Genel Başkan Sayın Namık Kemal Zeybek ’in Kanal 35’te Yaptığı Konuşma (28.11.2011)
DEMOKRAT PARTİ GENEL BAŞKANI SAYIN NAMIK KEMAL ZEYBEK ’İN KANAL 35’TE YAPTIĞI KONUŞMA
(28 KASIM 2011)
“Amerikalıların Irak’ı işgalinden sonra PKK’lıların, Amerikalı uzmanlar tarafından eğitildiğini ve artık PKK eylemlerinin profesyonelce olduğunu bölgede yaşayan kaymakamlar, bana anlattılar. Dediler ki, “artık eskisi gibi değil. Çünkü eğitim alıyorlar. Eğitim veren Amerikan askerleri, subayları. Türkiye’ye bir şeyleri dayatmak için PKK’yı bir araç olarak kullanıyorlar.
“Benim örnek aldığım insan Atatürk’tür. Tabii asıl onu tartışıyorlar, onu yok etmek istiyorlar. Zaten bu Dersim’in vesairenin ortaya getirilmesinin sebebi de Atatürk ile halk kitleleri arasındaki sevgi bağını ortadan kaldırma projelerinden birisidir.”
(DP Basın Merkezi- 28 Kasım 2011)
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Bgün çok önemli bir konuğumuz var, çok değerli bir konuğumuz var. Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek . Efendim hoş geldiniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Hoşgördük. Sağolun.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Sağolun. ben ucundan tarih bitirmiş bir insan olarak sizi,bir kültür insanı olarak, kültür abidesi gibi ayrı bir yere koyduğum için benim için de bir şeref duyuyorum, Namık Kemal Zeybek’le sohbet edeceğiz. İzmir’e de hoş geldiniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Sağolun efendim.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Ben size şöyle bir soru sorarak başlayabilir miyim? Biz bu ülkede asgari müştereklerimizi yitiriyor muyuz? Yani ben sabahları farklı bir yayın yapmaya çalışıyorum burada. İçimizden geldiği gibi.. Buradan bazen kızıyoruz. Epey de kızdırdığımız insanlar var. Ama gelen mesajlara baktığımda hep herkesin daha güzel , daha insanca bir yaşam arzusunu görmekle birlikte; hiç ayrımsız bütün siyasi partilere dahil yurttaşlarım, siyasi liderlerin birbirlerine karşı olan şeyleri, her Salı günü Grup Toplantısı’ndan sonra siyasi liderlerin birbirlerine karşı o ağır sözleri.. Siyasi liderlerimiz arasında hiç asgari müşterek kalmadı mı? Böyle girelim mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Efendim, asgari müşterek, azami müşterek, müşterekler önemli. Şöyle söyleyeyim. Bu gündeme getirdiğiniz konu benim için ve bizim için çok önemli bir konu. Yani bir milleti meydana getiren değerler vardır. Millet dediğiniz şey bazılarının sandığı gibi aynı anadan babadan ürüyen, türeyen, çoğalan insanların meydana getirdiği bir topluluk değildir. Böyle bir şey yok. yani böyle masallar anlatılır da onun için söylüyorum. Millet dediğiniz, değerler manzumesi etrafında birleşmiş olan insanlardan meydana gelmiş bir topluluktur. Onun için biz kendimize bu yeni dönemde hem milletimizin köklerinden, hem Partimizin tarihinden aldığımız temel doğrularla şu şekilde bir tanımlama getiriyoruz: “Biz, milli değerlere bağlıyız ve buna önem veriyoruz. Milli değerlere. Manevi değerlere saygılıyız.”
Yani neden milli değerlere bağlıyız, manevi değerlere saygılıyız? Manevi değerlerde farklılıklarımız da olabilir. Onlara saygı ile yaklaşmak gerekir ki, bu da en temel manevi değerdir. Ama, bütün bunların üstünde bir de insani değerler de vardır ki, insani değerler her şeyin rehberi olmalıdır. Dolayısıyla biz “milli değerlere bağlı, manevi değerlere saygılı, insani değerlere açık bir hareketiz” hep böyle olduk. Türkiye’nin ihtiyacı olan da budur.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Milli değerler diyorsunuz ya. Örneğin bugün Kürt yurttaşların vatandaşların sorunları gazeteleri çıkıyor. Bu son dönemde Dersim’le yüzleşelim şeklinde beyanlarla Alevi yurttaşların tekrar herhalde önümüzdeki süreçte tekrar yaşayacağız, sorguları gündeme geliyor. Fakat bende hep düşünüyorum ya bir Allah’ın kulu çıksa da Türk yurttaşlara da dese de sizin sorunlarınız yok mu? Bu ayrışmalar sizi endişelendirmiyor mu efendim?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Efendim bunlar dışarıdan yapılan operasyonlar bir defa onu söyleyeyim.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Adı tam koyamıyoruz gibi.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Şunu söyleyeyim. Yani nedir bizim milletimiz? Önce bunu bir doğru tanımlamak lazım. Yani siz tarihçisiniz. Çok iyi biliyorsunuz. Türkiye Türklüğü özüne özgü bir varlıktır. Önce bunu tespit edelim. Büyük dünya Türklüğü’nün bir parçasıdır; doğrudur ama büyük dünya Türklüğü içinde de insanlık ailesi içinde de kendisine has bir varlıktır ve çok önemlidir. Yani şimdi karşısınızda dünyanın pek çok yerini gezmiş, Türk dünyasının tamamını gezmiş, hayatının önemli bir kısmını geçirmiş ve Türk dilini de lehçelerini de çoğunu konuşan, anlayan, Türk lehçelerinde konferanslar veren anlaşan, televizyon programlarında konuşan bir kişi olarak söylüyorum. Bu söyleyeceklerimi. Yani bunları övünmek için söylemiyorum. Bunları söylüyorum ki şimdi söyleyeceğim daha bir anlam kazansın.
Kimiz biz? Önce bu soruyu sormamız lazım. Yani kimiz biz?
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Yani bir kimlik bunalımında olduğumuzu söylemek lazım.
NAMIK KEMAL ZEYBEK :Yani bir kimlik bunalımı oluşturuluyor. Şu tarifi yapalım bir kere.
Bir; binlerce yıllık derin Türk tarihinin katmanlarından gelen bir anavarlık. Evet biz binlerce yıldır o derin katmanlardan, o Asya’nın uzaklarından batıya doğru akan bir varlığız. Biz varız binlerce yıldan beri. Evet, ama aynı zamanda büyük bir devlet kurduk bu coğrafyada. Osmanlı devleti insanlık tarihinin en büyük bahsidir. En büyük bahislerinden demedim. En büyük bahsidir. Bir kıta üzerinde hüküm süren 6 asır hüküm sürmüş bir hanedanlık var mı insanlık tarihinde? Sadece Osmanlılar. Bunu başarmış bir milletiz. Dağıldık, yayıldık sonra günü geldi. Zamanın getirdiği gerçekler dolayısıyla ona girmeyelim uzun mesele bu.
“Burası uygarlıklar ülkesidir.”
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Ama Osmanlı’nın temelinde de bu Büyük Selçuklu Medeniyeti filan.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Elbetti ki, tüm katmanları derken onları da kast ediyorum. Türk tarihinden gelen, katmanlarından gelen varlığımız; ama Osmanlının yayılmasından sonra bir çekilmesi vardır. O çekilmesiyle Balkanlardan, Avrupa’dan, Balkanlardan, Kırımdan, Kafkaslardan, Ortadoğu’dan alıp getirdiğimiz insan unsurları ve kültür zenginlikleri bu Anadolu coğrafyasın da çok önemlidir, burası uygarlıklar ülkesidir. Kat kat uygarlık vardır burada.. sekiz bin yıllık bir uygarlık vardır. O da biz de.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Kesinlikle.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Evet. Dolayısıyla Anadolu’nun derinliklerinden gelenler, bütün bunlar biraraya geldi, anadilimiz ne olursa olsun, atalarımızın, dedelerimizin milliyeti ne olursa olsun; biz hepimiz İstanbul Türkçesinde buluştuk ve birleştik. İstanbul Türkçesinin meydana getirdiği bilinç alanında bir millet haline geldik ve bu millet adına dünya ‘Türk’ dedi. Biz de ‘Türk’ dedik. Dünya dedi, tarih dedi, coğrafya dedi, jeopolitik gerçekler söyledi. Yani bu ülkeye Türkiye adını koyan Avrupalılardır. Biz koysaydık, Türkçe, ‘Türk eli’ derdik. Türkiye denildi. Bizim adımız Türk’tür.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Doğru söylediniz. Hafif hafif konuşurken Demokrat parti konusuna da girmek istiyorum. Sizi bulmuşken hemen bir şeyleri ortaya çıkarmak gayreti içindeyim. Mesela 600 yıllık Osmanlı, mesela Cumhuriyette de bir birliktelik içinde bu noktalara geldik. Lakin, çok önemli bir şeyi sizden duymak istiyorum. İçimden geliyor. Örneğin bugün ne yazık ki dediniz ki dışarıdan gelen bir takım adını koyamadığımız net olarak belki de tespit edemediğimiz bir takım uzun vadeli dünya oyunları içinde işte Kürtçülük, işte Ermenicilik, Alevicilik gibi bir takım şeyler sanki çıkıyor gibi.
Oysa gerçek hayata baktığımızda ben kendimden yola çıkarak bunu söylüyorum Maraş’tan gelmiş bir soy, sonra Girit’e gitmiş Girit’ten İzmit’e gelmiş.sülalemin içinde Kürt’te var, Laz’da var. şimdi bunların hepsinin içinde Allah muhafaza birini kökten ayırmak lazım olsa, bu büyük bir saçmalık olmaz mı?
Yani Kürt’ün Kürtçülük yapması, Türk’ün Türkçülük yapması bir garabet değil mi? Irki olarak söylüyorum.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Efendim.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Saf bir ırktan Anadolu’da söyleyebilir miyiz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Dünyada böyle bir şey yok. Dünyada yok. Yalnız dünyada bir gerçek var. Milletler birbirleriyle çıkarları doğrultusunda oynarlar. Yani 70 milyon bu coğrafyada yaşayan; ayrıca 10 milyonunun da açılımlarını düşünürseniz, 80 milyonluk bir Türkiye Türklüğü vardır. 80 milyonluk Türkiye Türklüğü. Türkiye Türklüğünün içinde; yani kabuğuna sığmayan, girişimci bir varlığımız var bizim. Evet biz çok yetenekli bir halkız. Dünyanın en zengin kültürü Türkiye Türklüğündedir. Bakınız, Türklükte demedim.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Yer yer farkında olmakta.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Türkiye Türklüğündedir dedim. Dünyanın en zengin kültürü. Kültür Bakanlığı yapmış ve dünyanın kültürünü tanıyan bir insan olarak söylüyorum. Yani mesela bizim yemek kültürümüz kadar zengin bir kültür dünyanın hiçbir yerinde yok. Bizim halk oyunlarımız dünyanın neresine giderlerse yarışmalarda birincilik alırlar, bazen ikincilik verilir ki başkaları da katılsın gelsin diye. Yani böyle bir zenginlik. Yok böyle bir şey dünyada. Yani onu söylüyorum, bütün bu katmanlar tarihimizin derinlikleri, Osmanlının açılımından sonra getirdikleri, bu coğrafyanın tarihinin getirdikleri, bütün bunlar olağanüstü bir birikimi getirmiştir.
Bu tabi. Bunun yanında olayların gelişmesi sonucunda Atatürk’ün öngördüğü bir gerçek meydana geldi. Ve bizim yanımıza bizim gibi kardeş devletler geldi. Altı kardeş devlet, kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de asla dışlamadan söylemeyiz. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan gibi, Özbekistan gibi bağımsız devletler.
Şimdi bu devletler ortaya çıktığı zaman, Yunan basınında ve Lefkoşa basınındaki yazıları hatırlıyorum ben. Adeta ağlama duvarına döndü Rum basını. Hem Yunanistan’da hem Kıbrıs’ta. Şöyle diyorlardı, “artık arkasında büyük büyük kardeşleri olan bir Türkiye, şuanda orta çaplı bir süper güç haline geldi. Biz nasıl baş edeceğiz bu ülkeyle. Artık Kıbrıs’ta gitti. Ege denizindeki Fır hattı da gitti. Ege’deki kıta sahanlığı da gitti.” Filan gibi yazılar çıkıyordu. Bu gerçek. Ama bu gerçeğin çok uzağına düştük. Bu gerçeğin uzağına düşmemiz için de içimizden bir bölgemizde bir problem meydana getirildi. Bunlar olur. Çünkü Türkiye’nin, Türk Cumhuriyetlerini birleştirip bir birlik kurması halinde, dünya dengelerini yerli yerine oturtacağı ve bu bölgenin uluslararası ÇUŞ’lar, ÇUŞ’lar diyorum dikkat çeksin diye. Çok Uluslu Şirketler tarafından sömürülmeyeceğini anlayanlar başımıza böyle bir iş çıkardılar.
“PKK, dışarıdan desteklenerek sokuşturulmuştur”
PKK’nın Türkiye içinden çıktığını, Türkiye şartlarının içinden destek alarak kurulduğunu zannedenler hiçbirşey bilmeyen insanlardır. Öyle değildir. Yani PKK, dışarıdan desteklenerek sokuşturulmuştur. Bugün de destekleniyor. Hiç unutmayalım PKK denilen kuruluş kapanın elinde kalır; o kendi çıkarları, başkaları kendi çıkarları doğrultusunda başımızı böyle bir belaya sokarlar.başımızı belaya sokmaktan başka da hiçbirşey yapamazlar. Eğer biz dik ve diri durmaya devam edersek. Ama başka bir gelişme oldu. Yani PKK’yı başımıza bela edenler, çok açık söyleyeyim, yani bildiğimiz gerçek Amerikalıların Irak’ı işgalinden sonra PKK’lıların Amerikalı uzmanlar tarafından eğitildiğini ve artık eylemlerinin profesyonelce olduğunu bölgede yaşayan kaymakamlar, ta o zaman gelip bana anlattılar. Dediler ki, “artık eskisi gibi değil.” Niye? Çünkü eğitim alıyorlar. Eğitim veren kim? Amerikan askerleri, subayları. Neden? Kullanmak için. Yani Türkiye’ye bir şeyleri dayatmak için PKK’yı bir araç olarak kullanıyorlar.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Diğer hükümetler bir şey yapmamış mı efendim?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Şimdi bir de işin bir başka yanı bu operasyonları yapanlar sadece PKK ile işi sınırlı tutmazlar. Açık söyleyeyim bizim basın yayınımızda birçok görevli vardır. Yani basın yayınınızda CIA ajanları vardır. Yabancıların beslemeleri vardır. Bunlar vakıflar yoluyla beslenirler.bunların yazıları bazı dergilerde yayınlanır. Kendilerine yüksek telif ücretleri ödenir ve bunlar kullanılırlar. Şimdi Türkiye toplumu bir şeylere.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Kullanılmayanlar da ya öldürülür, ya sürdürülür.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Yani şimdi Türkiye bir şeylere kullanılmaya çalışılıyor. Bütün olan biten işlerde budur. Biz şundan asla vazgeçmemeliyiz. Türklük bizim ortak kavramımızdır.
Yani şunu da söyleyelim. Bizim ortak adımız Türktür. Mesela, Türkiyeli bir Kırmanç, ya da Zaza kökenli Türk. Bakınız cümleyi tekrar söylemek istiyorum. Türkiyeli ama kökeni Kırmanç, ya da Zaza ya da başka bir şey. Anadili farklı olan bir insan Azerbaycan’a gitiği zaman, Kazakistan’a gittiği zaman kendisine Türkiye’den bir Kırmanç kardeşimiz, bir Zaza kardeşimiz geldi diye mi, ya da bir Arap kardeşimiz geldi diye mi hitap ediliyor? Hayır. Türk kardeşimiz geldi diyorlar.
Hatta benim tanık olduğum bir şey. Üzeyir Garih. Üzeyir Garih bildiğiniz gibi Musevi bir vatandaşımızdır. Hatta azınlıklardan olmak itibariyle, Türk olmamak hakkına da sahiptir; ama, onlar Türk olmanın erdemini bildiklerinden, 500 yıldır burada yaşadıklarından dışarıda kendilerine Türk diye hitap edildiği zaman hiç de rahatsız olmazlar. Kendilerini Türk diye tanıtırlar.
Geçenlerde birisini gazete de okudum, “biz” diyor, “Türk olduğumuz için Hitlerin soykırımından kurtulduk. Atatürk döneminde Türklük bu kadar itibarlı bir kavramdı” diyor. Şimdi bugünde öyledir.
Dolayısıyla efendim. Asla ortak tepkimizden vazgeçmemeliyiz. Ancak, yani Türkiye’de Kürt yoktur lafı da, yanlıştır vardır, Türkiye’de Kırmanç’ta vardır. Ama ikide bir bunları söylemek iki de bir bunları gündeme getirmek yanlıştır.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Şimdi biz vaktimizi heba ediyormuşuz gibi geliyor ve dediğinize, size kuşkusuz bu işin derinlerini bilen bir insansınız da ama “ben Türk değilim” diyenlerinde sanırım sayısı artıyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : “Ben Türk değilim.” Efendim şöyle söyleyeyim. Aaa onlara da bişey demiyelim. Desinler; ama şöyle desin yani “ben Türk değilim” diyene de bir şey diyemeyiz. Türklük bir duygu ve his meselesidir.
Yani biz bu muazzam kavramı, bu görkemli kavramı bu en ulu tarihe sahip olan ve en derin kültüre sahip olan Türklük kavramını birisine eğer veriyorsak, onu bu adla adlandırıyorsak, ona iltifat ediyoruz demektir.
Yani ben mesela size gerçeği söyleyerek ne kadar yakışıklısınız, gözleriniz de çok güzel, gözlerinizin rengi de bir yeşil bir mavi, ya siz çok akıllı bir insansınız diyorum, siz derseniz ki, “yo ben akılsız bir insanım, öyle biri değilim” eee ona da ben bir şey diyemem.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Doğru. Doğru. Peki, şimdi son olarak yani son olarak derken bir konuda bir şey sormak istiyorum, şimdi son günlerde aslında bana da çok itici gelmemekle birlikte sizin düşüncelerinize çok önem veriyorum gerçekten.
İşte bir yüzleşelim söylemi çıktı. Onunla yüzleşelim, bu Dersim olayıyla yüzleşelim. Bu olayla yüzleşelim. Dün de yanılmıyorsam Atv Haberlerinde izledim akşam yanılmıyorsam TBMM’de gizli bir yer varmış bütün arşivler o odadaymış.meclis kararıyla oradaki arşivler alınıp işte İstiklal Mahkemesi arşivleri ne bileyim bir takım arşivler, Yassı Ada arşivleri internete yüklenecekmiş. Ve kamuoyunun bilgisine sunulacakmış.
Şimdi sabahleyin Star Gazetesi’nin bugünkü baskısın da size de efendim göstermek istiyorum. Bulursam burada. Starda bir haber vardı, bir fotoğraf vardı. “12 Eylül’ün iç acıtan yüzü” diyor. 12 Eylül döneminde bir yerde liseli çocukların, bunlar liseliymiş şöyle bir kimlik tespit olayı. Ben diyorum ki, kendimce bir düşünce geliştirmeye çalışıyorum. Tamam yüzleşelim tarihle ama, doğru olan doğruların çıkması açısından ama geriye doğru giderek yüzleşelim. Desim’le yüzleşirsek yarın öbür gün Çaldıran’la da yüzleşirsek şeyimiz çıkabilir. Ben de İzmir’li olarak örneğin İzmir’de de örneğin 15 Mayıs – 18 Mayıs 1919’da Yunanlıların bize yaptığıyla yüzleşmek istiyorum gibi. Bu yüzleşme ile sizin bir bilimsel görüş tarafınız var.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Var. Evet.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Ondan bu iş bu doğru bir şey mi konuşuyoruz söylüyoruz. Bir de çok özür dileyerek, bir haftadır buna ben çevremde bakıyorum, zaman zaman da böyle ukalalık derecesine çıkararak söylüyorum. Arkadaşlarım var değişik bilim şeyinden. Tabi ki yüzleşelim biz Dersim’de şöyle yaptık, Yavuz’da şöyle yapmış filan falan. Osmanlı dönemine ait. Ben de böyle diyorum ki tabii gayet böyle ukala olarak biz 12 Eylül’le yüzleşmeden Dersimle yüzleşebilir miyiz? Çok abest olur mu efendim.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Evet, 28 şubat’la yüzleştik mi?
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Onu da söyledim. Evet yanına siz gelmeden önce onu da söyledim.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Yani şimdi efendim, yüzleşmek istedikleri neresidir? Dersim meselesidir, di mi efendim? Niye yüzleşelim? Dersim bir faciadır. Yaşanmıştır. Evet.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Doğru yüzleşmekten, amaç.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Nedir amaç? Yani Dersim’de birçok olay vardır. Ben Dersim’le ilgili derin tarihi okudum. Genel kurmay yayınları yani içe dönük yayınları da okudum. Yani çok feci şeyler vardır. Hoş olmayan şeyler vardır.
Kesin her anlamda hoş olmayan şeyler vardır. Bunlar iki tarafları vardır. Ve bu iki taraflı işi yapanlar da çok taraflı da kışkırtıcı ajanlara kapılarak yaparlar. Şimdi Dersim’le yüzleşmeyi bırakalım da. Bugünle yüzleşelim..Nedir bugünle yüzleşmek? Şu soruyu soruyorum, şu soruyu soruyorum yani Sayın Başbakan’a da soruyorum, hükümete de soruyorum, iktidara da soruyorum. Diyorum ki Dersim’de haksızlar yapılmıştır. Şu yapılmıştır, bu yapılmıştır. Bugün ülkemizde bilyonlarca Alevi yurttaşımız var. Alevi yurttaşlarımız okumaya meraklı ve tahsil düzeyi çok yüksektir. Dersim Türkiye’nin okuma yazma oranı en yüksek olan ilidir. Ve okumuş adamının da en yüksek olduğu yer Dersim’dir. Yani Tunceli’dir. Tunceli bölgemizdir. Peki, yüksek kamu görevlilerinden; mesela valilerden, müsteşarlardan, genel müdürlerden, daire başkanlarından bir tek Alevi var mıdır? Gelin önce bununla yüzleşelim. Bu hemen çözülecek bir konudur.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Devlet öyle yükselme diye bir şey mi var?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Bakanız şuanda, ben sorumun cevabını vererek söylüyorum. Şuanda 81 vali içinde bir tek Alevi vali yoktur. Şuanda müsteşarlar genel müdürleri içinde bir tek Alevi yoktur.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Vardı da mı yok oldu?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Geçmişte vardı. Geçmişte böyle bir ayrım yoktu şuanda oldu. Böyle bir ayrım yapılıyor şuanda. Şimdi Alevi insana böyle bakan bir iktidar yani mesela Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Bülent Arınç o dönemde o zaman o bölgede askeri kuvvet komutanı olsalardı, Alevi’ye böyle bakan bir insan acaba ne yapardı. Bu soruları sormak lazım. Önce insanlar kendi evlerinin önünü temizlemeli de, sonra başkalarının evlerinin önü ile ilgili konuşmalı.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Ama çok doğru söylüyorsunuz. Bende işte sıradan bir yurttaş olarak, ben de bunu merak ediyorum. Benim de 15 yaşındaki oğlum da merak ediyor. Herkesin ağzında bir Dersim olayları var. Ama Dersim olayları ile ilgili ne okul kitaplarında doğru dürüst bir bilgi var. Ne medyada çok özür dileyerek söylüyorum, medya maymunlarını bir tarafa bırakarak söylüyorum; şöyle şöyle akıllı uslu bir bilim adamının çıkıp da belgeleri ile olayı anlattığı var. Ya biz ezbere ve içi boş bir biçimde birbirimize çemkirecek biçime geldik şimdi. Çok doğru söylüyorsunuz ama bilmiyoruz ki.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Şimdi bakınız siz tarihi biliyorsunuz. Kısaca hatırlayalım. Dersim olayları denilen olayların patladığı dönemde, dersimin kendisi bir olaydır onu herkes bilir. Yani Dersim dağlık bir mıntıkadır. Osmanlı zamanında da ulaşılması güç bir bölge olduğundan adeta yarı bağımsız olarak yaşamıştır Dersim. Kaymakamları kendi içinden, yöneticileri kendi içinden, aşiret reislerinden, kendi içlerinden atanmış ve yarı bağımsız bir statü kazanmıştır. Dersim’in coğrafi şartları böyle getirmiştir. Dersim çok farklı bir şeydir.
Dersim aynı zamanda da bizim Alevi kültürümüzün yani Türklerin Anadolu’ya ilk geldikleri zamanlarda Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşı Veli, Hallacı Mahsur hepsinden tabi önce; döneminde gelen inanç gruplarının adeta konserve edilip saklandığı bir bölge olmuştur.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Osmanlı’nın kuruluşu filan.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Evet, evet, başka yerlerde dönüştürülmüştür. Ama orada dönüşmemiştir. Yani özüne özgü bir bölgedir.
Cumhuriyet tabiî ki böyle bir şeye izin vermedi. Vermek de istemedi. Cumhuriyet o bölgede de diğer vilayetlerdeki gibi bir yönetim kurmak istedi. Evet dolayısıyla eski sistemi sürdürmek isteyenlerle cumhuriyetin getirmek istediği sistem arasında.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Ama başlangıçta yok. Dimi efendim.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Efendim. Cumhuriyeti red etmek bir yana Atatürk’ü çok desteklemişlerdir.
Şu var, Dersimli Diaf Ağa vardır ki Atatürk’ün yanından ayırmadığı heybetli bir zattır. Ve mesela bir ara yunanlılar Polatlıya kadar geldikleri zaman merkezi Kayseri’ye kadar götürmek gibi bir temayül doğmuştur Meclis’te. Hatta bir takım milletvekilleri ailelerini de Kayseri’ye göndermişlerdir. İşte o zaman Diaf Ağa ilk ve son konuşmasını yapmış, ve Meclis’te şunu söylemiştir. “Biz buraya kaçmaya değil, savaşmaya ve ölmeye geldik.” Evet kısa bir konuşma onun konuşmasından sonra Ankara terk edilmemiştir. Yani dersim böyle bir yerdir. Ama sonradan Cumhuriyet kendi nizamını kurmak istediği zaman oradaki nizam ile oradaki nizamın yöneticileri ile düzen ile düzenin yöneticileri ile bir sürtüşme başlamıştır.
Şimdi fakat 1937’ye getirelim böyle bir gerginlik var. Orada dış güçlerin kullanabileceği gibi söylenebildiği bir gerginlik meydana gelmiştir. 1937.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Hatay olayı..
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Hatay olayı.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Yani İngilizleri niye konuşmuyoruz biz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Hatay’da çok ilginç bir şey var. Şimdi Hatay’da halk oylaması yapılacak. Halk oylamasında Türkler ve Aleviler, şimdi Türkler ve Aleviler denilince; şimdi orada Arapça konuşan Aleviler vardır. Yani Hatay bölgesinde Türklerde vardır Alevilerde vardır bir de Arapça konuşan Aleviler vardır. Türklerin Türkiye’yi geri seçeceği tabi bir beklentidir. Ancak Arapça konuşan Alevilerin Türkiye’yi tercih edecekleri konusunda yoğun bir bilgi vardır.
Dolayısıyla şimdi burada ne yapılmalıdır? Türkiye yönetimi ile Aleviler arasına bir çatışma meydana getirilirse bunun da meydana getireceği etkiyle, Hatay’daki Alevilerde Türkiye’den yana oy kullanmaz düşüncesi en başta elde edilecek düşüncedir.çok ilginçtir, İngilizlerle birlikte asıl Fransızların etkisi vardır.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Yani.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Evet, Fransızların etkisi vardır bu biliniyor. Olayların kışkırtılmasında, büyümesinde, isyan noktasına gelmesinde Fransızların etkisi vardı; hatta, isyan biraz daha geciktirilseydi, gecikseydi Fransız silahlarının Dersim’e ulaşma ihtimali vardı. O günün şartları başka şartlardı. Yani bugünkü Türkiye gibi düşünmeyelim.devlet daha tam olarak her türlü hizmeti götürmüş, yollar vesaire bugünkü gibi değil.
Şimdi dolayısıyla böyle bir durum. Şimdi dış tahriki ortadan kaldırarak yok sayarak ne Şeyh Said isyanını anlamak mümkündür. Çünkü Şeyh Said isyanının da amacı, Musul ve Kerkük konusunda Türkiye’nin eline zayıflatmak ve o petrol bölgesini Türkiye’den almaktı. Aldılar.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : İşte bunları konuşmuyoruz hiç.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Ama, Hatay’ı ise alamadılar. Çünkü bu oyun tutmadı. Ve Hatay Alevileri, Aleviler Türkiye’den yana oy kullandılar. Oyun tutmadı. Şimdi bunlar böyle oyunlardır.
Efendim “geçmişi kurcalamayı bıraksınlar” yani “bugünü kurcalasınlar” ben yine söylüyorum.
“Kürt meselesi diye bir mesele yoktur.”
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Bugünü konuşalım. Bir küçük ara verelim. Aradan sonra hem Demokrat Parti ile ilgili başlangıç bir sorum olacak.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Bunu bitireyim lütfen. Türkiye’de ben bunu söylüyorum. Kürt meselesi diye bir mesele yoktur. Niye? Yoktur. Çünkü Kürt kökenli yurttaşlarımız Kırmanç ya da Zaza, her türlü mevkiye ve makama gelmek hakkına her zaman sahiptirler. Haklarıdır çünkü. Yani hakları esirgenmemiştir onlardan. Ordu komutanı olurlar, Yargıtay başkanı olurlar. Efendim Cumhurbaşkanı olurlar. İşadamı olurlar, Valilerin birçoğu Kürt’tür. Tabidir olmalıdır. Kürt’tür derken ben haber niteliği söylemiyorum ben, tabi olanı söylüyorum. Ama Kürt meselesi yoktur, Alevi meselesi vardır. Çünkü Alevilere karşı olumsuz ayrımcılık yapılmakfadır. Aleviler bu ülkede dışlanmaktadır. Alevilerin inançları, yaşam hakları, kendilerinden esirgenmektedir hala. Bunu çözsünler. Yani hükümet, Sayın Başbakan, iktidar, bıraksın Dersim’i de bugünkü ayrımı ortadan kaldırsınlar.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Şimdi biraz ara. Aradan hemen sonra biraz demokrat parti, siyaset ve ne olacak bu ülkenin hali sorusuna cevap bulmaya çalışalım.
Efendim şimdi Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek ’le sohbetimizi sürdürüyoruz. Bence epey de ilgi çekti. Telefonlarda geliyormuş. İstanbul’dan mesela ikinci Bölge Bağımsız Belediye Başkan Adayıymış Mehmet Turhan bey efendi. Epey bir aramış. Bir tarihsel doküman vermiş bizim Zeynep’e. insanlarımız anladığımız kadarıyla yurttaşlarımız birlikten, bir ve birlik olmaktan yanalar. Sayın Genel Başkan. Bunu zaten siz heryerde hissediyorsunuzdur. Hiç kimsenin çatışmadan, atışmadan, çekişmeden beklediği bir şey yok.
Şimdi gelirsek Demokrat Parti’ye. Şimdi naçishane bir yayın yapıyorum. Yıllardır aynı formatta. Gazeteleri okumaya çalışıyorum. Gazetelerin birinci sayfalarında, İstanbul gazetelerinin özellikle; kendi kentimin gazetelerini hariç tutuyorum. Baktım sabahtan sizin bu tip şeyleriniz epey yer bulmuş.
Sanki Türkiye’de Adalet Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, eh Milliyetçi Hareket Partisi ve BDP. Parlamento üzerinden bir anlayış var. Oysa aktif dinamik başka siyasi partilerde var. Niye kusur biz de mi kusur siz de mi? Daha fazla bilgilenme olayı ya da Türkiye üzerine çift partili hep bir aralar konuştuğumuz, düşündüğümüz, aklımıza gelen, bir sistem pompalaması ile karşı karşıya mıyız?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Hepsi doğru. Hepsi doğru. Efendim bu tabi bizim büyük problemimiz. Yani biz şuanda Türkiye’de en ciddi konuları gündeme getiren akıllı akıllı projeleri ortaya atan, çözümler getiren ve aynı zamanda da ta geçmişimiz itibariyle Türkiye’nin en köklü siyasi partiyiz. Yani cumhuriyetin omurgası olarak görüyoruz biz kendimizi, Demokrat Parti’yi, Doğru Yol Partisi, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi ve bugün yeniden Demokrat Parti çizgisini, omurga olarak görüyoruz.
Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi birleşti yeniden kök partinin adına aldık; Demokrat Parti dedik ama, ne yazık ki basın yayınımızın bu ilgisi dolayısıyla ya da ilgisizliği dolayısıyla daha Demokrat Parti adını dahi yerleştirmiş değiliz. Ankette yapılan bir ankete göre mesela Namık Kemal Zeybek ’i tanıyanlar, Demokrat Parti’yi bilenlerden çok daha fazla.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Onlar doğaldır ama.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Ama bu bizim büyük sıkıntımız. Ama bunu aşacağız. Eninde sonunda bunu aşacağız.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Peki bir de şey olabilir mi efendim. Önce bir tek parti Cumhuriyet Halk Partisi varmış. Sonra Demokrat Parti kurulmuş. Sonra beraberinde çok partili siyasal yaşama geçilmiş. Arada darbeler marbeler görmüşüz ama, çok partili hayattan hiç vazgeçmemişiz. Kesinlikle katılıyorum. Demokrat Parti’nin köklü geleneklerine ona bir itirazım yok. Ama Demokrat Parti ekolünden yetişenler daha sonra sanki başka partilere geçmiş. Şuanda bakıyorum. AKP’nin içinde var, CHP’nin içinde de var artık. Demokrat Parti daha böyle rötronize mi ne kalmış. Bunun bir etkisi olabilir mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Yani esas itibariyle bunun da etkisi olabilir ama, esas itibariyle bizim oylar AKP’de. Oylarımız, yani AKP’nin bugün aldığı oyların taş çatlasa yüzde % 5’i milli görüş çizgisinden gelen yani Erbakan Hocamızın çizgisinden gelen ama ayrılan kadronun oylarıdır. Fakat çok ilginç bir ters piramit vardır AKP’de. Baktığınız zaman tepelerde gittikçe daralan bir şekilde tamamen milli görüş çizgisi hakimdir. Yani Bakanlarının, milletvekillerinin, il başkanlarının büyük çoğunluğu yüzde 80’e varan oranlarda milli görüşçü, eski, eski tabi gömleklerini çıkardılar.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Çünkü Saadet Partisi’de var.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Gömleklerini çıkardılar. Saadet Partisi ile bugünkülerin farkı, milli görüşü Saadet Partisi sürdürüyor. Ama ondan kopanlar, milliyi çıkardılar, gayri milli görüş ile devam ediyorlar. Evet gayri milli görüş sahibi diyebiliriz onlara. Aşağılarda ise bizim oylarımız var. Yani piramitte bir terslik var AKP’de. Bunun dışında ayrıca şahsıma karşı da çok ciddi bir engelleme etkinliğinin olduğunu ben biliyorum.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Nereden geldi bu? Medya mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Medya.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Aman efendim, sizin İzmir’e teşrif ettiğin buyurun gelin.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : İstanbul basınından.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : İstanbul basını hepimize yapıyor bunu. Benim meslektaşlarıma da yapıyor bunu yani.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : İstanbul basınında böyle bir şey var. Meslektaşlarına da yapıyor. Aynen böyledir. Yani milli mücadele günlerine benzer günler yaşıyoruz. Anadolu basını da gerçek. Milli duyguların ve görüşlerin temsilcisi olmayı sürdürüyor.
“Füze kalkanı sistemi Türkiye’nin başını belaya sokacak”
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Bende böyle hazır bakarken Ege telgraftan bakarken gördüm Bölmelerine İzin vermeyeceğiz demişsiniz. Bu arada tabi İzmir gazetelerine giremedik ama ben şimdi yakalayınca Sayın Genel Başkan’ın sözlerinden başlayarak birkaç tane Sayın Zeybek’e de göstermiş oluruz burada. Fuat İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde gerçekleşen Olağan Kongresi’nde konuşan DP Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek , “ben öğretmenlikte yaptım, eğer Başbakan’a not verecek olsam, devlet adamlığına sıfır, siyasetçiliğe 100 verirdim. Siyasette demagoji ile netice aldıklarını zannedenler ülkenin başına bela olur” diye konuşmuş.
Şimdi ben size ben bir şey tabii bu kadar konuşmamışsınızda spotu okudum. Dün Kongreler için geldiniz. Biraz daha aynı noktaya gelmiyor mu? Mesela bizim halkımız ben hep ona inanırım, kendimde böyle kavgacı olduğum için ekranda bazen kameralarla bile kavga ediyorum. Kavgacıları, kavgacı demek istemiyorum sakın yanlış anlamayın. Böyle bir şey asla değil.
Böyle sert söylemler mi daha şok etkisi yaratıyor. Yoksa uzlaşmacı diyeceğim yanlış anlayacaksınız ama, şimdi bu spotta yola çıkarak İzmir’de ne ile karşılaştınız. Bir İzmir tasviri de alalım sizden.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Ben şöyle yapıyorum,bağırdığım zaman dikkati çekmesini istediğim bazı konuları. Mesela füze kalkanı sistemi. Füze kalkanı sisteminde halkımızı uyandırmak istiyorum. Füze kalkanı ile Türkiye’nin başı belaya girmek üzeredir. Bazen bu tür şeylerin üzeri örtülür. Bu örtüleri yırtmak için de bazı sert müdahaleler yapmak gerekir. Ben o müdahaleyi yapacağım zaman sesimin tonunu yükseltiyorum, olabildiğince bağırıyorum. Sesimin en uzaklara bile gitmesini istiyorum. Neden? Çünkü füze kalkanı sistemi Türkiye’nin başını belaya sokacak, Türkiye’yi savaşa sokacak ve bu yol ile Türkiye’yi dağıtacak bir sistemdir. Bu sistemi Malatya’ya kurduranların amacı tam da budur diyorum. İşte böyle söylüyorum.Yani bunun da ufak tefek ayak sesleri varmış gibi geliyor bana. İran’ın açıklaması…
Diyorum ki İran, ilk olarak zorunlu bir şekilde, aslında da haklı olarak, Malatya’yı vurmak zorunda. Neden? Çünkü eğer Malatya’yı vurmazsa İran biter. Yani İran’ın yıllardan beri yaptığı bütün çalışmalar, ürettiği füzeler, yani bütün varını yoğunu savunmaya harcıyor, bir anda biter.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Aman Allah korusun.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Allah korusun. Allah akıl vermiş bize, bilgi vermiş, göz vermiş; görmek için, okumak için, düşünmek için. Gönül istiyor ki tarihten ibret alın. Enver Paşa’yı da böyle kandırdılar. Böyle bir bela geldiği zaman bu bela ne PKK’ya benzer ne de bin tane PKK böyle bir belaya sokabilir Türkiye’yi.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Ne yazık ki sözün doğruluğunu da göstermiyor mu bu? Çok özür dileyerek “ne yazık ki” diyorum, “tarih tekerrürden ibarettir” demiş birileri bir zamanlar, bazı şeyler oluyormuş demek ki.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Ne diyor Mehmet Akif; “Tarihi tekerrür diye tabir ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” İbret almak lazım.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ Bir şey öğrenmek istiyorum. 1970’lerden beri Türkiye’nin siyasal yaşamını en yakından, en içinden takip eden bir insansınız. İçi boş siyasetçiler gibi değilsiniz. Konuştuğunuzun bir bilgi tabanı var, kaynağı var. Ders alınıyor mu? Bu bizim milli bir hastalığımız değil mi sizce?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Alınsaydı, o radarlar Malatya’ya konulmazdı. Bakınız, o radarları oraya koyduğunuz an, İran’a savaş ilan ediyorsunuz. İran’a şu anda Türkiye o radarları koyarak savaş ilan ediyor. İran Devrim Muhafızları Komutanı da diyor ki; “İran’a ilk saldırı anında vuracağımız Malatya olacak.” Peki, nasıl anlatacağız biz bunu? Bana cevap vermeye çalışıyorlar. Ben şimdi bunu bir televizyonda, sabah programında anlattım, açık açık anlattım. Dedim ki; “Eğer bu radarlar kurulursa, bakınız, radarların bittiği zaman ile İngiliz istihbarat servislerinin söyledikleri ve basına yansıyan bilgiye göre Noel ya da Noel’den sonra, onlar öyle söylüyor, yılbaşından sonra, yılbaşı sırasında İran vurulacak diyor. Belki geciktirirler falan. Vurulduğu an bu radarların görevi, tek tek söylemek istiyorum herkes anlasın, Türkiye dinliyor bizi, sadece İzmir ve çevresi değil, ben de sizin kanalınızı, programlarınızı Ankara’dan hatta bazen Türkistan’dan bile dinliyorum.
Bakınız İran’a füzeler yağmaya başlarsa, çünkü İran’ı vuralım deyip duruyorlar. Türkiye’ye de Suriye’yi vurun vurun diyorlar. Bakınız ,İran vurulmaya başladığı zaman bizim radarlar İran füzelerini işlemez hale getirecek, açıkça söylüyorum işleyemeyecekler. Ne yapacak? Peki ne diyor İran muhafızları komutanı, “Biz mecburuz bu radarları söndürmezsek, mahvoluruz” Peki İran Malatya’yı vurduğu zaman ne olacak? Buyurun savaşlar böyle oluyor. İran’a Türkiye’nin savaşması demek, Türkiye’nin de İran’ın da bitmesi demek.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Bu kadar açık konuşuyorsunuz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Ben bunları söyledikten sonra bir hükümet sözcüsü bana cevap veriyor. Söylediği şu, “ama o da Anavatan Partisi’nin binasını yıkıyor” Ben Anavatan Partisi’nin binasını yıksam bile, Anavatan Partisi’nin binasını yıkmak ile devletin binasını yıkmak aynı şey mi? Bana bir cevap verin, beni ikna edin. Hükümet, bakanlar beni ikna edin, ben bir vatandaş olarak milletimin geleceğinden endişeye düşüyorum.
Bursa’da bir konuşma yapıyor Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç. Bütün bu söylediklerime cevap yok. Çünkü veremezler, ne diyecekler. Diyor ki, “O geldi Bursa’ya bin kişiyle miting yaptı” Ben bir kişiyle miting yapsam, beş bin kişiyle yaptık ama o görmemiş tabii. Ben bin kişiyle miting yapsam bile benim söylediklerime böyle mi cevap verilir? Yani milletin ve devletin.. bakınız ‘dini devlet, mülkü millettir’ bizim tarihimizin temel parolası. Din, devlet, vatan ve millet. Ben diyorum ki, din tehlikede, vatan tehlikede, insanlarımızın hayatı tehlikede. Bu deprem ne Van depremine benzer ne PKK belasına benzer. Yüzbinlerce insanımız ölür. Devletimiz dağılır.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Bunların hepsinin altında Amerika’nın yaşadığı o dehşet ekonomik kriz ve bütün dünya savaşlarının altındaki o emperyal ekonomik nedenler de yatıyor değil mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Evet aynen öyle.
“Bizim dışımızda muhalefet falan yok”
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Şimdi gelen bir soru var. Doğru söylüyor dinliyoruz diyorlar, fakat Türkiye’de muhalefetin yani sadece Demokrat Parti değil bütün muhalefetin yöntem ve stratejisinde hata mı var acaba diyenler de var.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Ben tabii bütün muhalefet ile ilgili konuşmak istemem. Ben bizim dışımızda muhalefetin mevcudiyetini de görmüyorum. Bizim dışımızda muhalefet falan yok. Ana muhalefet, ananın yanındaki muhalefet, onun adı ne ise, öyle bir şey görmüyorum. Yok öyle bir şey. Siz şu mevzuyu benim anlattığım berraklıkta anlatan ve bu heyecanla ortaya koyan, Türkiye’nin ana meselesi konusunda şu tarzda bilgi ve heyecan sahibi olan bizden başka kimseyi gördünüz mü? Ben daha göremedim. Bizden başka muhalefet te yok, bizden başka Türkiye’nin meselelerini çözecek akıllı projeler ortaya koyan herhangi bir söz yok.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Bir şey sormak istiyorum, dün İzmir’de kongre yaptınız. Bundan sonra şunu öğrenmek istiyorum Demokrat Parti daha çok halkın içinde. Yani çok özür dileyerek ben kendimi İstanbul medyasıyla bir tutmuyorum. İzmir’deki pek çok meslektaşımın da dışında bir basın anlayışım var. Ben sizi öğrenmek istiyorum ne yapıyorsunuz. Bundan sonra daha aktif, daha dinamik, daha halkla iç içe biraz önce sizin de buyurduğunuz üzere berrak bir şekilde, net bir şekilde olan biteni halka yansıtmak adına farklı bir çalışma, farklı bir strateji oldu mu olacak mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Sayın il başkanımız ve teşkilatımız İzmir’de fevkalade iyiyiz. Sayın İl Başkanımızdan da memnun olduğumu ayrıca halkın da sevdiğini, itibar sahibi olduklarını biliyorum. Sık sık geliyorum İzmir’e. İzmir’i çok seviyorum. Çünkü yaşadım ben bu şehirde, çünkü kendime çok yakın buluyorum İzmir insanının düşünce ve ruh yapısını. Kendimi huzur içinde hissediyorum burada.
Ben Türkiye’yi dolaşıyorum, arkadaşlarım dolaşıyorlar kongreler yapıyoruz. Kongre yapmadığımız yerlerde, İl divanları yapıyoruz, konferanslar veriyoruz. Gittim yerlerde televizyonlara çıkıyorum. İstanbul kanallarında bana şunu ‘siz programa çıktığınız zaman birden bire reytingimiz, izlenme oranımız en yükseklere çıkıyor, birinci oluyoruz’ falan diyorlar.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Reyting konusunda katılıyorum arkadaşlar telefonlara yetişemiyorlar, bir sürü soru gelmiş. Malatya’daki füze kalkanı dehşet ilgi görmüş, göz göre göre savaşa sürükleniyoruz aynen de katılıyoruz şeklinde mesajlar geldi. Ama ne çare ki biz sadece halkız.
“Benin örnek aldığım insan Atatürk’tür”
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Söyleyeceğiz, konuşacağız susmayacağız. Direneceğiz, sabredeceğiz ve başaracağız. Bir şeyi unutmayalım benim örnek aldığım insan Atatürk’tür.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Bu dahi tartışma konusu oldu.
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Tabii asıl onu tartışıyorlar, onu yok etmek istiyorlar. Zaten bu Dersim’in vesairenin ortaya getirilmesinin sebebi de Atatürk ile halk kitleleri arasındaki sevgi bağını ortadan kaldırmanın projelerinden birisidir.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Sona sakladığım bir soru var. Siz, yürekten, içten Kültür Bakanlığı yaptınız. Kocaman bir teşkilatınız var, Kültür Bakanlığı teşkilatı. Fakat dönüyoruz; öyle bir toplumsal yaşamımız var ki her türlü etkiden çok kolay etkilenebilecek bir şeye sahip. Burada hanımefendiler, anneler var, dedeler var, bizi sabahları hiç yalnız bırakmazlar, kitap önerdiğimde sorarlar mutlaka nereden satın alalım falan diye, vatandaşlara, söylediklerinizin hepsi bilgiye ulaşma ………
NAMIK KEMAL ZEYBEK : Yüreğimizde karanlık, alnımızda kir. Bize yönelen isterse yeryüzü olsun, isterse gökyüzü. Türk olmak, karşı koymak demektir. İçine çiçeklerin, yıldızların, ulusların içine gir. Geceden gündüze, eskiden yeniye yürü sen, yürü sen. Türk olmak, yaşamak demektir. Yaşasın Türklük! Kim ne derse desin, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, birlik ve bütünlüğümüz. Kimseye bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz ve kimse bölemeyecek. Ne mutlu Türk’üm diyene, kim ne derse desin.
HASAN TAHSİN KOCABAŞ : Efendim çok teşekkür ediyorum. İyi ki geldiniz. Yolunuz açık olsun. Normal olmayan bir gazeteci olarak, sizden ve teşkilatınızdan sık sık haber bekliyorum efendim.