Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Samanyolu Haber TV’de yaptığı açıklamada, “kağıttan kaplan” tartışmalarını yorumladı: ( 09.02.2011 )
“Bu bir gaf değil, zihniyettir.”
“Nedir bu zihniyet? Siyasi planda mücadele edemediğiniz rakiplerinizi, iktidardan düşürmek için ordu harekete geçmeli, ya darbe yapmalı, ya 28 Şubat’taki gibi postmodern darbe yapmalı, Ya da, müdahale etmeli. Netice itibarı ile bizim istediğimiz gibi bir yönetim oluşmalı, diyen zihniyet.”
(DP Basın Merkezi – 9 Şubat 2011)- Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, Samanyolu Haber TV’de yaptığı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “kağıttan kaplan” diyen CHP’li Süheyl Batum’a, “Bu bir gaf değil, zihniyettir.”diye cevap verdi.
DP Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, Samanyolu Haber Televizyonu’nun Ankara Temsilcisi Abdullah Abdulkadiroğlu’nun sorularını şöyle cevaplandırdı:
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: İyi günler Haber Ankara’da yine güncel siyaseti konuşacağız. Önemli bir konuğum var Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek, hoş geldiniz efendim.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sağolun, hoşgördük efendim.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Bu günlerin tartışılan konusuyla başlayalım, kağıttan kaplan, meselesiyle ilgili siz ne düşünüyorsunuz? Kağıttan kaplan sözünü duyduğunuzda Türk Silahlı Kuvvetleri için bu benzetmeyi nasıl karşıladınız?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Tabii bu bir zihniyeti ifade ediyor. Bu zihniyet, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tahrik ederek, teşvik ederek, Silahlı Kuvvetlerimiz içinde cuntalar oluşmasını sağlayarak, o cuntalarla temas kurarak milletin seçtiği insanlara karşı yürütülen ve milletin iradesi ile oluşan iktidarların, iktidardan düşmesine yol açan zihniyetin bir tezahürüdür.
Yani, bunu tek başına bir gaf olarak ele almak mümkün değildir. Bir zihniyettir. Nedir bu zihniyet? Siyasi planda mücadele edemediğiniz rakiplerinizi iktidardan düşürmek için ordu harekete geçmeli, ya darbe yapmalı, ya 28 Şubat’taki gibi postmodern darbe yapmalı. Ya da, müdahale etmeli. Netice itibarı ile bizim istediğimiz gibi bir yönetim oluşmalı, diyen zihniyet. Bu zihniyetin kökeni bizim siyasi tarihimizin derinliklerindedir ve bakınız nereye kadar gider.
Şimdi, Hasan Rıza Soyak diye bir zat var. Atatürk’ün Özel Kalem Müdürü ve Genel Sekreteri. Bunun, Yapı Kredi Bankası yayınlarından iki cilt halinde hatıraları yayınlandı. . Burada bir çok olay var da birisi şöyle; dönemin CHP Genel Sekreteri Recep Peker, Recep Peker’ler hep olacak ve olmuştur. Recep Peker Almanya’ya gitmiş Nazizmi incelemiş, İtalya’ya gitmiş Faşizmi incelemiş ve bu ikisi arasından bir sistem çıkararak, Türkiye’de böyle bir sistem olsun, tek parti iktidarı oluşsun diye bir proje hazırlamış ve bunu getirmiş Atatürk’e vermiş. Kim anlatıyor bunu? Hasan Rıza Soyak. O Kim? Atatürk’ün Genel Sekreteri. Atatürk sabaha kadar bunu okumuş ve sabah genel sekreterini çağırmış ve demiş ki, “Kim bu zorbalar. Kim bu zorbalar diyorum. Görüyorum ki, en yakın arkadaşlarımız bile bizi anlayamamışlar. Biz Türkiye’de öyle bir demokrasi istiyoruz ki, dünyadaki gelişmeler karşısında artık yandaşının kalmayacağını düşündüğümüz, hanedanlığı isteyenler bile varsa onlar da siyasi parti kurabilmelidirler. Arkadaşlarımızın bana getirdiği proje, Türkiye’de Almanya ve İtalya benzeri bir devlet kurma projesi. Bunu İsmet Paşa okumamıştır, okumadan imzalamıştır” diyor.