını besleyerek kamuoyu oluşturmaya çalıştığı bütün bunlar doğru olsa bile, dünyada bu işler sadece orada mı oluyor? Sonra elinde makinalı tüfeklerle, roketler Suriye askerine, polisine saldırıp 800 kamu görevlisini öldürenler, bunlar mı muhalifler? Çünkü bekliyorlar Libya’da olduğu gibi birileri gelecek Suriye şehirlerini bombalayacak, Esat’ın sığınacağı bir şehir olursa o şehir toptan yok edilecek. Belki Esat’ın da cesedi sürüklenecek, Kaddafi’ye yapıldığı gibi o muhalif denilen insanlar jopla tecavüze kalkışacaklar. Dünyada neler olup bittiğini herkes doğru anlasın ve bu işbirlikçilikten vazgeçilsin.

Erkan Tan: Canım Esat’ı savunmak sana mı kaldı?

Namık Kemal Zeybek: Bana kaldı kime kalacak. Ben Türkiye’yi savunuyorum Esat’ı değil. Ben Türkiye’nin asla kendisinin olmayan bir savaşa girmesini önlemeye çalışıyorum. Tarih bilen bir insan olarak söylüyorum. Tarihi bilinçle bakıyorum. Aynı şekilde tarih vaktiyle gerçekleşmiş mi? Bizim Osmanlı Devleti’nin dağılmasına sebep olan ve asla girmememiz gereken o birinci dünya savaşına böyle hazırlıklarla girdik.

Erkan Tan: Bırak bu felaket tellalcılığını Sayın Namık Kemal Zeybek demiş bir seyircimiz. Başka bir seyircimiz sizi MHP’nin başında görmek istiyoruz demiş. Adana İmamoğlu M. Ceylan demiş. Osmanlı’da sadece Tanzimat döneminde gayrimüslimler için paralı askerlik vardı zenginler için değil bir düzeltme yapalım demiş.

Namık Kemal Zeybek: Hayır efendim böyle bir şey yok nereden çıkarıyorlar. Şu cahiller lütfen tarihi bilmeyenler kulaktan dolma bilgilerle girmesinler bu işlere.

Erkan Tan: Parası olan babalar evladımın canı sağ olsun diyecek. Parası olmayan babalar vatansağolsun diyecek bir seyircimiz. Sayın Zeybek 1980’lerde kalmış bir politika zihniyetiyle yaşıyor demiş İstanbul’dan Cemal Esenboğa. Suriye’de olanlar bizi hiç ilgilendirmesin mi?

Namık Kemal Zeybek: O’daonu biliyor, onu söylüyor. Efendim Suriye’de olanlar dünyada olanlar bizi ilgilendirsin ama şunu herkes anlasın şu anda Suriye’de olanlar Batı tarafından yapılan kışkırtmalardır. Arap habarı diye bir söz var şu anda dünyada bahar yaşıyoruz sözü ne kadar gerçekse ki, sonbahardayız biz Arap baharı da o kadar gerçek Obama’nın söylediği şu sevimli güzel hani bir tarafında Müslüman olduğu sahtekarlığıyla İslam dünyasına sevdirilmeye çalışılan bir zat var Obama. Onun söylediği bir şey var, bugün de onun başdanışmanı diyor ki, dünyanın neresinde petrol varsa orada Amerikan çıkarları vardır ve biz orayla ilgileniriz. Mesele bundan ibaret. Irak’ta dersimizi aldık artık biz işgal etmeyeceğiz, bölgedeki işbirlikçi güçlerle birlikte hedefe ulaşacağız. Yani Suriye’de olan olaylar oluşturulan olaylardır. Bu tarihin bildiği Ali Cengiz oyunudur.

Ali Cengiz’i bir anlatayım mı, Ali Cengiz diye bir söz var o aslında Ali Cengiz değil Alicengiz’din Cengizoğulları oyunları. Cengizhan’dan başlayarak bir ülkeyi fethetmek için önce ordusundan serseri kaçmış gibi gösterdiği bir takım kümeleri çeteleri gönderir anarşi meydana getirir sonra Cengiz oraya girdiği zaman barış getirmiş olur. Sovyetler Birliği zamanında Haydar Aliyev, Azerbaycan Cumhurbaşkanı, KGB’nin başkanı Başbakan yardımcısı kendisi bana bir gece anlattı. Saat 11:00’den sonraki bir sohbetimizde o 11’den sonra çalışırdı makamında dedi ki, biz Sovyetler Birliği zamanında bir yere girmek istediğimiz zaman önce karışıklık çıkarır sonra karışıklığı önlemek bahanesiyle oraya girerdik. Bu klasik bir oyundur, emperyalizmin her zaman oynadığı oyundur. Önce Suriye’de karışlık çıkar sonra müdahale et ki, Suriye teslim alınsın kaynakları Amerikan daha doğrusu CUŞ’lar için kaynakları sömürülsün ve ülkeler uygun Pazar haline getirilsin. Bu şifreyi bilmeyen tarihi de çözemez, bilgi çağını da çözemez ve olan biteni de anlamaz.

Nasıl oluyor da, aklı başında bir insan bizim iktidarımızın Suriye’ye karşı bu savaş kışkırtıcılığı söylemlerini onaylıyor. Yani oylarını veriyorlarsa bile hiç olmazsa akıllarını başlarına almalı iktidarı uyarmalıdır.

Erkan Tan: Uyardık kaç kere sözümüzü dinlemedi diyor…

Namık Kemal Zeybek: Başkalarının sözünü dinlemeye alışarak ülke yönetenler başkalarını da kendi sözleriyle ülke yönetir hale getirmek istiyorlar galiba. Neden Suriye Devlet Başkanı Türkiye Başbakanının sözlerini dinlemeli? Acaba Türkiye Başbakanı kendi adına mı bunu istiyor? Hayır açık seçik net söylüyorum herkesle de bu konuyu tartışmaya hazırım. Kitaplar deliller, makaleler getirerek de tartışabilirim. Bugün Suriye ile ilgili yapılan işler Suriye’nin petrolünü tam olarak ele geçirmek ve Suriye’yi de kolay sömürülen bir Pazar haline dönüştürmek ve artık direnecek hiç kimse kalmamasını sağlamak üzere yapılan işlerdir. Türkiye Bu belaya bulaşmamalıdır. Türkiye’nin ne çıkarı var? Türkiye’nin kendi içinde bela var. Türkiye’de artık teröristler tarafından şehit edilen kardeşlerimizin, sivillerimizin, insanlarımızın, askerlerimizin sayısını bile takip edemez hale gelmişken, Türkiye kendi bölgesindeki depremin yaralarını doğru dürüst saramamışken neden biz başkalarının hesabı ve çıkarı uğruna komşumuza savaş ilan etmeliyiz ya da gerginlik meydana getirmeliyiz. Ekonomimize zarar veren böyle işlere girmeliyiz? Suriye ile gerginlik başladıktan sonra Güney vilayetlerimizde çok önemli ölçüde ekonomik çıkarlarımıza da zarar vermektedir bütün bu işler.

Erkan Tan:Efendim terörü ve teröristi destekliyor Suriye.

Namık Kemal Zeybek: Suriye’nin terörü ve teröristi desteklediğinin delili vaktiyle vardır, öyleydi ama o işler geçti, bitti. O işlerin geçtiğini, bittiğini, kardeşimiz olduğunu da artık hepimiz ve başta bu hükümet söyledi. Nerden hangi teröristi destekliyor ama Türkiye bu şekilde saldırılarına ve tehditlerine devam ederse Suriye’nin de yarın İran’ın da ve başka ülkelerin de ne yapacağını bilebiliyor muyuz? Yani bir taraftan Suriye’yi tehdit ediyoruz, bir taraftan İran’a karşı savaş ilanı anlamına gelen radarları getiriyoruz, Malatya’ya koyuyoruz diyoruz ki, Ey İran sana karşı saldırı olursa biz bu radarlar yoluyla senin füzelerini işlemez hale getireceğiz diyoruz. Niye? Benim İran’la ne problemim var, niye savaşmalıyım ben İran’la? Niye savaşmalıyım ben Suriye ile. Yani bakınız 1. Dünya Savaşında da böyle oldu ben gerçekten milletim adına korkuyorum. Feryadım, kızgınlığım, hiddetim bundan. Yani, sesimi yükselterek insanlar dinlesin ve bu hükümeti uyarsın diye bekliyorum, ne oldu bizim halkımıza? Şu komünizmden yeni çıkan doğu Avrupa ülkelerinin halkları kadar da bilinç sahibi değil miyiz? Neden bu iktidar uyarılmaz? Hatta şunu söylüyorum, yarın eğer halk ciddi anlamda uyarılarda bulunursa hiç olmazsa bu iktidarda der ki, bakınız bu siyaset benim halkım tarafından tasvip edilmiyor.

Erkan Tan: İktidara da yarar diyorsunuz.

Namık Kemal Zeybek: Elbette yarar

Erkan Tan: Hiç değilse halkın tepkilerini gösterir ve yapamam ben işleri filan der.

Namık Kemal Zeybek: Nitekim Çekoslovakya böyle yaptı. Bakınız halk tepki gösteriyor şu kalkanları koyamam. Suriye’ye karşı bu siyaseti uygulayamam der ve böylece kurtarmış olurlar yarın doğabilecek felaketlerden Türkiye’yi ve bu iktidarı. İktidara yardım budur yoksa yaptıkları her şeyi alkışlamak değildir.

Erkan Tan: Canım Malatya’ya kurulan bir savunma sistemi, bir radar ne var bunda koymayalım mı yani memlekete radar?

Namık Kemal Zeybek: O zaman şu radarın ne olduğunu bir daha anlatalım. Şimdi bakın iktidar sözcüleri vicdanları elvermediği için kem küm ediyorlar, ne diyorlar? Bir milletvekilinin açıklamasını gördüm gazetelerde, AKP’li milletvekili, Efendim bu radar füze kalkanı sistemi değil, erken uyarı sistemi. Yani adını değiştirirsen ne değişir, ne fark edecek esas olan onun işlevi. İşlevi şu, Malatya’ya konulan bu radarlar, nitekim radarlar konulduktan sonra şu cebimde kesip sakladığım bir kupür vardı, iktidar yandaşı bir gazete şöyle diyor, İsrail İran’ı Noel’de vuracak. İsrail vuracak diyor, nereden? Amerikan kaynaklarından. Hamaney’de evet böyle bir şey var. İran’ın lideri Ayetullah Aleyh Hamaney, ülkesinin herhangi bir tehdite bütün gücüyle yanıt vereceğini söyledi. Hamaney, mesajının İran’ın düşmanlarına, özellikle Amerika’ya, yardakçılarına. Yardakçılarına diyince alınmadınız değil mi siz? Ve Siyonist İsrail’e yönelik olduğunu söyledi. Yani İsrail İran’ı Noel’de vuracak, İngiliz istihbaratının şok savaş raporu. Savaş raporu, vuracak ve Hamaney’de diyor ki, “Bizi vuranı biz de vuracağız” Peki bizi vuran, İran’ı vuran kim olacak? İsrail İran’a bomba atmaya başladığı anda ne yapacak İran o da kendi füzelerini harekete geçirecek, harekete geçirdiği anda Malatya’daki radarlar Romanya’daki füzelere haber verecekler, füzeler derhal havalanacak ve artık Türk havaalanında mı nerde, hesaba göre Türk hava alanında, tepemizde belki Ankara’nın havasında, belki bu arkadaşların yaşadığı şehrin havasında böylece İran füzeleri vuracak. İran Füzeleri vurulunca ne olacak? İran bugüne kadar çok ciddi anlamda tehditlerle karşı karşıya olduğundan savunma sanayine büyük yatırımlar yaptı, kendi füzelerini geliştirdi onlara güveniyor ama bir anda o füzeler işe yaramaz hale gelecekler. Neden işe yaramaz hale gelecekler? Bizdeki radarlar yüzünden. Peki ne yapacak İran? Diyecek ki, önce şu iki güzeyi Malatya’ya gönderelim de susturalım bu füzeleri, savaşamıyoruz, ölüyoruz diyecekler. Sonra belki Türkiye diyecek ki, artık iki tane göndereceğiz başka göndermeyeceğiz artık idare et vaziyeti filan böyle mi olacak, böyle mi olur bu işler, o gerginlik ortamında böyle mi olacak? Hayır böyle olmaz. O füzeler Türkiye’ye girdiği an Türkiye derhal kendi füzeleriyle İran’a karşılık verecek tam da istenilen bu. Planlanan bu. Neden Türkiye’ye yapılıyor, neden Irak’a yapılmaz, neden kendi denetimleri altında faaliyet gösteren PKK’nın Kandil Dağı’na yapılmaz?

Erkan Tan: Bu radarlar mı?

Namık Kemal Zeybek: Evet, Neden yapılmaz? Çünkü, bu planın maksadı nasıl tarihte iki gemi ile Almanlar Türkiye’yi Rusya ile savaşa sokup 1. Dünya Savaşı’na girmemize sebep oldularsa bu iki radar da Türkiye’yi İran’la ve bölgede doğacak bir büyük savaşa sokarak dağıtmayı amaçlıyor. Bunlar oluyor, tarihte bunlar oluyor. Tarihi bilmeyenler dünde yaşayanlar hayata kendi küçük dünyalarının dar mantığıyla, at gözlüğüyle bakanlar bunları nereden bilecekler.

Erkan Tan: Şu soru etkileyici olabilir, neden Irak’ın kuzeyine koymuyorsunuz?

Namık Kemal Zeybek: Neden Kandil’e koymuyorsunuz? Kandil zaten sizin denetiminizde. Onu inkâr edebilirsiniz, PKK’yı biz desteklemiyoruz diyebilirsiniz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Herkes biliyor ki, bugün terör örgütü, Amerikalıların işgalinden beri terör örgütünün taktikleri değişti, daha profesyonelce saldırmaya başladılar çünkü Amerikan subayları tarafında eğitiliyorlar. Bunu herkes biliyor, bunu bölgedeki kaymakamlar bana söyledi, arkadaşlarım söyledi. İş başladığı zaman tespit etmişler söylediler. Herkes biliyor. Dolayısıyla inkar etseler bile Kuzey Irak’ta bir yere koyun neden Türkiye? Çünkü amaç sadece İsrail’i savunmak değil, bakınız bu işin amacı Türkiye ile İran’ı savaştırmak, Türkiye ve İran’ı dağıtmak, bölgede yeni bir cetvel, pergel ile devletler meydana getirmek amaç bu. Herkes bunu bilsin, aklını başına alsın iktidarı uyarsın. İktidar taraftarları da, iktidar milletvekilleri de ne olur bir dahaki seçimde seçilmemeyi göze alın, vaktiyle yaptınız. Vaktiyle birinci tezkereye karşı çıkan sizin ağabeyleriniz vardı, ablalarınız vardı onlar hep tasfiye oldu siz de tasfiye olun ne olur? Ama vatana şu vazifeyi yapın, şu iktidarı, hükümeti uyarın, şu füze kalkanına izin vermeyin. Şu Suriye’ye karşı savaş kışkırtıcılığına izin vermeyin Türkiye’yi düşünün kendi siyasi geleceğinizi değil diye iktidarın sayın sevgili ve birçok dostum olan milletvekillerine hitap etmiş oldum böylece.

Erkan Tan: Sevgili dostlar Ertan’la Başkent’ten devam ediyor. Stüdyomuzda Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek bulunuyor. Çok sert ifadelerle iktidarı, özellikle dış politika konusunda eleştiriyor.

Efendim sizi de eleştirenler var. Hem da takdir edenler var.

Sayın Erkan Tan, konuğunuz doğru söylüyor, demiş bir seyircimiz. Mantıklı konuşuyor. “Sayın Zeybek, konuşmaya devam edin, size karşı çıkanlar duygusal olarak olaylara bakıyorlar. Ben Demokrat Partili de değilim” demiş Ali. “Gerçekler ancak bu kadar cesaretle ve net bir şekilde anlatılabilirdi. Teşekkür ederim” demiş Yakut Aras Konya’dan. “Sayın Zeybek, mübarek günlerde halkına acımadan zülüm eden diktatörün neyini savunuyorsun?” İstanbul’dan Ramazan Uysal bu mesajı göndermiş.

Namık Kemal Zeybek: Efendimbakınız bir grup gazeteci ve bilim adamı buraya gittiler. Ben onlar döndüğü zaman onlarla konuştum. Şimdi kışkırtıcıların amacı da bu kardeşimize bunu söyletmek.

Ne oluyor orada? Bir karar verildi. Suriye yönetimi devrilecek. Neden? Teslim olmuyor çünkü. Yani petrollerini ve kaynaklarını teslim etmiyor. Yumuşak yöntemlerle denedi iktidarımız. İktidar böyle bir görev almıştı, başaramadı. Şimdi ne oluyor şimdi, El-kaide vesaire gibi aslında İslamcı görünen ama daha çokta inançlı İslamcı görünen ama aslında emperyalizmin maşası olan bir takım grupları soktular Suriye’ye. Bakınız taktiğe bakınız. Cuma Namazı’ndan çıkan halkın içine yerleşmiş olan bir militan çıkarıyor yanındaki silahı karşıdaki askerlere ateş etmek istiyor, başlıyor. Askerlerde ona ateş ediyorlar. Ona ateş ederken de kaçan halk içinden de ölenler oluyor.

Şimdi 800 kamu görevlisi öldürüldü. Peki o 800 kamu görevlisi halk değil mi? Onlar insan değil mi? Onlar Müslüman değil mi? Onlar komşu değil mi? Neden tek taraflı olarak ele alınıyor? Yani Suriye yönetimi açısından bakıldığı zaman karşıda teröristler var. Ve teröristler silahlı bir şekilde kaldırıyorlar. Ellerinde de roketler var. Saldırıyorlar. Suriye yönetimi de nizamı korumak için bunlara saldırıyor ve bunu unutmayalım, unutmayalım.

Suriye’de çok büyük gösteriler yapılıyor. Bu gösteriler Esad’ı desteklemek amacı ile yapılıyor. Yani yapılan gösteriler bu. Ama biran önce Suriye’yi zapt etmek ve talan etmek için aynen Irak’ın talan edildiği gibi. Yani bin bu kardeşime soruyorum. Şunu neden düşünmüyor, benim şu anlattığım şeylerde hiç mi mana yok. Yani yüzbinlerce Müslüman öldürüldüğü zaman, yüzbinlerce Müslüman öldürüldüğü zaman, mukaddes yerler bombalandığı zaman, Peygamber Efendimizin torununun Türbesi bombalandığı zaman, oradaki insanlar öldürüldüğü zaman bizim iktidarımız acaba vicdanını nereye emanet etmişti de; şimdi Suriye meselesi olduğu zaman geri aldı. Burada vicdan vesaire halkın adına köşeden filan falan yok. Burada anlamayan kardeşime yine söylüyorum. Burada global şirketlerin çok uluslu şirketlerin egemenliği altına girmiş olan Amerika’nın bir planı var. Obama’da bunu söylüyor. Türkiye’yi de işbirlikçi olarak kullanıyor. Buna razı mısın? E, buna şimdi razı olursan, yarın asla girmememiz gereken bir savaşa girdiğimiz zaman acaba sen; mesela ey kardeşim senin yaşadığın yerde çocukların, komşuların sevdiklerin öldüğü zaman ne düşüneceksin o zaman?

Erkan Tan: Cumhurbaşkanı dedi ki, … Demokratik olmayan sistemlere yer yok dedi.

Namık Kemal Zeybek: Efendim Akdeniz havzasında demokratik olmayan sistemlere yer yok kararını Sayın Cumhurbaşkanımız mı vermiş. Bu demokrasi dediğiniz şey nasıl bir şeydir?

Evet Irak’ta da yağdı demokrasi. Bir şiir vardır demokrasi yağıyor diye. Yağdı demokrasi ve İran’da yüzbinlerce insan öldü, demokrasi adı altında. Irak’tan bahsediyorum. Yani demokrasi yağdı ya oraya, bombalar şeklinde demokrasi.

Erkan Tan: Amerika götürecekti ya.

Namık Kemal Zeybek: Amerika işte. Ne demokrasisi. Hangi demokrasi. Efendim Sayın Cumhurbaşkanımız böyle şeyler söylüyor. Peki ama önce şöyle dönsün de şu Türkiye’deki demokrasiyi bir demokrasi haline getirelim.

Erkan Tan:Peki devam edelim efendim. Bir seyircimiz demiş ki, “Van’dan da bahset Sayın Namık Kemal Zeybek. Van’dan. Yeter artık be kardeşim, yeter artık Van’dan da bahset” demiş bir sevgili seyircimiz. Tabi artık neden bahsetmek istiyor.

Gördünüz mü Van’ı?

Namık Kemal Zeybek: Gördüm efendim.

Ertan Tan: Nasıl efendim? Oradaki durumlar?

Namık Kemal Zeybek: Efendim şimdi eleştirim şu: eleştirim şu, şimdi bu iktidar, bir şeyleri çok iyi başarıyor; yani mesela ben mesela bir öğretmen olarak ki yıllarca öğretmenlik yaptım. Sayın Başbakan benim öğrencim olsaydı; keşke olsaydı bir şeyler öğretirdim. Tarihi öğretirdim en başta. Tarih bilmeden devletler yönetilemez. Yönetilirse de felaketlerden kurtulmak mümkün değildir.

Sayın Başbakan’a devlet adamlığı vasıfları itibarıyla 100 üzerinden sıfır veririm.

Ertan Tan: Niye?

Namık Kemal Zeybek: Çünkü.

Erkan Tan: Time Dergisi’ne kapak oldu. Bütün dünyaya kapak oldu diyorlar.

Namık Kemal Zeybek: Mehmet Ali’de Time Dergisi’ne kapak.

Erkan Tan: Mehmet Ali kim?

Namık Kemal Zeybek: Şu NATO’yu şeyi Papa’yı vuran arkadaş var ya. O da oldu. Evet yani Time Dergisi’ne kapak olmak ne zamandan beri böyle büyük bir meziyet haline geldi?

Ayıptır böyle şeyler yani. Basında görüyorum da kınıyorum. Ama siyasetçi olarak, siyasetçi olarak ben buna 100 üzerinden 100 veririm.

Erkan Tan: Niye?

Namık Kemal Zeybek: Siyasetçi kimliği mükemmel. Ama devlet adamlığı kimliği sıfır. Siyasetçi kimliği mükemmel, yani mesela basına, yayına büyük ölçüde hakim olmuş.televizyonların hangisi açsak onu görüyorsunuz. Ve gerçeğini değil; camdan yazılanları okuyanını görüyorsunuz. Çünkü gerçeğinin yanına üç metreden fazla yaklaşmak mümkün değil.Gazetecilerin soru sorması mümkün değil. Gazetecilerin ne soracağı önceden belli. Aksine soru soran derhal işten atılır. Vesaire vesaire. Bunun adına da demokrasi denilir. Şimdi böyle bir sınama yöntemi ile gerçekler örtülüyor.

Ama ben, size bir şey söyleyeyim. Anlatayım. Şimdi vicdanı olanlar tane tane söyleyeceğim ben burada şunu düşünsünler, 1999’da deprem oldu Türkiye’de. Ve o zaman ki iktidar, ek vergiler çıkardı. Ne için çıkardı ek vergileri? Yani o ek vergileri siz de veriyorsunuz, ben de veriyorum. Cep telefonu kullanan herkes veriyor. Evinde telefon kullanan herkes veriyor. Niye cep telefonları bu kadar pahalı geliyor? Çünkü ek vergiler var. Daha birçok alanda. Bu ek vergilerin amacı ne idi? Yani niye 1999’da o zaman ki Meclis, ek vergiler çıkardı? Neden? Çünkü bu ek vergileri çıkarmak suretiyle buluşacak olan para ile depreme karşı tehdit altında bulunan bölgelerde önlemler alınacaktı. Ve deprem vaki olduğu zaman da derhal yardım gidecek idi. Peki para toplandı mı toplandı. Ne kadar? Kimisi 33 milyar diyor. Kimisi 48 diyor. Kimisi 60 diyor. Ama belli ki bir 30 – 40 milyar para toplandı.

Erkan Tan: Ve de kalıcı oldu zaten.

Namık Kemal Zeybek: Evet onlar kalıcı oldu. Önce uzattılar, her yıl uzattılar. Sonra 2004’te kalıcı vergi haline geldi. Peki bunun maksadı neydi? Yani kanun koyucunun, koyuş maksadı ne idi? Gerekçesine baktığınız zaman, açık seçik net söyleniyor. Deprem bölgelerinde önlem almak. Deprem olduğu zaman önlemek. Bunlar nereye gitti?

Erkan Tan: Efendim canım. Okul yapıldı, yol yapıldı. Bütçenin geneline katıldı. Bütçenin genelinden vatandaşa hizmet olarak akıtıldı, diyorlar.

Namık Kemal Zeybek: Diyorlar. Peki depreme harcandı mı? Hayır. Niye çünkü depreme yapacağınız yatırım devlet adamının yapacağı yatırımdır. Ama çifte yol yapıyorum diyerek halkın gözüne bende bir şey yapıyorum diye sokacağınız yatırım ise, siyasetçinin yapacağı yatırımdır. Tercih yapacağınız zaman orada canlar gidiyor, insanlar ölüyor.

Ben gördüm evet Van’ı. Gördüm. Erciş’i de gördüm. Erciş doğunun incilerinden olan birisi. Şuanda Erciş yok. Üçte bir evler yıkılmış. Üçte biri oturulamaz hale gelmiş. Üçte birinin de ne olduğu belli değil. Şimdi gittim gördüm. Ne gördüm orada? İnsanlar Erciş’te kuyruğa girmiş. Kuyruğa girmiş Erciş’te. Ne bekliyorlar? Çadır kuyruğu. Yönetim dediğiniz bu. Yönetim diye bir bilim vardır. Çok basit şeylerdir bunlar. Üç gündür bekliyorum diyor vatandaş. Ve dün diyor bana sıra geldi ve çadır bitti. Ve numaralar var ellerinde. Yahu şurada 100 çadır varsa. 100’e kadar olanlar şu askeri birliğin içine girin. Şuradaki herkes bir tane alacak alın. Yarım saatte bitecek bir paylaşım işi, üç günde günlerce bitirilemiyor. İnsanlar diyor ki bizim ölenimiz var. Başsağlığı için gelenleri kabul etmemiz lazım. Ama gidemiyoruz. Çünkü çadır almamız lazım. İşin bir başka yanı deprem oldu ve olanlar oldu sonra ne oldu? Sonra bir Sayın Bakan evlerinize girin fetvası verdi. O yüzden giren oldu mu olmadı mı bilmiyorum. Girin fetvasını verdiler bize. Giren odlumu olmadı mı bilmiyorum. Ben işlerden anlarım dedi. Yani bakanların dikkatli konuşması gerekir. Tecrübesizlikti şimdi öğrenmiştir daha dikkatli olur, daha başarılı olur. Sevdiğim bir insandır ona başarılar ve can sağlığı dilerim.

Sonra ne oldu? Bir artçı deprem ya da başka bir deprem geldi ve Van’da iki bina gitti bu arada meslektaşlarımızdan da yani gazetecilerden de ben de kendimi biraz gazeteci ve televizyoncu sayarım kardeşlerimiz canlarımız gitti. Peki şu ikinci depremdeki can kaybının sorumlusu da mı iktidar değil. Olağanüstü bölgede, olağanüstü yönetim oluşturulur. Yani bir insanın dişi ağrırsa bütün dikkati dişine gider. Bizim Van’da dişimiz ağrıyor, bütün gücümüzle oraya gitmeliydik. Orada özel bir yönetim kurulmalıydı, önlemler alınmalıydı. Şimdi ne oldu? Çadırlar gidiyor, peki yazın çadırlarda yaşanabilir şu anda çadırlarda ne yapacak insanlar? Batı Anadolu’da bir takım yerler açıldı. Ben Mersin’e gittim iki gün önce Mersin’de parti binasına girerken iki vatandaş geldi, vatandaşlardan birisi şunu söylüyor, biz Kalktık Mersin’e geldik, burada artık bürokrasi işlemez. Yani sen gideceksin Van’dan bir kâğıt getireceksin, o kâğıt sisteme girecek o sistemden sonra sana bir yer ya göstereceğiz ya göstermeyeceğiz. Vatandaş diyor ki, bakın üç çocukla gördüm ben orada hanımı orada çocukları boyunlarını bükmüş böyle duruyorlar insanın içi parçalanıyor. Ben ne yapacağım şimdi diyor, benimle kimse ilgilenmiyor. Gidiyorum Van’a git oradan kâğıt getir git buradan kağıt getir. Ben Kaymakamım, bana mesleğimi sorarsanız ben kaymakam olarak söylerim mesleğimi. Bizde memurlar ve bilhassa amirler için şöyle bir madde vardı. Olağanüstü hallerde doğru ve olağanüstü hallerde doğru ve isabetli karar alma yeteneği yöneticilik o zaman belli olur.

Erkan Tan: Peki efendim çok teşekkür ederiz, kolaylıklar ve başarılar dileriz.

Sayfayı Paylaş: