Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, CNN TÜRK’te Ahmet Hakan’ın sunduğu “Tarafsız Bölge”programına konuk oldu: ( 02.03.2011 )
“28 Şubat, cunta mensupları yargılanırsa,
bitti diyeceğim.”
“Benim bir farkım var, ben olayın içindeyim, Bakanlar Kurulu’ndayım. 28 Şubat darbesine muhatap olan kabinenin bir üyesiyim, basın yayından sorumlu devlet bakanıyım, bunun dışında başka görevlerim de var. Sayın başbakanla, iki başbakanla görüşmelerim var. Şimdi sanki sadece Refah hükümeti gibi konuşuluyor, tabii değil, o bir koalisyondu.”
(DP Basın Merkezi – 2 Mart 2011) Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, CNN TÜRK’te Ahmet Hakan’ın sunduğu “Tarafsız Bölge” programında “28 Şubat, cunta mensupları yargılanırsa, bitti diyeceğim.” dedi.
Zeybek, soruları şöyle cevaplandırdı:
AHMET HAKAN: Namık Kemal Zeybek Bey var bizimle birlikte bu akşam Demokrat Parti Genel Başkanı, hoş geldiniz. Hayırlı olsun başarılar diliyoruz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hoş bulduk, sağolun teşekkür ederim.
AHMET HAKAN: Namık Kemal Bey Erbakan’ın cenazesindeki kalabalık üzerine konuşalım, Özal’ın cenazesine de herhalde katıldınız genelde onunla kıyaslıyorlar. Nasıldı o açıdan bakıldığında?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bizim bulunduğumuz yerden bütünü görmek mümkün değildi ama kalabalıktı o kesin. Çok kalabalıktı dersek o da doğru olur ama bunlar göreceli sözler.
28 Şubat’ı gerçekleştirenler, 28 Şubat’ta kanlı bir darbe hazırlığı yaptığını bildiğimiz cunta mensupları yargılanırsa o zaman ben bitti diyeceğim.
AHMET HAKAN: Bakın cenazede askerlerde var gelmişler. Bunların anlamı yok mu? Bir şeyin bittiğinin işareti değil mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Çok anlamı var. 28 Şubat müdahalecilerinden kimseyi göremedim ben orada.
AHMET HAKAN: Siz ne düşünüyorsunuz Erbakan’ın ölümü ile bugünkü cenaze töreni toplumsal barış açısından olumlu bir etki olmuş mudur?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bir defa toplumumuzun güzel değerlerini göstermesi bakımından olumlu. Siyaseten çok farklı, çok ters düşmüş insanlar orada buluştular. Siyasetin en çok ters düşmüş insan hizip mücadelesi içinde bulunan insandır. Yani parti mücadelesinden çok hizip mücadeleleri daha çoktur. Yani bir parti içinden doğmuş partiler ile o ana partiler arasındaki mücadele de bir anlamda hizip mücadelesidir, bu parti mücadelesinden daha ağır, daha keskin bir mücadeledir. Bugün şunu gördük, Sayın merhum Erbakan’a herkes sahip çıkıyor, herkes övüyor, herkes onun öğrencisi olduğunu söylüyor çok güzel. Yani Refah Partisi içinden doğmuş AKP’liler de sonradan Saadet Partisi içinden doğmuş değerli Has Partililer de yine başkaları da hiç bu partiyle ilgili olmamış, Sayın Erbakan’la inanç olarak da uzaktan yakından çok benzerliği olmayanlar filan da mikrofon önlerine tutulduğu zaman övücü sözler söylüyorlar. Bu bizim kültürümüzde vardır ölülerinizi hayırla yadedin diye. Bu da güzel bir şeydir ama Erbakan farklı bir merhum insandır. Ben uzun bir dönemdir onunla yakınım. Siyasi partilerimiz ayrı olsa da sık sık görüştüğümüz bir insan. Önceki seçimlerden önce büyük projeleri vardı, sürekli bizi çağırır, projelerini söyler, bu projelerini anlatmadan önce yarım saat 45 dakika mutlaka dünyanın gidişi, Türkiye’ye yansıması konusunda mutlaka bir seminer verir hemen sanki bir siyasi iman tazeleme gibi görüşlerini ortaya koyar. Bir dolar getirtir o dolar üzerinden çeşitlemeler yapar filan sonra konuya girer. Girdiği konu mesela Milli Kurtuluş Partisi kuralım bu partiler şu çatı altında bir araya gelsin yani sürekli gayret içinde olan bir insan. Ben bu kadar yakın olan bir insanım. Çok uzun yıllardan beri 50 yıldan beri tanıdığım bir insan. Türkiye’de otomobil yapılabilir dedi Düşünen Adam dergisinde. O derginin kapağında Doç. Dr. Necmettin Erbakan.
AHMET HAKAN: Erbakan Hoca’nın siyasi görüşü neydi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hoca şöyle demişti bir seçimde Atatürk bugün sağ olsaydı bizim partiye oy verirdi. Söylediği başka bir şey vardı. Hoca kendi antiemperyalist çizgisinde saydığı için Atatürk’ün kendi partisine oy vereceğini söylüyordu. Hocanın bariz vasfı bence bir kelime ile antiemperyalizmdir hem fikriyatında hem söyleminde hem de eyleminde. Zaten 28 Şubat belası da o yüzden başımıza geldi.
Hoca millidir, milliyetçi değildir. Peki milli başka milliyetçi başka. Milli çok ciddi bir duruştur. Hocanın dayandığı tabii ki hoca gökten inmiş ya da kendisine bir takım ilhamlar gelerek yepyeni bir şeyi ortaya koymuş biri değil. Bir damarıyla, bir dönemin Mehmet Akif’i ile, Necip Fazıl’ı ile, Mehmet Akif’i ile bir çok insanların oluşturduğu bir iklim var. aynı zamanda onun mensup olduğu bir cemaat var, Nakşibendi’nin bir kolu. Baktığınız zaman şunu görüyorsunuz. Hoca nereden başlıyor, başlangıç noktası ne? Onun milli diye söylediği ne? Hangi millilik. Hocanın söylevleri, nutukları dikkatle okunduğu zaman şunu görüyorum. Hoca Selçukluyu benimsiyor, Osmanlıyı benimsiyor, bin yıllık tarihten bahsediyor. Hocanın sözlerine dikkat edin, hoca 1000 yıllık tarih sözünü kullananlardan. 1000 yıllık tarih dediği bizim milletimizin Müslüman olduğu dönemden sonraki tarih. Bunu söylerken de bizim milletimizin içinden herhangi bir etnik grubu alıp da biz buyuz demiyor. Bütün bu bizim oluşan ortak zeminde eriyen ve oluşan bir tarih. Ve sonunda da Osmanlı temel dayanak noktası olarak görülüyor. Tabii ki Osmanlının bir yönü de Panislamizm’dir.
Bugün topallaya topallaya birisi geliyordu ve kıyafetinden İran’dan geldiği belliydi. Ben gördüm tanıdım Eyetullah Taskıri geliyordu. Ali Hamaney’in Başdanışmanı, İran Dostluk Derneği’nin başkanıydı. Gittim konuşmaya başladım. Hemen tabii benim ilgi gösterdiğimi görünce televizyonlar filan geldiler ve hemen sordular ne diyorsunuz diye. Söylediği şuydu, “Erbakan bütün İslam dünyasının babasıydı.” Ben de az çok anlıyorum söylediği buydu.
Bence Hocanın mümeiz vasfı, Türkiye’ye ağır sanayi getirme hamleleri, Türkiye’nin ağır sanayiye girmesi, Türkiye’nin otomobil yapması, Türkiye’de yine devletin sermaye temerküzüne dayalı kalkınma hamleleri, sanayinin teşviklendirilmesi, bunun yanında yine teşviklerle gelişim. Hocanın çok önemli bir noktası gözden kaçıyor. Şimdi İslam ama hangi İslam, bu soruya hocamın verdiği çok ciddi bir cevap var ama benim yine Hocanın heyecanlandıran ve kendisiyle sohbetlerle geliştirdiğim çok önemli tezlerinden birisi, yıllardan beri ben de bu tezi savunuyorum, bugünkü Uygarlığın temelinde İslam uygarlığı vardır, bugünkü bilimlerin, geometri hariç neredeyse tamamı, Müslüman bilginlerin ortaya koyduğu bilimlerdir.
AHMET HAKAN: Birkaç gün önce Taraf gazetesi yazdı, orada diyor ki, “irtica diye bir tehdit var hakikaten Türkiye’de bizde düşmanız bu irticaya. Bu öneriler bizim önerilerimizdir, asker bizi destekliyor” filan diyor. Hatta o bakanlar kurulu toplantısında Abdullah Gül, Abdüllatif Şener Refah kanadında, DYP kanadından bir iki bakan, “Hoca ne diyorsun sen” diyorlar.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Öyle bir şey olmadı ben oradaydım. Ben ilk defa duyuyorum, böyle bir şey olmadı. Benim olmadığım hiçbir Bakanlar Kurulu toplantısı olmadı. Ben görmedim ve böyle bir şey olmadı. Bakanlar Kurulu toplantıları gizlidir, toplantı sonuçlarını dışa yansıtmak yasaktır, suçtur ama insanlar böyle şeyler söylüyor, böyle bir şey yok. Ben hükümet sözcüsüyüm, dinliyorum arkadaşları, ben bütün olayların içindeyim, mücadelenin içindeyim. Ben yalanlıyorum, hükümet sözcüsü olarak.
Burada benim detaylarım sizin için çok faydalı olacaktır. Benim bir farkım var, ben olayın içindeyim, Bakanlar Kurulu’ndayım yani 28 Şubat darbesine muhatap olan kabinenin bir üyesiyim, basın yayından sorumlu devlet bakanıyım, bunun dışında başka görevlerim de var. Durumdan başkaları vazife çıkardığı gibi benim de durumdan vazife çıkararak yapmaya çalıştığım işler var, sayın başbakanla görüşmelerim var, iki başbakanla görüşmelerim var. Şimdi sanki sadece Refah hükümeti gibi konuşuluyor tabii değil, o bir koalisyondu ve bakanlar kurulunda biz iki Başbakan ağlısı içindeydik.
Şimdi bakınız esas soru şu, şimdi birçoklarının bilmediği ve ayıramadığı bir gerçeği söyleyeceğim, hem açıklanmaya bilgiye dayalı hem açık bilgiye dayalı bir gerçeği söyleyeceğim. 54. hükümet bence çok başarılı bir siyaset uyguladı bilhassa ekonomide. Yani Refahyol iki tarafız, bende bakanım orada. Bu hükümetin başarısı birilerini bilhassa havuz sistemi ve D 8’ler diye sembolleştirebileceğimiz icraattan rahatsız olanlar oldu. Neden? Çünkü Türkiye’deki özel bankaların tatlı çıkarları bir anda kesildi. Asker ve basın yayın kullanılmıştır bu işte. Darbeyi yapanlar onlar değildir. Bu hükümet ya gidecek ya gidecek kararı verildiği an düğmeye basıldı ve birden bire bütün televizyon kanallarına servis yapıldı. Her taraftan, gazetelerden, televizyon kanallarından irtica akmaya başladı. İrtica akıyor her taraftan, aczimendiler, şunlar, bunlar hepsi ortaya sürüldü ne varsa. Bitmedi, yetmedi Hacdaki milletvekillerinin Arafat’ta zikir yapmaları dahi ki, ne yapacaklar, ben o zaman yazı yazıyordum dedim ki, tabii ki bu eleştiriler haklı Arafat’ta zikir yapılır mı, orada caz orkestrası götürüp dans edilmeli diye yazı yazdım, iş bu hale geldi. İrtica sokaklara taştı diye. Bugün de her zaman olan bazı çarşı camilerinde cemaatin sığmaması yüzünden sokaklara seccadeler, hasırlar serilip kılınması dahi gösterildi.
En önemli şey neydi? Sincan’da bir tiyatro, bir piyes orada insanlar Filistin’e özgürlük istiyorlarmış, Filistin’in haklılığı için bağırıyorlarmış, en büyük suç da İran Büyükelçisi de oradaymış. Adamı istenmeyen adam ilan ettik. Böyle bir hal doğunca, bütün bunlar bu hükümet irticai hükümet, bu hükümet Türkiye’de din devleti kuruyor, bu hükümet her tarafı kasıp kavuruyor filan. Bunda maksat bizim hükümetimizi düşürmekti, bu maksatla yapıldı. Nitekim bizim içimizden birileri ayrıldılar bir başka parti kurdular filan. Bu işten gerçekten bir tehlike gördüklerinden, inandıklarından filan ayrıldılar parti filan kurdular. Fakat başka bir şey oldu bu gözden kaçıyor. Bütün bunlar olurken, ordu içinde varolan bir cunta, bu cunta hep vardı, bu cunta ateist, gecikmiş sosyalist ve Suriye’deki modele benzer bir kalıcı diktatorya kurmak için Başında Doğu Aktulga vardı başkaları da vardı. Batı çalışma grupları filan da vardı. Bir bunlar vardı bir de bunlara karşı olan, çünkü bunlar aynı zamanda antiemperyalist, anti Amerikan’dılar bu aslında ciddi bir tehlike değildi ordu içinde ama bu kadar irtica propagandası olunca bunlar palazlanmaya başladılar. Bir takım subaylar demek ki, bunlar haklıymış demeye başladılar.
AHMET HAKAN: Peki Çevik Bir nerede?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Çevik bir öteki cuntada. Bir darbeci cunta, bir müdahaleci cunta. Bunlar birbirlerine rakiptiler. Çevik Bir hakkında demediklerini bırakmıyorlardı.
AHMET HAKAN: Peki rakiptiler sonra birleştiler mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır hiç birleşmediler. Bir kısmı darbeci. Burada asıl olan şuydu, Çevik Bir’i şöyle itham ediyorlardı kendi aralarındaki konuşmalarda, bu adam bizim hareketimizi sulandırmak için bu işi yapıyor.
AHMET HAKAN: Darbeciler antiemperyalist.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Çevik Bir ve benzerleri işi sulandırarak darbeyi engelliyorlar. Müdahale için her şey hazır, yıllardan beri beklenen fırsat doğdu diyerek. Bunlar tam İslam düşmanı.
AHMET HAKAN: Yani modern darbecilerle post modern darbecilerin kavgası.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Olabilir, güzel bir tanımlama. Doğrudur şimdi post modern denildi öyle bir şey yok. Neticede şuydu, Türkiye’de bir darbe olmak üzereydi, gün sayıyorlardı. Kendi aralarında birbirlerini itham ediyorlardı. O zamanın telefon görüşmeleri vardı. Böyle bir ortamdayız, ben bu darbecileri birinci tehlike, müdahalecileri ikinci tehlike olarak görüyorum. Doğu Aktunga grubu felaket, 10 milyon insanın öldürülmesinden bahsediyorlar. İkinci grup ise yani birisi efca diğeri ise feci. Yani biri feci diğeri daha feci. Böyle bir ortamda bakınız bu konularda ben de oraya buraya gidiyorum, Sayın
Cumhurbaşkanı’na gidiyorum, her tarafı dolaşıyorum. Hatta kalktım eski bir cumhurbaşkanına gittim, Marmaris’e darbeci cumhurbaşkanından bu gelen darbeye karşı acaba bir yardım doğar mı diye onunla konuşmaya gittim, bunları anlattım, “beni dinlemiyorlar siz Genelkurmay başkanı ile konuşun” dedi. Ben Genelkurmay Başkanı’ndan görüşme talebinde bulundum, görüşme saatine 15 dakika kala bana randevu verildi, benim yetişmem mümkün değil. Birisi orada benim görüşmemi de engelledi.
AHMET HAKAN: Erbakan ne yapabilirdi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bunu Sayın Demirel de biliyor, Sayın Çiller de biliyor, Erbakan da biliyor, hepimiz biliyoruz. Öyle bir şey ki, bu darbeciler muvaffak olsa şurada bulunanların da acaba başları omuzlarının üzerinde kalır mıydı? Bu ortamda ne yapılacak, nedir bu? Bütün bunların bahanesi ne, irtica kampanyası, bu kampanyayı yürütenler dahi işlerin farkında değil, doğan tehlikenin farkında değil. Kampanya yürütenler kesin olarak planlanmış bir kampanya. Hiç öyle kimse efendim maksat bizim hükümeti düşürmekti ama onların da beklemediği bir şey çıkınca işler karıştı. Sayın Erbakan ne yapacaktı da yapmadı.
AHMET HAKAN: İstifa etseydi, seçim kararı alsaydı.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: İstifa etmek demek direnmek demek mi? Kaçmak ne zamandan beri direnmek. Şimdi bakınız böyle bir ortamdayız ben Marmaris’e gittim, saatlerce konuştuk. Böyle bir ortamda çözüm nedir? Bütün bu işlerin bahanesi kim? Sayın Erbakan’ın başbakan olması ve ön planda görülmesi, bu arada bazı hoş olmayan şeyler de istismar konusu olarak veriliyor. Bir takım adamlar başbakanlıkta iftar açıyorlar kendilerine şef diyorlar. Sanki koz verir gibi bir takım şeyler de oluyor. Şöyle bir çözüm bulundu, zaten Tansu Hanımefendiye Başbakanlık verilecekti, Tansu Hanım’a Başbakanlık verilirse o zaman kimse irtica filan diyemez, bu iş söner biter.
AHMET HAKAN: Olur mu o zaman askerler Erbakan’dan çok Tansu Hanıma kızıyorlardı.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Doğru fakat onların da ihtiyacı olan irtica görüntüsü lazım. Hiç kimse de herhalde hanımefendiye irtica filan diyemezdi. Böyle düşündük ve bu oluştu, böyle olursa Sayın Çiller Başbakan olursa biz bu bahaneyi ortadan kaldırırız ve hem darbecilerin hem de müdahalecilerin oyunlarını bozarız, hükümetimiz kaldığı yerden icraatını yapmaya devam eder diye düşündük. Böyle düşünmeyenler de oldu, içtihat farkıdır, bu belayı önlemek için bu yetmez, bu hükümet gitmeli diye düşünenler oldu. Sonunda olan oldu biz imzamızı attık, mücadelemizi yaptık. Bakınız o günlerde ben değerli dostumun verdiği fırsatla Kanal 6’ta bu işleri konuşuyoruz ve ben şunu söyledim, bu işlerin ilmi açıklaması var. Bu şu anda çıkarlarından yoksun kalan bir sermaye ve onun dış uzantılarının getirdiği bir iştir. Neticeye ulaşılmıştır.
AHMET HAKAN: Siz Erbakan, Tansu Çiller, bakanlar ordu içinde iki farklı cunta yapısının olduğunu biliyor muydunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Elbetti biliyorduk.
AHMET HAKAN: Bu bilgi sizi daha farklı tedbirler almanızı…
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Tedbirler aldık mesela Doğu Aktunga Egeye gitti. O bir tedbirdi. İrtibatı kesildi kendi silsile-i meratibi ile. Yani daha açıklanacak çok şey var. Biz de tedbirler alıyoruz bu arada tabii. Bütün bunların sebebi yine dönüp söylemeliyim, öyle irtica filan değildi. Nasıl olur da birden bire bir Başbakan yerine bir başka Başbakan gelince Aczmendiler yok oldu, şunlar yok oldu, buharlaştı uçtu.
AHMET HAKAN: Sizce asker 28 Şubat sürecinde gerçekten darbe yapabilir miydi? Buna ikna olmuş muydunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: 27 Mayıs’ı asker mi yaptı? Genelkurmay Başkanını hapseden bir darbe bu. Elbette ki olurdu, o tehlike vardı. Çevik Bir darbe yapamazdı. Çevik Bir’in ne öyle bir hazırlığı vardı, ne cesareti vardı, ne kadrosu vardı. Ama öbür grubun vardı. Hala da onların tamamen ayıklanmış olduğunu düşünmüyorum.
Bir tuğgeneral, bir orgenerali arıyor diyor ki, “Komutanım Güneydoğu’daki operasyonda bizim Alevi köyleri de bombalanıyor, buna engel olun diyor” cevap, “Bırak onları, onlar da yobaz bize çağdaş adam lazım” yani Alevici filan da değildiler yani.
AHMET HAKAN: Erbakan’ın vefatından sonra cenazeye gösterilen ilgiye baktığımızda Saadet Partisi’nin de az çok oyları var. Bu oylar nereye gider? Bir birleşme, bütün partilerin bir araya gelmesi projesi sizin açınızdan devam edecek mi?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben Hocamızla hastanede görüştüğümde şöyle bir şey söyledim, Hocam siz birkaç yıl önce beni çağırdınız Doğru Yol Partisi genel başkanı olmalısınız diye ısrar ettiniz. Ben de Hocam böyle bir şey yok nereden çıkardınız dedim. Şimdi bakınız oldu acaba bu keramet miydi? dedim. Gülümseyerek, “Bilmeden keramet göstermişiz” dedi. Ayrılırken gözlerime derin derin baktı, “Namık Kemal, vatan ve memleket tehlikede, vatan ve memleketi kurtarın” dedi. Dışarı çıktığım zaman yanımda Şevket Kazan Bey vardı, ağlıyordu. Biz böyle bir
AHMET HAKAN: Efendim çok teşekkür ediyorum.