Genel Başkan Zeybek Yenimahalle Belediyesi ile Ankara Cem Vakfı’nın birlikte düzenlediği “Aşure Günü”nde konuştu: ( 11.12.2011 )

“Bugün de yezitler var”

“Müslümanları Sünni ve Alevi şeklinde bölerek savaştırmak istiyorlar. İşin gelip dayandığı nokta bu. Müslümanlar, şu anda büyük bir tuzakla karşı karşıyadır. Türkiye bir belayla karşı karşıyadır.”


(11 Aralık 2011 – DP Basın Merkezi) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek Yenimahalle Belediyesi ile Ankara Cem Vakfı’nın birlikte düzenlediği “Aşure Günü”nde yaptığı konuşmada, “Bugün de yezitler var” dedi.

Zeybek, “Müslümanları Sünni ve Alevi şeklinde bölerek savaştırmak istiyorlar. İşin gelip dayandığı nokta bu. Müslümanlar, şu anda büyük bir tuzakla karşı karşıyadır. Türkiye bir belayla karşı karşıyadır.” şeklinde konuştu.

Resimler


Yenimahalle Belediyesi Konferans Salonunda yapılan “Aşure Günü”ne CHP’li Milletvekilleri, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, DP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Erdinç, Ankara İl Başkanı Ahmet Fişenk ve Yenimahalle İlçe Başkanı ile çok sayıda Demokrat partili ile akademisyenler ve vatandaşlar katıldı.

“İslamın özüne sahip çıkacaklar, işte bu yol Alevi yoludur”


DP Genel başkanı Namık Kemal Zeybek, konuşmasında şu görüşlere yer verdi.

“Bismillah diyerek başlayalım. Gördüğüm kadarıyla salonda bulunan canların önemli bir kısmı da sünni inancına mensup kardeşlerimiz. Böyle olunca bazı yalın gerçekleri çok uzatmadan kısaca anlatmakta yarar görüyorum.

Değerli canlar, Peygamber Efendimizden sonra Müslümanlar arasında şöyle bir soru soruldu; ‘bundan sonra biz bu dini kimden öğreneceğiz, bilmediklerimizi kime soracağız, yorumları kim yapacak, Kuran-ı Kerim’i kim tefsir edecek ve dinimizi nasıl yaşacağız.’ Çünkü Hz. Peygamber varken ona gidilip soruluyordu. Burada Müslümanlar ikiye ayrıldı. Bir kısmı, ‘Peygamberin dostları var onlara sorarız, onlar ne diyorsa biz onların dediğini yaparız.’ Sünnilik dediğimiz budur. Bir kısmı da dedi ki, ‘hayır böyle değil, bu dini en iyi ev halkı bilir, zaten Peygamber efendimizin Vade Haccında söylediği bir söz var. Benden sonra size iki emanet bırakıyorum. Bunlardan birisi Allah’ın kitabı, diğeri ise ehlibeytimdir. Bunlara sarılırsanız yolunuzdan şaşmazsınız’ denildi. Öyleyse biz bu dini ehlibeytten öğrenmeliyiz’ dediler. Bundan da Alevilik meydana geldi. Çünkü, ehlibeytin baş imamı birinci imamı Hz. Ali’dir.

Resimler


Ehlibeyt denilince kelime manasından yola çıkarak yanlış bir bilgiye de ulaşmamak gerekir. Sözlerin bir lügat anlamı vardır, bir de kullanım anlamı vardır. Kullanım anlamının ne olduğunu da Peygamber efendimiz kendisi tanımlamıştır. Hz. Fatima’nın, Zehra’nın, Hz. Ali’nin, Hasan, Hüseyin Efendilerimizin bulunduğu bir yerde, üzerindeki abayı onların üzerine atarak kendisi de içine girerek benim ehlibeytim bunlardır demiştir. Peki ama bu ehlibeyt bedenleri fani. Onlar ötelere gittikten sonra ne olacak? Bu sorunun cevabı da açıktır, onların soyundan gelenler kıyamete kadar devam edecekler ve bütün İslam dünyasına yayılacaklar hem dedelerinin emaneti diye hem de temiz soylarından ötürü. Dine, İslama, İslamın özüne sahip çıkacaklar, işte bu yol Alevi yoludur. Şiil’ik te denilirdi o zaman. Ali taraftarı demekti. Bugün Şia dediğimiz ehlibeytin fıkhi yolunu sürdürenler, bugün Türkiye Aleviliği ise ehlibeytin tasavvufi yolunu esas alanlardır. Fark buradadır. Bizim Türkiye Aleviliğinin temelinde tasavvufi İslam vardır. Onu da Hallacı Mansur’dan başlatmak gerekir Hoca Ahmet Yesevi ile bir coşkuya ulaşmış Anadolu’da Hacı Bektaş’ı Veli ile Hallacı Mansur’un bir başka koldan gelen Dede Kargın, Baba Kargın ya da ona benzer bir takım Allah dostları yoluyla bunlar kaynaşmış karışmış ve bugünkü Alevilik meydana gelmiş.

“Kimse mezhepleri sayıyla sınırlandıramaz”


Peki bu farkın hangisi doğru? Sen hangisine inanıyorsan o doğru. Biraz önce burada Şafi Müslüman olduğunu söyleyen çok değerli bir dostumuz çok anlamlı bir konuşma yaptı. Mezhepler gidilen yollar demektir. Mezhepler daha çok şeriat meseleleriyle ilgilidir, tarikatlar da tasavvuf meseleleriyle ilgilidir. Dolayısıyla kimse mezhepleri sayıyla sınırlandıramaz. Böyle bir şey yok ama sınırlandırdılar ve bizim zihnimize de yerleştirdiler. Bu Mısır’da oldu. Memlükler döneminde, siyaseten öyle gerekti ve dört mezhep hak denilerek sınırlandırıldı. Zamanla bu insanların zihnine yerleşti. Böyle bir şey yok, hatta bu iddia Kuran’a aykırıdır ve günahtır kimsenin böyle bir iddiada bulunmaya hakkı yoktur. Kimsin sen, nasıl koyarsın, kendini Allah yerine mi koyuyorsun? Böyle bir şey olur mu? ama siyaset bu, oldu. Böyle bir şey yok. Son yıllarda yine Mısır’da bir düzeltme yapıldı. El Eser Şeyhi ve alimleri sayıyı altıya çıkardılar. Bu da doğru bir şey değil. Ama altı derken şunu söylüyorlar, dört bildiğimiz Sünni, beşincisi Caferi, altıncısı Zeyidi mezhebi ve şöyle fetva verdiler bir Müslüman bunlardan hangisiyle isterse onunla devam edebilir, birinden çıkıp diğerine girebilir ya da karma bir anlayış gerçekleştirilebilir. Taklit diye bir şey vardır doğrudur. Yeteri kadar ilmi olmayanların alimleri taklit etmesi doğrudur ama yeteri kadar ilmi bilgisi olanların ısrarla benim mezhebim budur demesinin bin manası yoktur.

Resimler


Bu aşure güzel tatlı bir yiyecek. 3-5 yıl önce Halkalı’ya gidiyorum orada biliyorsunuz her yıl Caferi Şii Müslümanlar çok büyük kalabalıklarla toplantılar yaparlar. İlk gidişimde yolu bilmiyordum bir polise sordum. Dedi ki ‘çorba yemeğe mi gidiyorsunuz?’ Biz çorba yemeğe gitmiyoruz. Bu bu yıl da ‘siz artık karnınızı çorbayla doyurmuşsunuz’ filan dediler. Bu çorba bir adettir çorbanın hiçbir dini ve manevi bir yönü yoktur bir adet olarak gelişmiştir. Yoksa Aşura Kerbela’da gerçekleşen o büyük facianın adıdır. Yani Muharrem’in 10. günü. Hz. Nuh’a elbette ki inanıyoruz, bütün peygamberlere inanıyoruz ama Hz. Nuh’un gemiden sonra 10 çeşit gıdayı karıştırarak aşure yaptı filan bunlar masal. Halk söylencesi, kötü mü? Hayır ama kötü olan şu, çorbaya aşureye takılıp asıl bu mübarek günü unutmak var ya işte o tehlikeden ötürü ben bu çorba işine biraz karşı da çıkmaya çalışıyorum. Bugünlerde beni çorba yemeye çağırıyorlar. Şimdi herhalde çorbanın manasını bekliyorlar ama başka bir şeyle karşılaşacak o değerli kardeşlerim.

Şimdi ben zaman zaman bir takım toplantılarda Kerbelayı ve 10 Muharremi anlatmaya çalışırım. Ama unutmayalım her şey zıttıyla anlaşılır, kara ve ak, sıcak ve soğuk. Dolayısıyla Yezit’i anlamadan Hüseyin’i anlayamazsınız. Yezit ve Hüseyin birbirinin zıttıdır, tam tersidir. Dolayısıyla Yezit’i anlayacağız, anacağız, konuşacağız. Çok değerli kardeşim biraz önce söylediği gibi içimizdeki Yezit’i ezmek için Yezit’i konuşmalıyız. Kerbela sırrı dediğimiz budur. Kerbela’nın bir iç anlamı ve sırrı vardır. Bir de afaki dış sırrı vardır. Bakınız saadete ermişlerin bahçesinde Fuzuli ne söylüyor? Bir şahit göstermem lazım. Doğrusu da Şehit Hüseyin’in, şehadet vakasını anmak, ihlas ve itikata delildir. Kerbela’yı anmak 10 muharremi hatırlamak ibadettir. Şu anda biz ibadet halindeyiz. Hüseyin’i anmak, Hüseyin’i sevmek ehlibeyti sevmektir. Ehlibeyti sevmek Peygamberi sevmektir, Peygamberi sevmek de Allah’ı sevmektir. Allah’a giden yolda Hüseyin çok sağlam bir basamak ve çok kestirme bir yoldur. Hüseyin’i seviyorsanız, şu anda içinizdeki Hüseyin sevgisi coşup bütün benliğinizi kaplıyorsa, siz tam ihlas ve tam ibadet halindesiniz demektir. İbadet nedir? İbadet eğer bilinç karışmıyorsa, sadece bedenin yaptıkları ya da ağızdan çıkan sözler midir ibadet? O bilinç nedir? O bilinç Kerbela sırrını hiç unutmamaktır. Evet bu anlamda doğrudur, her yer Kerbela’dır her gün aşuradir. Hayır yetmez her zemin Kerbeladır her saniye de Muharremin onu’dur aşuradir her an.

“Bugün de yezitler var”


Nedir Yezit? Bakınız çok anlatmaya gerek yok Muaviye denilen kurnaz siyasetçi, -O kurnazdır, nasıl kurnaz? Hz. Hasan’ı altı defa zehirletti. Hz. Hasan şehit olunca da 3 gün yas ilan etti. Yani ben yapmadım demeye getirdi-- Getirdiği oğlu tam bir rezil, zalim, yezit, böyle bir insan. Bana diyorlar ki, Yezit geçti gitti, tarihi bir olaydı. Hayır bugün de yezitler var, bugün de Hüseyinler var. Mekke’yi, mancınıkla Kabe’yi yıkmak ve yakmak suretiyle taşlatan kimsedir Yezit. Medine’nin Müslüman halkını, (sadece birkaç aileyi istisna tutarak) üç gün süreyle askerlerine canları, malları ve ırzları helaldir diye yağmalatan rezildir yezit. Üç gün Kabe’de ırzına geçilmemiş kız, kadın kalmadı. İslam tarihinin en feci olayı yaşandı Medine’de. Babası belirsiz bir nesil meydana geldi. Yezit bu. Yezit’e lanet olsun. Diyorlar ki, lanet etmeyin peki o zaman Kuran-ı Kerim’de Tevbet Suresi niye var? Onu da mı çıkaracaksınız Kuran-ı Kerim’den? Evet Yezit’e lanet ve Hüseyin’e aşk bizi kurtaracak onlar bunlardır.

Resimler


Böyle bir insan. Sonunda Peygamberin sevgili torununu Hz. Hüseyin’i ve başka torunlarını ve onların 72 yoldaşını susuz bırakarak öldürten Yezit, Hüseyin’den bir şey istedi. Yezit, Medine ve Mekke valisine görev verdi. Dedi ki, ‘önemli olan Hüseyin, Hüseyin’e, ya biat edeceksin ya da öleceksin diyeceksiniz’ dedi. Medine valisi mümin bir adamdı, ‘ben bunu yapamam, benim başımı da belaya sokma Medine’den git’ dedi. Mekke’ye gitti. Ama Mekke’de de rahat bırakılmadı.

Şimdi sorun şu, Ne yapsaydı Hz. Hüseyin? eğer Hz. Hüseyin biat etseydi Müslümanlık diye bir din kalmazdı. Kalsaydı da, öyle bir Müslümanlık on para etmezdi. Niye? Yezit’e teslim olan peygamber çocuğunun torunun dini. Böyle bir şey olur mu? O zaman insanlara ne anlatılacaktı, hangi adalet, hangi ahlaki değer, hangi insanlık değerleri anlatılacaktı. Çünkü Yezit’e teslim olmuş Peygamber torunu Hüseyin üstelik. Dolayısıyla Hüseyin ölümü seçti, şahadeti seçti ve Hüseyin şehit oldu. Hüseyin canını verdi de senin imanını kurtardı. O Şehit-i şuheda, o cennete, en güzel yere kavuştu, atalarıyla birlikte. Hüseyin böyle bir Hüseyin’di Hüseyin’i seveceksin, Hüseyin’in aşkı için de yaşayacaksın, Hüseyin için ağlayacaksın, kendini zorlayacaksın ve ağlayacaksın çünkü seni kurtaracak olan Hüseyin’dir.

Şimdi bir de işin dış afaki gerçekleri var. Bugün de Süryaniler, Muaviyi Yüceltenler, Yezit’i korumaya çalışanlar var mı? Var.

Şimdi dışarıya baktığımız zaman, eğer biz zalimlerin yanında, mazlumlara karşı hevesle saldırıya geçiyorsak, o zaman biz ne Hüseyin diyebiliriz, ne Muhammed Aleyhisselam’dan bahsedebiliriz. ne de Mümin olduğumuzu iddia edebiliriz ne de Müslümanız diyebiliriz. Çünkü Müslüman, başka bir şeydir, mümin başka bir şeydir. Mümin kalbin derinliklerinde imanı yaşayan adamdır. Asla siyaset olsun diye söylemiyorum. Ama geldi birilerinin dediği oldu, bıçak kemiğe dayandı ama hangi manada.

Değerli dostlar, Kuzeyimizde bir ülke var Suriye. Suriye’nin herşeyi mükemmel mi? Hayır. Kimin herşeyi mükemmel ki? Suriye’de de problemler var. Ama Suriye ile can ciğer kuzu sarması olup da Suriye, patronlarının dediğini yapmayınca, Suriye’ye karşı savaş ilan etmek hangi imanla bağdaşır.

“Müslümanları, Sünni ve Alevi şeklinde bölerek savaştırmak istiyorlar”


Suriye aleviymiş ne güzel bahane.. Suriye’yi aleviler yönetiyormuş peki ama bu Suriye aynı zamanda Sünni kökenli olan direniş teşkilatı Hamas’ı da himaye etmiyor mu? Hamas gücünü nereden alıyor? Hamas nerede? Şimdi birileri Hamas’a ‘çık git Suriye’den’ diyorlar. Bu İslam dünyasında şeytanın kurduğu bir tuzaktır, Müslümanları Sünni ve Alevi şeklinde bölerek savaştırmak istiyorlar. İşin gelip dayandığı nokta bu. Müslümanlar, şu anda büyük bir tuzakla karşı karşıyadır. Türkiye bir belayla karşı karşıyadır.

“Hükümeti uyarın”


Sizden bir şey istiyorum: Hükümeti uyarın, bu hükümete de yardımcı olun. Çünkü bunun sonu, bu hükümet için de felakettir. Bu hükümete mensup olanlar da yargılanır ve belalarını bulurlar. Çünkü bir ülkeyi savaşa sokanlar, bunun hesabını sadece öteki tarafta değil, burada da verirler. Onları da kurtarmak istiyorsanız, bu iktidar mensuplarını da seviyorsanız ikaz edin, bunu yapmasınlar. Ne işin var senin Suriye ile? Niye Suriye’ye savaş ilan ediyorsun, niye bir takım teröristleri yetiştirip Suriye’ye gönderiyorsun?

“Radarlar, şeytanın gözleri gibi..”


Öte yandan şeytanın gözleri gibi Kürecik’e koydukları iki radar var. Bu radarların görevi, Türkiye ile İran’ı savaştırmak. Türkiye ile İran, Türkiye ile Suriye savaştığı zaman, Hamas’ı çıkarıyor içeriden. Niye? Çünkü Hamas Sünni, onu karşı cepheye atacak. Bir belayla ve tuzakla karşı karşıyayız. Kerbela’dan eğer bir ders alacaksak, almamız gereken afaki ders budur. Bu belaya Türkiye’yi bulaştırmamalıyız, elimizden geldiği kadar da insanlığı, bölgemizi ve Müslümanları bu belanın uzağına çıkarmalıyız.

“Bu halkı Ahmak yerine koymayın”


Ne istiyorum? Şunu istiyorum cep telefonlarıyla, mesajlarla, mektuplarla gördüklerinize söyleyerek, gerçekleri anlatın. Değerli bakanlar, ‘radarlarda ne var? onlar sadece gözetleyici’ diyorlar.

Eğer bunu inanarak söylüyorlarsa, yazıklar olsun bu cehalete. Ama bizi kandırıyorlarsa, herhalde halk bu kadar ahmak değil. Ahmak yerine koymayın bu halkı.

“Füzelerin Romanya’da olması daha büyük bir tehlike.”


O radarların görevi İran füzeleri rampalardan çıktığı anda, Romanya’daki füzelerin havalanmasını sağlayarak, İran füzelerini havada vurmak, görevleri bu. ‘Füzeler bizde değil ki’ diyorlar. Keşke füzeler sende olsaydı. Belki aklın başına gelirdi de o füze merkezlerini denetim altına alırdın. Füzelerin Romanya’da olması daha büyük bir tehlike. Yani Malatya’daki radarlar, İran’dan füzelerin kalktığını haber verecekler ve Romanya’daki füzeler gelip İran’ın füzelerini vuracak. Peki İran ne yapacak böyle bir durumda? Ne yapacağını söyledi İran’ın füze ve havacılık bakanı. ‘Maalesef İran’a saldırı olduğu anda biz ilk anda Malatya’yı vuracağız’ dedi. Bu ne demek? Bu savaş demek, savaşlar böyle çıkıyor. Bu Türkiye’nin dağılması demek, bu İran’ın dağılması demek. Ondan sonra yeni bir Churchill’ın çıkıp bölgede kendi çıkarları doğrultusunda, harita üzerinde yeni devletler devletçikler oluşturması demektir.

Biz bu işi Hüseyin’in şehadeti gününde, Hüseyin’in zalimlere, despotlara karşı şanlı başkaldırışının yıldönümünü kutladığımız bu günlerde konuşmayacaksak, nerelerde ve ne zaman konuşacağız? Hüseyin’in ruhaniyeti, ehlibeytin muhabbeti, ehlibeytin himayesi sizinle olsun. İçinizde Allah ehlibeyt sevgisini doldursun, Hüseyin aşkıyla kalın, ve Hüseyin aşkıyla yücelin.”
Sayfayı Paylaş: