Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Ankara Life Dergisi’nden Sertaç Kantarcı’nın sorularını cevaplandırdı
Namık Kemal Zeybek: “Ankara ilk aşkımdı!”
“Demokrat Parti, Türk siyasetinin kuşkusuz mihenk taşlarından biri. Partinin Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek için ise "Türk siyasal tarihinin ansiklopedisi" desek yalan olmaz. Demokrat Parti'nin "kaptan" koltuğuna oturan Zeybek'in siyasal yaşamı ise oldukça renkli geçmiş. "Demokrat Parti Genel Başkanlığı idealimdi..." diyen Zeybek için "Kırat’ın manası ise oldukça büyük. "Kırat"ın karşılığının kendisi için "liderlik, başarı, asalet, Türkiye" kısacası, "Demokrat Parti" olduğunu söyleyen Namık Kemal Zeybek aynı zamanda tam bir Ankara sevdalısı. Her ne kadar kentin şimdi geldiği noktayı beğenmese de Ankara'nın ilk aşkı olduğunu söylüyor...”
(DP Basın Merkezi – 08 Şubat 2012)-Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Ankara Life Dergisi’nden Sertaç Kantarcı’nın sorularını cevaplandırdı.
Kantarcı’nın Zeybek’le yaptığı söyleşinin tamamı şöyle:
Sertaç Kantarcı: Şehirleşme tarihi açısından Ankara'yı nasıl buluyorsunuz?
Namık Kemal Zeybek: Ankara, Osmanlı dönemi de dahil olmak üzere Türkiye'nin belirli bir plan dahilinde kurulan ilk kentlerinden. Mustafa Kemal Atatürk döneminde kurulan kent, büyük badireler atlattı. Taze cumhuriyetin ekonomik sosyal sorunları, buhranlar derken çabuk çöktü. Rahmetli Adnan Menderes iktidarında ise altın yıllarını yaşadı. Kent hızla gelişti. Yeni binalar dönemin mimari modasını takip ederken kent tam anlamıyla bir Avrupa başkenti olma yolunda hızla ilerledi. Menderes ardından gelen belediye başkanları ise kendilerince kentte taş üstüne taş koydu. Kimisi ağırlığı taşıyamadı kimisiyse günümüze kadar ayakta durmayı başarabildi.

Zeybek, Sertaç Kantarcı'nın sorularını cevaplandırdı
Sertaç Kantarcı: Ankara şimdi nasıl sizce?
Namık Kemal Zeybek: Açıkçası Ankara özellikle son birkaç yılda olağanüstü gelişti. Bambaşka bir kent haline geldi. Yeni yollar, yeni yerleşim birimleri ve yeni yatırımlar derken kent, bir anda büyüdü. Ancak unutulan bir şey oldu: Ankara kabuk değiştirirken içine ruh eklemek unutuldu. Çocukluğumun Ankara'sının o kendine özgü ruhu buldozerler altında kaldı. Ama bu Ankara'dan ziyade tüm yurda özgü bir sorun. Türkiye'ye baktığınızda şehircilik ruhu maalesef kalmadı. Sertaç Kantarcı: Çocukluğunuzun Ankara'sı nasıldı?
Namık Kemal Zeybek: Çocukluğumun Ankara'sı kesinlikle daha güzeldi. Belki daha küçüktü, sosyal imkanları daha dardı; ama güzeldi. Arkadaşlarla hafta sonları Kızılay'a gider, bölgeye adını veren Kızılay binasını ziyaret ederdik. Kendimizce üç beş kuruş bağış yapardık. Oradan ver elini Tunalı Hilmi... Sonrasında ise oradan doğru Dikmen sırtlarında yürüyüş yapardık. Kente şimdiki gibi yabancılaştırılmamıştık. Ankara'da bir sosyal bilinç vardı. Dönemin yerel iktidarı halkla icraatlerini gerçekleştirmeden paylaşır, fikirlerimizi alırdı. Şimdi öyle mi? Hak getire! Bir sabah kalkıyorsunuz yollar kazılmış, ertesi sabah ucube bir demir yığını kentin en işlek caddesinde tüm şehircilik kurallarını hiçe sayarak duruyor...
Sertaç Kantarcı: İktidara gelirseniz alacağınız ilk karar ne olacak?
Namık Kemal Zeybek: Ben demokrat bir insanım. Beni tanıyanlara “Namık Kemal Zeybek’i bir kelime ile anlat” denilse, onların cevabı “milliyetçi” olur. Bunun gizlisi saklısı falan da yok. Ama benim hayatım ve siyasi kariyerimin iyi incelenmesi sonucu ortaya şu cümlem çıkar: Milliyetçi olmakla birlikte milliyetçi demokratım. Ben milliyetçi olduğum için iktidara geldiğim zaman milli değerlerin halk iktidarına ve gençliğimize hatta tüm insanlığa ulaşması için mücadele eden, milli değerlerimizin tüm insanlığa anlatılması için ne gerekiyorsa yapan biri olurum. Ancak ben aynı zamanda benim gibi düşünmeyenlerin de düşüncelerinin önünü açacak, demokratikliğin de gereği olarak düşüncelerini serbestçe açıklamalarını sağlayacak eylemlere de katkıda bulunurum.
Dünya değişiyor Halk TV izliyor
Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, özellikle gençlerin dünyadaki siyasal gelişmeleri takip etmek yerine zamanlarını televizyon dizileri ve yarışmalarla harcamalarını son derece yanlış bulduğunu söylüyor. Dünyanın son zamanlarda çok değiştiğini, egemen güçlerin gençleri televizyonla uyutarak istediklerini yaptığına vurgu yapan Zeybek, medyanın afyon etkisinin toplumumuza zarar verdiğini belirtiyor.

Zeybek, Ankara Life Dergisi'nin yeni sayısını inceledi
Zeybek'e göre egemen uluslar, gençliği medya ile uyutarak dünyayı adeta arka bahçesine çevirmiş. Bunun en önemli örneğinin yeni güney komşumuz olan Amerika Birleşik Devletleri olduğunu hatırlatan Zeybek'e göre tüm yaşanılanlar Büyük Ortadoğu Projesi'nin hayata geçtiğinin bir ispatı...
Sertaç Kantarcı: Büyük Ortadoğu Projesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Namık Kemal Zeybek: Büyük Ortadoğu Projesi, yeni dünya düzeninin önemli parçalarından bir tanesi. Çok önemli ve çok acil olan bir proje. Adı aslında "Genişletilmiş Ortadoğu". Bu kapsamda, petrolün en bol olduğu yerlerden başlayarak Çin Seddi'ne kadar büyük Ortadoğu projesini geliştirerek bunun gereklerini yapacak planlar ortaya koydular ve bu planlardan birisi de Türkiye'nin başına AKP'yi getirmekti. AKP'nin görevi uluslararası şirketlerin planları doğrultusunda Türkiye'yi dönüştürmek. Ve dönüşen Türkiye'yi de Avrupa'yı Ortadoğu'ya dönüştürmek için kullanmak. Yani şu anda yönetimde olanların Türkiye'sinin görevi Türkiye'yi kendi içinde dönüştürmek ki böylece çevreyi dönüştürmeye uygun hale getirmek. Atatürk değerlerine bağlı ve cumhuriyetin başlangıcındaki yaklaşımlara sımsıkı sarılmış bir Türkiye bunu yapamaz. Bunun için ne olması lazım? Atatürk'ten ve Türkiye'nin temel değerlerinden vazgeçmek lazım.
"Ilımlı İslam değil uyumlu İslam"
Sertaç Kantarcı: Bunun adı 'ılımlı İslam' mı oluyor?
Namık Kemal Zeybek: Ilımlı İslam lafını sevmiyorum. Çünkü ılımlı İslam deyince İslam'ın ılımlaşması gibi oluyor. Halbuki öyle bir durum yok. Ilımlılık diye bir şey yok. Burada uyumlu İslam demek daha doğru olur. Yani Batı'ya uyumlu ya da yumuşak İslam da diyebiliriz.
Sertaç Kantarcı: Yani dönüştürülüyor muyuz?
Namık Kemal Zeybek: Bu dönüşüm çerçevesinde bu insanlar; antiemperyalist, anti-siyonist hatta gerçekte hiç onaylanmayacak şekilde anti-semitik; yani Yahudi düşmanlığına dayalı bir dünya görüşüne sahip insanlardır. Bugünkü AKP'nin yönetici kadroları böyle bir anlayışa sahip. Eskiden görüşlerini ılımlı İslam’a dayıyorlardı; fakat bu yanlıştı. Çünkü İslam'da antisemitizm olmaz, İslam hiçbir şekilde bir ırka, bir dine düşmanlığa dayalı bir din olarak yorumlanamaz. AKP hükümeti başlangıçta öyleydi; fakat tam tersine döndü. Adeta mezhep değişimi oldu ve kendilerini dönüştürdüler.
Sertaç Kantarcı: Dönüşüm ne zaman başladı?
Namık Kemal Zeybek: 28 Şubat sürecinde gerçekleşti. Belki de 28 Şubat'ın bir görevi de buydu. Ben öyle olduğu kanaatindeyim. Dönüşmelerinin mantığı da şudur: İnsan psikolojisinde savunma mekanizmaları vardır: adı rasyonalizasyon. Yani bir işi yapar; ama bu işi yaparken, "Yaptım; ama niye yaptım? Sor bakalım niye yaptım?" der. İşte söylüyorlar, niye yaptıklarını. Bizim akım gibiler ağzıyla kuş tutsa da ters akımlar bize izin vermeyecekler.
Sertaç Kantarcı: Ters akım derken...
Namık Kemal Zeybek: Ters akım dedikleri, Kemalist çizgi ya da ulusal çizgi. Esas itibariyle, 28 Şubat'ta bunlar bu baskıyı görünce dedi ki: "Bizi koruyacak sığınak bulalım..." Daha önce, "Dünyayı Yahudiler yönetiyor!" diyorlardı, sonrasında ise Yahudilerin kapısını çaldılar, siyonist iş birliği noktaları aradılar ve buldular. Bu plan dahilinde önce Bush döneminde vurup kırma işlemine ortak oldular. Irak'ın vurulmasında, Afganistan'a yapılan işlemlerde ne istediyse Amerika, onu verdiler. Vermedikleri zaman veremedikleri için vermediler. Mesela tezkereyi geçiremediler; ama sanki tezkere geçmiş gibi Türkiye üzerinden Irak bombalandı.
PKK Türkiye'yi bölemez, zarar verir
Sertaç Kantarcı: Tam bunun üzerine bir soru sormak istiyorum. Irak bombalandı Suriye'deki gerginlikler de ortada...
Namık Kemal Zeybek: Başlangıçta Türkiye, Suriye'nin yanında oldu; görüş alışverişinde bulundular karşılıklı. Daha sonra Obama'nın somut isteklerini Suriye'ye ilettiler ve Esad bu istekleri reddetti. Dolayısıyla olumlu ilişkiler de bitti. İkinci senaryoya sıra geldi ve eski Bush yöntemleri ile Suriye'yi bölmek dağıtmak istediler. İran'a karşı Suriye'yi getirtip o füzeleri koydular. Benim kanaatimce o füzeleri koymak çok tehlikeli iş ve çok ciddi bir adımdır. Bu adımın karşılığında bir şey almadan füzeleri vermiş olamaz. O kadar ahmak ve teslimiyetçi olduklarını düşünmüyorum. Bence PKK, KCK operasyonlarının izni verildi ve o izinler karşılığında da füzeler konuldu. Bana göre füzeleri koymak, PKK'dan çok daha büyük bir bela. PKK Türkiye'yi bölemez, sadece zarar verir. Bölmek için gücü yetmez.
Sertaç Kantarcı: Sizce Türkiye Suriye'ye müdahale eder mi?
Namık Kemal Zeybek: Suriye'ye yapılacak kısa vadeli ya da uzun vadeli bir saldırı Türkiye'nin başını belaya sokacaktır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül diyor ki: "Suriye'ye sınır ötesi harekât yapılabilir." Ve nasıl yapılabileceğini işaretini de veriyor. "PKK oradan Suriye'ye saldırıya geçerse..." Bunun anlamı: PKK'ya böyle bir görev verilecek. Birileri PKK'yı Suriye'den sokacak ve bu durum ister istemez Suriyelilerle çatışmaya neden olacak. Bu çatışma da önlenemez şekilde tırmanacak... Böyle bir durumda Suriye yalnız bırakılmaz; çünkü Iran bu işte açık ya da kapalı devreye girmek zorundadır, Suriye'den vazgeçemez. İran'ın yanında Rusya da savaş gemilerini yollar. Belki Rusya'nın savaş gemilerini göndermesi planı bozabilir; ama bu planın mevcudiyeti gayet tehlikeli.
Sertaç Kantarcı: Türkiye için tehlikeli bir senaryo...
Namık Kemal Zeybek: Maalesef. Bir taraftan da Başbakan Erdoğan, Esad'ı Hitler'e benzetiyor. Esad, "Bunlar terörist. Suriye'de 800 kamu görevlisi öldürüldü. Biz bunlara karşı savaşıyoruz!" demesine rağmen Erdoğan: "Esad, halkını öldürüyor" diyor. Ne oldu birden bire? Dolayısıyla Türkiye kendisinin olmayan bir savaşa sokulabilir. Bu da yapılan operasyonlara benzemez. Türkiye'nin şehirlerini bölmeye başlar. Arkadan Iran ve Rusya da savaşa girerse buyurun size 3. Dünya Savaşı... Ve bunun başlangıç noktası da Türkiye olur... Hâlbuki Türkiye böyle bir savaşa önder olmamalı.