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Yakıştıramıyor mu İsmet Paşa’ya?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Yakıştırıyor da, sözü ortaya koymak istemiyor. O hatıralardan sonra Atatürk, Celal Bayar’ı ve İsmet Paşa’yı ayırdı. Hasan Rıza Soyak diyor ki, o proje yüzünden son kararını verdi ve İsmet Paşa’yı Başbakanlıktan azletti. Yerine Celal Bayar’ı getirdi. Hayatının son aylarında Celal Bayar’ı çağırıyor ve diyor ki; “Benden sonra herkesin aklına İsmet Paşa gelir, memlekete büyük hizmetler yapmış bir insandır ancak istişare etmez, dediğim dediktir. Onun kuracağı sistem iyi bir sistem olmaz. Doğrusu Maraşal’ı getirmektir. Maraşal Fevzi Çakmak. Şimdi sen, erken seçime gidip, Maraşal’ı Meclis’e alıp, İsmet Paşayı dışarıda bırakabilir misin?”
Celal Bayar diyor ki, “Muktedirim” ama yapmıyor. Niye yapmadığını İsmet Bozdağ’a açıklıyor, diyor ki; “Evet böyle bir talimat aldım ve yapmadım. Çünkü eğer yapsaydım İsmet Paşa çok hırslıydı Türkiye’yi bölebilirdi.” Aynen Rusya’da Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi, Stalin meselesine benzer bir mesele çıkardı. Atatürk’ten sonra 1938’den sonra Türkiye’de Faşizm, Nazizm ortalaması bir rejim kurulmuştur.
Bu zihniyet, Türkiye’de bizim istediğimiz kadar demokrasi zihniyetidir. Sınırlarını bizim çizdiğimiz demokrasi zihniyetidir. Ama bu zihniyet sürüp geliyor bugüne kadar. Kurumlarda devam ediyor, bürokraside var, siyasette var. Değerli profesör bu zihniyetin bir tezahürünü ortaya koyuyor.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Şöyle devam edeyim, bu sözü söyleyen kişi sizin genel başkan olduğunuz partinin başına düşünülmüş bir insan. Peki bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz şu anda Demokrat Parti’nin Genel Başkanısınız ama bu Atatürk’ten atıfla, zorba diye tanımladığınızı anladığım bu zihniyete mensup bir kişi sizin partinin genel başkanı yapılmak istenmiş, bunu partiniz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim istenildi ama olmadı. Arkadaşımız kabul etmedi. Belki bünyenin kendisini kabul etmeyeceğini düşündü. Ama böyle bir çabanın olduğunu biliyorum. Böyle bir şeyi ben de biliyorum, bu dostumuzu partinin başına getirme çabası vardı. Ama o dahi, adı Demokrat Parti olan bir partinin başına, bu zihniyet dünyasıyla gelmeyi doğru bulmadı. Belki de temaslar yaptı ve bünyenin kendisini kabul etmeyeceğini düşündü ve gelmedi.
Bünye kendisini kabul etmezdi Encümen-i Danış’la olmuyor bu işler. Yani aday olsaydı da kazanma şansı yoktu. Bakınız; benim hem büyük kurultayımızdan önce yaptığım konuşmalarda hem de kongremizde yaptığım konuşmamda açık açık söylediğim sözler var ve o sözler çok büyük alkış almıştır.
Ben, ‘Cumhuriyet değerlerine bağlı kalarak alabildiğince demokrasi’ dedim. Bütün darbeleri lanetledim. 27 Mayıs dahil. 28 Şubat’a kadar bu darbelerin tamamı, demokrat iktidarlara karşı yapılmış ya da planlanmıştır. Bütün bunları reddettim. Görülmekte olan davalarla ilgili, partimizin avukatlık bürosu gibi kullanılmasına izin vermeyeceğimi, bizim halkın avukatı olacağımızı ifade ettim. Bu sözlerim anlaşıldı ve alkışlandı. Demokrat Parti bünyesi böyle bir zihniyeti kabul etmezdi, etmesi mümkün değildi. Dolayısıyla şu kongredeki değişimi biraz da böyle okumak lazım. Biz, alabildiğine demokrasi dedik, cumhuriyetimize bağlı kalarak ve bu sözlerimiz, yerini buldu ve bizim büyük kongremiz o ortaklaşa ruhun ortaya koyduğu bilinçle doğru bir karar verdi.
“DP kurultayı, beni bağrına bastı.”
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Şimdi kusura bakmazsanız şunu sormak istiyorum, 3 gün içinde ortaya çıktı denilmişti genel başkan olduğunuzda bunu nasıl karşılıyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bu söz doğru ama bunu bir de şöyle anlamak lazım. 3 gün önce adaylığını ilan etti ve 3 gün sonra kurultayda çok büyük çoğunlukla kazandı. Daha doğrusu kurultay, o şahsın genel başkan olmasını istedi. Demek ki, bizim büyük kurultayımızın ruhu aradığını buldu. Aradığı kişiyi buldu. Aradığı, kişinin ismi değil, aradığı kişinin ruhunu buldu. Ben, Bismillahirrahmanirahim dedim başladım, Elhamdürillah diyerek bitirdim. Benim bu tabii alışkanlığım. Yani, her işe Bismillah diye başlamak lazım. “Biz dahi o sözle başlarız” ifadelerini okuya okuya büyümüş insanlarız, bunu söyledim. Bunu benimsedi halk, bizim kurultayımız bunu benimsedi. Bunun dışında söylediğimiz; biz kalkınmayı, tabandan başlatacağız dedik, halk bunu benimsedi. Şunu benimsedi; biz, cumhuriyetimizin değerlerine uygun olarak, kadınlara verdiğimiz değerin bir göstergesi olarak cumhuriyet tarihimizde ilk defa bir hanımefendiyi başbakan yapmış bir hareketiz. Genel Başkan yapmış bir hareketiz dedik, bu alkışlandı. Her cümlem alkışlandı ve üç gün içinde ortaya çıktık ve kurultay beni bağrına bastı. Bunu da insanların anlaması lazım. Demek ki, Demokrat Parti Kurultayı’nın, Demokrat Parti’nin tarihin derinliklerinden getirdiği, kendi öz tarihinin derinliklerinden getirdiği dokusu, anlayışı bu. Dolayısıyla bunu başka türlü, Ufo’yla mı geldi, hangi gezegenden geldi gibi ifadelerle anlatmak tuhaf bir şey.
Ben şunu söylüyorum, gezegenlerden gelmedim Levh-i Mahfuz’dan geldim diyorum. Yani Allah’ın takdiri, kader, yazı. Böyle olunca, buna kimse mani olamıyor. Kuşku duyan kişi; Nereden gelmiş olabilirim? sorusunun cevabını versin bakalım. Ortaya karine, belirti koyarak versin.
Hiç kimseden izin almadım, bunu ifade ettim. Sayın Demirel’i severim ve sayarım. Ancak Sayın Demirel kendisi de zaten kurultayda herhangi bir adayının olamayacağını, bir insanın tayinle gelmesinin mümkün olmadığını, kim çıkıp delegelerle kaynaşırsa onun için başarı dileklerinde bulunacağını söyledi ve öyle yapıyor. Yani başka kim olabilir? Üç gün içinde gelmek benim başarımdır ve diyorum ki, üç gün içinde ortaya çıkıp, doğru fikirlerimi dosdoğru anlatarak kurultay delegelerinin büyük desteğini ve teşkilatın büyük sevgisini yanıma almışsam, inşallah kısa zamanda da bunu halka malederek, halkın desteğini alarak Demokrat Parti’yi iktidara getirmeyi başaracağım.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Sayın Süleyman Demirel’in bu son zamanlarda ortaya çıkan Ergenekon soruşturmaları sonrası, biraz daha böyle Süheyl Batum gibi insanlara biraz daha şefkatli davrandığı yönünde iddialar var, siz bunu nasıl karşılıyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sayın Demirel eski Cumhurbaşkanıdır ve hepimizin bildiği gibi çok başarılı bir cumhurbaşkanlığı dönemi ile siyasi hayatını taçlandırmıştır. Başarılarla dolu siyasi hayatına böyle bir taç giydirmiştir. Cumhurbaşkanlığındaki başarısı da herkesin takdir ettiği bir konudur. Onun, yargılanan dostları var. O dostlarla ilgili ve hukuk sistemi içerisinde işlerin yerine getirilmesi, hukuka saygının olması gerektiği konusunda görüşler söylüyor. O şu anda siyasetin dışında bir insan, bir nevi tarih ve siyaset felsefesi, filozofu bu tarz sözler söylüyor. Bu sözleri söylemesi hayatı boyunca darbelerin mağduru olmuş bir insanın, darbecileri savunduğu gibi yorumlanamaz, bu mümkün değildir. Benim bakışım bu.
“Halkımızın oylarını istiyorum.”
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: İktidara doğru yürüdüğünüzü ifade ediyorsunuz, bir taraftan da bugün Türkiye’de biraz önceki konu ile bağlantılı, iktidarı indirmek için halkı isyana ve direnişe çağıran bir siyasi partinin mensupları var. İktidara yürümek için bir isyan ve direniş çağrısını nasıl karşılıyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bunlar çok tehlikeli sözlerdir, doğru sözler değildir. Bunlardan kaçınmak lazım. Demokrasi herkese lazım, demokrasi herkes için gerekli. Dolayısıyla, insanların söyleyecek sözleri varsa, bunları söylerler ama insanları meydanlarda kanun dışı eylemler yapmaya değil, sandıklarda oy vermeye çağırmak lazım. Ben insanları sandıklarda oy vermeye ve oylarını Demokrat Parti’ye vermeye çağırıyorum. Çünkü halkımızın yararı ve çıkarı bu doğrultudadır. Demokrat Parti iktidarı Türkiye’nin dengelerini yerli yerine oturtacak bir iktidar olacaktır. Dolayısıyla, halkımızın oylarını istiyorum. Sokağa çağırmayı doğru bulmuyorum, tehlikeli buluyorum. Hiç kimse Mısır’da olan işlerin Türkiye’de de olacağını umut etmesin ve bu tür kışkırtmalar yapmasın diyorum.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Demokrat Parti’nin başına Encümeni Danış tarafından Süheyl Batum’un aday gösterilmek istendiğini duyduk. Sizden önce Tansu Çiller de bunu kabul etmeyince Ankara kulislerinde konuşlan bazı bilgiler var. Size de bu bilgiler geldi mi, kimlere adaylık teklifi gittiği konusunda bilginiz var mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Tansu Hanım’a adaylık teklifini götürenler sayın eski genel başkan değil, bazı arkadaşlarımız halkın taleplerini dikkate alarak yani, ‘Hanımefendi gelirse iyi olur’ gibi talepleri dikkate alarak, bir grup il başkanı arkadaşımız Tansu Çiller hanımefendiye teklif götürdüler. Bu teklifi de ısrarlı oldu. Bunun dışında kimlere teklif götürüldüğünü bilmiyorum ama biraz önce söylediğiniz Zat’a teklif götürüldüğünü biliyorum. Onu görüyorduk.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Mesela Çetin Doğan’a da partinin başına gel gibi bir teklif götürüldüğü söyleniyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Öyle bir şey duydum ama o kadarına da inanmak istemedim. Ben insanları seviyorum, insan olarak seviyorum, meselem insanlarla değil. Sayın Çetin Doğan’ın dünya görüşü ile benim dünya görüşüm birbirine tamamen zıt dünya görüşleri. Benim Üniversite’nin başına geldiği zaman yaptıklarının acısı hiç içimden çıkmıyor.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Neler yapmıştı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: 60 tane lise açmıştım ben, Kazakistan’da ve Kırgızistan’da. Kazak ve Kırgız gençlerine bu liselerde Türkiye Türkçesi öğretiyordum. Bahane, bu hocaların ilahiyat mezunları olması şeklinde oldu. Niye ilahiyat mezunlarına bu dersi verdiriyorduk? Türkiye İlahiyat Fakültesi açmış fakat mezun kardeşlerimize Türkiye’de iki sene bulundukları için Türkiye Türkçesini çok güzel öğrenmişler. Biz bunlara kısa bir pedagoji eğitimi yaptırarak liselerde görevlendirdik. Yani, bunda ne sakınca olabilir ki? Ben şunu söyledim, “Bunları ilahiyat mezunu diye beğenmiyorsanız, siz beğendiklerinizi gönderin ama devam etsin. Bunları kapatmayın” dedim, maalesef kapattı.
Bizim Üniversitemizde her bölümde din dersi vardı. Niye din dersi vardı? Bakınız 1990 yılında Sovyetler Birliği’ne gittiğim zaman Sovyetler Birliğinin Kültür Bakanı Gubernkof, Sovyetler Birliğinin Kültür Bakanı. Basa basa söylüyorum. Rusya Federasyonunun değil, daha komünizm duruyor. Her taraf orak çekiç. Kültür Bakanı dedi ki bana, kültürün temeli dindir. Dini konuşmadık dedi. Onu da konuşalım. Yetmiş yıl boyunca Sovyet Birliğinde yaşayan insanlar din dersinden yoksun bırakıldılar. Şimdi bizde demokrasya var dedi. Siz gelip bu Müslüman kardeşlerinize İslami öğretmelisiniz dedi. Bunu dedi, bizim için çok güzel bir yaklaşımdı.
Biz üniversiteyi kurduğumuz zaman bütün sınıflara bir ders koyduk. Sayın Çetin Doğan geldi, önce ‘tamamını kaldırın’ dedi. Sonra, yazılı ifadeler verdi. Üniversite yerleşkesi içindeki mescidi çıkarttı. Başörtü düşmanlığı yaptı. Başörtüsünden ne olur yani? Bazı insanlarımız, bazı kardeşlerimiz, başlarını örterek okuyorlar ve bizde başörtüsü yasağı olmadığı için bizi tercih ediyorlardı. Gelir, gelmez ilk yaptığı iş başörtü yasağıydı. Bu arada beni, ‘Ayeti Kürsi'yi bilmeyenleri üniversiteye almıyor’ diye irticacı olarak itham etti. Ben de, bir Orgeneral bile Ayet-el Kürsi ile Ayeti Kürsi'yi ayıramıyorsa, ben nasıl lise mezunlarına bunu soracağım dedim. Şimdi böyle bir insan, bu kendine göre bir kişi. İşte bunun da bir dünya görüşü var. Eğer bunu da teklif etmişlerse pes derim. Ne derim başka?
“İttifak, Demokrat Parti çatısı altında olur”
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Şimdi efendim siz, Demokrat Partiyle seçime gidiyorsunuz. Bir kere seçime kesinlikle girmek niyetinde misiniz? Her hangi bir partiyle ittifak, birlikte hareket etme gibi planlarınız var mı? Mesela Milliyetçi Hareket Partisi’yle hareket edip, seçim barajı gibi kaygıları kaldırabileceğiniz yönünde iddialar da var. Ne diyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bizim iddialarımıza bakın. İnsanların bize yakıştırdıkları iddialara bakın. Biz diyoruz ki, ‘Demokrat Parti, Türkiye'nin en köklü partisidir. Siyasi hayatımızda demokratik dönem başladıktan sonra kurulan ilk partidir ve 1950’de demokratik bir biçimde yapılan ilk seçimde, büyük çoğunlukla halkın desteğini alarak gelen bir partidir.’ Biz Menderes'in Demokrat Partisini diriltmek çabası içindeyiz. Dolayısıyla o partiyi barajın altından kurtarmak için ya da barajın altına düşürmek için, şu partiyi zayıflatmak için, şunu yapmak için filan gibi yakıştırmaların tamamını Demokrat Parti'nin büyük iddialarıyla bağdaşır bulmuyorum. Ancak şunu söylüyorum. Evet biz şu anda tek başımıza iktidara gelecek gibi çalışıyoruz. Biz tek başımıza iktidara geldiğimiz takdirde halkımız için iyi olacaktır. Milli, manevi ve insani değerlere bağlı Demokrat Parti halkın beklediği partidir. Evet bunu söylüyoruz. Bizim kadrolarımız çok güçlüdür. Yetişmiş kadrolarımız vardır. Yetişmekte olan kadrolarımız olabilir. Türkiye'yi yönetmeye hazırız. Hedefimiz tek başına iktidara gelmektir diyoruz. Bu hedef. Ancak siyaset hedeflerle gerçeklerin denkleştirilmesi, dengelenmesi ve bunların ortasında ki akılcı çizginin bulunması sanatıdır. Dolayısıyla eğer bu kısa çizgide biz amaçlarımıza uygun bir şekilde, hedeflerimize uygun bir şekilde kendimizi yeteri kadar anlatamadığımızı görürsek, elbette ki seçim ittifakları yaparız ama bu Demokrat Parti çatısında olur.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Yani başka bir parti, Demokrat Partiyle birlikte mi olur?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Elbette. Zaten böyle istekliler var.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Kimler var?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şu anda bize haberler geliyor ama bu günlerde görüşeceğiz.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Büyük partiler mi var? Yoksa onlar bir çatı altına mı toplanıyor?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Büyük parti ama şu anda oyları az. Büyük partiler ama şu anda oyları fazla görünmüyor.Yani ittifaklar yapmayacağız diye bir şey söylemiyoruz. Gerekiyorsa yapacağız.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Yani Meclis’e, baraj sıkıntısı yaşayabilecek partiler toplanıp, bir şekilde mi girmeyi düşünüyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Meclise gireceğiz ve gelecek dönemin, 12 Haziran’ın iktidarını biz kuracağız. Biz kiminle kurmak istiyorsak, onunla kuracağız ve bu Türkiye'nin hayrına olacak.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Bu kadar iddialı konuşuyorsunuz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Efendim, Kıbrıs’la ilgili son günlerde tartışmalar var. Bir kere Kıbrıs'ta yapılanı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ona yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Kıbrıs'ta meydanlara dökülerek yapılan bir şey yok. Beş altı kişi son anda bir pankart açıyorlar, o pankartı taşıyan zihniyeti hiç bir şekilde onaylamak mümkün değil. Yani, ‘Türkiye defol’,‘kıbrıs kıbrıslılarındır’, ‘işgalci’ gibi nitelendirilmeler, bunlar hep var. Mesela Kıbrıs'ta bir öğretmenler sendikası var. Geçenlerde bir okulda Kuran-ı Kerim öğretiliyor diye eşkıya gibi bastılar, cebir ve şiddet kullanarak engel olmaya kalktılar. Her yerde olduğu gibi Türkiye'de de bu damar var. Orada da böyle bir damar var. Ama Kıbrıs halkının büyük çoğunluğu böyle bir düşüncenin çok uzağında. Dolayısıyla siyaset adamları kullandıkları kelimelerin nerelere gideceğini, kimleri inciteceğini çok iyi düşünmelidirler. Yani sayın Başbakan cam'a bakmadığı zaman böyle tuhaf sözler söylüyor ve yaralayıcı oluyor. Söylediği sözler de doğru değil. Doğru bilgi almıyor. Yani sekiz on bin lira maaş alan beslemeler filan gibi laflar hiç yakışık almadı. Sekiz on bin değil de çok daha fazla alsalar bile bu söz söylenir mi? Bir. İkincisi öyle bir şey de yok. Sayın Başbakan'a, Cumhurbaşkanın ve Başbakanın maaşını söylüyorlar. Sanki Kıbrıs'taki herkes böyle bir maaş almış gibi konuşuyor. Besleme kelimesi şeklinde bir kelime yaygınlaşıyor ve şu anda Kıbrıs halkı infial içinde. Dolayısıyla bunlar yanlış sözlerdir. Orada pankart açanların hiç bir şekilde savunulacak yanları yoktur ama onlara eleştiri yöneltirken bütün Kıbrıs halkını kapsamına alacak şekilde besleme diye yorumlanacak sözlerin söylenmesini ben devlet adamlığıyla bağdaştırmıyorum, doğru bulmuyorum. Yani sayın Başbakan son zamanlarda sık yapmaya başladı. Allah kuruşu filan diye bir söz çıktı ağzından. Bir Allah kuruşu yok, ben verdim gibi. Yani kuruşların bir kısmı haşa Allah kuruşu. Bir kısmı da sayın Başbakanın kuruşu. Yani burada niyet eğer yapılan bir iş niyeti gerçekten böyle bir niyetle söylenmiş olsa, bu İslam'da şirk'tir. Şirk'e kadar gider. Ben onu demiyorum. Bilmeden yapıyor. Bilerek yapmıyor ya da kendisini öyle büyük bir tasvirlerle anlatıyor ki o tasvirler sonucunda ben sayın Başbakan da Ucub hastalığı meydana gelmiş dedim. Anlamadı insanlar. Yani sayın Başbakan, Başbakan dır. Dikkatli olmalıdır. Bir de şunu tavsiye ederim. Bizi dinliyorsa. Dinlemiyorsa bile dinleyen danışmanları varsa, kendisi şu anda futbol oynamıyor. Hep kendisi karşı takıma gol atmak, yani gençliğindeki futbolculuğundan gelen şekillenmeyle, hep karşı tarafa bir şeyler söyleyip gol diye bağırılmasını sağlamak tutumundan vazgeçmelidir.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Bugün siyaset biraz öyle gidiyor. Muhalefette iktidar da kaldı. Öyle gidiyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Çok yanlış bir şey bu. İki tarafta böyle gidiyor. Sanki maç yapıyorlar. Bir birlerine laf çakıştırıyorlar ve gol diyorlar taraftarları da. Bu doğru değil.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Muhalefet partilerinin bazı vaatleri var halk'a. Maddi, elle tutulur. Geldiğimiz de şunu yapacağız gibi vaatleri var. Sizin öyle vaatleriniz var mı? Neler var?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben şimdi şunu söylüyorum. Bizim ki vaat. Evet vaat ama bu vaat bizim doğru siyasetimizin tabii sonucu olacak vaatler. Yani ben iyi adamım, cömert adamım, memurlara, işçilere ve emeklilere yüzde elli zam yaparım ama bugünkü iktidar cimri adam. Cimri adamlar bunlar, kötü adamlar bunlar, yapmazlar diye bir şey söylemiyoruz. Bu değil. Söylediğimiz şu; Demokrat Parti çizgisinde kalkınmayı, tabandan başlatmak vardır. Hep böyle yapılmıştır. Yani arzı meydana getirmek ve beslemek için talebi oluşturmak. Yani işçiye, memura ve emekliye ben yüzde elli zam vaat ettim evet. Bunun hesabı belli. Yaptım hesabını elli milyar. Çok bir para değil. Var bu para. Nerede var? Efendim bu para var da, delil isteyenlere şunu demek isterim. Biz 54. hükümette, yüzde 120 zam yaptık. Niye zam? Çünkü eğer bizim insanlarımız, yani sabit gelirlilerimiz, insanca yaşayacak bir hayat düzenine gelirlerse bu halkın mutluluğu demektir. İnsanlarımızın mutluluğuna hizmet etmek isteriz. Sayın Başbakan, altı yüz milyon, bir futbol sahasına veriyor. Adına da benim kuruşlarım diyor. Sonra oraya gidiyor ve ıslıklanıyor. Biz de diyoruz ki tamam. Niye yaptın filan demiyoruz ama oraya para bulduğuna göre, onun bir elli altmış katını bulduğunuz zaman da benim söylediğimi yaparsınız. Memurlara, işçilere ve emeklilere yüzde elli zam yaparsınız. Biz geleceğiz ve bunu yapacağız. Bunu yapmak suretiyle ülkenin kalkınmasını yeniden tabandan başlatacağız. Esnaflara yine kredi vereceğiz. Ölmüş olan tarımı diriltmemiz lazım. Türkiye'de tarım öldü, ölüyor. Yani bir takım yasaklar getirilerek halkın üretme gücü ortadan kaldırılıyor. Türkiye çift bozan yaşıyor şu anda. Bunun sonu çok büyük sıkıntılardır. Açlıktır bunun sonu. Bizim elli dördüncü hükümetten ayrıldığımız zamanda Türkiye hala kendi kendisine yeten yedi ülkeden birisiydi gıda sektöründe. Yani kendisine dışarıdan bir şey almadan beslenmeyi başarabilecek. Yiyeceklerini temin edecek ülkelerden birisiydi. Ama bunun arkasında Demokrat Parti iktidarlarının yaptığı desteklemeler vardır. Yani çiftçiye ucuz üretim girdileri vererek ve üretilen malları destekleyerek teşvik edilmiştir. Bugün hayvancılık öldü Türkiye'de. Köylere bakınız. Ben kendi köyüme gittim. Hayvan besleyen yok artık. Yoğurt, Bayburt'tan alınıyor. Tarlalara bakıyorum, bomboş duruyor. Yani çift bozan derler bunun adına. Dolayısıyla tarımı diriltmemiz lazım. Destek vermemiz lazım. Vaatlerimiz bunlar. Bunları yapacağız. Sanayi'yi destekleyeceğiz. Bir de şunu söyleyeyim. Şu soru soruluyor. Hep alt gelir gruplarına yöneliyorsun. İşçiye, memura ve emekliye, esnafa, çiftçiye ve sanayiciye destek vereceğim, üretime destek vereceğim diyorsun ama Türkiye'de bir gerçek var bir de holdingler gerçeği var. Ben şunu söylüyorum. Bizim hükümetimizde, savunma sanayimizi yüzde yüz yerli yapma amacımız doğrultusunda onların bu sahaya yönelmesini sağlayacağız.Yetmez mi? Onlar da onu yapsınlar.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Şimdi son olarak şunu soracağım. Hiç anket yaptırıyor musunuz? Şuan ki oy oranınız nedir? Var mı böyle çalışmalarınız?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır biz şu an'a kadar yaptırmadık. Çünkü çok yeniyiz. Kendimizi yeteri kadar anlatamadık. Çeşitli televizyonlara çıkıyoruz, konuşmalar yapıyoruz. Ama artık salonlara ve alanlara çıkma planlaması yapıyoruz. Belirli bir dönem sonra biz bu kamuoyu yoklamalarını yaptıracağız ve seyir hattımızı buna göre düzenleyeceğiz.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Çok teşekkür ediyorum. Aydın Doğan'ın bacanağısınız. Çok cevapladınız o soruları, o yüzden sormadım. Nasıl işte, haberi var mıydı yok muydu?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Yoktu efendim, yoktu. Kimsenin haberi yoktu. Benim de haberim yoktu.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Üç gün içinde oldu.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Üç gün içinde oldu.
ABDULLAH ABDÜLKADİROĞLU: Çok teşekkür ederiz efendim programımıza katıldınız yorumlarınızla.