AR-GE ve Siyasette Rekabet - Dr. Nuran Talu

20. Yüzyılın son çeyreğinde teknolojideki hızlı gelişmeler Ar-Ge’nin önemini daha da arttırıyor, özellikle bilişim ve iletişim alanında yaşanan bu çarpıcı gelişim, rekabet ortamını giderek alevlendiriyor. Araştırma ve geliştirme bilgi toplumunun en temel olgularından biri bugün. Rekabet ve Ar-Ge arasındaki bağı görmezden gelmemiz de mümkün değil artık. Eskiden olduğu gibi Ar-Ge faaliyetleri, sadece şirketler arasındaki rekabet gücünün artırılması için değil, toplumun tüm kesimleri arasındaki rekabet için de elzem.

Yönetim uzmanları, herhangi bir kuruluşun kendi pazarındaki rekabet gücünü artırabilmesi için araştırma ve geliştirme kapasitesini güçlendirmesinin önkoşul olduğunu söylüyorlar.

Bu kuruluşlardan biri de siyasi partiler kuşkusuz. Siyasette rekabet ve Ar-Ge arasında nasıl bir bağ olabilir acaba? Bunun için evvela siyasi partilerin varlığının temel nedenlerine göz atmak lazım. Siyaset en yalın tanımıyla “toplum bilimi” demektir. Her siyasi parti, toplum için bir umut olarak filizlenir ve her siyasal başarısızlık da toplumun yaşam kalitesini, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmesindeki fırsatlarını alıp götürür ne yazık ki. 

Siyaset alanına çıkan her aktörün bu durumun farkında ve bilincinde olması gerekir ve bunun için de toplumla bütünleşen, “paylaşılmış” ve “eğitimle yaygınlaştırılmış” bir vizyonda olmalı siyasi partiler.

Siyasetin doğasında siyasi partilerin kendi içlerinde ve dışarıdaki yarışları/rekabeti vardır. Ama bahse konu bu siyasal yarış; etik olmayan iletişim ya da haksız rekabet anlamına gelmemeli. Çünkü siyaset, söylem ve örgütlenme gibi iki çok önemli boyutu içeren ciddi bir kurum. Türkiye’de tabir yerinde ise “ağzı laf yapan siyasete uygun”dur gibi yanlış olan düşünce ne yazık ki hala hükmünü sürdürüyor. Bunu kırmanın yolu, siyasi partilerde sürekliliği sağlayıcı iç örgütlenmeleri güçlendirmek ve nitelikli siyaset bilincinin arttırılmasına ön ayak olmaktır. Ar-Ge’nin siyasette ve siyasi partilerdeki önemi işte burada saklı.

Siyasi partiler, söz gelimi Türkiye’de Ar-Ge faaliyetleri hakkında politika üretirken zemini güçlü araştırmalarla, bilgi birikimleriyle donanımlı olurlarsa, ülkemizi “teknolojiyi satın alan” değil, “teknolojiyi üreten” konuma getirmek ve bu koşulları toplumsal faydaya dönüştürmek çok daha kolay olsa gerek.

Türkiye’nin kalkınma perspektifi, ekonominin ne ölçüde bilgiye dayalı olmasını zorluyorsa, siyasi perspektifi de aynı ölçüde araştırma ve bilime dayalı olmalı. Çünkü bilmeliyiz ki bilgi çağını yakalamak; toplumda, ekonomide ve siyasette güçlü rekabet koşulları yaratacak olan “Ar-Ge Ruhu”nu oluşturmaktan ve geliştirmekten geçiyor.

Sayfayı Paylaş: