Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Habertürk Televizyonunda Akşam Raporu programında soruları cevaplandırdı: ( 28.02.2011 )

“28 Şubat süreci devam ediyor”

“28 Şubat süreci bitmedi. 28 Şubat ile tanzim edilmek istenen bir Türkiye meydana geldi. Ve bu Türkiye’de, yeni liberalizmin dayatmaları uygulanıyor. Türkiye talan ediliyor, cumhuriyetin bütün kazanımları haraç, mezat dışa satılıyor. Türkiye dışa açılma, büyüme modelini uygularken, toprakların dahi başkalarına peşkeş çekildiği, fütursuzca her türlü birikimin satıldığı bir Türkiye meydana geliyor.”

(DP Basın Merkezi 28 Şubat 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Habertürk Televizyonunda “Akşam Raporu” programında soruları cevaplandırdı. “28 Şubat süreci devam ediyor” diyen Zeybek, “28 Şubat süreci bitmedi. 28 Şubat ile tanzim edilmek istenen bir Türkiye meydana geldi. Ve bu Türkiye’de, yeni liberalizmin dayatmaları uygulanıyor. Türkiye talan ediliyor, cumhuriyetin bütün kazanımları haraç, mezat dışa satılıyor. Türkiye dışa açılma, büyüme modelini uygularken, toprakların dahi başkalarına peşkeş çekildiği, fütursuzca her türlü birikimin satıldığı bir Türkiye meydana geliyor.”şeklinde konuştu

Zeybek, soruları şöyle cevaplandırdı:

Sunucu: Konuğumuz Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek, hoş geldiniz. Aslında bir hatırlatma yapmakta fayda var, bugün dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar yayına katıldığında bir cümle kullandı. Diyor ki, “7 Kasım 1996’ya kadar İçişleri Bakanıydım. Tüm gelişmeler bizde toplanıyordu. Böyle bir tehlike gözükmüyordu. Daha sonra ortaya çıkan Sincan olayları bir bahane şeklinde geliştirildi” diye açıklama yaptı. Sürecin gelişme noktasını nasıl değerlendirmemiz gerekiyor, irtica var mıydı yoksa bu sanal bir tehlike miydi?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: 54. hükümet, cumhuriyet tarihimizin en başarılı hükümetlerinden birisidir. 11 ay içerisinde milli kaynaklara dayalı olarak bir kalkınma modeli ortaya konuldu ve dışarıdan borç alınmadan içeride oluşturulmuş kaynaklarla Türkiye götürüldü. Alt gelir gruplarına kaynak aktarıldı ve mesela işçiye, memura ve emeklilere yüzde 50 zam yapıldı. Bunun yanında esnafa ve tarım işçilerine yani köylülere de yine destekler verildi. Bütün bunlar yapılırken bir milli kaynak paketi hazırlandı. Bu paketin içinde çok enteresan ve bence dönemin kilit kavramlarından ve dönemi anlamak bakımından çok önemli olan bir havuz sistemi getirildi. Havuz sistemi uygulamasının esası şudur, devletin parasını devlete satarak büyük karlar elde eden özel bankacılık sisteminin elinden bu kar alındı ve doğrudan doğruya devlet bunu kendi harcamaları için kullanabilecek hale geldi. Özeti budur havuz sisteminin. Bütün bunlar birilerini rahatsız etti. Bunlardan rahatsız olanlar iç ve dış çevreler belki uluslar arası finans kapital ayrıca yine o dönemde kurulan D-8’ler denilen ve bir milyar Müslüman’ı bir araya getiren D-8’ler birliği ve benzeri uygulamalar, bütün bunlar Türkiye’de çok ciddi bir değişmeydi.

İşte o sıralarda hükümetin icraatından rahatsız olan çevreler ortaya bir irtica piyesi koydular, irtica piyesini koyarken de piyesin önüne bir piyes koydular. Bu piyes Sincan’da gerçekleştirilen bir tiyatro gösterisiydi. Yapılan şey Sincan Belediyesinin düzenlediği ve Filistin’e özgürlük, Filistin halkıyla dayanışma gecesiydi. Filistin halkıyla dayanışmanın ve bu gecede Filistin’e özgürlük diye bağırmanın ve o tiyatro gösterisine, o müsamereye mesela İran Büyükelçisi’nin gelip oturmasının ve izlemesinin bugünkü bakış açımızla baktığımız zaman ne gibi bir sakıncası olabilir. Ama o gün öyle bir gündü ki, her taraftan televizyonlardan, gazetelerden irtica akıyordu ve sonunda bu büyük bir hadiseymiş gibi gösterildi ve balans ayarları filan yapıldı. Ne için yapıldı, Sincan’daki bir tiyatro gösterisinde Filistin halkına özgürlük isteniliyor diye yapıldı. O günleri hatırlayanlar bilirler.

“Cunta fırsat bekliyordu.”

Artık elde malzeme kalmayınca düzmece şeyhler, düzmece hanımlar, şunlar bunlar. Arşivlerde kalmış ve irtica diye nitelendirilebilecek ne kadar malzeme varsa onlar piyasaya verildi, televizyonlara gazetelere servis edildi. Bunlar yetmeyince, camilere cuma günleri halk sığmayınca caddelere hasır serer ve onun üzerinde namaz kılar. İrtica sokaklara taştı denildi. Hac’ca giden milletvekilleri Hac’da zikir yapıyorlar diye ve giydikleri elbise Arap kıyafeti diye, oysa ki, hac kıyafetidir o. Zikir yapıyorlar diye bütün bunlar servis edildi ve Türkiye’de öyle bir hava estirildi ki, sanki İran’ın lideri Humeyni mezarından kalkmış da Türkiye’yi ele geçirmiş gibi bir propaganda yapıldı. Bu propagandanın bir tesiri oldu. Yani laiklik konusunda ve cumhuriyet değerleri konusunda duyarlı olan çevrelerde ve bilhassa silahlı çevrelerde yani silahlı kuvvetlerde bunun bir etkisi olması kaçınılmazdı ve oldu. Fakat bunun iki etkisi oldu, birisi silahlı kuvvetlerimizin içinde var olan, temelinde ateist bir ideoloji olan bir cunta vardı. Bu cunta fırsat bekliyordu. Ama ordumuz dinsizi sevmez, belki çok dindarı da sevmez. Yani ordumuzda yemeklere, ‘Tanrımıza hamdolsun, milletimiz Varolsun’ diyerek başlanılır. Ordumuzda bir çok kışlalarda mescitler vardır. Böyle bir durum vardı. Bu propaganda sonucunda, ordu içindeki o ateist ve Suriye benzeri bir devrim yapmak üzere hazırlık yapan cunta güçlendi ve yaygınlaştı. Devrim yapmak için gün saymaya başladılar. Bunun yanında müdahaleci bir kadro oluştu, müdahaleci kadronun iki amacı vardı, onlar hem tehlike gördükleri hükümetten Türkiye’yi kurtarmak, hem de asıl büyük tehlike olan darbeci cuntadan kurtulmak üzere bir müdahale girişimi başlattılar ve ortaya bir takım muhtıralar geldi.

“28 Şubat darbesini yapanlar yargılanmalıdırlar”

Sunucu: 28 Şubat denilince akla darbe geliyor postmodern darbe olarak da nitelendiriliyor. Kimine göre askerden önce medyanın sorumluluğu vardı deniliyor. Siz nasıl görüyorsunuz bir kurguya mı alet oldu medya yoksa bu kurgunun ana figürlerinden biri miydi?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Tarihimizde ordu ne zaman siyasete müdahale etmişse, hem orduya zarar vermiştir, hem de ülkeye zarar vermiştir. Yani ordumuzu milletimiz sever, ordumuz çok önemlidir, bu coğrafyada tutunmamız bakımından ordumuzun değeri küçümsenemez, kimse aksini iddia edemez. Mücerret kurum olarak sorduğunuz zaman halkımız orduyu çok sever ama siyasete karıştığı zaman da nasıl belalara sebep olduğunu hep birlikte biliriz.

Osmanlı’nın son döneminde askerin içine siyaset girdiği için felaketler dönemi yaşanmıştır ve Atatürk, Cumhuriyeti kurduğu zaman da en çok üzerinde durduğu noktalardan birisi ordunun siyasete karışmaması ve siyasetin ordu içine girmemesi konusu olmuştur. O yüzden de kumandanlara “ya ordu ya da siyaset ikisinden birini tercih edin” demiştir. Çok da doğru yapmıştır. 27 Mayıs’ta bu gelenek bozulmuş ve ondan sonra da bir türlü düzelememiştir. 27 Mayıs bir felakettir. Ondan sonraki bütün darbeler de Türkiye’ye darbedir. Yani sadece hükümetlere değil, sadece halkın iradesine saygısızlık değil, Türkiye’nin beline indirilmiş darbelerdir. 28 Şubat’ta bunların en tehlikelilerinden ve en tahrip edicilerinden birisidir. Türkiye’yi sarsmıştır ama ben 28 Şubat’ın bizatihi ordunun bir müdahalesi değil, bir takım uluslar arası çıkar gruplarının ve onların uzantılarının çıkarlarının bozulması yüzünden hem basın yayın dünyamızı o yolla da silahlı kuvvetlerimizi tahrik ederek yanlış yönlendirmesi sonucunda ortaya çıkmış olan bir felaket olduğunu söylüyorum. Sayın Sağlar’ın görüşlerini de hemen teyit etmek ve katılmak istiyorum, bir de soruyorum, bu hükümete soruyorum, neden 28 Şubat darbesini yapanlar hem darbe yapmayı planlayanlar hem de müdahale yaparak darbe yapanlar ki, onlar iki ayrı cuntadır, onlardan neden hesap sorulmaz ve neden onlar yargılanmaz, yargılanmalıdırlar.

“28 Şubat süreci devam ediyor”

Sunucu: Son olarak Sayın Zeybek, arkasında kim olursa olsun, irtica kırmızı kitaptan çıktı, bunu biliyoruz. 28 Şubat’lar Türkiye için geride kaldı diyebiliyor muyuz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır efendim, 28 Şubat süreci devam ediyor. 28 Şubat sürecini, arkasındaki güçlerin Türkiye’yi nasıl bir düzen halinde, nasıl tanzim etmelerini düşündüklerini yok sayarak sadece o müdahale olarak alırsak, 28 Şubat süreci çoktan bitti. Ama 28 Şubat süreci bitmedi. 28 Şubat ile tanzim edilmek istenen bir Türkiye meydana geldi ve bu Türkiye’de yeni liberalizmin dayatmaları uygulanıyor. Türkiye talan ediliyor, cumhuriyetin bütün kazanımları haraç mezat dışa satılıyor. Türkiye dışa açılma, büyüme modelini uygularken Türkiye’nin içine dış giriyor, toprakların dahi başkalarına peşkeş çekildiği bir Türkiye fütursuzca her türlü birikimin satıldığı bir Türkiye meydana geliyor ve ne yazık ki, bu Türkiye 28 Şubat’ın arkasındakilerin tam da istediği gibi bir Türkiye’dir. Dolayısıyla bu süreç bitmeden ve DP iktidarında 28 Şubat’ı gerçekleştirenlerden hatta 27 Mayıs’ı gerçekleştirenlerden ve bütün devrimleri, darbeleri gerçekleştirenlerden sembolik bile olsa hesap sorulmadan, bu süreç bitmiş sayılmaz ve 28 Şubat sürecinin amaçları itibarı ile bugün de devam ettiği görüşündeyim.

Sunucu: Ben de size çok teşekkür ediyorum.
Sayfayı Paylaş: