Adalet Partisi’nin 51. Kuruluş Yıldönümü kutlandı. 11.02.2012


Zeybek, “Bu köksüz dam otları gidecek.”

“Köksüz dam otu olan AKP, şimdi kendi kökleri olmadığı için kendi milli görüş kökleriyle ilişkilerini kendileri kestikleri için bizim köklerimize konmaya çalışıyorlar. Yani bizim çınarımıza aşı yapmaya uğraşıyorlar. Olmaz ve tutmaz. Bunların gidişi başlamıştır.”

(DP Basın Merkezi – 11 Şubat 2012) Adalet Partisi’nin kuruluşunun 51. Yıldönümü, Demokrat Parti Genel Merkezi’ndeki Turgut Özal Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir törenle kutlandı.

 

Teşkilat Başkanı Ahmet Uyanık töreninin açış konuşmasını yaptı


Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi eski milletvekilleri ve eski bakanlarının katıldığı törende bir konuşma yapan Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek,  “Köksüz dam otu olan AKP, şimdi kendi kökleri olmadığı için kendi milli görüş kökleriyle ilişkilerini kendileri kestikleri için bizim köklerimize konmaya çalışıyorlar. Yani bizim çınarımıza aşı yapmaya uğraşıyorlar. Olmaz ve tutmaz. Bunların gidişi başlamıştır.” dedi.


“Değerli büyüklerimi,
başımı eğerek saygıyla selamlıyorum”

 

*Bismillah diyerek konuşmama başlayayım. Hem değerli büyüklerimin hem değerli dava arkadaşlarımın önünde saygıyla başımı eğip, sizi selamlayayım.  

Atatürk’ün bir çok sözünde derin hikmetler vardır da bir sözü bugünkü toplantı ile ilgilidir. Diyor ki, “Türk nesilleri ecdadını tanıdıkça, ecdadının yaptığı büyük işleri öğrendikçe, kendisi de onlardan daha büyük işler yapmanın gücünü kendi içinde bulacaktır.”

Onun için biz kökümüz olan Demokrat Parti’yi, Adalet Partisi’ni, Doğru Yol Partisi ve günü gelince Anavatan Partisi’ni elbette ki anacağız. Övünmek için değil. Tabii ki övünmek hakkımız. Ama aynı zamanda da ibret almak için ve kendimizde büyüklerimizin yaptığı işlerden daha önemli işler yapmanın kudretini bulmak için bu anma toplantılarını yapacağız.

Değerli büyüğüm, bence Türkiye’nin en büyük hatiplerinden biri olan ali Naili Erdem, çok güzel bir konuşma yaptı. Yüreğini ve beynini ağzına aldı, ikisini birleştirdi ve ortaya çok güzel, şahane bir konuşma çıktı. Ben kendisine teşekkür ediyorum.

Ben gözden kaçmış bir gerçeği ısrarla gündeme getirmeye çalışıyorum, o da şu; Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisinden sonra, iki yorumu ortaya çıkmıştır. Bu iki yorumdan birisi İsmet Paşa’nın yorumudur. Birisi de Atatürk’ün son Başbakanı olan Celal Bayar’ın yorumudur. İşte o Celal Bayar’ın yorumudur, bizim yolumuz. O yol demokrasi yoludur. Ne yazık ki, İsmet Paşa’nın ve takipçilerinin yolu asla demokrasiyi içine sindirememiş olanların yoludur. Türkiye’nin başına gelen bir çok sıkıntının sebebi de budur. Bu işin başlangıcını Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşlarından birisi olan onun uzun yıllar özel kalem müdürlüğünü ve genel sekreterliğini yapmış olan Hasan Rıza Soyak’ın hatıralarında çok açık olarak görüyoruz. Orada gerçek çok açık olarak ortaya konuluyor. Atatürk Türkiye’de tam demokrasiyi hedeflerken yani Türkiye’nin gelişmelerinin sonucunda en ileri demokrasiye ulaşmasını hedef olarak koyarken kendisine o zamanın başbakanı, o zamanın CHP Genel Sekreterinin hazırladığı bir projeyi getirmiş ve bu projeyi Atatürk’e teklif etmiş. Bu proje Türkiye’de bir faşist, nazist rejim kurma projesidir. Atatürk bunu reddetmiş, şiddetle tepki göstermiş ve görüşlerini söylemiştir. ‘Görüyorum ki, en yakın arkadaşlarımdan bile bizi anlamayanlar var’ demiştir. Biz Türkiye’de öyle bir demokrasi, öyle bir sistem istiyoruz ki, hiç akla gelmeyen mesela dünyada artık tarafları kalmayacağını bildiğimiz hanedanlığı isteyenler bile siyasi parti kurabilmelidirler demiş Hasan Rıza Soyak.

 


Eski Milli Eğitim Bakanı Ali Naili Erdem, AP'nin kuruluş yıllarını anlattı

“Atatürk’ün gerçek temsilcileri biziz.”

Celal Bayar, bütün o Atatürk’ün icraat dönemlerinde onun gözdesidir. Çok ilginçtir bakanlar kurulu ile yaptığı toplantılarda bakanları ve başbakanları eleştirirken iktisat bakanını övmüştür ve başarılarının sebebi olarak onu göstermiştir. Bunlar gerçek, bunları biz gündeme getirmeliyiz. Yani Atatürk’ün gerçek temsilcileri biziz. Atatürk elbette ki bütün ülkenin lideridir. Ama bizim aynı samanda siyasi liderimizdir. Demokrat Parti bu bilinç üzerine kuruldu.

 

Demokrat Parti kurulduğu zaman Demokrat Parti’nin kurucusu, genel başkanımız, o dönemin cumhurbaşkanına kuruluş dilekçesini ve tüzüğü götürdüğü zaman İsmet Paşa vesayetçi anlayışını ortaya koydu yani kendisine  rakip olacak bir partinin tüzüğünün nasıl olması gerektiği konusunda telkinlerde bulundu ve hesap sordu. Bunun anlamı aslında o dönemde Demokrat Parti kurulduğu zaman Türkiye’de çok partili siyasi hayat başlasın diye değil. Sanki başlıyormuş gibi olsun diye izin verildi ama halk partisine sahip çıktı kitleler halinde öyle bir kükredi ki, artık bunun önüne geçilemeyeceği dünya dengeleri karşısında da anlaşıldığından Demokrat Parti iktidara geldi, 10 yıl bu ülkeye hizmet etti. Celal Bayar başladığı hizmeti şimdi cumhurbaşkanı olarak Atatürk’ün seçip, tanıyıp keşfedip siyasete soktuğu Adnan Menderes ve yine o değerli kadrolar vasıtasıyla Türkiye’ye çok büyük hizmetler edildi. Mekanları cennet olsun ama vesayetçi sistem bir türlü vazgeçmedi.

 

27 Mayıs darbesiyle bu demokrasiyi içine sindiremeyen vesayetçi sistemin sivil kadrolarına ve ordu içinden ele geçirdikleri, ordu içinden bir takım muhtelislerin önce orduyu ele geçirmek suretiyle yaptıkları bir darbenin ve cumhuriyet tarihinin en lanetli olayı gerçekleşmiştir. Ondan sonra sanki gerçekten yargı varmış gibi bir takım tiyatrolar, gösteriler, Yassıada duruşmaları. Ben  1961’de hukuk fakültesine girdiğim zaman bir İranlı arkadaşım vardı. Rıza, Türkiye’de okumaya karar vermiş. Türkiye Türkçesini öğrenmiş ve Türkiye Türkçesini geliştirmek isteyenler gibi Türkiye radyolarını dinlemeye başlamış ve diyor ki, biz sizin radyodan Yassıada duruşmalarını dinliyoruz ve gülüyoruz böyle bir komedi olur mu, bebek davası, köpek davası. Seçimle gelmiş insanlar saçma sapan şeylerle yargılanıyorlar. Yani Türkiye’yi gülünç hale getiriyorlar.

 

Sonra demokrasiye geçilirmiş gibi yapıldı. O dönemde demokrasiden anladıklarının ne olduğunu tam olarak anlamak için işte bu değerli büyüğümüzün söylediği, Adalet Partisi binasının taşlanması hadisesini hatırlamak lazım. O zaman Celal Bayar’ın tahliyesi dolayısıyla yapılan bir takım gösteriler. Yani bu tahliyeye karşı haksız olarak yargılanmış, tutuklu kalmış, Atatürk’ün en yakın arkadaşı bir insana karşı tahliye oldu diye gösteriler yapıldığında biz de Adalet Partisi gençliği olarak o zaman ortaokul öğrencisi olan Mehmet Özdemir beyle şimdi burada içimizde ama Allah rahmet eylesin Barlas Küntay gibi gençler bizim büyüklerimizdi onlar biz de bir karşı hareket yapalım da gençlik içinde Adalet Partililer de var, demokratlar da var diyebilmek için çıktık ama biz 500 kişiydik karşımızda beş bin kişi vardı sonra dağıldık. Sonra o kalabalık gitti. Adalet Partisi’ni taşlamak değil, çatısına tırmandılar. Çatıdan söktükleri kiremitleri pencereden içeri atıyorlardı, yani içerideki insanları öldürmeye yönelik bir hareketti. Sonra levhayı söktüler, eşyaları dağıttılar Adalet Partisi’ni fiilen kapattılar o gün.

 

“Demirel, helikopterden aşağıdaki köylerin adını, köydeki muhtarın adını göletleri, göletlerin debisini hepsini anlattı”

 

Bütün bunlar demokrasiye geçildiği bir dönemde oldu. Sonunda hak yerini buldu ve Demokrat Parti’nin başına bir müddet sonra büyük devlet adamı Süleyman Demirel geldi. O da Demokrat Parti döneminde başladığı hizmetlere Adalet Parti döneminde devam ettirdi.  O hizmetlerin ne olduğunu, “gül bahçemi gör de baharımı anla” cinsinden değerli büyüğüm birtakım örneklerle ortaya koydu. Ben şunu anlatmak isterim doğrudan gözlemim olarak:
Bir gün Sayın Cumhurbaşkanımın Başdanışmanı olarak yanında çalıştığım dönemde bir helikopterle birlikte Söğüt’te Ertuğrulgazi türbesine gittik. Helikopter tabii ki alçaktan uçuyor. Aşağıda köyler görünüyor. Yani Sayın Demirel’in ne olduğunu ve nasıl bir siyasetçi olduğunu anlamak için de bu örnek olay yeter. Aşağıdaki köylerin adını, köydeki muhtarın adını, gördüğümüz göletleri, göletlerin su toplama havzalarında ne var ve nasıl sulama oluyor, kapasiteleri ne, ne ekiliyor, ne biçiliyor tamamını dinleyerek gittim. Söğüt’e kadar böyle gittik. Avucunun içinden, her insanın avucunun içini bilmez ama, avuç içinden Türkiye’yi daha iyi bilen, Türkiye’nin gerçekten imarını gerçekleştiren mimarıdır.

 
Demokrat Parti Türkiye’yi tarımda modernleştirmiş olan partidir. Adalet Partisi Türkiye’de sanayi devrimini gerçekleştirerek, Türkiye’yi sanayi çağına sokmuş olan partidir. Bunun için elbette ki birçok fedakarlık yapıldı.

 Yani ben bugün sanayicilere, sesimi duyarlarsa yeniden seslenmek isterim. Bugün Türkiye’de sanayici namına kim varsa, üçüncü nesil unutmuş olabilir, ikinci nesil unutmuş olabilir ama birinci nesil yaşıyorsa bilmelidir, hatırlamalıdır.

 Adalet Partisi’nin ve Adalet Partisi’nin sonrasındaki demokrat iktidarların destekleri olmasaydı; kaynak kullanımını destekleme fonundan yapılan destekler, sanayi destekleme fonundan yapılan destekler, sabit kurlu döviz kredileri, on yıllık ödeme vadeli krediler, iki yıl ödemesiz, bütün bunlar olmasaydı bugün Türkiye’de sanayi namına hiçbir şey olmazdı. Devletin yaptıkları da ayrı. Ama onları da sata sata bitiremiyor bu iktidar, o da bir başka bahis. 

 

Zeybek de konuşmasında AKP Hükümetini eleştirdi

Değerli arkadaşlarım,

 

Anavatan partisi diyorum. Anavatan Partisi’nin kurucusu kim? Merhum Özal. Peki merhum Özal’ın Türk siyasi hayatına dahili ne zaman oldu? 1980’de kurulan Adalet Partisi iktidarında Başbakan Sayın Demirel, onun müsteşarı, hem DPT Müsteşarı, hem Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal. Yani O da bir Adalet Partiliydi. Sonradan hayat başka türlü getirdi ama işin gerçeği bu.

 
24 Ocak kararları, kim ne derse desin, Türkiye’nin artık demokrat iktidarlar sayesinde dünyayla rekabet edebilecek hale geldiğinin ifadesidir. Dışa açık büyüme modelinin sebebi de budur.  


Sonra yine yol kesiciler, hep Türkiye’nin belli bir yerde artık büyük bir ivme kazandığını öğrendikleri anda yolu keserler ve gelirler, hazıra konarlar. Hep böyle olmuştur. Kimi kastettiğim belli.

 Değerli dava arkadaşlarım,

Şimdi biz diyoruz ki; Biz Demokrat Parti olarak, yani Doğru Yol Partisi’nin Demokrat Parti adını alması, Anavatan Partisi ile birleşmesiyle ortaya çıkan, yani biz Demokrat Parti’nin devamı olan Demokrat Parti olarak, diyoruz ki;

Biz şimdi Türkiye’yi milli köklere bağlı olarak, köklerimizden güç alarak, üreterek bilgi çağına ulaştırmakla görevli olan bir siyasi partiyiz. Şimdi görevimiz bu. Sizlerin, büyüklerimizden alacağımız ilham ile onlardan, onların tecrübelerinden öğrenerek, birlikte gerçekleştireceğimiz hizmetimiz bu olacak. Bu, kaçınılmaz bir şeydir. 

“Bu köksüz dam otları gidecek.”

Bu köksüz dam otları gidecek. Bu köksüz dam otları, köksüz dam otu da Sayın Demirel’in kullandığı çok güzel bir sözdür, köksüz dam otu olan AKP, şimdi kendi kökleri olmadığı için kendi milli görüş kökleriyle ilişkilerini kendileri kestikleri için bizim köklerimize konmaya çalışıyorlar. Yani bizim çınarımıza aşı yapmaya uğraşıyorlar. Olmaz ve tutmaz. Bunların gidişi başlamıştır. Onu da söyleyeyim. Türkiye’yi getirdikleri halin ne olduğunu anlamak için çok fazla uzun uzun delillere ve anlatımlara gerek yok.

“İlginçtir; terör örgütü ve terör örgütünün siyasi kanadı MİT Müsteşarı’nı savunuyor.”

Son günlerde yaşanan hadise. Şu hale bakın, savcılık MİT Müsteşarı’nı şüpheli olarak çağırıyor. Onun gitmemesini sağlamak için yasa çıkarılıyor. Daha başka ne anlatmalı ki? Yasa çıkarılıyor gitmemesini sağlamak için ve ilginçtir; terör örgütü, terör örgütünün siyasi kanadı Türkiye Cumhuriyeti’nin MİT Müsteşarı’nı savunuyor. Yani Türkiye’yi ne hale getirdiklerini anlatmak için 75 milyar cari açık, 100 milyarı geçen dış ticaret açığı, 300 milyar dolar borç falan, bunları anlatmaya lüzum yok. Asıl devlet yönetimi anlayışlarının Türkiye’yi ne hale getirdiği bakımından bu yeterlidir.

Değerli dava arkadaşlarım!

 

İşimiz büyük ve işimizi yapacağız. Bu günler bizi karartmak isteyebilirler, haklıdırlar ama şunu bilelim; bunlar için çöküş başlamıştır. Bu damar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlayan, milli mücadelede milli mücadeleye karşı olanların içinde barındığı bir damardır. Bugünkü yönetim, Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye etmek gizli gündemi esasına dayalı bir siyasi iktidardır. Bunların amacı budur.

“Bir Bakan,  bu iktidarın Cumhuriyeti tasfiye etmek esasına dayalı gizli bir gündeminin olduğunu söyledi.”

Şimdi ismini vermeyeceğim ama doğrudan aldığım bir bilgiyi size intikal ettirmek istiyorum. Şu anda Bakanlık yapan bir zat, şu anda Bakan hala, bundan 20 gün önce bir yurttaşımıza, hem de telefon görüşmesinde bu iktidarın Cumhuriyeti tasfiye etmek esasına dayalı bir gizli gündeminin olduğunu söyledi. Bir Bakan. Diyeceksiniz ki niye duruyor. Bakanlıktan vazgeçemiyor da ondan duruyor. “Güneydın” diyen, “günaydın” mı diyecektik yoksa günaydın diyelim.

 
 “Biz Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlıyız.
Biz Atatürk’ün çizgisine bağlıyız.”

Biz şu salonu yaptırdığımız zaman getirdik hemen Atatürk’ün gençliğe hitabesini koydurduk. Bizim ile CHP’nin farkı demokratlık farkıdır. Biz demokratız. CHP, damarı bir türlü demokrat olmayı içine sindiremedi. Fark bu.

Bizimle bu iktidarın farkı cumhuriyet meselesidir. Bunların demokrat olmadığı da belli ama cumhuriyet meselesi. Biz Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlıyız. Biz Atatürk’ün çizgisine bağlıyız. Yani gerçek cumhuriyetçi demokratlar biziz. Bizden başka da kimse yok. Bunu iyi bilelim. Sorumluluğumuzun büyüklüğünü idrak edelim. Bu idrak içinde de geleceğin büyük Türkiye’sini geçmişin hizmetlerimizden aldığımız geçmiş hizmetlerimizden aldığımız güç ile yapma kararlılığında bulunalım.

 

Yolumuz açık olsun. Geçmişte hizmet eden bütün büyüklerimize, rahmete intikal etmiş olanlara Allah’tan rahmet diliyorum, yaşayanlara da uzun ömür ve can sağlığı diliyorum. Yolumuz açık olsun. Yolumuz bizim doğru yoldur. İnşallah yolumuzun açık olması milletimizin de yolunun açık olması demektir. Hepinize saygılarımız sunuyorum.”

Sayfayı Paylaş: