Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Genel İdare Kurulu toplantısının açılışında bir konuşma yaptı: ( 20.01.2011 )

“Biz, halkımızla ittifak yapacağız.”

“Biz Demokrat Parti’yiz, Demokrat Parti olarak insanların inançlarından ötürü ya da temayüllerinden ötürü ya da zevklerinden ötürü nasıl giyineceklerine karışılmasını, demokratik kültür ve demokratik zihniyetle bağdaştıramıyoruz.”

(DP Basın Merkezi – 20 Ocak 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Genel İdare Kurulu toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Biz, halkımızla ittifak yapacağız” dedi

Namık Kemal Zeybek, konuşmasında şunları söyledi:

“Allah bizi çizgimizden ayırmasın. Çizgimiz ısrarla söylüyoruz, tarihin derinliklerinden gelen milli, manevi ve insani değerlere bağlılık esasına dayalı, Atatürk’ün ortaya koyduğu, Celal Bayar’ın dirayetle temsil ettiği, Menderes’in halkla kucaklaştırdığı ve coşku kattığı, yapılan büyük hizmetlere hizmetler katan Demirel’in ve bir başka koldan hizmet eden merhum Özal’ın ortaya koyduğu çizgidir. Çizgimiz, bu çizgidir. Bu çizgiden sapmak Türkiye için sıkıntı getirmiştir, biz bu çizgiden sapmayacağız.

Bu çizgiden sapmak Türkiye için sıkıntı getirir ama herkesten çok Demokrat Parti için sıkıntı getirir. Demokrat Parti’yi köklerinden koparmak ve halkla birleştiği noktalardan ayırmak anlamına gelir. Anayasamızın birinci maddesi budur, bunu ısrarla söyleyeceğiz. Değerli arkadaşlarımız dikkat etmişlerdir, milli, manevi ve insani değerler derken, insani sözünün üzerine bastırarak söylediğimi de sanıyorum.

İnsani değerlerin en başında demokrasi gelir. Yani insanların kendi kendilerini yönettikleri bir rejim ve insanların, insan olmalarının gerektirdiği hak ve özgürlüklere sahip oldukları bir rejim. Bir yaşama alanı, insan hak ve özgürlükleri bizim sonuna kadar savunacağımız, tarihimizde savunduğumuz, bugün savunduğumuz ve gelecekte de savunacağımız temel kavramlardır.

Çağdaş olmanın, insanlığın ürettiği ortak değerlere bağlı olmanın ve insanlığın ürettiği, insanoğlunun ürettiği ortak değerler doğrultusunda yoğrulup oluşmanın bir gereği de yine çağdaş demokrasiye uyum sağlamak ve bu anlamda da katılımcı demokrasiyi uygulamaktır. Biz katılımcı demokrasiyi her şeyden önce partimizin yönetiminde kurumlarında ve kurumlaşmasında uygulayacağız. Bunu söyledik, bunu örnek alacağız. Yani şunu söylüyorum, eğer bir siyasi partinin kendi içinde demokrasi yoksa, demokratik kültür oluşmamışsa, o siyasi partinin iktidarında ülkede demokratik bir hayatın ve yönetim biçiminin oluşması da mümkün değildir ve biz bugün dehşetli bir şekilde bu sıkıntıyı yaşıyoruz.

Demokrasiyi anlayamamış, demokrasiyi içine sindirememiş, partilerinde tek adam yönetimini gerçekleştirmiş olan siyasi partilerin, ülkede nasıl bir yönetim gerçekleştirdiklerinin en keskin ve en açık örneğini, bugün iktidarda bulunan partinin ülkede yaptıklarını ortaya koyuyor.

Resimler


Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, GİK toplantısı açılışında konuşma yaptı.

“Biz bu ülkenin orta direğiyiz”

Biz Demokrat Parti, evet bizim şu oturduğumuz yerin arkasında yazdığı gibi ne söylüyor? ‘Demokrasinin Orta Direği.’ Biz bu ülkenin orta direğiyiz, demokrasinin de orta direğiyiz. Bozulmuş olan temel dengeleri, yerine oturtmak için ortaya çıktık. Bozulmuş olan temel dengeleri yerli yerine oturtmak demek, Demokrat Parti’nin fikriyatıyla ve teşkilatıyla iktidara gelmesi demektir. Önce fikir planında bozulmuş dengeleri yerli yerine oturtacağız inşallah ve sonra da birlikte iktidara geleceğiz. Türkiye’yi yürümesi gereken dosdoğru çizgide el birliği ile yürüteceğiz. Allah’ın izniyle. İktidara gelmek için bu kongre, çok ciddi adımlar attı ve inşallah bunun sonuçları gelecektir.

Bozulmuş olan üç temel dengeden söz ediyoruz. Demokrat Parti bu ülkede cumhuriyet değerlerine ve Atatürk çizgisine sımsıkı sadık kalarak ve bu çizginin gereği olarak en ileri demokrasiyi hedeflemiş olan bir siyasi partidir. Bütün icraatımız budur, geçmişimiz budur ve omurgamız budur. Ne cumhuriyetten vazgeçeriz, ne demokrasiden. Bugün ne yazık ki, iktidar demokrasi adı altında, cumhuriyetin bütün değerlerini haraç mezat ve pervasızca satılığa çıkarmıştır. Muhalefet de, cumhuriyete sadık kalma adı altında her türlü demokratik gelişmenin önünde bir engel haline gelmiştir. Biz o dengeyi kuracağız. Çünkü, Atatürk’ün bize gösterdiği istikamet, bu istikamettir. Biz Atatürk’ün en yakın arkadaşı, son başbakanı, en çok güvendiği insan ve onu en iyi anlamış olan insan Celal Bayar’ın açtığı çizgiden yürüyoruz.

Bozulan ikinci büyük denge; Demokrat Parti’nin hayata geçirdiği, halkı kandırmak, ekonomik demokrasi, tabandan kalkınma yani alt gelir guruplarını zenginleştirme, serveti yaygınlaştırma, işçiyi, memuru, köylüyü, tarım üreticisini, esnafı, KOBİ’leri desteklemek, onlara kaynak aktarmak suretiyle kalkınmayı alttan geliştirmek ve üstlerde oluşan sermaye birikimine de imkân sağlamak, teşvik sağlamak suretiyle ülkeyi kalkındırma ve kalkınmış olan, üretmiş olan üretici bir toplum haline gelmiş olan bir ülkenin de ekonomide dışa açılmasını sağlamaktı. Denge bu. Tabandan kalkınma ve dışa açılma. Ne yazık ki, bu dönemde bu denge de terk edilmiştir.

“Mankurt Ekonomisi..”

Geniş halk yığınları yoksullaşmaya, sefalete mahkûm edilmiş ve Türkiye bir mankurt ekonomisine sokulmuştur. Bu kavramı hepiniz biliyorsunuz. Cengiz Aytmatov’un yazdığı “Gün Uzar, Yüzyıl Olur” adlı kitaptan alınmış, o kitap roman gibidir, filmleri çekilmiştir. Mankurt nedir? Eskiden esir alınan, güçlü kuvvetli insanlar, kızgın güneşin altında, bağlı olarak ve çıplak olarak yatırılır, kazıtılmış kafalarına oğlak derisi geçirilir, o kızgın güneş altında o deri kafayı sıkıştırır ve çıkmaya başlayan saçlar oğlak derisi ile bütünleşir. Bir bardak su için, bir avuç yemek için her şeyini vermeye hazır insanlar, sahiplerinin getirdiği ve verdiği bir bardak su ile köle haline getirilirlermiş. Yani önce sıkıntı ızdırap, yoksunlaştırma, sudan, yiyecekten yoksunluk, gölgeden yoksunluk. Sonra bütün bunları yapanın getirip verdiği bir parça su. Neyi kastediyorum? Bugünkü iktidar bir taraftan yoksulluğu, işsizliği yangınlaştırıyor, sonra yoksullaşan insanlara getirip kömür vererek o minnet duygusunu istismar ederek oy almaya çalışıyor. İşte bunun adı Mankurt Ekonomisidir. Bu sözüm de bir müddet sonra yaygınlaşacak, belki de dünya siyaset edebiyatına girecek. Tam budur çünkü yapılan şey. İyi de o kömürlere, verilen yiyecek torbalarına muhtaç insanlar kimin eseri? Sizin uyguladığınız ekonominin eseri.

Üçüncü olarak da; milli bağımsızlıktan asla vazgeçmeden, dünya ile bütünleşme. Elbette ki, dünya ile bütünleşmeliyiz. Ama milli bağımsızlıktan vazgeçmeden. Bu dengeler bozulmuştur, biz bu dengeleri yerli yerine oturtmak üzere ayağa kalkıyoruz. Ellerimizi halkımıza doğru uzatıyoruz. Ve ellerimizi halkımıza doğru uzatacağız ve bundan sonra birbirimizin ellerini tokalaşmaktan nasırlaşmış mı, nasırlaşmamış mı diye denetleyeceğiz. Siz benim ellerime dikkate edeceksiniz, birbirinizin ellerine dikkat edeceksiniz. Halkımızla kucaklaşacağız, halkımız bizi bekliyor hiç kuşkunuz olmasın.

Bugün yapılan bir çok araştırmanın ortalaması, Türkiye halkının yüzde 60’ı yeni bir partinin ortaya çıkmasını bekliyordu. Bizim doğrudan gözlemlerimiz de bunu gösteriyor. Elbette ki, hepiniz gibi ben de halktan bir insanım, halkın içinde yaşıyorum. Bir çok insanla konuşuyorum, sokaktaki simitçilerle konuşuyorum esnafla konuşuyorum, şoförlerle konuşuyorum, her birinin ortak kanaati şu, ne yapalım nereye verelim. Şimdi diyorum ki, ne yapacağınız bellidir, buraya vereceksiniz, Demokrat Parti’ye. Halk bizi bekliyordu, biz de yeni bir parti değil, yeniden bir parti, yani kökleri bir çınar gibi cumhuriyetimizin derinliklerinde olan halkımızın gönlünde köklenmiş olan Demokrat Parti’yi yeniden inşallah el birliği ile ayağa kaldıracağız, halkla bütünleşeceğiz ve iktidara geleceğiz.

Adaylığımı açıkladığım zaman da açıkladım, yine de söylüyorum. Ben size yan gelip yatma değil, emek vaat ediyorum, alın teri vaat ediyorum, göz nuru vaat ediyorum, gönül nuru vaat ediyorum. Gönülleri birleşenler, selam sizlere. Hak yolunda birleşenler, selam sizlere.

Çok teşekkür ederim, hayırlı olsun.

Soru: Dün Danıştay başörtüsü ile sınava girilemeyeceğine ilişkin bir karar verdi, bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Namık Kemal Zeybek: Biz Demokrat Parti’yiz, Demokrat Parti olarak insanların inançlarından ötürü ya da temayüllerinden ötürü ya da zevklerinden ötürü nasıl giyineceklerine karışılmasını, demokratik kültür ve demokratik zihniyetle bağdaştıramıyoruz.

“Halkımızla ittifak edeceğiz”

Soru: Seçim arifesinde ittifaklara nasıl bakıyorsunuz?

Namık Kemal Zeybek: İttifaklara çok sıcak bakıyoruz, sımsıcak bakıyoruz ve hemen buradan çıkar çıkmaz hemen ittifaka başlayacağız. Halkımızla ittifak edeceğiz biz. Biz tek başımıza iktidara gelmek üzere yola çıkıyoruz ama seçimden sonra eğer iktidarımızı tamamlamak için yeterli sayımız olmazsa, hem iktidar partisi ile hem de muhalefet partisi ile oturup şartları ortaya koyup anlaşmak kaydıyla koalisyon kurabiliriz. İnşallah ona lüzum kalmaz da tek başımıza geliriz. Şartımız nedir, iktidar partisi ile eğer koalisyon yaparsak yanımıza alırsak ona söyleyeceğimiz, cumhuriyetimizin değerlerine ve milli meselelere duyarlı olunması gereğidir. Eğer muhalefet partisi ile koalisyon yapma durumu olursa ona söyleyecek sözümüz de, demokrasiyi içlerine sindirmeleri gereğidir, birinci şartımız da bu olur.

“Sayın Cindoruk’a can sağlığı diliyorum”

Soru: Sayın Cindoruk kongreye gelmedi. İnternet sitelerinde Sayın Cindoruk’un akraba ziyaretinde bulunduğu söylendi, Sayın Mesut Yılmaz da istifa etti. Bir tepki mi var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Namık Kemal Zeybek: Sayın Cindoruk uzun zamandan beri hem basına ve kamuoyuna, hem de doğrudan görüşmelerimizde bizlere aday olmayacağını ve ortaya çıkan adaylar karşısında tarafsız kalacağını, bu konuya dikkat edeceğini ısrarla söyledi. Mesela bana söylediği sözlerden birisi, “Benim şu veya bu arkadaşı çağırdığımı söylüyorlar, ben çağırırsam onu desteklemek zorunda kalırım, halbuki ben tarafsız olacağım” dedi. Ben öyle umut ediyorum ki, tarafsız kalmadaki duyarlılığından ötürü kongreye gelip herhangi bir şekilde taraf görüntüsü vermek istemediğinden, bir de bulaşıcı bir hastalığa yakalandığını duydum o hastalığı bizlere bulaştırmak istemediğinden gelmemiş olduğunu düşünüyorum. Kendisine can sağlığı diliyorum. Partilerimizin birleşip, yeniden Demokrat Parti’nin ortaya çıkmasında gösterdiği, ara dönemde gösterdiği başarılı genel başkanlığından ötürü kendisini kutluyorum. Kendi tarihine hem de siyasi tarihimize o başarılarının, Meclis Başkanlığının ve diğer hizmetlerinin üzerine bu şekilde bir hizmeti taçlandırarak geçmesini ve hatıralarda bu şekilde kalmasını diliyorum.

Sayın Mesut Yılmaz ise yetişmiş, hizmet etmiş, değerli bir siyasetçidir. Elbette ki, kendi kararlarını kendisi verecektir. Vereceği her karara da biz saygı duymaktan başka bir şey söylemeyiz. Bundan sonraki hayatında partimizden ayrılması söz konusu ise, siyasi hayatına devam edecek ise siyasi hayatında, etmeyecek ise şahsi hayatında can sağlığı ve başarılar diliyorum.

Değerli gazeteci arkadaşlar çok teşekkür ederim. Size de can sağlığı diliyorum, geliyorsunuz zahmet ediyorsunuz, buralarda yoruluyorsunuz, gazetecilik çok zor, televizyonculuk daha zor. Bu 14 kilo kameraları taşımak kolay değil, size de başarılar diliyorum.
Sayfayı Paylaş: