Genel Başkan Zeybek, Habertürk Televizyonu’ndayayınlanan “Habertürk Özel” programında Necmettin Erbakan’ı anlattı. ( 27.02.2011 )
“Rahmetlinin, geniş bir ittifak
düşündüğünü zannediyorum”
Hocamızın, bu seçimden önce de ittifak girişimleri vardı. Hocamız müteşebbis, girişimci bir insandı. Sürekli çözümler, projeler geliştirirdi. O projeler çerçevesinde parti genel başkanlarını çağırır ve bir çözüm bulmaya çalışırdı. Yine o çalışmaları yapıyordu. Ama biz hastaneye gittiğimizde, asla öyle ittifak gibi şeylerden söz etmedik.
(DP Basın Merkezi – 27 Şubat 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Habertürk Televizyonu’nda yayınlanan “Habertürk Özel” programında Necmettin Erbakan’ı anlattı ve
“Rahmetlinin, geniş bir ittifak düşündüğünü zannediyorum” dedi
Genel Başkan Zeybek, soruları şöyle cevaplandırdı:
“Türkiye’de otomobil yapılabilir”
Sunucu: Sizin Erbakan tecrübenizi ve onun siyasal görüşünden ilham alıp almadığınızı o anlamda merak ediyoruz, sizden dinlemek isteriz biraz de Erbakan’ı.
Namık Kemal Zeybek: Efendim 1961 yılında o zaman Adalet Partisi’nin gençlik kollarındayız. Yayın organı durumunda olan etkili bir dergi vardı. “Düşünen Adam” dergisinin kapağında hocanın resmini gördüm ve ismi o günden sonra beynime mıh gibi çakıldı. Şöyle diyordu, “Türkiye’de otomobil yapılabilir”, Doç. Dr. Necmettin Erbakan. İçinde de hocanın geniş açıklaması vardı. Sayın hocamızı tabii Cami hocası anlamında değil, üniversite hocası olduğu için ve Türkiye’de birçok siyasetçinin de hocalığını yaptığı için ona hoca denilmiştir. Biz de, ‘hocam’ diye konuşurduk. Ben o gün tanıdım ve bütün hayatım boyunca hocayla görüştüm, kitaplarını okudum.
İkinci olarak yine benim aklımda kalan çok önemli bir konu var, Hocamız ısrarla şunu anlatırdı, bugünkü medeniyetin oluşmasında, yani Batı medeniyetinin oluşmasında İslam medeniyetinin etkilerinin çok büyük yeri vardır. Bugünkü müspet bilimlerin pek çoğunun kurcuları, aslında İslam bilginleridir. Dolayısıyla Farabi’yi, İbn-i Sina’yı, İbn-i Haysam’ı, İbn-i Hayyam’ı ve buna benzer bilginleri, hocamızın kitaplarından okuduk. Kimya biliminin kurucusu Cabil Bin Hayam, onun hocası Caferi Sadık vesaire gibi konuları kendisine zaman zaman sordum. Biz de ondan öğrendik. Yıllarca konferanslarımızda bunu anlattık.
“Türkiye, 54. hükümet döneminde altın devrini yaşadı.”
Sunucu: İslamcılığın ekonomi, modern teknoloji ve bir anlamda da parlamenter sistemle bir arada olabileceğine ilişkin …
Namık Kemal Zeybek: : Bir de başka bir şey var, yani bi çokları Müslümanlığın, geri kalmaya sebep olduğunu söylerler. Son derece yanlıştır. Yani geri kalmaya sebep olan eğer Müslümanlıktan doğan bir sebep varsa bu Müslümanlığı anlamayanların, yanlış yorumlayanlarındır. Mesela Türkiye’deki Kadızade denilen kafanın ki, o kafa bilime ve teknolojiye karşı bilimleri bidat sayan bir kafaydı. 4. Mehmet zamanlarında Osmanlı’da Fen Bilimleri, akıl bilimleri denilerek tedrisattan kaldırıldı. Halbuki hocamızın anlattığı şuydu; Kuran-ı Kerim’de 750 ayet inananlara ilmi ve araştırmayı emrediyor. Kuran-ı Kerim’in meydana getirdiği bu ortam ve bu ortam sonucunda Müslümanların bilime yönelmeleri, “bilim müminin yitiğidir, nerede bulursa almalıdır. Hikmet müminin yitiğidir, nerede bulsa almalıdır. Bilim Çin’de bile olsa gidin arayın ve bulun kullanın, istifade edin” gibi hükümler sonucunda büyük İslam Medeniyeti doğdu. İslam Medeniyeti doruklarında, orta çağlarda iken Avrupa’da karanlık ve karanlıkçılık vardı. O dönemde insanlar, mesela Galile “Dünya dönüyor” dediği için yakılmaya mahkum ediliyordu. Engizisyon vardı. Yani ortaçağ, Avrupa için karanlık bir çağdı ama Müslümanlar için apaydınlık bir çağdı. Ve Müslüman bilginlerin etkisiyle Endürüs’ten, Türkistan’dan ve Mezopotamya’dan üç kaynaktan oluşan o yüksek bilim ve uygarlık Avrupa’yı etkiledi ve uyandırdı. Bir uyanış başladı ve bunun sonucunda Avrupa’da karanlık bir müddet direndi, engizisyon mahkemeleri, eli ile kanla ve işkence ile kendisini savundu ama sonunda o aydınlatıcı darbelerle, batı da aydınlanma başladı. Bunu da doğrusu en ayrıntılı anlatan hocamızdı, biz onu dinlerdik.
Hocamızla siyasi görüşlerimiz ve siyasi duruşlarımız çok fazla birlikte değildi. Ama fikri kaynaklanma anlamında, biz ondan yararlandık. Biz onunla birlikte siyaset yaptık, benim başbakanımdı. Siyasi duruşlarımız sonra birleşti 54. hükümet döneminde, ben hükümet sözcüsüydüm, hükümetin kararlarını basına anlatmakla yükümlüydüm. Rahmetli de, bizim başbakanımızdı o dönemde kendisini yakından tanıma imkânına sahip oldum. Ne kadar çağdaş ve ileri bir zihniyete sahip olduğunu ama şu manada, evet samimi ve inançlı bir mümindi, tasavvufa meyli vardı, Nakşibendi’ydi hocamız. Bir müddet sonra, hocamız bütün hizmetini siyasete yöneltmişti. Fakat bir taraftan alabildiğince kökü derinlerde olan, İslami tarihimizin köklerinden kaynaklanan ve aynı zamanda çağın en ilerisinde çözümler getiren, Türkiye’yi 1961’de söylediği gibi Türkiye’yi ağır sanayiye sokmak için, Türkiye’de milli sanayi oluşturmak için, ekonomik sistem oluşturmak için mücadele ediyordu. 54. hükümet zamanında milli kaynak paketi gündeme geldi, havuz sistemi gündeme geldi. Türkiye 54. hükümet döneminde altın devrini yaşadı.
Bazı sözler yarım kaldığı zaman tabii olarak yanlış anlaşılabilir. Ben, ‘hocamız samimi bir Müslüman’dı’ derken, tasavvufi anlamda İslam’ı yaşıyordu. Daha çok İslami duyarlılığı olan çevrelerde, bunlar çeşitli tarikat olabilir, tarikatlar dışında cemaat olabilir, cemaatler dışında çeşitli camialar olabilir ve doğrudur da hocamızın siyaset çevresinde böyle bir halesi vardı. Bunlardan güç alıyordu, hocamızın hedefi Türkiye’de samimi bir Müslüman hayatının yaşanmasıydı. Bakınız siyasette gündeme getirdiği konular Türkiye’nin ağır sanayiye yönelmesi, milli bir ekonomiye yönelmesi. Ben hocamızla irtibatımı hiç kesmedim o beni çağırırdı çay içelim diye. Çay içmeye gittiğimizde masasında yaş pastalar da olurdu. Önce dünya ve Türkiye’nin meselelerine girer, yarım saat 45 dakika seminer gibi anlatırdı.
“Gözlerim doldu, hastaneden hüzünlü ayrıldım.”
Sunucu: Son günlerde ziyaret ettiniz siz Erbakan’ı. Haber gönderdiği partiler olduğunu biliyoruz Sayın Masum Türker’le de görüşmek istediğini biliyoruz. Bugün Tansu Çiller, Demokrat Parti ile bir araya gelip gelmeyeceğimiz konusunda bize haber gönderdi diye görüş beyan etmişti. İttifak istiyor değil mi?
Namık Kemal Zeybek: 54. hükümet memura, işçiye ve emeklilere zam yaptı. Daha bir çok şey sayılabilir. 1 milyar Müslüman biranda bir araya getirildi. Şimdi bunun meydana getirdiği tepkiler ve sonunda ordu içinde iki cunta oluştu. Birisi darbeci cunta, birisi müdahaleci cunta. Bunlar farklıydı. Darbeci cunta kazansa ise Türkiye için tam bir felaketti, bir yıkımdı. Müdahaleci cuntanın yaptığı müdahalelerde demokrasiye indirilen çok ağır bir darbe oldu. Biz o dönemde hocayla birlikte mücadele ettik. Ben televizyonlarda, konuşmalarda, salonlarda, basın toplantılarında bu mücadeleye katkıda bulunmaya çalıştım. Dolayısıyla o dönemde şimdi biraz önce söylediğiniz gibi Başbakanımız Çiller ile Sayın Erbakan arasında bir yakınlaşma oluştu, bizim yakınlığımız ise arttı. Zaten vardı biz danışır, görüşürdük. Ondan sonra bizim hocamızla görüşmemiz hiç kesilmedi sık sık görüştük. Bir ara çağırdı ve dedi ki, ‘siz DYP’ye genel başkan olmalısınız, neden aday olmuyorsunuz?” O zaman partinin adı Doğru Yol Partisi idi. ‘Hocam bizim genel başkanımız var. Şimdi durup dururken öyle bir şey mümkün değil” dedim Sonra olaylar gelişti ve bundan 10 gün kadar önce ben ziyaret etmek istedim ve dediler ki, ziyaretçi kabul etmiyor, gidenler defter var oraya yazıyorlar ve yardımcıları kabul ediyor. Olsun gidelim dedim, hocam duymuş bunu ve “Doktorlardan izin alın beş dakika görüşmek istiyorum” demiş. Şevket Kazan Bey’le odasına girdik yataktan kalkmıştı, bizi yatakta karşılamak istemedi. Fakat durumu iyi değildi, besbelliydi, vücudu şişmişti daha fazlaydı indi dediler. Biraz önce bir arkadaşın söylediği gibi gözleri yine o güzellikteydi, güzel güzel bakıyordu. Masumiyet vardı, mahzuniyet vardı. Hocam böyle bir şey söylemiştiniz yıllar önce bu nedir keramet mi? Dedi ki, “Bilmeden keramet göstermişiz” ayrılırken dedi ki, “Namık Kemal, vatan ve memleket tehlikede, vatan ve memleketi kurtarın”” dedi. Biz şifa dileklerimizi söyledik dışarı çıktık. Ayrılırken, Şevket Bey ağlıyordu, “Vasiyetti bu sözler” dedi. Bizim bilmediğimiz, yakınları başka şeyler de biliyorlardı. Doğrusu benim de gözlerim doldu ve hüzün içinde ayrıldım.
Hocamızın yıllardan beri, bu seçimden öncede bir takım ittifak girişimleri vardı. Hocamız müteşebbis bir insandı, girişimci bir insandı ve hiçbir zaman da teşebbüsü elden bırakmazdı. Sürekli çözümler, projeler geliştirir, o projeler çerçevesinde insanları çağırır, parti genel başkanlarını çağırır ve bir çözüm bulmaya çalışırdı yine o çalışmaları yapıyordu ama biz gittiğimiz asla öyle ittifak gibi şeylerden söz etmedik, sadece bunları söyledi.
“Geniş bir ittifak düşündüğünü zannediyorum”
Sunucu: Siz bu vasiyetten ne anladınız?
Namık Kemal Zeybek: Dedi ki, “Vatan ve memleket tehlikede onu kurtarmak lazım” bunun tercümesini yapamam, bundan başka bir şey söylemedi ama geniş bir ittifak düşündüğünü zannediyorum. Allah rahmet eylesin mekanı cennettir herhalde diye düşünüyorum.
Sunucu: çok teşekkür ederiz, yorumlarınız için, tekrar Allah rahmet eylesin diyelim.