Demokrat Parti Genel Başkanlığı’na seçilen Namık Kemal Zeybek’in, 10. Olağan Büyük Kongre’de yaptığı konuşma: ( 15.01.2011 )

"Başbakanlığa adayım”


“Değerli dava arkadaşlarım. Ben genel başkanlığa aday değilim. Ben sizinle birlikte başbakanlığa adayım. Gelecek seçimde tek başımıza iktidara gideceğiz. Hedef budur. Hedefi büyük tutacaksın, büyük düşüneceksin. Sen inanacaksın ki inandırabilesin. İnanmayan, nasıl inandırabilir? Önce ben inanacağım, sen inanacaksın, biz inanacağız.”


(DP Basın Merkezi - 15 Ocak 2011) Demokrat Parti Genel Başkanlığı’na seçilen Namık Kemal Zeybek, 10. Olağan Büyük Kongre’de yaptığı konuşmada, “Ben Genel Başkanlığa değil, Başbakanlığa adayım” dedi.

Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, kongredeki konuşmasında şunları söyledi:

“Yeniden doğuş kurultayı”


“Allah’a hamd ederek sözlerime başlamak istiyorum. Cumhuriyet’imizin kurucusu Atatürk’ün, O’nun en yakın arkadaşı ve son Başbakanı Celal Bayar’ın, şehit Başbakan Adnan Menderes’in, büyük devlet adamı Süleyman Demirel’in ve büyük devlet adamı Turgut Özal’ın makamına aday olabilmek imkanını bana verdiği için, Allah’a sonsuz şükürler ediyorum.

Değerli Divan, değerli Genel Başkan ve yöneticiler, teşkilatımızın değerli mensupları, değerli delegeler, değerli konuklar, değerli halkımız, milletimiz, Türk dünyası, İslam dünyası, insanlık, huzurunuzda eğiliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşkilatımızın çilekeş mensupları, vefakar mensupları, değerli hanımefendiler, değerli gençler, geleceğimiz olan gençler, hepinizi başımı eğip selamlıyorum.

Bu kurultay, Demokrat Parti’nin yeniden doğuş kurultayı olacak. Teşkilatımız bilincinde ve teşkilatımız bu iradeyle, bu bilinçle kendisine çıkış yolu aradı ve bence de doğru yolu buldu. Önce cumhuriyetimize layık bir şekilde partimizin çıkardığı ve başarılı icraatlarla ekonomide ve terörle mücadelede yapılan icraatlarla, siyasi tarihimiz içinde yerini almış olan Tansu Çiller’e yöneldik, doğru yaptık. Bu bir iradeydi, umuttu ve ben, demokrasiye yürekten inanmış bir insan olarak buna saygı duydum. Ben de haber gönderdim, gelmesini istedim ve onun adaylık sürecine en küçük bir şekilde gölge düşmesin diye de bekledim. Gelseydi çok iyi olacaktı. Ama, gelmedi demek, Demokrat Parti saflarından ayrıldı manasına gelmiyor. Demokrat Parti’de genel başkanlık dışında, başbakanlık, dışında makamlar da var. Biz zamanı gelince yine O’nu çağırırız, O da gelir inşallah.

Değerli dostlar, değerli kardeşler, değerli gönüldaşlar. Ocak ayının 12’sinde adaylığımı açıkladım. Dün, benim doğum günümdü. Birlikte doğacağız. Bakınız, eğer üç gün içinde Demokrat Parti teşkilatı, Demokrat Parti kurultayı, eğer bu şekilde Namık Kemal Zeybek’i bağrına basıyorsa, hiç kuşkunuz olmasın ki 5 değil, 3 ay içerisinde Demokrat Parti’yi milletle bütünleştirmeyi de birlikte başaracağız inşallah. Değerli Çiller hanımefendinin söylediği sözün tam zamanı; ‘ya başaracağız, ya başaracağız.’ Birlikte yapacağız bu işleri.

“Başbakanlığa adayım”


Değerli dava arkadaşlarım. Ben genel başkanlığa aday değilim. Ben sizinle birlikte başbakanlığa adayım. Gelecek seçimde tek başımıza iktidara gideceğiz. Hedef budur. Hedefi büyük tutacaksın, büyük düşüneceksin. Sen inanacaksın ki inandırabilesin. İnanmayan, nasıl inandırabilir? Önce ben inanacağım, sen inanacaksın, biz inanacağız. Demokrat Parti’nin köklü fikriyatını birlikte anlatacağız. Bu memlekette Demokrat Parti, cumhuriyetimizin kök değerleriyle demokrasinin erdemlerini ve demokrasinin en ileri safhalarını engelleyen partidir. Demokrat Parti, tabandan kalkınmayı başaran halk kesimlerini yukarılara çıkaran tarım üreticisine, esnafa, memura, işçiye, emekliye hakkını veren, payını veren ve onlar vasıtasıyla yukarıda zenginliğin ve sanayileşmenin gerçekleşmesini sağlayan partidir. Türkiye bizi bekliyor, bu fikri bekliyor. Teşkilatımız, Allah’a şükürler olsun ki deneyimli, yetişmiş, iktidarı bilen, iktidara susayan, iktidara gelmek isteyen bir teşkilat. Capcanlı, dipdiri, herkes görsün bu teşkilatı. Bu teşkilatla neler yapılmaz ki? Elbirliğiyle her şeyi yapacağız. Birlikte yapacağız. Başbakanlık diyorum, başbakanlığı Namık Kemal Zeybek değil, birlikte yapacağız. Partimiz iktidara gelecek. Bunun adına katılımcı demokrasi derler. Bunun ne olduğunu yaşayanlar görecek. Birlikte siyaset yapmak ve yönetim yapmak nedir, bilinecek değerli dostlar.

Bugün ne yazık ki vahim bir manzarayla karşı karşıyayız. Türkiye’nin dengeleri bozuldu. Türkiye’nin dengeleri öyle bir bozuldu ki iktidar, halkın iradesi ve dışa açılma adı altında cumhuriyetin bütün kazanımlarını haraç meraç satıyor, pervasızca satıyor. Her şeyimiz, neredeyse topraklarımızı dahi satacak hale geldiler. Sayın Başbakan dedi ki, “sattıklarını söylemiyorum, Suriye sınırlarındaki o ulvi araziler, ne olur İsraillilere verirsek, ha Mehmet ha Bişon” O Bişon Türkiye vatandaşıysa ayrıca konuşuruz. Ama İsrail’den Bişon’a sen sınırlarını, sınırlardaki toprakları nasıl verirsin, ne hakla verirsin, sen kimsin, bu cüreti nereden alıyorsun, bu yetkiyi nereden alıyorsun?

Cumhuriyetimizin en büyük değeri, daha Osmanlı döneminde başlayan ama Atatürk ile cumhuriyet ile taçlanan, hepimizin bir millet olduğu bilinci ve Türk milletine mensup olduğumuz bilincidir. Ne yazık ki Türkiye’nin Başbakan’ı televizyonlara çıkıyor, Türkiye’de şu etnik gruplar var diye bir de sayıyor.

Ben, Yunanistan’ı çok iyi bilen, orada yaşayan bir Türk’e sordum. Dedim ki; “Yunanistan Başbakanı, ‘Yunanistan’da Arnavutlar var, Makedonlar var, Müslümanlar var’ diye saysa ne olur? Dedi ki, böyle bir şey olmaz. Peki, olursa ne olur? Olursa dedi, o Başbakan bir saniye yerinde kalamaz. Yunanistan böyle bir şeye müsaade etmez. Ama bizim Başbakanımız söylüyor.

Biz, Türk kavramında birleştik. Ana dilimiz ne olursa olsun, kökümüz ve kökenimiz ne olursa olsun bu milletin, bu ülkenin büyük çoğunluğu, göğsünü gere gere “Ben Türküm” diyor. Türklüğüyle övünüyor. Bizim Başbakanımız en son Mehmet Akif’i anma gününde, “İstiklal Marşı’mızı bir Türk mü yazdı? Bir Arnavut yazdı. Akif Arnavut’tur”dedi.. Halbuki bu söz ırkçıdır. Akif’e Arnavut demek ırkçılıktır. Mehmet Akif’e Arnavut diyen ırkçıdır. Akif diyor ki, “Türk nesli, siz de bir kahraman. Müslüman’ız Hakka tapan” Biz de Akif gibi söylüyoruz. Akif’in kökü, Arnavut olsa ne olur, Boşnak olsa ne olur? O, Türk’tür hepimiz gibi. Biz, büyük Osmanlı coğrafyasından, o tarihin en muhteşem döneminden toplanıp geldik, burada biriktik ve Türk olduğumuzu Atatürk’ün rehberliğinde damarlarımızın en ince noktalarına kadar bütün dünyaya yaydık.

Bu işler kulaktan dolma olmaz. Okumak lazım. Başbakan, mesela Safahat’ı alsın, bir okusun. O zaman bu söylemlerinden vazgeçer diye düşünüyorum. Okumayan, tarih bilmeyen, siyasi tarih bilmeyen, dünyada olup bitenlerin ne olduğunu anlamayanlar hükmettiği zaman, yönetime geldikleri zaman ‘açılım’ derler, ‘saçılım’ haline getirirler. Bir yasa çıkarıyorlar ama bir yasa çıkarıldığı zaman yönetmeyi bilen insanlar toplanırlar. Bu yasa çıkarsa nasıl sonuçları olur? Bunu hesaplarlar ve yanlışları yapmazlar. Ama bir yasa çıkarılıyor, yüzlerce insanın katili kahramanlar gibi tahliye ediliyor ve sokaklarda dolaştırılıyor. Ama öyle bir Başbakan ile karşı karşıyayız ki, maşallah çenesi çok kuvvetli, kapkaranlığı ve kararlılığı, ak gibi takdim etmeyi beceriyor.

Peki, muhalefet nerede? Muhalefet yok, mesele bu. Muhalefette ne hitabet var, ne kitabet var, ne feraset var, ne siyaset var, ne belagat var, ne söz söyleme ve Türkçeyi doğru kullanma düzeni var. Böyle bir muhalefet ne yapabilir ki? İktidar gündem oluşturuyor, muhalefet onun arkasında söz yetiştirmeye çalışırken onu bile beceremiyor. Değerli dostlar hazır olunuz ki 17 Ocak’tan itibaren önce muhalefet görevini devralacağız.

Zamlar yapılıyor ama Başbakan,’bu zamlar enflasyona sebep olmuyor’ diye açıklıyor. Çünkü öyle bir yönetimle karşı karşıyayız ki bırakın hükümeti devletin tarafsız hesap mekanizmaları da tanzim edildi. Onlar ne derlerse öyle yayınlar yapılıyor. Bunun adına da demokrasi deniliyor.

“Herkes inancını istediği gibi yaşasın”


Demokrasiyle, cumhuriyeti birleştirmek diyoruz. Çünkü asla Atatürk Cumhuriyeti’nin değerlerinden vazgeçmeden, olabildiğince demokrasidir bizim yolumuz. Ama muhalefet, cumhuriyet adı altında en tabii insan haklarını bile önleyecek, engelleyecek işler yapıyor. Öğrencilerimizin nasıl giyineceğine karar verme hakkını kendisinde görüyor. İnsanlarımızın nasıl giyineceğine karar verme hakkını kendisinde görüyor ve ikide bir Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor. Başını şöyle bağlarsın, böyle bağlamazsın diyor. Sana ne? Sen kimsin ki benim başımı nasıl bağlayacağıma ya da bağlayıp bağlamayacağıma sen karar veresin? Çünkü demokrasiye inanç yok.

Biz demokratız. İsteyen başını bağlasın, isteyen açsın, isteyen istediği gibi bağlasın. Demokrasi budur. Herkes inancını istediği gibi yaşasın. İnancı, istediği gibi yaşamaktır demokrasi, düşüncesini söylemektir demokrasi, hakla birlikte yönetimdir. Adına çağdaş demokrasilerde katılımcı denilen demokrasi ve biz bunu başaracağız. Geçmişte başardık, gelecekte de başaracağız ama önce parti içinde demokrasiyi başlatmamız lazım.

Demokrat Parti, Adalet Parti dönemlerini hatırlıyor musunuz? Efsanevi Başbakan, şehit Başbakan grup ayağa kalkınca dedi ki “siz isterseniz, ne isterseniz o olur.” Niye? Çünkü o dönemde güçlerini teşkilattan alıyorlardı. O milletvekillerine herkes hayrandı. Adnan Menderes de biliyordu ki arkasında teşkilat var ve teşkilatın da temsil ettiği, halktı.

Teşkilat yöneticileri, hangi ilden kimin milletvekili adayı olacaklarına karar verecekler. Kimin belediye başkanı adayı olacağına teşkilat karar verecek. Teşkilat karar verirse, bakın o zaman teşkilatın derlediği oylar nasıl oluyor. Siyaset budur. Fikriyat, teşkilat ve propaganda. Fikriyat var, teşkilat var. Şimdi propagandayı tanzim, tohumları atmak; size buyurun tohumlar, bunları besleyin, sulayın, gübreleyin, hasat haline geldiği zaman da bekleyin başında, kurda kuşa yem etmeyin demek genel merkezin işi. Ama genel merkez aynı zamanda borçsuz teşkilat bırakmaz, suları kesik teşkilat bırakmaz. Bu ayıbı kimse yaşayamaz. Bu ayıpla yaşanmaz. Bu ayıpla genel başkanlık yapılmaz.

“İşçiye, memura, emekliye yüzde 50 zam”


Bundan sonra gelip yakama yapışacaksınız. Bulamıyoruz, niye bulamıyoruz, ‘efendim, basın bize yer vermiyor’ diyorlar. Bakınız, birileri diyor ki, ‘basın bize yer vermiyor’. Peki, üç gündür niye bana bu kadar çok yer veriyor? Ben devamlı televizyonlardayım. Bizim Sivas’tan bir ilçe başkanımız anlatıyor, diyor ki, ‘birisi sizi seyretmiş. Ben hep CHP’ye oy verdim ama bu Zeybek midir nedir, birisi var, dinledim. O’nu başınıza getirirseniz oyum sizin.’ Ak Partililer de verecek, CHP’liler de verecek, elbet MHP’liler de verecek, herkes verecek. Demokrasi bu değil mi? Her şeyden oy almak değil mi? Bu milletin milliyetçi, muhafazakar, milli ve manevi değerlerine ve insani değerlerine bağlı insanlarını inciterek siyaset yapılır mı, yapılırsa oy alınır mı?

Bu partinin kökü milli, manevi ve insanidir. Atatürk çizgisine, demokrasiye bağlıdır. Onur derecesinde bağlılık dediğiniz zaman mesele yarı yarıya bitmiştir. Yarıdan fazlası ise birlikte yapacağımız işlerdir.

Soruyorum ben ekonomistlere? Demokrat Parti olarak desek ki işçiye, memura, emekliye yüzde 50 zam yapacağız desek ne dersiniz? Hemen şu söylenir; kaynak nereden bulacaksın? Biz 54. Hükümet zamanında yüzde 120’lik bir zam yaparken kaynağı nerden bulduysak, oradan bulacağız. Evet, yüzde 50 zam sözü veriyoruz. Kaynak var.

Ben size iktidar vaad ediyorum


Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi iktidarlarında yani toplam olarak Demokrat Parti iktidarlarında. Demokrat Parti iki yola ayrıldı; Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi. Onlar şimdi birleşti. Demokrat Parti’den ayrılanlarla birleşeceğiz, halkla birleşeceğiz. Biz onurlu bir siyaset takip edeceğiz. Türkiye ile Türk dünyasını birleştireceğiz. İslam dünyasıyla, komşularımız ve tüm dünyayla iyi ilişkiler kuracağız. Önce yoksulluğu, işsizliği yok etmek, üretici ekonomiyi gerçekleştirmek bizim işimiz. Kalkınma bizim işimiz. Demokrat Parti iktidarlarında tarımda, biz dünyada kendi kendine yeten birkaç ülkeden biriydik. Şimdi kurban kesmek için dışarıdan öküz getiriyoruz.

Ben size iktidar vaad ediyorum. Ben size Başbakanlık vaad ediyorum. Ben size emek vaad ediyorum, alın teri vaad ediyorum, göz nuru vaad ediyorum. Ellerimi önce size uzatıyorum ve sizinle birlikte milletime uzatıyorum, halkıma uzatıyorum, seçmenlerime uzatıyorum ve diyorum ki Allah’ın izniyle çok iyi bildiğiniz iktidar yeniden sizin olacak, birlikte olacak ve Başbakan bu seçimde sizin bir arkadaşınız olacak. Hepinizi seviyorum, hepinizi kucaklıyorum.
Sayfayı Paylaş: