Demokrat Parti 19-20 Kasım 2011 Tarihlerinde Anayasa Çalıştayı Yaptı 19-20.11.2012

DEMOKRAT PARTİ ANAYASA ÇALIŞTAYI  

Demokrat Parti’nin 19-20 Kasım 2011 tarihlerinde yürüttüğü Anayasa çalışmalarına üniversiteler ve stratejik araştırma kuruluşları, hukuk, yasama, sivil toplum (kadın, genç, engelli, çevre), sendika, asker, iş camiası ve girişimcilik, kültür, sanat, dış politika, basın-yayın, kamu yönetimi (merkezi ve yerel) olmak üzere çok çeşitli ihtisas alanlarından katılım olmuştur. Partimizin oluşturduğu söz konusu Anayasa müzakere platformlarında toplumun farklı kesimleri tarafından dile getirilen özgün görüşler, 5 temel konuda sınıflandırılmış olup, aşağıda verilmiştir. 

 ANAYASA ÇALIŞTAY RAPORU

Bu Raporda yer alan görüşler TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalarına ışık tutmak amacıyla sunulmuş olup, Demokrat Parti’nin resmi görüşü olarak değerlendirilmemelidir. Demokrat Partinin Anayasa görüşüne; raporun sonunda “Demokrat Parti Anayasa Görüşü” olarak yer verilmiştir.

  

 1 – İDEOLOJİ

Bu kapsamda Anayasada ideoloji olur mu? İdeolojik kimliği olmayan bir Anayasa evrensel olabilir mi? Atatürk Milliyetçiliği bir ideoloji midir? Anayasa, hukukun ideolojik merkezi midir? Hukuk, ideoloji dışı veya üstü müdür? Devlet, toplumu bir ideolojiye göre mi düzenler? gibi hususlar bu konu altında tartışılmıştır. Görüşler aşağıdadır:

-Anayasalar milli olmak zorundadır. Avrupa Birliği’nin ortak tek bir Anayasa kabul edememesi de bunu gösterir.

-Evrensel hukuki değerler olmakla birlikte insan hakları konusunda evrensel hukuk kuralları yoktur.

-Evrensel anayasa yoktur.

-Anayasa açıkça belli bir ideolojiyi zikretmese de getirdiği hükümler ile belirli bir ideolojiyi kabul etmek zorundadır.

-Anayasalarda belirli bir ideolojisinin diğer anlamıyla belirli bir dünya görüşünün yer alması doğal olarak diğer dünya görüşlerini Anayasaya aykırı hale getireceğinden Anayasada belirli bir ideolojiye yer verilmemeli, anayasa ideolojik olmamalıdır. Ancak belirmek gerekir ki, Devlet modelleri ile ideoloji kavramı birbirine karıştırılmamalıdır. Anayasalar devletin temel kuruluşunu belirleyen metinler olduğu için geçerli olduğu ülkenin çıkarları doğrultusunda mevcut devlet modellerinden birini tercih ederek bu modelin hukuki altyapısını oluşturacaktır. Anayasanın seçtiği devlet modelini düzenlemesi onu ideolojik hale getirmeyecektir.

-Atatürk milliyetçiliği; Türkiye Cumhuriyetinin devlet modelinin “özel yapısı”nın Anayasaya yansımasıdır.

-Devlet toplumu belirli bir ideolojiye göre değil, hukuk devleti esaslarına göre düzenler.

-Anayasalar bizatihi ideolojik tercih ürünüdür.

-Anayasa evrensel değerlerin ve ulusal coğrafi koşulların belirlediği özgün kimliğin kurucu belgesidirler.

-Atatürk milliyetçiliği ulusal kurtuluş savaşı ve varolma mücadelesini anlatır ve temeli ona dayanır, emperyalizmin karşısındadır. Eğer ideoloji ise Türkiye’ye özgü bir ideoloji ve ulusal kimlik değeridir.

-Anayasa devletin kurucu belgesidir. Hukukun iderolojisi olmaz. Hukukun anayasal düzeni koruma görevi vardır.

-Anayasa bir yönüyle hukuki bir yönüyle siyasi bir belgedir. Hukuk ideoloji dışıdır ve üstüdür. İdeolojileri korumak ve kullanmak gibi bir görevi yoktur. Anayasal değerlerin korunması hukukun görevidir (Anayasa Md. 6).

-Anayasa toplumun yönetimini ve hukukunu belirler.  Devlet toplumu düzenlemez. Toplumun tabi olacağı hukuku belirler. Bu hukuku yetkili organları (yasama-yürütme) eliyle koymak ve yurttaşlara eşit bir şekilde uygulamak devletin görevidir (Anayasa md. 10)

-Hukuk devleti esastır. Hukuk varsa devlet vardır.

-Üniter devlet esastır.

-Anayasa’da “devletin milleti” değil; “milletin devleti” olduğu ilkesi açıkça vurgulanmalıdır.

-Anayasaların ideolojileri vardır. Hazırlanacak anayasanın ideolojisi olacaktır. İdeolojiden anlaşılması gereken bir dünya görüşüdür. Anayasa ilkeler, kurallar ve kurumlar bütünüdür. Bu ilkeler ve kurallar anayasanın kurucu felsefesini, ruhunu, ve ideolojisini oluşturur. Hazırlanacak anayasanın ideolojisi bir tepkinin ifadesi olmaktan çok, evrensel değerlerin ve hakların koruyucusu ve geliştirici niteliği taşımalıdır.

-Anayasadaki Atatürk milliyetçiliği kavramı, şayet belli kesimleri rahatlatmak adına Atatürk ismi çıkarılırsa, bu milliyetçiliğin ne olduğunu ayrı bir madde de belirtilmesi kanun tekniği açısından mümkünse kabul edilebilir. Böyle bir durum sözkonusu olmaz denirse, Atatürk milliyetçiliği bir kurucu felsefe olarak Anayasa’da yer almalıdır.

-Anayasada ideoloji olmamalıdır.

-İnsan merkezli bir anayasa evrenseldir. İdeolojiye gerek yoktur.

-Atatürk milliyetçiliği ideoloji değildir.

-Anayasa hukukun ideolojik merkezinden daha ziyade temel esaslarıdır.

-Hukuk ideoloji dışıdır, üstündedir ve evrenseldir.

-Olması gereken devletin ideolojisinin olmamasıdır. Ancak bu an itibariyle bunu gerçekleştirmek zor.

-Türk milliyetçiliği referanslı olmalıdır.

-Dünyanın geldiği noktada, ulusu reddetmeden üretim, tüketim, sosyal hayatın devlet vatandaş ilişkilerinin, demokrasi-insan hakları, özgürlükler, hukukun üstünlüğü temelinde, Yasama-Yürütme-Yargı Anayasada tanımlamalıdır.

-Anayasa milletlerarası hukukla münasebetleri de dahil, ülkenin tüm varlığını da kuşatacağı için milli kimliğe dayanan adı üzerinde Türkiye Anayasası’dır.

-Her devletin bir kuruluş süreci ve felsefesi (ideolojisi) vardır. Bu nedenle Anayasa’da (başlangıç bölümü) “Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk halkının bir bütün olarak gerçekleştirmiş olduğu milli bağımsızlık savaşı” ndan söz edilmesi mutlaka gereklidir.

-Anayasa’da başlangıç metnine yer verilmemelidir. Eğer şart ise, burada demokrasi, sosyal devlet, hukukun üstünlüğü, insan onuru ve kişi hürriyetine öncelik verilmelidir. Başlangıç metni Anayasa metnine dahil sayılmamalıdır.

-Dibaçe kalkmalıdır, velayet içermektedir.

-Kısa, öz, yalın, herkesin anlayabileceği ve yorumlayabileceği sade bir dilde yazılmış bir Anayasa metni olmalıdır.

2 – VATANDAŞLIK

Vatandaşlık ana teması çerçevesinde, Anayasadaki “Türk Vatandaşlığı” ibareleri “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı” olarak değiştirilmeli midir? (Vatandaşlık: din, hukuk, ahlâk, örf, âdet ve tarih gibi ortak kültürel unsur ve değerlerle birbirlerine bağlanan ve muayyen bir toprak parçası (ülke) üzerinde yaşayan insanların meydana getirdikleri toplu yaşama düzenine verilen ad.) gibi ana konular tartışılmıştır. Görüşler aşağıdadır:

-Anayasa’da vatandaşın devlet karşısında hak ve sorumlulukları yer almalıdır.

-Türk vatandaşı tanımı vatandaşlık kanununda yapmalı ve etnik köken tartışmasına yol açabilecek ifadelerden kaçınılmalıdır.

-Türk Vatandaşlığı ibaresinin değiştirilmemesi gerektiği, zira Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kavramına geçilirse, ulus devlet modeline uymayan bir durumun ortaya çıkacağı ve bu aşamada Türkiyeli kimliğinin, Türk kimliği yerini alabileceği dikkate alınarak mevcut anayasal kavramı olarak, Türk vatandaşlığı kavramının korunması uygun düşecektir.

-Vatandaşlık tanımının Anayasa’da yer almaması gerekir.

-“Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk”tür. Bu hukuki bir tanımlama ve isimlendirmedir. Cumhuriyet etnik kimlikler bazında bir yurttaş tanımı kabul etmez. Her devlete bir Millet her millete bir isim. Her devlet milletinin veya her millet devletinin adı ile anılır. Türklük, m. 66 içinde bir etnik aidiyeti vurgulamamaktadır. (içindeki ifade bir millet tanımıdır, her millet bu kadar ortak öğeler üzerinden oluşturulamayabilir. (m.72  ve m. 70)

-1924 anayasanın 88. Maddesine göre “Türkiye ahalisine dil ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle “Türk” itlak olunur. Hükmü, hazırlanacak Anayasanın vatandaşlık anlayışına uygundur. Çünkü: 1924 Anayasası vatan toprakları üzerinde yaşayan halktan hareket etmektedir, 1982 Anayasası ise devletten hareket etmektedir. Devlete millet değil, millete devlet lazımdır.

-Daha kapsamlı bir Türk tanımı yapılmalıdır.

-Türk vatandaşlığı korunmalıdır.

-Zorunlu vatandaşlık,  gönüllü vatandaşlık kavramları tartışılmamalıdır.

-Türk milleti olgusunun sosyolojik mahiyetinin inkar edilmemesi, Türklüğün sıradan bir etnik unsur konumuna indirgenmemesi için “Türk Milleti” kavramının altı çizilmeli, “milli kimlik” Anayasa’da vurgulanmalıdır.

-Vatandaşlık siyasal bir kavramdır ve etnik, ırki bir anlam ve anlayış içermemektedir. Bu kavram Anayasa’da bireyin devlet ile olan ilişkisini, hak ve sorumluluklarını, devletin de bireylere yönelik yükümlülüklerini yansıtmalıdır. “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı” deyimi hukuk açısından ve Türkiye’nin bağlı bulunduğu devlet felsefesi ve hukuk sistemi bakımından geçersiz bir kavramdır. Zira burada devlet ve cumhuriyet kavramları arasındaki ayırım önem taşımaktadır. Cumhuriyet yönetimi bir ülkenin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu anlamına gelmemektedir. (Örnekler: Latin Amerika ülkeleri diktatörlükle yönetiliyorlar, ama kendilerini Cumhuriyet olarak nitelendiriyorlar. Ya da “ İslam Cumhuriyeti” tanımlanması da yapılıyor).  Bu sebeplerle, Anayasa’da Türk devletine hiçbir ayırım gözetilmeksizin (ırk, dil, din, vb) vatandaşlık bağı ile bağlı olan her bireyin “Türk Vatandaşı” olduğu vurgulanmalıdır. Uluslararası hukukta Türkiye Cumhuriyeti uyrukluğu taşıyan birey “Türk” olarak nitelenir. Bu da vatandaşlık gibi hukuki bir kavramdır. O bakımdan, vatandaşlık ve uyrukluk kavramları birlikte ele alınmalıdır. Türk uyrukluğu deyimi uluslararası hukukta etnik bir anlamda değil, tamamen hukuki anlamda kullanılmaktadır.

-Anayasa’da “Türk” kelimesi ve “Türk Milleti” kavramı yer almalıdır.

-Laiklik ilkesi esas olmalıdır.

-“Türk milliyetçiliği” kavramı esasen “Atatürk Milliyetçiliği”dir. Atatürk’ün düşünce sistemi, Cumhuriyetin temel ilkeleri esas alınmalıdır.

3 - TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER

Bu konu altında temel hak ve hürriyetlerden başlayarak (yaşama hakkı, özgürlük ve kişi güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkı, ifade özgürlüğü hakkı, özel hayatın gizliliği, mülkiyet hakkı) başlayarak tüm insan haklarının (sosyal ve kültürel haklar; eğitim hakkı, sağlık hakkı, örgütlenme hakkı, barınma hakkı, dayanışma hakkı, engelli hakkı, çevre hakkı, kalkınma hakkı, erkekler ve kadınların hak eşitliği, haberleşme hakkı vb.) Anayasadaki ağırlığı ne olmalıdır?  Türkiye Cumhuriyetindeki temel hak ve özgürlükler ile uluslararası hak ve özgürlükler normları uyumlu olmalı mıdır? Evet ise niye? Hayır ise fark/farklar ne olmalıdır? ana başlıkları tartışılmıştır. Görüşler aşağıdadır:

-Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin, hem ilgili maddede yer alan hem de 13. Maddedeki sınırlamaların hakkın özünü kaybettirmeyecek ve kişinin özgürlüğünü yok etmeyecek biçimde düzenlenmesi gerekir.

-Sosyal devletin gerçekleştirilmesine ve kişilerin refah düzeyinin arttırılmasına yönelik hükümlerin getirilmesi ve ilgili maddelere sosyal devletin gerçekleştirilmesine yönelik değişiklikler getirilmelidir.

-Hukukun üstünlüğünü ve adil yargılanma hakkını gerçekleştirecek hükümler uluslararası normlar ve içtihatlar doğrultusunda düzenlenmelidir.

-42. maddenin 7. fıkrasının kız çocuklarının zorunlu eğitim sonrasında eğitimlerini sürdürmelerine yönelik maddi imkanlarının sağlanması, ailelerine maddi imkan ve teşviklerin sunulması lazımdır.

-Katılım hakkı diye yeni bir hakkın Anayasa’ya konulması gerekir. Yani Anayasa oluşturulması ve yasa yapımı sırasında vatandaşların yasama sürecinde kararlara katılımı konusunda net ve açık mekanizmaları öngören bir madde demokratikleşmeyi sağlayacaktır.

-Çevre hakkı dışında kentli hakkı olarak yeni bir hak oluşturulmalıdır.

-Uluslararası insan hakları standartlarına uygun biçimde Anayasada yer almalıdır. Ancak, bu hak ve özgürlüklerin siyasal amaçlı kullanılarak ülkedeki kamu düzeninin tehlikeye girmesini önleyecek hükümler de Anayasada yer almalıdır.

-Temel hak ve özgürlükleri dengelemek üzere vatandaşların ödev ve sorumlulukları da düzenlemelidir.

-Mevcut Anayasa’nın temel hak ve özgürlükler rejimi güvenceleri bakımından yetersizdir.

-Anayasa’nın 15. Maddesi tekrar gözden geçirilmeli ve temel hak ve özgürlüklerin amacına uygun bir şekilde yeniden düzenlenmelidir. (OHAL, KHK yargı yolunun kapalı olması)

-1982 Anayasa’nın özgürlük-ödev dengesi kuran 12. Maddesi özgürlükler hukukuna uygundur. (m.42 ve M. 68).

-Anayasa’nın bazı maddelerinde esnek, keyfi yoruma açık sınırlama kriterleri getirilmiştir. Sınırlama açık, kesin, yoruma kapalı cümlelerle formüle edilmelidir.

-Hak arama özgürlüğünün güvenceleri yetersizdir.

-Adil yargılanma hakkının tüm güvenceleri ihlal edilmektedir.

-Af bir hak ihlalidir.

-1982 Anayasası olağanüstü hal koşullarının hak ve özgürlükler rejimini kurmuştur.

-Devlet–toplum-hukuk dengelerini doğru kuran bir Anayasaya ihtiyacımız vardır.

-Anayasa Devleti kurar, Devlet de bireylerin hak ve özgürlüklerini tanır ve güvence altına alır.

-Hak ve özgürlükler ile iktidar arasındaki mesafeyi belirler ve hukukta mesafeyi korur.

-Devlet otoritesi, siyasi iktidarın yetkileri ile birey özgürlükleri arasındaki ilişkinin iyi kurulmasıyla sağlanır. Otorite meşrutiyet koşuludur. Rızaya dayanmalıdır. Keyfi otorite meşrutiyeti bozar. Keyfilik hak ve özgürlükler rejiminin bozulmasıyla kendini gösterir.

-Diğer anayasalarla karşılaştırıldığında 1982 Anayasasında hak ve özgürlükler rejiminin demokratik standartların  altında olmadığı görülecektir (sayıları, kategorizasyonu, sınırlama yöntemleri konusunda).

-Türkiye’de haklar ve özgürlükler rejimini tehdit eden gerçek tehlike, denetimsizlik ve yargı güvencesinden yoksun oluştur.

-“Anasaya masumdur sorun uygulamada” sözünü bu anayasayı eleştirenler söylemektedir.

-Anayasa’da insan onuru ve temel insan hakları, uluslararası anlaşmaları dikkate alan bir espri içinde zikredilmelidir. Hak sınırlaması öze dokunmadan kanun ile yapılır.

-Vatandaşlık hakları, siyasi haklar, siyasi örgütleme, seçme, seçilme ayırım gözetmeden; cinsiyet, ırk, inanç korunmalı, geliştirilmelidir.

-Hakların korunması, geliştirilmesi millet iradesi içinde gerçekleştirilmelidir.

-Bütün canlı varlıkların haklarının korunması ile ilgili hükümler daha kesin ifadeler ile yer almalıdır.

-Özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti, düşünceyi yayma açıklama haklarının işlerliği sağlanmalıdır.

-Memurlara da grev ve lokavt hakkı tanınmalıdır. Uluslararası temel hak ve özgürlük normları özdeğerlerimiz ile çelişmediği ölçüde dikkate alınmalıdır (örn; eşcinsel  ve eşcinsel evlilik hakları gibi)

-Eğitim ve sağlık gibi temel sosyal haklar devletin mali imkanları ile sınırlı olan sosyal haklar olarak kabul edilmemelidir.

-Grev hakkı, kamu-özel ayrımı yapmaksızın tüm çalışanlara (hakim ve savcılar, kolluk kuvveti ile silahlı kuvvetler mensupları hariç), örgütlenme hakkı çerçevesinde eşit olarak tanınmalıdır.

-Çalışma hayatında cinsiyet ayrımcılığının önüne geçmek amacıyla “eşit işe eşit ücret ilkesi” yanında, “eşdeğer işe eşit ücret” hakkı da kabul edilmelidir.

-Sendika hakkı işçilerle birlikte; memurlar, sözleşmeli ve diğer çalışma şekilleri ile iş görenler ile bağımsız çalışanlar, ev hanımlarını ve istek dışı işsizliği de kapsayacak şekilde genişletilmelidir.

-Anayasa tüm vatandaşları ırk, dil, din, ve cinsiyet ayrımı yapmadan kucaklamalıdır. Her Türk vatandaşı hiçbir ayırım gözetilmeksizin yasalar önünde eşit olmalıdır.

-Anayasa bireysel hakları devlet karşında koruduğu gibi sivil toplum, sendikalar, vakıf ve dernekler vb. yapıları da korumalıdır.

-Din ve mezhep alanlarında vatandaşın kutsalı olan değerlere saygı gösterilmesi güvence altına alınmalı, bu değerlerin hiçbir şekilde siyasi arenada rant aracı olarak kullanılmaması için Anayasa’da hiçbir boşluğa yer verilmemelidir.

-İnsanın yüceltilmesi gerekir. Ancak Anayasa birey odaklı olursa, neo-liberal felsefenin ideoloji olarak devreye girmesi sağlanır. Oysa Anayasa’nın ideolojisi olmamalıdır.

-Teknolojinin istismar edilmesi; uydular aracılığıyla Bilgisayar ve GSM’lerin dinlenmesi, hak ve özgürlükleri siyasal silahla ihlal etmektir. Üstelik bu şekilde dosyalanan bilgiler ile davalar açılabilmektedir. Önleyici maddeler konmalıdır (özellikle emperyalistlere karşı).

-Birey odaklı demek; Devlet ve birey arasındaki ilişkilerde bireyi korumak demektir. Devletin faşizanca davranmasını önlemek gerekir.

-Devletin alacakları konusunda gösterdiği süreci, birey devlet için kullanamamaktadır. Anayasa devleti kurar, bireyle devlet arasındaki ilişkiden sorumlu değildir. Devletle siyasi iktidarın ayrımını yapmak lazımdır. Devlet otobüs, hükümet şofördür. Yasama, yürütme ve yargı hakkı devlet tarafından iktidara verilir.

-Anayasa’nın 90. Maddesinde Milletlerarası anlaşma ile kanunlar karşı karşıya geldiğinde, bireyin yararına uygun olan hüküm uygulanır denmelidir.

-İktidarın vaatleri doğrultusunda yeni Anayasa yapılmak isteniyor. Halkın böyle bir talebi yoktur. Dolayısıyla bu bir dayatma Anayasasıdır. Referandum yapılmıştır, ancak vatandaş bilgisiz bir biçimde oy kullanmıştır (bilgi alma hakkı)  

-12 Eylül 2010 Referandumu sürecinde kadınlara pozitif ayrımcılık yapılacağı söylenmiştir. Esasen mevcut Anayasanın 10. Maddesi zaten eşitlik hükmü içeriyordu. Türkiye’nin kabul ettiği uluslararası sözleşmeler ve hükümler var. Uygulamaya bakıldığında kadınlar daha çok eziliyor (3 çocuk, evde otur erkek işsiz kalmasın vs..).

-En tabi insan hakkı; ana dilimde konuşmak istiyorum, “kürt”üm diyebilmek, istediği gibi giyinmek, istediği dinin mensubu olmak önemlidir. Bu Anayasa herkesin Anayasası olmalıdır.

-İnfaz yasası ortadan kaldırılmalıdır.

-Bu ülkede herkes istediği dilde konuşmaktadır. Ancak bir devletin ödevi; tüm vatandaşlarına devletin dilini öğretmektir.

-Eşcinsellik konusunda ayırımcılık önlenmelidir.

-Büyük Kürdistan projesi için fazla çocuk yapmak teşvik edilmektedir.

-Cinsel özgürlük olmalıdır. Kadının kendi bedeni üzerinde tasarrufu vardır.

-Eğitim dili, resmi ve sivil öğretim kurumlarında Türkçe olmalıdır. Türkçeden başka bir dil Türk vatandaşlarına resmi eğitim dili olarak öğretilmemelidir. Resmi dil Türkçe olmalıdır.

-Siyasette kadın katılımını arttırmak amacıyla ( Fransa Anayasasında olduğu gibi) ‘Kadın Kotası’ Anayasa ‘da yer almalıdır.

-Medya sansürsüz olmalıdır.

-Anayasa ekoloji haklarını korumalıdır.

-Adil yargılanma hakkı esas olmalıdır.  

4 - EGEMENLİĞİN FİİLİ TEMSİLİ

Çoğunluğu elinde bulunduran her Yasama Organı yeni Anayasa yapma hakkına sahip midir? Evet ise neden? Hayır ise nasıl olmalıdır? Çoğunluğu elinde bulunduran her Yasama Organı, Anayasanın değişmez maddelerini değiştirebilir mi (Devletin şekli Cumhuriyet, Atatürk milliyetçiliği, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti, Türkçe, beyaz ay yıldızlı al bayrak, İstiklal Marşı, Ankara)? konuları bu başlık altında tartışılmıştır. Görüşler aşağıdadır:

-Egemenlik yetkili organlar eliyle kullanılmalı ve kuvvetler ayrılığı ilkesi korunmalıdır.

-Anayasa bir çoğunluk meselesi değil bir ihtiyaç meselesidir. İhtiyaç varsa % 1 oy alanın bile içerisinde yer aldığı kurucu bir meclis seçilmeli ve Anayasa yaptıktan sonra kendini feshetmelidir.

-Her yeni anayasa bir kurucu irade tarafından yapılır. Bu nedenle her meclis yeni Anayasa yapamaz, ancak lüzumlu halde, ihtiyaçlar dikkate alınarak, anayasanın temel yapısına ve koşullarına uygun olarak Anayasa’da bazı maddeler değiştirilebilir.

-Anayasa’nın değişmez maddelerini her yasama organı değiştiremez, ancak Anayasa hukukuna uygun olarak oluşturulacak kurucu meclisler, kurucu iradeyi temsil etikleri noktada bazı temel maddelerde değişikliğe gidebilirler ama bu değişikliklerde devletin temel yapısı ortadan kaldırılamaz

-Sivil Anayasa diye bir kavram yoktur.

-Yasama organı Anayasa yapamaz, anayasayı değiştirebilir. Anayasa yapmak asli kurucu iktidar sorunudur. Anayasalar siyasi irade ile yapılır. Anayasa değiştirmek hukuki bir sorundur.

-Çoğunluk, iktidar olabilme koşuludur. Anayasa değiştirme kurucu iktidar  işidir. Nitelikli çoğunluklarla Anayasa değiştirilir. Çoğunluk Anayasa yapmaya kalkarsa bunun adı “yasama darbesi”dir. Her çoğunluk kendi Anayasasını yaparsa o zaman 4 yılda bir Anayasa yapılabilir. Anayasanın değiştirilemez maddelerinin değiştirilmesi Anayasa değişikliği süreci içinde mümkün değildir.

-Yeni bir devlet kurulduğunda (bir savaş sonrası, ayrılma ya da birleşme sonrası yeni bir devletin ortaya çıkması vs) yeni Anayasa yapılır ya da köklü bir rejim değişikliğini gerektiren bir darbe, isyan halk hareketi durumu halinde.

-Dil, Bayrak, Başkent, İstiklal Marşı, Vatandaşlık (Türk), Atatürk milliyetçiliği tartışılmamalıdır.

-Yeni bir Anayasa mevcut Anayasa ile aşılması mümkün olmayan ciddi siyasi sorunların çözümü için yapılır.

-Köklü bir zihinsel kopuş için yeni Anayasa yapılır. Böyle bir kopuş mevcut Anayasanın hangi maddelerini değiştirerek mümkün olacaktır?

-Milli irade ile oluşan bugünkü Meclis aritmetiğinin oydaşma oluşturmasıyla, usul ve yöntemlerin doğru konmasıyla ve istişarelere açık katılımcı bir anlayış ile bazı maddeler değiştirilebilir. Ancak, kurum iradesi ile belirlenmiş devletin demokratik sosyal hukuk devleti kavramları gibi ülkenin başkenti, bayrağı, dili, Türk kimliği gibi toplumun ortak değerleri değişiklik kapsamı dışında tutulmalıdır.

-Türkiye toplumsal uzlaşma ile sivil bir anayasa yapmalıdır. Öyle bir Anayasa olmalıdır ki çoğunluğu elinde bulunduranlar ve diğer kesimlerce sık sık Anayasa’nın tümü veya maddelerini değiştirme teşebbüsünde bulunulmasın. İlk 4 madde aynen korunmalı, değiştirilmesi teklif dahi edilmemelidir.

-Tek bir Parti Anayasa yapar, ama usullere uymak şartıyla yapabilir. Nitelikleri (bayrak, başkent, dil) mutlaka korumalıdır.

-Anayasa’nın Cumhuriyetin niteliklerini düzenleyen maddesi; “Türkiye Cumhuriyeti, üniter, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.” şeklinde olmalıdır. 

-Üniter devlet yapısını koruyacak açık ve kesin değiştirilemez bir hüküm Anayasa’ya mutlaka konulmalıdır. 

-Askeri darbe neticesinde Anayasa yapıldı ve kanunlarla usuller belirlendi. Anayasal düzeni askıya almayı gerektirecek ne oldu bu ülkede? Yeni devlet kurulurken tabi ki Anayasa yapılır. Türkiye’de yeni bir devlet kurulmuyor.

-İktidar diğer ülkelere verdiği sözleri tutmak için Anayasa yapmaya soyunmuştur.

-Meclis ancak değişiklik yapar, Anayasa yapamaz. Değiştirmek ve yapmak farklı şeylerdir. Bu konuda toplumsal mutabakata varılmadan olmaz.

-Terör, Anayasa değişikliğine sebep değildir.  Türkiye terörden dolayı Anayasa yapacak kadar düşmemiştir.

-Sahte toplumsal mutabakatlarla yapılan Anayasa meşru değildir. Diktatörler bu şekilde Anayasa yapar.

-Anayasa yapmak siyasi irade meselesidir. Anayasayı değiştirmek ise hukuki bir meseledir.

-“Kurucu Meclis” kurulması için seçime çağrılır. Meclis tatile çıkar ve Kurucu Meclis Anayasa yapar. Usul budur (İspanyol sistemi).

  

 

5- KUVVETLER AYRILIĞI

Demokratik bir devlet yönetimini düzenleyen bir model olan kuvvetler ayrılığı sağlanmalı mı? Evet ise nasıl olmalı (yasama, yargı ve yürütme erklerinin ağırlığı ve bir bütün olarak kuvvetler ayrılığı prensibinin işleyişi)? Hayır ise neden? Yargı bağımsızlığı; Cumhurbaşkanın seçimi, yetkisi, sorumluluğu ve tarafsızlığı; hükümetin yönetim sistemi; asker-sivil ilişkileri bu başlık altında ele alınmıştır. Görüşler aşağıdadır:

-Kuvvetler ayrılığı ilkesi olmazsa olmazdır.

-Kuvvetler ayrılığı prensibi kral ve diktatörlere karşı çıkmıştır. 18.YY’da parlamentoları kraldan korumak ve güçlü kılmak için ortaya çıkmıştır. Günümüzde ise yargının yasamadan ve yürütmeden ayrılması anlamında kullanılmaktadır. İsviçre’de her şey yasamaya bağlıdır, yürütme yasamanın talimatlarına bağlıdır.

-Her gücün yetkileri açıkça belirtilmelidir.

-Yürütme yasamayı baskı altına almamalıdır.

-Yargının bağımsızlığı Anayasa’da net bir şekilde belirtilmelidir.

-Adalet Bakanı ve müsteşarı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) üyesi olmamalıdır.

-Teftiş Kurulu Adalet Bakanının yetkisiyle harekete geçmektedir bu tarafsızlığı zedelemektedir. 

-Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) Yasama yetkisinin devri demektir, bu engellenmelidir.

-KHK’lerle ilgili madde değiştirilmelidir. (Yürütmenin keyfi tasarruflarına karşı Anayasal önlem alınmalıdır.

-Yüksek yargı organlarına hükümetin etkisi kesinlikle engellenmelidir.

-Parlamenter demokrasinin korunması ve geliştirilmesi gerekir.

-Türk Silahlı Kuvvetleri ve hakim ve savcılar ile ilgili yeni düzenlemeler yargı bağımsızlığına zarar vermiştir.

-Kuvvetler ayrılığı bir hukuk devletinin vazgeçilmezidir ve mutlaka sağlanmalıdır.

-Bugün ülkemizde kuvvetler ayrılığı güvencesizdir.

-Yargı bağımsızlığı mutlaka sağlanmalıdır. Yargı bağımsızlığının olduğu yerde kuvvetler ayrılığı vardır.

-Kuvvetler ayrılığı Türkiye anayasal sisteminde bağımlı hale gelmiştir. Türkiye’de bugün yargı bağımsızlığı tüm mekanizmalarıyla yok edilmiştir.

-Cumhurbaşkanı tarafsız ve sorumsuzdur. Halk tarafından seçtirip sorumsuz kılıyorsunuz, ancak vatana ihanetten yargılayabiliyorsunuz. Dolayısıyla iç tutarlılık yoktur.

-Cumhurbaşkanı Anayasa’nın yaşatılmasından yürütülmesinden sorumludur. Cumhurbaşkanı iktidar çoğunluğundan seçtirirseniz tarafsızlık ortadan kalkar. Parlamenter hükümet sistemi tarafsız cumhurbaşkanı gerektirir.

-Cumhurbaşkanı uzlaşarak seçilmelidir. “Konsensus” (oydaşma) olmalıdır.

-Askerin Anayasa’yı koruma görevi darbeleri meşru kılmıştır. Bu sebeple, 35. Madde kaldırılmak istenmektedir. Anayasal devletin korunması işi devlete bırakılırsa darbe tehlikesi ortadan kalkar.

-Asker, siyasi iradeye bağlı olmalıdır. Genel Kurmay Başkanı hükümet direktifini yazıp başbakana imzaya gönderir.

-Almanya’ya başkomutan milli savunma bakanıdır. Biz de Cumhurbaşkanı’ dır.

-Askeri yargıda suç karşılığını bulur. Sivil yargıda ise bazı suçlar cezasız kalmaktadır (başbakanın oğlunun trafik kazası ve ölüm meselesine atıf yapıldı).

-Kuvvetler ayrılığının Türkiye’deki uygulamasındaki güçlük, erklerin birbirine karışmasıdır, çünkü sınırları belirlenmemiştir. Erkler arasındaki ihtilafların çözümü de yoktur.

-Ülkemizde uzlaşmadan yargıya başvurulmaktadır. Amerika’da yüksek mahkemenin bütün üyeleri milli iradeyle ilişkilidir.

-Halkın bazı kanunları veto edebilmesi imkanı da sağlanmalıdır.

-Yargı sadece bağımsız değil, tarafsız da olmalıdır.

-Yasamanın içinden çıkan yürütmenin gaspını önlemek gerekir. Bu hususlar Meclis İç Tüzüğü’nde ve Anayasa’da yoruma sebebiyet vermeyecek şekilde yer almalıdır.

-Yargı tam bağımsız olmalıdır. Referandum sonrasında Yürütme bu konuda doğru davranmamıştır.

-Siyasete sivil iradenin katılması gündemi şaşırtmak için kullanılmıştır.

-Sayıştay Başkanı TBMM’de seçildiği bir ülkede kuvvetler ayrılığından ve yargının bağımsızlığından bahsedilemez.

-Kendini seçenleri atayan bir HSYK var.

-Yargıyı denetleyen bir mekanizma yok.

-Sistemi eleştirirken yasama yürütme ve yargıya güvensizlik konusunu ön yargılarla değerlendirmemek gerekir.

-Bölgede savaş rüzgârları eserken, askeri hedef almak son derece hatalıdır. Normal koşullarda Türk Silahlı Kuvvetlerinin statüsü ülkenin çıkarları açısından düzenlenmiştir. NATO ve benzeri yapılanmaların giderek ön plana çıkmasıyla, ulus devlet ilişkisinden ziyade global düşünmek gerekir. Günümüzde NATO artık bir savunma mekanizması olmaktan çıkmış, saldırı ve işgal mekanizması haline gelmiştir (Libya, Irak). Küresel emperyalizmin ulus devletlere saldırısını göz önünde bulundurmak gerekir.

-Anayasa’nın üzerinde bir baskı vardır ve bu emperyalizmdir. Emperyal baskıya karşı ülkemiz ve bağımsızlığımız korunmalıdır. 

-Ulus devletler ortadan kaldırılacaktır. Geleceğe dönük kent devletleri hedeflenmektedir. Devlet varken halk temsilcilerinden oluşan kent konseyleri ayrı bir yönetim oluşturmaktadır. Yerel yönetimlerin başkentlerden kopmasını sağlayarak kent devletlerin önünü açmak söz konusudur. Büyük ulus devletler yıkılırken küçük ulus devletlerin varlıklarını meşrulaştırmak gündemdedir. Anadolu kentleri Ankara’dan koparak yerel kent devletlerine dönüştürülmeye çalışılmaktadır.  Bu durum ulus devlet açısından tehlikelidir.

-Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi esası korunmalıdır.

-Cumhurbaşkanı’nın yargı atamalarında yetkisi sınırlandırılmalıdır.

-Cumhurbaşkanlığı süresi 5+5 olmamalıdır. 7 yıl ile sınırlandırılmalıdır.

-Cumhurbaşkanı sorumsuzdur ve halk seçmektedir.  Meclis seçsin ve sorumlu olsun.

-Parti kapatma yaptırımı kaldırılmalıdır.

-Seçim sisteminde ülke barajı %5’e indirilmelidir.

-TRT, RTÜK, Özelleştirme İdaresi gibi idari kuruluşlar Anayasal kurumlar olmamalıdır.

-Vergi genel ve adil olacaktır ve ödeme gücüne göre alınmalıdır. 

-Emek gelirleri lehine “Pozitif Ayrımcılık” yapılmalıdır.

-Vergi affı Anayasa’da tanımlanmalıdır.

-Vatandaşa yük getiren, yasalarda geriye doğru yürüyen ve yürürlüğü geçmiş tarihten başlayan vergi vb. düzenlemeleri yapılması Anayasa’da yasaklanmalıdır.

-Anayasa’da tüm görüşlerdeki siyasal oluşumların (siyasi partilerin) seçimlere katılabilmesi garanti edilmelidir. Türkiye’nin taraf olduğu ve Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülemeyecek uluslararası sözleşmelerin yargıya konu olmamasına özel önem atfedilmelidir.

- “Adem-i merkeziyetçilik” çerçevesinde merkezi idare ve yerel yönetimler bağı, devlet hiyerarşisinin reddedilerek egemenliğin yerel yönetimlere devredilmesi anlamını taşımamalıdır. “Demokratik özerklik”söylemi Türkiye’nin yönetim yapısının değiştirilerek “konfederal” bir yapılanmaya dönüştürülmesi için bir tuzaktır. 

-Türkiye milletvekili modeli getirilmelidir.

-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İslam içi inanç gruplarının tamamına hizmet verecek bir faaliyet ortamına ulaşması sağlanmalıdır.

-Din ve devlet ilişkisinde laikliğin saygılı ve barışık hale gelmesi esas olmalıdır.

-Cumhuriyet Senatosu yeniden kurulmalıdır.

-Anayasa Mahkemesi ayrı bir madde ile yeniden düzenlenmelidir.

-HSYK’nın yapısı, Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisinin alan ve usul açısından genişletilmesi, idarenin işlem ve eylemlerinin tam bir yargı denetimine tabii olması konularının da kapsayacak şekilde mutlak bir yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır.

-Milletvekili Dokunulmazlığı yeniden düzenlenmelidir.  

DEMOKRAT PARTİ
ANAYASA GÖRÜŞÜ 

Türkiye’nin gündeminde olan Anayasa tartışmalarında yer almak ve sürece çoğulcu bir yaklaşımla katkıda bulunmak, Demokrat Parti’nin tarihten gelen temel sorumluluklarından biridir.  

Demokrat Parti Anayasanın, toplumun istekleriyle beslenerek ve her koşulda uzlaşmaya yönelik bir müzakere sürecinden geçerek hazırlanmasını esas kabul etmektedir. Anayasa, milletimizin adaletli, huzurlu ve barış dolu bir ortamda beraber ve güvende yaşaması için devlet ile birey arasındaki en temel uzlaşı zemini olmalı ve bireyin hak ve özgürlüklerini tam bir demokrasi anlayışıyla teminat altına almalıdır. Bu nedenle, başlatılan yeni Anayasa hazırlık süreci; milletçe tarih, kültür ve vatan temelini ve en önemlisi Atatürk’e derinden bağlı bölünmez bir bütün olarak, geleceğin çağdaş Türkiye’sini oluşturmak için elele vermede önemli bir fırsattır.

Köklü bir demokrasi kültürüne sahip olan Partimiz Türkiye için çağdaş ve tam demokratik bir Anayasa’nın temel esaslarını oluşturmada aktif bir rol üstlenmiştir. Bu çerçevede, Demokrat parti bu süreçte bir yandan toplumun farklı kesimlerinin Anayasa konusundaki fikirlerini değerlendirmiş ve toplumun nabzını tutacak faaliyetler yürütmüş, öte yandan yetkili organları ve teşkilatlarıyla istişare ederek, görüşlerini oluşturmuştur: 

Demokrat Parti için yeni bir Anayasa hazırlamak Türkiye’nin öncelikli konulardan biridir. Tüm hukuk düzeninin (Esas Teşkilat Hukuku) çatısını oluşturan Anayasa, Devletimizin temel unsurlarını (millet, ülke, egemenlik) güvence altına alır. Anayasa devletin kurucu belgesidir. Anayasa Devleti kurar, Devlet de bireylerin hak ve özgürlüklerini tanır ve güvence altına alır. 

Anayasa devletin yapısını ve organlarının nasıl işleyeceğini hükme bağlayan, kişilerin (vatandaşların) temel hak ve özgürlüklerini tanıyan ve bu hakların çerçevesini çizen en temel hukuk kaynağıdır. 

Hukuk tekniği açısından ve Anayasa üslubu yönünden değerlendirildiğinde, birincil ve ikincil esaslar dikkate alınmalı ve ayrıntılı ifadeler Anayasada yer almamalıdır. 1982 Anayasası bu anlamda gereksiz ayrıntılarla doludur. Anayasa, temel ilkeleri, mümkün olan en açık ve kısa ifadeyle ülkenin hukuk sistemine getirmelidir. Kısa, öz, yalın, herkesin anlayabileceği ve yorumlayabileceği sade bir dilde yazılmış bir Anayasa hazırlanmalıdır.

Demokrat Parti, yeni Anayasa’nın Dibace’sinde aşağıdaki temel hususların yer almasını uygun görmektedir:

  • Milli Devlet kavramı (Türk Milletinin hukuki tanımı) Anayasada yer almalıdır. Türk milleti olgusunun sosyolojik mahiyetinin vurgulanması, Türklüğün sıradan bir etnik unsur konumuna indirgenmemesi için Dibacede “Türk Milleti” kavramının altı çizilmeli ve “milli kimlik” vurgulanmalıdır.

  • Atatürk çizgisi korunmalıdır.

  • Demokrasinin, tüm vatandaşların devlet politikasını şekillendirmede, katılımcılık yaklaşımıyla eşit haklara sahip olduğu bir yönetim biçimi olduğu vurgulanmalıdır.

  • Anayasanın çağdaş hukuki değerlere ve tüm insani değerlere sahip olması esas olmalıdır. İnsan hakları (tüm kuşak insan hakları), hoşgörüde birlik, inanç ve düşünce dünyasında çoğulculuk açıkça ifade edilmelidir.

  • Birey odaklı bir Anayasa esas olmalıdır. Bu, Devlet ve birey arasındaki ilişkilerde bireyi korumak demektir.

  • Hukukun üstünlüğü vurgulanmalıdır. 

Demokrat Parti’nin yeni Anayasa için vazgeçilmez temel ilkeleri aşağıdadır: 

  • Devletin yapısı Cumhuriyet’tir.

  • Devlet demokrasi ile yönetilir.

  • Ulus devlet esastır (Tek bir ülke üzerinde, tek bir millet, tek bir egemenliğe tabidir).

  • Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir. 

  • Kuvvetler ayrılığı prensibi Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletinin vazgeçilmezidir

  • Bir Türk vatandaşı tüm haklardan hukuki olarak eşit yararlanır.

  • Resmi dil, eğitim ve haberleşme dili “İstanbul Türkçesi”dir.

  • Milli Marş, sözleri Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan, bestesi Zeki Üngör tarafından yapılan İstiklal Marşı’dır.

  • Türk Bayrağı beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

  • Türkiye Devletinin Başkenti Ankara’dır.

  • Temel hak ve hürriyetler, tüm ekonomik ve sosyal haklar Devletin güvencesindedir. 

  • Din, düşünce ve teşebbüs hürriyeti gerçek anlamıyla Anayasada yer almalıdır.

  • Din ve devlet işlerinin ayrılığı esastır. Laiklik; din kurumlarının devlet yönetimine karışmaması olduğu kadar,  din kurumlarının da devlete bağlı olmaması anlamına gelmelidir.  Dine bağlı devlet olmaması gerektiği gibi, devlete bağlı din kavramından vazgeçilmesi esastır.

  • Tabiatın parçası olan her varlığın hakları korunmalıdır. Çevreyi ve insan sağlığını korumak Devletin ve vatandaşların ödevidir. Kamu yararı ilkesi doğanın korunması esası ile yeniden tanımlanmalıdır.

Sayfayı Paylaş: