Namık Kemal Zeybek, Samanyolu Haber Televizyonu’nda yayınlanan “Öğle Arası” programında, Şemsettin Efe’nin sorularını cevaplandırdı: ( 21.01.2011 )
“Kimseden icazet almadım.”
“Esas istişare yerimiz parti organlarımızdır. Başkanlık Divanı, Genel İdare Kurulu, Merkez Karar Kurulu ve Teşkilatımdır. Onlarla birlikte yürüteceğiz inşallah.”
(DP Basın Merkezi – 21 Ocak 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Samanyolu Haber Televizyonu’nda yayınlanan “Öğle Arası” programında, Şemsettin Efe’nin sorularını cevaplandırırken, aday olmadan önce, “kimseden icazet almadığını” belirtti ve “Esas istişare yerimiz parti organlarımızdır. Başkanlık Divanı, Genel İdare Kurulu, Merkez Karar Kurulu ve Teşkilatımdır. Onlarla birlikte yürüteceğiz inşallah.” Diye konuştu.
Namık Kemal Zeybek, Şemsettin Efe’nin sorularını şöyle cevaplandırdı:
ŞEMSETTİN EFE: Konuğumuz Ankara’da stüdyomuzda, Namık Kemal Zeybek, Demokrat Parti’nin yeni Genel Başkanı. Efendim hoş geldiniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sağ olun Şemsettin Bey, hoş bulduk.
ŞEMSETTİN EFE: Sizin için de partiniz için de Türkiye için de hayırlı olmasını diliyoruz, bu yeni başkanlığınızın.
Demokrat Parti’nin bundan sonraki çizgisi nasıl olacak? Anavatan çizgisinde bir Demokrat Parti mi göreceğiz, Doğru Yol çizgisinde mi, yoksa merhum Adnan Menderes’in Demokrat Parti’si çizgisinde bir Demokrat Parti mi olacak, nasıl devam edeceksiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Demokrat Parti’yi ben şöyle anlıyorum; tarihimizin binlerce yıllık derinliklerinden gelen katmanların birikimi ve Osmanlı coğrafyasının büyük kazanımları, imkanları ve derinliğiyle birlikte, cumhuriyetimizde ortaya çıkan milli, manevi ve insani değerlere bağlı, olabildiğince demokrat ve demokrasinin sınırlarını zorlayan, halka hizmeti esas alan, ‘Halka Hizmeti, Hak’ka’ hizmet derecesinde gören bir anlayıştır.
Bu anlayışın, tarihimizin derinliklerinden gelen bir anlayış olduğunuz biliyoruz. Saydığınız bütün insanların meydana getirdiği ve temsil ettiği: yani Menderes dediniz, Demirel dediniz, Özal dediniz, bütün bunların icraatlarıyla, düşünceleriyle ortaya konulan bir ana omurga vardır. Elbette ki bu omurganın dışında da buna yakın duran birçok insan da bu harekete katılmıştır.
Biz, Demokrat Parti’yi yeniden, asıl omurgasına oturtacağız. Milli, manevi ve insani; bu kelimeleri bilinçli bir şekilde sıralıyorum, bilerek söylüyorum. Çünkü bütün bunların birbirini dengelemesi gerektiğine inanıyorum. Elbette ki milli değerlere bağlı kalacağız, elbette ki manevi değerlerimize bağlıyız, saygılıyız. Ama aynı zamanda insani değerlerle dengelenmiş bir şekilde biz kendimizi halka sunacağız. İnşallah da tek başımıza iktidara gelmek için elimizden ne geliyorsa yapacağız, gayret göstereceğiz. Ama elbette ki karar ve Tevfik, Cenab-ı Hak’tandır. Neticeyi bekleyeceğiz. Çizgimiz budur.
ŞEMSETTİN EFE: Partinin siyasetini nasıl tanımlıyorsunuz? Mesela Ak Parti kendini muhafazakar, demokrat olarak tanımlıyor, CHP, Atatürkçü sol diye tanımlıyor kendini ama bunda çok eleştiriler var sol olup olmadığı noktasında, MHP zaten milliyetçi olduğunu söylüyor, ismini de zikrediyor. Demokrat Parti’nin bu anlamda adı ne olacak?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Milli, manevi ve insani değerleri temel alan, alabildiğine demokrat, olabildiğince demokrat. Bizim yolumuz budur efendim. Kısaca tanım budur.
ŞEMSETTİN EFE: Partinin geçmişten bu yana çizgisinde farklı değişimler oldu, gözlemlendi bu. Biliyorsunuz Adnan Menderes’ten sonra ciddi değişiklikler geçirdi parti. Son olarak önceki Başkan Cindoruk’un Ergenekon sanıklarına destek veren yaklaşımları, söylemleri vardı. Bu, partinin görüşü gibi algılandı. Siz de aynı görüşte misiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sayın Cindoruk bir avukattır. Bir toplu davada da avukat olarak, anayasayı ihlal adı altındaki bir davada avukatlık yapmıştır. Hukuki olarak meseleye bakıp sadece bunu söylediği için ve halkın dertleri, ızdırapları, meseleleri, problemleri, sıkıntıları, daha çok bu hukuki mesele üzerinde durduğu için, hukuk devleti açısından meseleye bakıp bunu tekrar ettiği için doğrudur, böyle bir anlayış ve görüntü ortaya çıktı. Ama Demokrat Parti, bu olamaz.
Demokrat Parti’de elbette ki insani değerlerin en yücelerinden olan hukuk devleti anlayışı da temel bir anlayıştır, bundan vazgeçilemez. Ama biz, görülmekte olan davalarda siyasetçilerin kendilerini avukat veya savcı yerine koymalarını doğru bulmuyoruz. Yani savcılığı, savcılar yapar, avukatlığı da eğer avukatlık meslekleri varsa giderler, ya profesyonelce ya destek vermek üzere mahkemelerde avukatlık yaparlar. Ama bir siyasi partinin, görülen davalarda avukat ya da savcı rolüne soyunmasını ben doğru bulmuyorum. Bizim bu konuda söyleyeceğimiz bundan fazla bir şey olmayacak. Kararı mahkemeler verecek.
ŞEMSETTİN EFE: Az önce bahsettiniz; hem sayın merhum Adnan Menderes’in, hem Süleyman Demirel’in, hem merhum Turgut Özal’ın partideki etkileri devam edecek dediniz. Onların ortak bir etkisi varmış gibi görünüyor. Gerçekten Sayın Süleyman Demirel’in partide çok ciddi etkisi olduğu biliniyor. Mesela size Süleyman Demirel’den başkan ol çağrısı geldi mi? Özel olarak siz Süleyman Demirel tarafından mı gösterildiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Öncelikle söyleyeyim; benim adım da Namık Kemal Zeybek. Yani Namık Kemal Zeybek de herhangi bir yerden, birdenbire ortaya çıkmış bir insan değil. Benim bir hayat çizgim var. Cenab-ı Hakk’ın bana nasip ettiği hayat çizgisine şükürler olsun ve bir hazırlık dönemi olarak ben bunu görüyorum. 10 yıl kaymakamlık yaptım ben. Yani halkın dertleriyle iç içe ve yoğrularak geçen 10 yıl. Burada aynı zamanda hükümetin bütün bakanlıklarını ve hükümeti temsil ettim, bütün bakanlıkları öğrendim. 33 yaşında ben Türkiye’nin en genç müsteşarıyım ve çok başarılı bir müsteşarlık dönemidir o dönem. Bakanlıklarım var, başdanışmanlıklarım var. Büyükelçilik yaptım, fiilen büyükelçilik yaptım. Yani sadece adım, ‘büyükelçi’ değildi. Bir dönem Türkiye ile Avrasya coğrafyası arasında yeni kurulan devletlere, büyükelçi tayin edilmediği için bu görevi ben yaptım. Aynı zamanda bir üniversite kurdum ve yönettim 14 yıl. Şirketler topluluğunda koordinatör olarak çalıştım.
“Kimseden icazet almadım.”
Bütün bunların dışında okuyorum, yazıyorum, kitaplarım var, ben bir kişiyim, kişiliğim aynı zamanda, Allah’a şükürler olsun. Yani Allah’ın verdiği nimetlerin de elbette ki kıymetini bilmek ve şükretmek lazım. Hepsi Allah’ın verdiği nimetler bir hayat çizgisi ve onun sonucunda ortaya çıkmış hazırlıklar var. Bu hazırlıklar sonunda bir fırsat doğdu, kimseden icazet almadım. Kimseden izin almadım. İzni teşkilatımdan aldım. Teşkilatımdan 5-6 ilden ve bir çok ilçeden talep geldi uygun bir anda, ben bu talep üzerine olabilirlik imkanını anlayabilmek için ben de bir çok ili ve ilçeyi aradım. GİK’ten arkadaşlarımı, Başkanlık Divanı’nda birlikte çalışmayı düşündüğüm bir iki arkadaşı aradım ve onların da olumlu görüş ortaya koymaları üzerine adaylığımı ilan ettim ve Hak nasip etti. Üç gün içinde gördünüz sonuç ortaya çıktı. Kurultay beni kucakladı, biz kurultayla kucaklaştık ve çok büyük çoğunluk oylarıyla Genel Başkanlık görevi bana verildi.
Ben aday olduktan sonra Sayın Demirel’i aradım. Yani aday olmadan önce değil. Ayrıca ben kazanınca Sayın Demirel aradı, Sayın Çiller aradı, bir çok arayan oldu. Yani emanetçi değilim, böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Kimseden izin alarak genel başkan olunmaz. Bunu Süleyman Demirel’in kendisi de söyler. Genel başkan olacak kişinin, genel başkan olurken, teşkilatın desteği ile gelmesi lazım ki, başarılı olunsun. Burası bir kamu görevi değil, burası tayinle gelinen bir yer değil, burası ancak halkın temsilciliklerinin iradeleri ile desteklemeleri sonucunda gelinmesi gereken bir yerdir. Dolayısıyla ben kendi inandığım gibi, kendi birikimim neyi gerektiriyorsa, elbette ki teşkilat ile, GİK ile, kurullarla, il başkanlarıyla, ilçe başkanları ile, delegelerle ve halkla işbirliği içinde, istişare içinde, tanışarak ama esas itibarı ile kendi bildiğim gibi bu genel başkanlık hizmetini ve sonrada başbakanlık hizmetini yürütme imkanına sahibim diye düşünüyorum. Çünkü ben buyum, neysem oyum, başka bir şey olmam ve rol yapmam da mümkün değil.
“Demirel’le, Başdanışman olarak 4 yıl çalıştım”
ŞEMSETTİN EFE: Sayın Demirel’in Sayın Cindoruk ile geçmişteki hem ilişkisi hem çalışma şekli biliniyordu partinin başına Sayın Cindoruk geçtikten sonra sık sık Sayın Demirel’le görüşmeleri olduğunu biliyoruz ve kamuoyunda böyle bir algı olduğu için bunu soruyorum. Sayın Süleyman Demirel’in sanki Demokrat Parti’nin arkasındaki bir el gibi hareket ettiği düşünüldüğü için bunu soruyorum.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Elbette ki soracaksınız. Ben Sayın Demirel’le 4 yıl başdanışman olarak çalıştım. Görevim Türkiye ile Türk dünyası ve Avrasya Coğrafyası arasında koordinatörlük yapmaktı. Sayın Demirel’in çalışması şöyledir. İşini yapana karışmaz. Yani kamuda bile, işini yapana karışmaz ama işini yapmayıp her şeyi ona sorana bir şeyler söyler. Ben işimi biliyorum efendim, elbette ki danışacağım herkese. Sayın Demirel’e danışmamak mümkün mü? Danışacağım, herkese danışacağım ama kendi bildiğimi yapacağım. Esas itibarı ile esas temel istişare yerimiz organlarımızdır. Başkanlık Divanı, Genel İdare Kurulu, MKK, Teşkilatlarımdır. Onlarla birlikte yürüteceğiz inşallah.
“İşçi memur ve emeklilere yüzde 50 zam yapacağım”
ŞEMSETTİN EFE: Sizin milliyetçi çizgide bir siyasetçi olduğunuz biliyor. Bu çizginiz acaba MHP tabanından oy alabileceğinizi düşündürüyor mu? Sayın Bahçeli’nin politikasından hoşlanmayan milliyetçi kesimler size oy verebilir mi? Bu da zaten baraja yakın olduğu söylenen MHP’yi barajın altına itebilir mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bakınız ben milliyetçiyim, hiç bunu da saklamadım zaten herkesin bildiği gerçek nasıl saklarım, niye saklayım. Ben aynı zamanda maneviyatçıyım, muhafazakar değerlere bağlıyım, insani değerlere bağlıyım, alabildiğine demokrasiyi istiyorum ve bu toplumda bütün ülkelerden daha fazla Avrupa’dan da Amerika’dan da daha fazla ve daha gerçekçi bir demokrasinin yerleşmesini istiyorum. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman benim kimliğim ortaya çıkıyor. Bu Demokrat Parti’nin kimliğidir, tarihindeki Demokrat Parti’nin ana çizgisi budur.
Yani Türkiye’de esas itibarı ile iki siyasi parti vardır. Ne kadar çok siyasi parti olursa olsun birisi CHP ve ona benzeyenler. Birisi de Demokrat Parti ve ondan doğanlar. CHP, İsmet İnönü ile şekillenmiş, Recep Peker’in projesini uygulayan, belli sınırlar ve kalıplar içerisinde, kendilerine tespit ettikleri sınırlar içerisinde bir demokrasi, yani CHP’nin hem siyasi kadrolarında, hem de bürokratik kadrolarında ki, o kadroların yaptığı işleri biz görüyoruz, bir zihniyettir, bu bir anlayıştır. Bu anlayışın dışında bir de cumhuriyetten vazgeçmemek adına, halkın iradesinin önüne duvarlar koymamak, kavramları duvarlar haline getirip de halkın iradesinin önüne engel koymamak şeklindeki bir anlayıştır ki, bu da, zaman zaman Demokrat Parti’nin ortaya koyduğu milliyetçi çizginin ayrı parti haline gelmesi şeklinde, o günlerde öyle olması gerektiği şeklinde bir açılım olmuştur. Bazen, Demokrat Parti’nin içinde bulunan manevi değerlere bağlılığın, ayrı parti haline gelmesi, bu da refah çizgisidir. Şimdi bütün bu değerleri temsil eden, yani milli, manevi ve insani değerleri ve demokrat ortayı temsil eden bir insan genel başkan. Elbette ki, her partiden yani milli, manevi ve insani değerlere bağlı ve demokrasiye inanmış, daha geniş, daha fazla demokrasi isteyen insanlar, kalkınmanın tabandan olmasını isteyenler; Ben bir şey söylüyorum diyorum ki; işçiye, memura, emeklilerine yüzde 50 zam yapacağım diyorum, bu zammı yapma imkanım var diyorum. Evet bunu söylüyorum. Dolayısıyla bu bir modeldir, onu söylüyorum. Ben çok cömert olduğum, çok iyi bir insan olduğum için değil. Bu, Demokrat Parti’nin tabandan kalkınma modelidir. Dolayısıyla, bu modeli uyguladığın zaman bu zammı yaparsın. Yeni liberalizmin, global kapitalizmin dayatmalarıyla karşı karşıya olur, onlara teslim olursan bunu yapamazsın.
Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Değerli başbakanımız bir stadyuma 600 milyon lira kaynak verip, hazine’den, milletin parasını veriyor, ıslık alıyor. Biz ise o ve benzeri paraları insanlarımızın hayat düzeyini yükseltmek için kullanacağız, ıslık yerine dua alacağız. Söylediğimiz bunlar. Her partiden elbette ki, insanlar bizi destekleyecek ama sadece MHP’nin oylarını istemek DP’ye yakışmaz ki. MHP, bütün oylarını verse bizi Başbakan yapar ,mı? Dolayısıyla ben Başbakan olmak istiyorum, çünkü benim Başbakan olmamın bu milletin hayrına olduğunu biliyorum. Bunu bilenler de sesime ses verecekler, uzattığım elleri tutacaklar, ellerimizi birleştireceğiz ve Türkiye inşallah daha güzel günler görecek.
“Hedefimiz tek başına iktidardır”
ŞEMSETTİN EFE: Peki o zaman tersten soralım. Herkesin oylarına talibiz dediniz, bunlar farklı partilerden oylar alabileceğiniz anlamına geliyor tabii yürüttüğünüz kampanya çerçevesinde. Peki seçim yaklaşırken, MHP ile ittifak yapma gibi bir durumunuz var mı? Demokrat Parti MHP’yi seçimlerde rahatlatacak mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bakınız ben çok iddialıyım. Siyasette eğer siz köklü bir partinin, zaman zaman dallara ayrılmış iki kol halinde akan, yani ANAP ve DYP diye akan ve sonra birleşen, böyle bir partinin başındaysanız, mütevazi olma hakkınız yok. İnsan olarak, Namık Kemal Zeybek olarak ben, mütevazi olmak, alçak gönüllü olmak görevi ile yükümlüyüm. Bu doğrudur ama ben Demokrat Parti Genel Başkanı sıfatı ile alçak gönüllü olmak ve küçük düşünmek hakkına sahip değilim. Dolayısıyla hedefimiz tek başına iktidardır. Şunu söylüyorum, biz siyasetin ne olduğunu da biliyoruz. Siyaset büyük hedefler, idealler amaçlar ile gerçekleri birleştirme sanatıdır. Yani gerçekleri her an takip edeceğiz, yapacağımız kamuoyu yoklamalarıyla sesimizin kitlelere yeteri kadar ulaştığını gördüğümüz anda bizim ittifaka, başkalarını yanımıza almaya ihtiyacımız yok. Öyle bir eksiğimiz olmayacak inşallah. Ama seçimden sonra eğer tek başımıza iktidara gelemeyecek durumda görürsek kendimizi, diyoruz ki, biz o zaman yanımıza, eksiğimizi tamamlamak üzere, bugünkü iktidar partisini alabiliriz, bugünkü muhalefet partisini de alabiliriz. Ama kimi alırsak, biz iktidar partisini milli değerlere, buna mukabil muhalefet partisini de manevi değerlere ama herkesi demokrasiye ve halka hizmete çekeriz.
ŞEMSETTİN EFE: Seçimden önce böyle bir ittifakın kapısını kapatmıyorsunuz anladığım kadarıyla?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Seçimden önce değil, seçimden sonra koalisyondan bahsediyorum.
“MHP ile seçime gitme düşüncemiz yok.”
ŞEMSETTİN EFE: MHP ile beraber seçime gitme gibi bir düşünceniz yok mu?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Nereden böyle bir düşüncemiz olsun ki, niye gidelim ki? Öyle bir şey söz konusu bile olamaz. Neden gidelim? Seçimden önce bir ittifak söz konusu olursa, zaruret doğarsa ki, böyle bir şeyi hiç mümkün görmüyorum, gerekli görmüyorum. Şu anki hızlanmaya bir bakınız, birkaç gün içinde, ben üç gün içinde ortaya çıktım ve Demokrat Parti’nin Genel Başkanı olmam hadisesi çıktı, görülecek ki, bu üç ay içerisinde bu parti bir çok kişiyi şaşırtacak iktidara doğru yürüyecek. Bu yürüyüş sırasında olaylar umduğumuz gibi gelişmezse, eğer birilerini yanımıza almamız gerekirse, sadece Demokrat Parti çatısı altında olur bu, dışarıda böyle bir şey söz konusu bile edilemez.
“Biz, halkla ittifak yapacağız”
ŞEMSETTİN EFE: Bu sözlerin ortaya çıkış nedenleri biraz da sizin seçim öncesinde yaşananlarla orantılı. Biliyorsunuz, Sayın Çiller’in adaylığı söz konusuydu fakat son açıklamalarında amaç barajı geçmekse ben yokum demesi kafaları karıştırdı. Barajı geçmekten kasıt neydi, acaba Demokrat Parti’ye MHP’yi barajı geçirtecek bir başkan mı aranıyor tarzında yorumlar yapıldı.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Böyle bir şey bizim gündemimizde yok. Daha önce benden önceki yönetim, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır derler. Ben yöneticiyim, mesleğim yöneticilik, kader beni yönetici olarak yetiştirdi. Benim başka mesleklerim de var ama ana mesleğim yöneticilik. Dolayısıyla şunu söylüyorum; bizim, “Evimiz Türkiye” gibi projelerle, küçük küçük partileri yanımıza alarak barajı aşabilir miyiz gibi düşüncemiz yok. Biz ittifak yapacağız ama gönlümüzde, yüreğimizde, kalbimizde, dinimizde ittifakı hak ile yapacağız inşallah. Ama görünen zahir aleminde ise bizim ittifakımız halk ile olacaktır. Halk kitleleriyle olacak, seçmenlerle olacak. Buna göre tanzim yapıyoruz ve tek başımıza iktidara geleceğiz.
ŞEMSETTİN EFE: Sizin az önce saydığınız işlerle beraber çok köklü bir siyasetçi olduğunuzu biliyoruz, bunun yanında Sayın Aydın Doğan’ın bacanağı olma durumunuz da var, bu da kamuoyunda çok konuşuluyor. Son günlerde yaşanan siyasi değişiklikler belki bunu hatırlatıyor. CHP İstanbul İl Başkanlığına Doğan Holding’in eski CEO’su getirildi. Hemen ardından siz de Demokrat Parti’nin başına geldiniz bu gelişmeler dedikoduları beraberinde getirdi, siz bu dedikodular için ne söylüyorsunuz, Aydın Doğan’ın hükümet karşısında çok zorda olduğu ve yeniden medyanın etkisiyle siyasete bir şekil verme adına bu tarz hamleler yaptığı söyleniyor, siz neler söyleyeceksiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi efendim biz Cuma’dan çıktık buraya geldik. Cuma’dan çıkınca bizim Genel Muhasibimiz Hasan Basri Coşkun bey bacanağını tanıştırdı. “Bundan sonra hanginizden, diğerinin bacanağı diye bahsedilecek” dedim. Şimdi bunu niye söylüyorum, bacanaklık bir akrabalıktır. Yani medeni kanunumuzun ifadesiyle evlenme yolu ile oluşan akrabalıktır. Dolayısıyla Aydın Doğan benim bacanağımdır. Saygı duyarım kendisine. Değerli bir insandır ama bizim siyasi görüşlerimiz her zaman örtüşmez. Bazen örtüşmüştür, bazen de ayrışmıştır. Yani söz gelimi Özal döneminde, o da Özal’a çok yakınlık duyuyordu, orada örtüştük. Ama sonra, 28 Şubat sürecinde bizim çok ayrı siyasi duruşlarda olduğumuzu da herkes gördü. Bunu bilenler, biliyor. Ben sayın Aydın Doğan’a aday olduktan sonra telefon açtım. Dedim ki, “Ben adayım”, dedi ki, “Ne adayı?”,. “Demokrat Parti Genel Başkanlığına adayım duymadınız mı” dedim, “Hayır duymadım, hayırlı olsun. Zor bir iş ama sen başarırsın. Başarılar dilerim, dua ederiz.” dedi. Sonra da “Şu konuşmamızı insanlar duysa inanmazlar” dedi. Ama gerçek bu. İsteyen inansın, isteyen inanmasın, Allah biliyor. Allah’ın kalbini açtığı insanlar da bilir.
“Biz siyasi hayatın merkezindeyiz.”
ŞEMSETTİN EFE: CHP, MHP koalisyonu iddiaları da son dönemlerde çok konuşuluyor. O yüzden biraz daha ön planda gibi görünüyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bu iddialar ve bu konuşmalar Namık Kemal Zeybek’in Demokrat Parti Genel Başkanı olmasından önceki duruma göre yapılan konuşmalardır. Şimdi yeni bir durum var, bunu herkes anlasın. Namık Kemal Zeybek’in başkanlığındaki siyasi parti şimdi geldi, Türk siyasi hayatının ve dengelerin merkezine oturdu. Merkezindeyiz biz. Biz milletimizin yüreğine oturduk. Dolayısıyla çok kısa zamanda bu konuşmaların yerini başka konuşmalar alacak. Şu konuşmalar olacak bundan sonra; Demokrat Parti tek başına iktidara gelemezse, acaba kiminle koalisyon yapar. Bundan sonra bu konuşulacak.
ŞEMSETTİN EFE: Hedefimiz iktidar dediniz, realist bir yaklaşımla bir oran söyleyebilir misiniz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Demokrat Parti’nin 1950’de ve 1954’te ve 1957’de aldığı oyların ortalamasına talibiz ve onları istiyoruz. Yüzde 50’den fazlasını istiyoruz.
ŞEMSETTİN EFE: Çok teşekkür ediyoruz, başarılar diliyoruz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Yarın da inşallah Allah nasip ederse İstanbul İlini ziyaret ediyorum. Oradan sonra Eyüp Sultan’a gideceğiz ve sonra da Özal’ın ve Menderes’in mezarlarını ziyaret edeceğiz inşallah.
ŞEMSETTİN EFE: Peki çok teşekkür ederiz yayınımıza katıldığımız için.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben teşekkür ederim, sağolun.