Genel Başkan Zeybek, TV 8‘de yayınlanan “Erkan Tan’la Başkent’ten” programında Erkan Tan’ın sorularını cevaplandırdı. 24.01.2012

“Türkiye’de, Avrupa’dan çok daha ileri
düşünce özgürlüğü var”

“Türkiye’de Avrupa’dan çok daha ileri düşünce özgürlüğü var. Türkiye’de ‘Ermeni soykırımı olmuştur” demek suç değil. Ermeni meselesi bizim en hassas noktamız. Ama Türkiye’de “Ermeni soykırımı olmuş” yalanını söyleyenlere karşı hiçbir müeyyide yok. Hatta bırakın suç olmayı, ‘Ermeni soykırımı olmuştur” yalanını söylediği için bir romancı bozuntusu Nobel ödülüne layık görüldü.

(DP Basın Merkezi – 24 Ocak 2012)- Genel Başkan Zeybek, TV 8‘de yayınlanan “Erkan Tan’la Başkentten” programında Erkan Tan’ın sorularını cevaplandırdı.

Namık Kemal Zeybek soruları şöyle cevaplandırdı:

“Sınıf arkadaşım Uğur Mumcu’ya
rahmet diliyorum..”

Erkan Tan: Günaydın, hoş geldiniz. Dün gece gönül istiyordu ki olmasın ama olacağını tahmin ediyordu bu işle ilgilenenler. Ama oldu, bu rezil karar çıktı parlamentodan. Sözde soykırım yoktur diyenler artık ceza alacak. Gerçi Avrupa’nın başka ülkelerinde de benzer kararlar alındı ama ne düşünüyorsunuz?

Namık Kemal Zeybek: Bismillah diyerek başlayalım önce. 24 Ocak rahmetli sınıf arkadaşım Uğur Mumcu’ya rahmet dileyerek başlamak istiyorum.

             Erkan Tan:Aynı sınıfta okudunuz mu?

Namık Kemal Zeybek: 5 yıl. Hukuk fakültesine beraber girdik, beraber mezun olduk. Sohbetlerimiz olurdu. Fikirlerimiz yüzde yüz aynı değildi, birleştiğimiz yerler vardı, ayrıştığımız yerler vardı. Ama oturur sohbet ederdik. Sonradan da yine sohbetlerimiz oldu..

Ayrıca bugün 24 Ocak. Bu tarihin bir başka önemi daha var. O da bizim tarihimizde, Demokrat Parti dönemlerinde, Atatürk dönemlerinde, Celal Bayar’ın başlattığı kalkınma en yüksek noktasına çıkmış, Türkiye tarımda modernleşmiştir. Bu yol ile tarım ülkesi olduğumuz halde dışarıdan buğday alan bir ülke iken, Demirel’li dönemlerde, O’nun bu işe kattığı büyük kalkınma hamleleriyle dışarıya buğday satan bir ülke haline geldik.

Yine partimizin iktidar dönemlerinde Demokrat Parti, Doğru Yol Partisi, Adalet Partisi, Anavatan Partisi dönemlerinde yapılan işlerle, Demokrat Parti dönemlerinde yapılan büyük sanayileşme hamlesiyle Türkiye artık dünyaya açılabilecek, dünya ile rekabet edebilecek hale geldi denilerek 24 Ocak kararları alındı.

Başbakan Demirel, O’nun DPT Müsteşarı ve Başbakanlık Müsteşarı da rahmetli Özal idi. Türkiye böylece bilgi çağına açıldı. Şimdi biz de yeniden Demokrat Parti olarak Türkiye’yi üreterek bilgi çağına ulaştırmak seferberliğini başlattık.

Bunu söyledikten sonra sizin sorunuzun cevabına geliyorum. Çünkü bu anlattığım süreç ile sorduğunuz soru arasında da doğru bir çizgi vardır.

Türkiye geçmişte de başka ülkelerle, dünya ülkeleriyle, Avrupa ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmuştur. Ama hiçbir zaman bu iktidar döneminde olduğu gibi, bu iktidar döneminde olduğu kadar batıya teslim olmamıştır. Bütün bunlar teslimiyetçiliğin sonuçlarıdır.

“Buyurun size Avrupa! Tepe, tepe kullanın”

Hatırlamıyor musunuz; bu iktidar geldiği zaman herkesten çok Avrupacı, herkesten çok Avrupa Birlikçi ve yanına aldığı birtakım liberaller; liberal yazar, liberal konuşucular, (onların çoğu eski Marksist Leninistlerdir. Çok tuhaf bir şeydir. Eskiden Marksist Leninist iken, ‘tek yol’ devrim derken, birden bire tek yol Avrupa Birliği, Avrupa’dan başka hiçbir şey yok. Avrupa Birliği insanlığın en büyük medeniyet projesi diyenler) Avrupa’dan bir müzakere tarihi dilenip onu aldığı zaman davul zurna ile Ankara sokaklarında havai fişeklerle düğün bayram yapanlar ne diyorlardı; ‘İnsanlığın geldiği en üstün uygarlık çizgisi Avrupa’ diyorlardı.

Buyurun size Avrupa! Hem de Avrupa’nın göbeği. Avrupa deyince de esasında Fransa ve Almanya akla gelir. Buyurun size Avrupa’nız, tepe tepe kullanın. Ne hale getirdiniz Türkiye’yi? Yani düşünce söylemeyi, tarihte şu olmuştur, bu olmamıştır demeyi yasaklayan, diyenleri hapse atan, ağır para cezalarıyla cezalandıran bir Avrupa.. Bu ilişkiler sonucunda, işte iş bu noktaya geldi. Buyurun size Avrupa’nız.

“Fransa’nın aldığı karar tam bir rezalettir.”

Bakınız, Fransa’nın aldığı karar tam bir rezalettir. Zaten daha önceden da Fransız Meclisi ve bütün Avrupa Meclisleri de, 14 Avrupa ülkesi kendi Meclislerinden karar aldılar ve ‘1915’de Türkler Ermenileri kesti’ yalanını Meclis kararı haline getirmişlerdir.

Peki şimdi yapılan ne? Fransa bununla yetinmiyor, aksini söyleyeni yakarım diyor. Yani aksini söyleyeni hapse atarım diyor. Hani demokrasi diye bir kavram vardı? Hani en ileri demokrasi Avrupa’daydı? Hani biz Avrupa’yı örnek alacaktık? Hani demokraside Avrupa’ya ulaşacaktık?

Türkiye’de “Ermeni soykırımı olmuştur” demek suç mu? Hayır, hatta bırakın suç olmayı, “Ermeni soykırımı olmuştur” yani “biz şu kadar Ermeni’yi öldürdük” yalanını söylediği için bir romancı bozuntusu Nobel ödülüne layık görüldü. Böyle bir adamı da değerli Cumhurbaşkanı dostum Abdullah Gül, büyük merasimle Atatürk’ün köşkünde ağırladı. Neydi adamın söylediği? “Biz şu kadar Ermeni’yi, şu kadar Kürt’ü öldürdük.” Böyle bir şey var mı? Bu yalan. Böyle bir şey yok.

Bakınız, işin bir başka gerçeği; ben Namık Kemal Zeybek, Bayburt’un Kitre Köyü’ndenim. Bayburt’un Kitre Köyü’nde doğdum. 10 yaşıma kadar orada yaşadım. Biz Kitre Köyü’nden Bayburt’a giderken orada bir köprü vardı; Osluk Köprüsü. Her geçişte bizim büyüklerimiz, amcalarımız ellerini kaldırır, Fatiha okurlardı köprüden geçerken. Sorardık; “nedir bu, neden Fatiha okuyorsunuz?” Söyledikleri şuydu; “burada amcalarınız yatıyor.” Köprünün tam altında bir mezarlık ve burada amcalarımız yatıyor.

Sonradan öğrendik, bize söylemediler. Büyüyünce anlattılar ki; benim iki amcamı yani dedemin bir kardeşini ve bir yeğenini, iki genç çocuğu Ermeni çeteleri, bakınız çeteleri diye bastım çünkü Ermeni çetelerine olan duygularımızı bütün Ermenilere yöneltmek gibi bir yanlıştan da kaçınmalıyız. Ermeni çeteleri benim iki amcamı baltayla doğramışlar. Bir tanesini aramaya çıkmışlar. Bir tanesinin çizme içindeki ayağını çizmeyi tanıyarak köprünün altında bulmuşlar ve yukarılara doğru giderek vücutlarının diğer parçalarını bulmuşlar ve oraya gömmüşler. Yani bu bir örnek olay ama şu bir gerçek;

Ey Türkiye’nin liberal aydınları, liberal geçinen aydınlar! Ey soykırımı tanıyacağız, ne olacak ki diyenler! Gazete köşelerinde, televizyonlarda utanmadan, sıkılmadan bu millete hakaret edenler, bu millete iftira edenler! Gerçeği bilin. Ama asıl onlar değil, onlar gerçeği biliyorlar, bilerek söylüyorlar. Onlara inananlar varsa, onlar gerçeği bilsinler. Bizim milletimiz asla bir milleti dininden ya da milliyetinden ötürü öldürmedi. Böyle bir şey yok. Yani jenosit bir yalandır. Diyeceksiniz ki niye bağıra bağıra söylüyorsun, niye heyecanlanıyorsun? Niye heyecanlanmayıyım ki? Fransızlar bunu söylüyorlar. Sarkozy zaten Türk düşmanı. Bu biliniyor, bir gerçek. Peki, Türkiye’de, şu önünüzdeki güzel gazetelerde yazanlar, şu güzel televizyonlarında konuşanlar, onlar bu yalanı ne cüretle yayıyorlar? Bu bir yalan.

Ermeni soykırımı yoktur. Osmanlı Devleti Ermeni çetelerine karşı, Ermenilerin Fransa’nın desteğiyle, İngiltere’nin desteğiyle başlattığı Müslüman soykırımına karşı önlem almıştır. Sonunda da Ermenileri karşı hareketlerden kurtarmak ve Ermenilerin ve çetelerin Rus ordusunda desteklerini önlemek için onları toplamış ve Doğu Anadolu’nun çok çetin şartlarından çok daha iyi yaşanabilecek Osmanlı’nın Suriye’sine göçtürmüşlerdir. Mesele bundan ibarettir.

“AB’de Türkiye’nin işi yok.”

Erkan Tan: Namık Kemal Zeybek’e sorar mısınız diyor izleyicimiz; “Ne yani şimdi Batıdan daha ileri bir uygarlık mı var? Spesifik bir olaydan yola çıkıp Avrupa Birliği’nin tamamına tu kaka denir mi? İşte görün Avrupa’nız bu dediniz?

Namık Kemal Zeybek: Ben Avrupa Birliği’ne karşı değilim. Önce bunu anlayalım. Ama Türkiye’yi ite kaka Avrupa Birliği’ne sokmaya çalışanlar ya da Avrupa Birliği’ne sokuyormuş gibi yapanlar, asıl onlar Avrupa Birliği’ne karşıdırlar. Avrupa, kendi uygarlığı, kendi şartlarında bir birlik oluşturmaya çalışıyorlar, varsın oluştursunlar ama o birlikte Türkiye’nin işi yok. Ne bizi alacaklar ne de bizim girmek gibi bir niyetimiz yok. Onlar alacakmış gibi yaparken biz de girecekmiş gibi yaparken birileri geçinip gidiyorlar.

Türkiye’de, Avrupa’dan çok daha ileri
düşünce özgürlüğü var”

Türkiye’de Avrupa’dan çok daha ileri düşünce özgürlüğü var. Şu meseleye bir bakınız. Ermeni meselesi bizim en hassas noktamız. Ama Türkiye’de “Ermeni soykırımı olmuş” yalanını söyleyenlere karşı hiçbir müeyyide yok. Mesela İsviçre’de de Avrupa’da da, Avrupa’nın şimdi birçok ülkesinde de zaten Ermeni soykırımı olmamıştır demek yasak. Birçoklarının bilmediği bir gerçeği söyleyeyim:

Fransa’da yasak getirilmiyor. Zaten o yasak var. Getirilen; cezai müeyyidedir. Bu, şu demek; mesela Bernard Lewis adında bir profesör, tarihte Osmanlıların Ermenilere soykırım uygulaması diye bir şey yok dediği için Fransa’da bir mahkeme tarafından 1 Frank’a mahkum edildi, gıyabında yargılandı. Şimdi getirilen ağır ceza, ağır hapis ve para cezası.

Erkan Tan: Bizim Meclisimizde de Ermeni soykırımı vardır diyenlere karşı bir yasa çıkartsak ne olur, fikrini sorar mısın Namık Kemal Zeybek’ demiş bir izleyici.

Namık Kemal Zeybek: Ben bunu doğru bulmam. Bize yakışmaz. Bırakın herkes söylesin, herkes görüşünü söylesin. Ben mutlak anlamda üşünce özgürlüğüne inanıyorum. İnsanlar düşüncelerini söylemeli ki karşı düşünceye de gelişme imkanı doğsun.

Erkan Tan: “Coştu yine Sayın Zeybek. Bunları anlatırken hükümeti niye karalıyor” demiş bir izleyicimiz.

Namık Kemal Zeybek: Ben hükümeti karalamıyorum, hükümetin yanlışını söylüyorum. Bakınız, belki bu değerli dinleyicimiz ve birçok kişi de bilmez. Bir gerçeği ifade edeyim. Gerçek şu:

AKP ile ilgili kapatma davası açıldığı zaman ben yazdığım yazılarda ve yaptığım konuşmalarda bunun yanlış olduğunu savundum. Hatta Anayasa Mahkemesi karar verdiği zaman, kapatmayacağız kararını verdiği zaman dahi yine bu kararın yanlış olduğunu savundum dedim ki; “Kapatmıyorsunuz ama AKP’yi laikliğe aykırı hareketlerin odağı olarak ilan ediyorsunuz. Bu da yanlıştır.” Yani neye inanırsam ben onu söylerim.

Yani ne yapalım, bu AKP taraftarları, bu AKP’yi seven arkadaşlarımız AKP’nin Genel Başkanı’ndan yansıyan bir anlayışla partilerine toz bile kondurmuyorlar. Ne yapalım, susalım mı? Bırakınız bir haykıralım. Bırakın ben haykırayım. Susarsam sen matem et. Şairleri haykırmayan bir millet sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir. Ben yanlışları söylemeliyim ki yurttaşlarımız, hatta AKP’li yurttaşlarımız da kendi partilerinin yöneticilerini uyarsınlar da onları da kendilerini ve Türkiye’yi felakete götürmekten kurtarsınlar.

Erkan Tan: Ne yaptı ki Adalet ve kalkınma Partisi, siz olsaydınız ne yapardınız? Takmış kafaya bu Sarkozy, zaten Türk düşmanı. Fransa da ezelden beri bu işlerin içinde.

Namık Kemal Zeybek: Türkiye’ye dayatılan birçok yanlışlar var. Yani birçok şey dayatılıyor. Bugün, şu Habur rezaleti dahil olmak üzere PKK’nın ve PKK’nın siyasi teşkilatlanmasının önünü açan birtakım yanlışlar ve tutumlar da dahil olmak üzere bunların tamamı, Avrupa Birliği’ne giriş süreci denilen masalın dayatmalarıdır.

Bakınız, Avrupa Birliği’ne giriş süreci kime lazımdı? Çok açık konuşalım. Yani bu iktidarı da biraz savunayım. Bu iktidarın bu yola girmesinin sebebi; 28 Şubat süreci denilen rezalettir. 28 Şubat’tan sonra bir grup muhafazakârımız, Refah Partisi içindeki bazı arkadaşlarımız, “biz Batıya teslim olursak, onların dediğini yaparsak onlar da bizi korurlar” kararını verdiler. AKP bu fikir üzerinde kurulmuş bir siyasi partidir yani teslimiyetçi muhafazakarlık.

Erkan Tan: Çok ağır konuştunuz. Muhafazakar, teslimiyetçi muhafazakar diyorsunuz.

Namık Kemal Zeybek: Açıkçası bu, böyle bir anlayışla kuruldu. Fakat bunların mazur görülebilecek bir tarafları var. Neydi o? Bunlar parti kuruyor, ikide bir kapatılıyor, parti kuruyorlar kapatılıyor.

Bakınız, şu anda değerli Dışişleri Bakanımızın o çok değerli kitabı var. Ama kendisi kitabını bir daha okumalı. 

“Türkiye bütün komşularıyla sıkıntı içinde”

Erkan Tan: Bu da ağır. Davutoğlu kendi kitabını bir daha okusun dediniz.

Namık Kemal Zeybek: Bir daha okumalı. Biz o kitabı okuduğumuz zaman sevmiştik. Sevgimiz devam eder ama artık beğenmiyoruz kendilerini bilsinler. ‘Sıfır Sorun’ demişti değerli Davutoğlu? Böylece sorunsuz ülke sıfıra indi. Şu anda Türkiye bütün komşularıyla sıkıntı içinde. Suriye ile savaş noktasına doğru hızla ilerliyor. Değerli Başbakanımız Irak’a kafa tutuyor. İran ile radar dolayısıyla savaş ihtimali ve tehlikesi var. Azerbaycan bizim en yakın dostumuz, kardeşimizdi, Azerbaycan küstürüldü. Ne uğruna? Ermenistan’ı yanımıza alacağız diye. O da olmadı. Avrupa ile ilişkiler işte böyle.

“Kala kala bir Obama kalıyor değerli Başbakanımıza”

Obama da çok seviyor, ‘en çok sevdiğim liderlerden birisi’ diyor. Aman ha Sayın Başbakan ve Sayın Başbakan’ı seven sayın dinleyicilerimiz ve izleyicilerimiz ve Sayın AKP yandaşları. Sakın Obama’nın çok sevmesinin hayırlı bir şey olduğunu düşünmeyin. Çok seviyorsa demek ki sözleri yerine getiriliyor demektir. Bu iyi bir şey değildir. Biraz az sevsin. O az sevsin ama biz komşularımızla ve bütün dünyayla iyi ilişkiler içerisinde olalım.

“Başbakan olsaydım Fransa böyle bir şey yapamazdı”

Erkan Tan: Siz Başbakan olsaydınız Fransa’ya ne yapardınız?

Namık Kemal Zeybek: Ben Başbakan olsaydım bir defa Fransa böyle bir şey yapamazdı. Çünkü benim modelim Atatürk’tür. Gelin tarihi bir hadiseyi hatırlayalım.

Atatürk döneminde bir Fransızca sözlük çıktı. Oradaki bir kelimenin anlamı şöyleydi; İdam. İkinci bir anlam yazmışlar; ‘kazığa oturtma’. Bir örnek cümle var diyor ki; “Türkler şimdi de esirlerini kazığa oturtuyorlar.”

Atatürk diyor ki “Bu akşam Büyükelçiyi yemeğe çağırın.” Yemekte çorbalar içiliyor. Tatlıya sıra gelince diyor ki; “Bu kelimenin anlamı nedir?” Büyükelçi diyor ki; İdam. Atatürk, “Başka bir anlamı var mı?” diye soruyor. Büyükelçi  “Efendim bir sözlük olsaydı” diyor.. Atatürk “Herhangi bir sözlük olur mu?” diye soruyor. Sözlük geliyor, Büyükelçiye veriliyor. Büyükelçi alıyor sözlüğü. Başına ne geldiğini anlıyor, terlemeye başlıyor.

Atatürk diyor ki; “Öyle mi efendim? Biz Türkler şimdi de mi kazığa oturturuz esirlerimizi?”

 Büyükelçi, bir çıkış yolu arıyor, bakıyor, “Efendim” diyor “Bu sözlüğü kilise yayınlamış. Biliyorsunuz biz laik bir ülkeyiz, kilisenin işlerine karışamayız. Hükümetimizin bu işle bir ilgisi yok.” “Öyle mi efendim?” diyor Atatürk. “Siz kilisenin hiçbir işine karışmaz mısınız? Öyleyse yarın İstanbul’daki bütün kiliseleri kapatıyorum” diyor Atatürk. Tabii söyleyen Atatürk, Atatürk bir şeyi söylerse yapar. Şimdikiler gibi eser savurur, sonra unutulur, her şey aslına döner, hiçbir şey olmamış gibi hayatımız devam eder değil. Ertesi gün o sözlük toplandı. O kelimeyle ilgili, o Türklere hakaret eden cümle sözlükten çıkarıldı yeni baskısında. Buyurun size yöntem.

Meclis Fransa ile ilgili karar almalıdır”

Yani hep eleştirmeyelim. Arkadaşlarımıza yardımcı olalım. Aslında bu arkadaşlarımız bana sorsalar kendilerine ben birçok şey öğreteceğim ama sormuyorlar. Bunların birçoğu da benim sevdiğim arkadaşlarımdır Başbakan hariç. Onunla bir arkadaşlığımız, bir su içmişliğimiz, çay içmişliğimiz falan yok. Ama Sayın Abdullah Gül ile Bakanların bir kısmıyla falan var. Hemen TBMM’ye öneride bulunuyorum. Hemen TBMM’den bir karar çıkartalım. Ama bu karar Türkiye’deki demokrasiyi geriye götürecek bir yasak kararı değil; tam tersine, tarihi bir gerçeği ortaya koyacak bir karar, sarsıcı bir karar.

Denilecek ki; Doğru Anadolu’da doğan olayların, oradaki Müslümanlara yönelik soykırımın, Bayburt Camii’ne toplanıp yakılan Müslümanların, sizin muhterem pederiniz valilik yaptığı Van’da yaşayan Müslümanların toptan yok edilmesi hadisesinin sorumlusu Fransa’dır.

Sosyalist Taşnak, nasyonalist Hınçak çetelerini destekleyen ülkelerin başında geliyordu. Orada bulunan Ermenileri kışkırttı. Sizi sonuna kadar destekleyeceğiz dedi ama günü geldi, onları da terk etti.

Sonra tehcir sırasında müdahale mi ettiler? Sonradan bu işi çarpıtıp tarihi gerçekleri tam tersine çevirecek işler yaptılar. Dolayısıyla Meclisimizden bu karar çıkmalı ve çok miktarda insan Fransa’yı dava etmelidir..

“Başbakan’ın bu ülkeye en büyük zararı,
Türkiye’yi etnik parçalara bölecek söylemleridir”

Erkan Tan: “Tenkiti Sayın Zeybek olgunlukla karşılıyor. Keşke AKP’liler de bu olgunluğu gösterseler” demiş bir izleyici. “Kaç paralık oyları var, oyları yüzde kaç? Sen daha eskisin siyaset sahnesinde ama Recep Tayyip Erdoğan nere sen nere?” demiş bir başka izleyicimiz. Ne diyorsunuz, kaç paralık oyunuz var?

Namık Kemal Zeybek: ‘Kaç paralık oyunuz var?’ , ‘Oyunuz kadar konuşun’ sözü kadar vahim bir yanlış olamaz. Neden? Bakınız, Hazreti Peygamber o muazzam tebliğini ortaya koyduğu zaman, insanlığı kurtaracak, bütün insanlığı insanlığa doğru yönelten o büyük işini başlattığı zaman, kendisinin üç tane oyu vardı. Bir, kendisinin oyu, bir, eşi Hazreti Hatice’nin oyu, bir de amcasının oğlu ve birinci öğrencisi olan İmam Ali’nin oyu vardı. Üç oyu vardı. O üç oy, bütün Mekke’nin müşriklerinin oyundan daha değerliydi. Çünkü o üç oy doğruydu. Dolayısıyla bir fikrin doğru oluşu, kaç kişinin o fikri desteklediğiyle ilgili değildir. Hitler’in, Mussolini’nin, Stalin’in oyları yüzde 80’e 90’a çıktı. Yüzde 80’e 90’a çıkması faşizmin, nazizmin, komünizmin doğru olduğunu mu gösterirdi?

AKP’nin birçok yanlışı var. Doğrularını da ben zamanında söyledim. Mesela şimdi merhum olan bir AKP’li Ağrı Milletvekili bir gazeteciyle bana geldi ve  “Bizim iktidarı nasıl buluyorsunuz?” dedi. “Bazı güzel şeyler yapıyorsunuz. Mesela şu paralardan sıfırın atılması işini biz başlattık ama siz neticelendirdiniz. Ben Özbekistan sınırından geçerken cebinizde kaç lira var diyorlardı. 200 milyon var deyince, neyle taşıyorsunuz 200 milyonu falan diye gülüyorlardı. Şimdi 200 lira var diyorum. Rahat ettim dedim.

Ama Türkiye’yi felakete götürüyorsunuz. Geminin içini birtakım güzel şeylerle yönetiyorsunuz ama gemi felakete gidiyor. Bu şekilde teslimiyetçi bir iktidarın, Türkiye’yi felakete götürmemesi mümkün değildir dedim. Bakınız övmüşüm.  Eleştirdiğim noktalar ise şöyle:

Türkiye Cumhuriyeti’nin birçok kazanımı vardır. Ama, en büyük kazanımı milletimizin, Türkiye halkının büyük çoğunluğunu, ana dili ne olursa olsun, birleştiği Türk kavramıdır. ‘Ne Mutlu Türk’üm’ diyene derken ben bütün hayatım boyunca bütün benliğimle söyledim ve yine söylüyorum; bu iktidarın ve bilhassa Sayın Başbakan’ın bu ülkeye en büyük zararı; nereden kim aklına sokmuşsa ikide bir bu büyük kazanımı yok edecek ve Türkiye’yi etnik parçalara bölecek söylemleridir. Bir Başbakan başka hiçbir kötü iş yapmamış olsa da sadece şu kötü söylemiyle tarihte çok kötü bir yer sahibi olur. Başlıyor, sık sık yapıyor bunu. Ben de sertçe söylüyorum ki belki duyar, belki bu sözlerimi götürürler de vazgeçer. Türkiye’de etnik gruplar var diyor. Tek tek sayıyor. O saydıkça birileri de bunu saymaya başlıyorlar. Halbuki neydi bu ülke?

“Adımız Türk’tür. Burası Türkiye Cumhuriyeti’dir”

Erkan Tan: Başbakan söylediyse niye bölünmüşlük olsun ki diyorlar.

Namık Kemal Zeybek: Diyorlar, ama yanlış söylüyorlar. Mesela şu rezil Sarkozy.. Kendisi aslında Macar Yahudisidir ama Fransızdır. Hiç Sarkozy’nin ‘Fransa’da; Fransızlar var, Cermenler var, Franklar var, Korsikalılar var’ diye ikide bir saydığını duydunuz mu? Herhangi bir Fransız Cumhurbaşkanı bunu söyler mi? İngiltere’nin Başbakanı; ‘İngiltere’de Galliler var, Angıllar var, Saksonlar var, İrlandalılar var’ diye söyler mi? Ya da bir Yunan Başbakanı ‘Yunanistan’da Makedonlar var, Hıristiyan Arnavutlar var, Ulahlar var, Grekler var’ diye söyler mi? Bu nasıl söz? Cumhuriyet bu işi halletti.

Bakınız bize Türk adını, yani şu ülkede yaşayan insanlara ortak çatı kavram olan “Türk” adını yaratıcı verdi, dünya verdi. Buraya Türkiye biz demedik. Bizden önce dünya dedi. Anadilimiz ne olursa olsun biz geldik bir millet halinde burada buluştuk. İstanbul Türkçesinde ve onun kültür ikliminde kaynaştık. Tarihin derinliklerinden gelen Türklük ve Türk kültürü, Balkanlar’dan, Kırım’dan, Kafkasya’dan, Anadolu’dan gelen büyük bir birikimle biz bir millet haline geldik. Adımız Türk’tür. Burası Türkiye Cumhuriyeti’dir.

“Başbakan, Türklüğü bir etnik kavram haline getiriyor.
Bu ırkçılıktır, rasizmdir”

Bugün ana dili Kırmança ve Zazaca olan birçok insan da evet Kırmançtır, Zazadır ama Türkiye kavramı içinde bütünleşmiştir. Bugün bu Başbakan da ‘Türkiye’de bunlar, bunlar var’ diyor. Türklüğü bir etnik kavram haline getiriyor. Bu ırkçılıktır, rasizmdir. Millet etnik gruplardan oluşmaz. Millet bir kültür birliğinden oluşur. Dolayısıyla bunun çok büyük bir tehlikesi vardır. Bakınız bu ülkenin halkının en az yüzde 80’i sorulduğu zaman, ‘ana dilim Türkçe’ der. Peki yarın bu ülkenin yüzde 80’i, ‘biz Türk’üz. Ana dili Türkçe olmayanların da Türklüğünü tanımıyoruz. Burası da bizim ülkemiz’ derse bunun meydana getireceği sonuçlar acaba düşünülüyor mu? Son derece yanlıştır. Biz Türk’üz ve Türklüğümüzle iftihar edeceğiz. Ama bütün diğer grupları da bizim zenginliğimiz sayarak bu büyük milletin geleceğine inanıyoruz. Recep Tayyip Erdoğan’lara ve başkalarına rağmen inşallah Türkiye Cumhuriyeti doğru çizgisinde hedefine doğru gidecektir.

Erkan Tan: Efendim çok teşekkür ediyoruz.

Sayfayı Paylaş: