Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Ülke TV’de Turgay Güler’in “Sıra dışı” programında soruları cevaplandırdı: ( 03.03.2011 )

“Atatürk bir demokrattır”

“Atatürk, milli mücadeleyi yürütmek üzere Anadolu’ya geldiği zaman ordu kurmakla işe başlamadı, kongrelerle işe başladı. Sonra Ankara’da halkın gücüne ve iradesine dayanarak, bir milli mücadele yürütmek istediğini ortaya koydu. Böylece hedefinin demokrasi, inancının demokrasi olduğunu ortaya koydu.

( DP Basın Merkezi – 3 Mart 2011)- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Ülke TV’de, Turgay Güler’in “Sıra dışı” programında soruları cevaplandırdı

TURGAY GÜLER: ‘28 Şubat bin yıl sürecek dendi ama bugün itibariyle 28 Şubat süreci tamamen sona erdi. Bunu bir köşeye koyalım ama 28 Şubat bin yıl sürmeyecek ama konuşmamız, tartışmamız, meseleye bakış açımız devam edeceğe benziyor. Bu akşam 28 Şubat’ın bir başka mağdurunu konuk ettik Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek Hoş geldiniz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sağ olunuz efendim. Hoş bulduk.

TURGAY GÜLER: Bugün için belki daha da ön plana çıkan sıfat şu olmalı Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek ama 28 Şubat ile birlikte de başlayacağımız için o sıfatı da 28 Şubatın mağduru diye kullandık bizi bağışlayın. Öncelikle hayırlı olsun diyelim Genel Başkanlığınız. Demokrat Parti gibi köklü bir parti de kırat süvarisi sizsiniz. Bu akşam 28 Şubatı konuşacağız ama şuradan başlayacağız, 28 Şubat sürecinin köklerine ineceğiz yani 97 den çok gerilere 1930lara kadar gideceğiz oralarda arayacağız. Atatürk’ün demokratlığı ve İnönü meselesine bakacağız tek parti zihniyeti CHP zihniyeti 28 Şubat ve CHP zihniyeti o derinlerden başlayıp günümüze kadar geleceğiz. Evet, Atatürk’ün demokrasi anlayışıyla başlayalım isterseniz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet, önce ben delillerimi söylemeliyim. Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı dönemince, özel kalem müdürü ve genel sekreter olarak görev yapmış olan, Atatürk son nefesini verinceye kadar en yakınlarında bulunmuş olan Hasan Rıza Soyak’ın hatıraları yayınlandı. Çok önemli bir kaynaktır. Yani birinci tanıktan alarak söylüyorum. 85 hafta gerçek Atatürk’ü anlatmak için TRT’de program yaptım. Her hafta yarım saat. Başka bir kanalda bunu devam ettirdim. Bunun yanında Atatürk’ün okuduğu kitaplar başta olmak üzere Atatürk ile ilgili birçok konferanslar verdim, konuşmalar yaptım, üniversitelerde dersler verdim. Hatta liselere gidip orada da dersler verdim. Kendimi adam akıllı bir Atatürk uzmanı olarak görüyorum. Ben Atatürk’ün gerçeğini ortaya koymaya çalışıyorum. Yoksa 1938’den sonra icat edilmiş, adına Kemalizm denilmiş, boyutları çizilmiş, başkalaştırılmış ve dönüştürülmüş bir Atatürk’ten değil. Olduğu gibi Atatürk’ten, neyse o, onu anlatmaya çalışıyorum. Yıllardan beri yapmak istediğim ve yapmakta olduğum da bu. Şimdi sorunuza bu çerçeveyi çizerek cevap verelim.

“28 Şubat Kuran-ı Kerim’i hedef almıştır”

TURGAY GÜLER: O’na şüphe etmiyoruz zaten.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Siz şüphe etmiyorsunuz ama izleyicilerden olabilir. Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek gelmiş, bize Atatürk’ü anlatıyor diye. Atatürk’ün gerçek takipçisi Celal Bayar’dır. Celal Bayar gerçekte Atatürk’ün en yakını ve sırdaşıdır. Atatürk’lü dönemler boyunca iktisat vekili olarak Atatürk döneminde, ekonomik başarıların asıl yöneticisi Celal Bayar’dır. Mesela İş Bankası’nı kuran da yine bildiğiniz gibi Celal Bayar’dır. Celal Bayar aynı zamanda Atatürk’ün son başbakanıdır. Ölümünden bir yıl önce, Eylül 1937’de, İsmet Paşa’yı kesin olarak artık yanından uzaklaştırmış, tasfiye etmiş, İsmet Paşa’nın bütün etkilerinden devleti kurtarmak istemiş ve yerine bir sivil kişi koymuştur. Bu da Celal Bayar’dır. Demokrat Parti bu anlamda Atatürk’ün demokrat devamıdır. Çünkü Atatürk bir demokrattır. Önce tabiat olarak demokrattır Atatürk.

Çok olay var ama bir olayla anlatalım. Atatürk döneminde tabii o yıllar sıkıntılı yıllar ve sigara tiryakileri, o zmanki tabiriyle türün çekenler, sigara kâğıdı bulmakta zorlanıyorlar, çünkü dışardan geliyor. Türkiye’de sigara kâğıdı üretilemiyor. Vatandaşın birisi bir köy kahvehanesinde bir gazete alıyor, tütün tabakasını çıkartıyor, koyuyor ve tabii yakınca da kâğıt tutuşuyor. O kızgınlıkla da kime kızacak, elbette ki Türkiye’nin birinci adamına kızacak, yurttaş kime kızar. Sigarası yanmayan da ona kızacak, yolu çamurlu olan da ona kızacak ve kızgınlığı ileri götürüyor ve küfür ediyor, ağzına geleni söylüyor o kızgınlıkla. Orada bulunan insanlar da zabıt tutuyorlar ve mesele karakola intikal ediyor. Ama bu yurttaş hakkında Cumhurbaşkanına hakaretten dava açılabilmesi için, Cumhurbaşkanı’ndan izin alınması gerekir, hala da öyledir. Atatürk’e kadar gidiyor, izni almaya gelen kişiye diyor ki; ‘sen hayatında hiç tütünü sigara kâğıdına sararak içtin mi?’ diye soruyor. ‘Hayır, içmedim efendim’ diye cevap veriyor. Atatürk, ‘Ben içtim, pek berbat bir şeydir. Vatandaş haklı az bile söylemiş. Bırakın zavallıyı gitsin, ne dava açması’ diyor.

İşte bu demokrat tabiattır. Atatürk’ün bu demokrat tabiatını ve insana yaklaşımından daha çok örnekler vardır ama şimdi aklıma geldi onu da söyleyeyim. Sakarya savaşı günlerinde cepheyi dolaşırken bir zabitin nefere bağırdığını görüyor. Gidip “neden kızdın nefere?” diye soruyor. ‘Efendim matarasındaki su ile abdest alıyor, o su lazım olacak biraz sonra’ diyor. Su bulmak kolay mı? Atatürk zabıtaya, ‘mataranı ver’ diyor ve neferi çağırıyor. Atatürk su döküyor ve nefer de abdest alıyor ve diyor ki biraz sonra savaşacak ve belki de Allah’ına kavuşacak Allah’ın huzuruna abdestsiz gitmek istemiyor, niye saygı göstermiyorsunuz? diyor. Şimdi bu haberin cephede yayıldığını düşünün nasıl savaşır o asker bir bunu düşünün, bir de 28 Şubat dönemlerinde Kuran-ı Kerim’i sanık sandalyesine oturtmaya çalışan 28 Şubat zihniyetini ve o dönemin sivil kanadını düşünün. Bahsettiğim Refah Partisi’nin kapatılma davasında esas hakkında ki mütalaa da doğrudan doğruya Kuran-ı Kerim Ayetleri hedef alınmıştır ve sanık sandalyesine kutsal kitabımız konulmaya çalışılmıştır.

TURGAY GÜLER: Ama Atatürkçülük adına yaptılar bunu.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Başörtüsü düşmanlığını da Atatürkçülük adına yaptılar. Hâlbuki Atatürk’ün kadın kılığıyla ilgili hiçbir yasası yoktur. Ben bunu söylüyorum ve meydan okudum birçok televizyon programında vardır diyen varsa çıksın karşıma yine bu kitaptan bir gün Afganistan kıralı Türkiye’ye geliyor ve dönüşünde, bir takım dönüşümler yapmak isterken bir de kadın kılığıyla ilgili bir yasa çıkarıyor yani işte peçelerin açılması, vurukların atılması falan. Hasan Rıza Soyak’ta günlük raporunu verirken efendim bir de böyle bir şey var yasa çıkartmış. Atatürk’ün cevabı ‘Eyvah gitti adamcağız’ ben buna kaç defa söyledim kadın kılığına karışma, karışılmaz çünkü bu iş çok sırlarla dolu bir hadisedir insan ruhunun çok gizemli yerlerinden birisidir kadın meselesi ve erkeğin kadına bakışı. Dolayısı ile kadın kılığını karışılmaz dedim ama demek ki beni dinlememişler. Atatürk’ü dinlemeyen sadece o değil ki kendisine Atatürkçü diyen birçok insan hala var. Şimdi düşünün ki benim hiç hazmetmediğim ama hazmetmesem bile, karşı olsam bile ben elbette ki demokrat bir insan olarak, Demokrat Parti genel Başkanı olmadan öncede elbette ki demokrat bir insan olarak AKP’nin kapatılma davasında verilen karara itiraz eden kapatılmamalıdır diye yazı yazan ve itiraz eden bu yanlış bir karardır diye itiraz eden yazılar yazdım. İtirazım neydi? İnsanların inançlarının gereğini, yani nasıl inanıyorlarsa. İslam’da başörtüsü vardır yoktur meselesi sizin yada benim tartışacağım bir konu değil din alimleri tartışırlar. Ama inanan için vardır.

TURGAY GÜLER: Burada da söyle bir problem var değil mi? Mesela bunu söyleyenler Allah ile kul arasına girmeyin diyor. Şimdi kul kitabı açıyor ve bu kitap bana kağan diyor. Allah bana kapan dedi diye anlıyor. Bitti.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bitti. Öteki de bende öyle değil de böyle anladım diyor. O da bitti. Yani biz ne karışırız. Dolayısı ile başkaları ne karışır buna ve o iki insan birbirlerine ne karışır ki. Çünkü bu insanın inanç meselesidir. Bir insan örtünmeye inanıyorsa inancını gereğidir. Teferruat diyorsa oda inancının gereğidir. Bütün bunlar tartışılacaksa âlimler tartışır.

TURGAY GÜLER: Amarullah Han’a ne oluyor?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: İki ay sonra gidiyor. Çünkü Atatürk bir dâhidir ve bunu görüyor. Yani şöyle söyleyeyim o dava da AKP’yi iddia ve cezalandırma gerekçelerinden birisi gerekçeli hükümde yazan AKP laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı olmuştur un delili başörtü özgürlüğü ile ilgili çıkartmaya çalıştıkları yasalardır. Çıkaramadılar ama çıkarmaya çalıştılar bizde çıkarmaya çalıştık. Mesela Adalet Partisi iktidarlarında böyle bir mesele yoktu Anavatan Partisi iktidarımızda böyle bir mesele oldu bizde bunu ortadan kaldırmak için iki tane yasa çıkardık. Biz de çıkardık yani. Çıkardık ama olmadı yani yapamadık yani bu tuhaf bir şey.

TURGAY GÜLER: Bugün bakıyoruz mesela rektörler artık ses çıkartmıyor bir kanun düzenlemeye de gerek yok yani üniversite ye giden öğrenci başını kapatıp giriyor açıkta giriyor. Bir şeyde olmuyor girince. Zaten şu anda kimsenin gündeminde de yok. Olmuyor ama bu ortam bu konjonktür böyle olduğu için olmuyor. Hep şunu diyorlar ya Özal kaşıdı, Erbakan kaşıdı, Erdoğan kaşıdı bunların hiçbiri de kaşımadı yani böyle bir talep oldu özgürlüklerin önü kesildi ve mecburen bu talebi de çözmek için bunu konuşmak gerekiyor kaşımak değil. Bu ayrı bir mesele ama şunu sormak istiyorum nedir bu karşı çıkış?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bu işin kökeni şu; Türkiye’de bir zihniyet vardır ki bu zihniyetin en bariz ortaya çıktığı dönem Avrupa’da faşizmin ve Nazizm’in yaygın ve itibarda olduğu 1930lu yıllarda yani Almanya’da Nazizm var ırkçılığı kutsallaştıran ve bunun üzerine totaliter diktatörlük ideolojisi inşa eden yani insanların her şeylerini her alanlarını düzenlemeyi kendilerine hak olarak bilen totaliter ve otoriter kafalı insanların meydana getirdiği bir rejim buna benzer İtalya da ırkı değil de devleti kutsallaştıran tek kutsal bilen herşey devlet içindedir, devlet ne isterse o olur esası budur faşizmin. Nazizm ile faşizmin de farkı budur. Birinde ırk diğerinde devlet birinci kutsaldır. Bu ikisi buna benzer başka rejimler dünya da akımlar e bu akımların Türkiye’ye yansıması oldu. Sovyetler Birliğinde de bir başkası sınıfı kutsallaştırarak başlayan bir başka totaliter diktatorya var böyle bir dönemde madem ki herkes böyle bizde böyle olalım diye düşünüp. O zaman ki tek parti olan CHP’nin genel sekreteri Recep Peker Avrupa’ya gidiyor ve uzun zaman kalıyor. Onun Avrupa’ya gidişi ve bu seyahatin devlet kesesinden ödenmesi falan dönem tartışmalar yol açıyor. Kim ödüyor bunları falan gibi ama önemli olan o değil çok daha önemli olan başka bir şey var o gidiyor ve inceliyor çok da seviyor çok da beğeniyor ve uzun bir rapor hazırlıyor Türkiye de böyle bir rejim kuralım ve başta milli bir şef olsun bir parti olsun ve her şeyi buna göre tanzim edelim ve ebedi bin yıl sürecek hitler de öyle diyor ya bin yıl sürecek Alman hegemonyası, bu bin yıl güzel bir şey bin yıl sürecek 28 Şubat falan bu bin yıl önemli mistik bir tarafı var bunun. Bin yıl sürecek bir rejim kuralım diye bir proje hazırlıyor o zaman ki CHP genel başkan vekili çünkü esas başkan Cumhurbaşkanının kendisidir o denemde genel başkan vekili ise başbakan ismet paşadır. Oda bu kâğıtları bu projeyi teknik olarak imzalıyor yani onaylamış oluyor fakat Atatürk bu kâğıtları alıyor akşam okumaya başlıyor ve sabaha kadar uyamıyor bu kâğıtları bitiriyor ve sabah olduğunda Hasana Rıza Soyak’ı çağırıyor.

TURGAY GÜLER: O kızgınlıkla.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Çok kızgın birde uyumamış gece. Diyor ki kim bu zorbalar. Anlamıyor tabi. Anlamadım efendim diyor. Kim bu zorbalar diyorum diyor. Kim Türkiye’ye böyle bir rejim getirmek isteyenler. Atatürk hitler de ve mussolini den nefret ederdi.

TURGAY GÜLER: Şimdi burada bir parantez açalım. Bu anlatılanlar hikâye değil, yorul değil, bu kaynağından anlatılan meseleler sakın ola ki Sayın Zeybek çıktı yorumluyor gibi bir algıya kapılmayın.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: İsterseniz gösterebilirim. Hatta bakınız burada ki kitaplardan özetleyerek söylüyorum. Bu Hasan Rıza Soyak’ın Atatürk’ten hatıralı. Bütün bunlar anlatılıyor hatta devamı da var kitabın içinde ama tabi okursam sıkıcı olur özetlersem sıkıcı olmaz. Burada anlatılan şu hangi zorbalar paşam diye sorum daha sert ve yüksek efendi sen dün akşam bana getirdiğin kâğıtları okumadın mı genel sekreterine soruyor. Biraz okumuştum paşam diye devam ediyor. İşte ondan bahsediyorum ve diyor ki bütün kuvvetlerin hepsinde toplayan tek partiyi ve dolayısı ile devletin memleketi kendi başlarına idare edecek olan yüksek meclis azasını bu zorbalardan bahsediyorum diyor ve şunu söylüyor, görüyorum ki en yakın arkadaşlarımız bile bizi anlayamamışlar kim bunlar? İsmet paşa, Recep Peker. Bizi anlayamamışlar biz Türkiye’de öyle bir rejim hedefliyoruz ki dünyada ki gelişmeler karşısında artık yandaşının olmayacağını tahmin ettiğim hanedanlığı geri getirmek isteyenler bile Türkiye’de siyasi parti kurabilmelidirler biz böyle bir rejimi hedeflerken arkadaşlarımız en iyiyi düşünüyorlar şimdi şöyle düşünebilir insanlar Atatürk’ün yanında ki insanlar nasıl farklı düşünür bir mücadele içine girmiş insanlar farklı düşünürler farklı yaşarlar mesela Atatürk’ün en fazla itibar ettiği kişilerden birisi Mareşal Fevzi Çakmak’tı ve ordusunu emanet etmişti hem genelkurmay başkanıydı, ölümüne kadar genelkurmay başkanıydı onun Cumhurbaşkanı olmasını hem söylemişti talimat vermişti ve bence de vasiyet etmişti. Bunun da kaynakları var. Ama mesela Atatürk klasik anlamda dindar yaşayan bir adam değildi. Akşamları bir iki kadeh rakı içtiğini de biliyoruz. Ramazan geceleri içmiyor kutsal geceler içmiyor onun dışında akşamları içiyor.

TURGAY GÜLER: Ne yapalım yani ister içer ister içmez.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: başka bir şey var ama hiç hayatında içmeyen 5 vakit namazını kılan eli tarikatta küçük Hüseyin efendinin müritlerinden olduğunu herkesin bildiği Mareşal Fevzi Çakmak ’ı da ordusunun başında tutuyor ve Mareşal’in geldiği akşamlar adeta resmi karşılama oluyor ve sıkı sıkı tembih ediyor. Mareşal böyle şeylerden hoşlanmaz sakın içki isteyenlere içki getirmeyin sofraya sakın içki falan koymayın diye tembih ediyor. Yani Mareşal’in hayat çizgisi bu, Atatürk’ün bu ikisi de mümin ama yaşama biçimleri farklı en yakın arkadaş olmalarına rağmen bu tabidir ama bunun dışında da belli ki Atatürk’ün yanındakilerden faşist kafalı, nazist kafalı. Bunlar çok anlaşılan sözler değiller. Otoriter totalitarizm benimseyen yani şu zihniyettir. Herkesin ne yapması gerektiğine biz karar veririz biz. Bizim istediğimiz kadar özgür olursunuz, biz seçkinleriz, biz sizi yönetmekle yükümlüyüz, biz öyle adamlarız ki biz nasıl istersek siz öyle düşüneceksiniz, nasıl istersek öyle konuşacaksınız. O zihniyet devam ediyor. Yani şu zihniyet biz seçkinleriz siz istediğiniz kadar bizden fazla okuyun, istediğiniz kadar bilimin fazla olsun, istediğiniz kadar çağı yakalama konusunda daha ileri gittiğinizi iddia edin önemli değil biz ki seçkinleriz biz yöneteceğiz sizi diyen totaliter zihniyet Recep Peker, İsmet İnönü ve devamı. Şimdi peki ne oldu? Atatürk İsmet Paşayı tasfiye etti ve Hasan Rıza Soyak diyor ki bu tasfiyenin sebebi işte Recep Peker’in getirdiği bu projedir. Atatürk kendisinden sonra ismet Paşa’nın Cumhurbaşkanı olacağından ve Türkiye’yi otoriter totaliter bir rejime sokacağından demokrasi hedefinden vazgeçireceğinden endişe ettiğinden bundan ötürü bir sivili demokrat zihniyette olduğunu bildiği Celal Bayar’ı Başbakan yaptı. Ondan sonrada ona benden sonrada da Mareşal Fevzi Çakmak’ı Cumhurbaşkanı yapın İsmet Paşa otoriter zihniyette bir insandır diye vasiyet etti diyor. Peki, ne oldu başka türlü oldu, tarihçi soruyor Celal Bayar’a İsmet Bozdağ diyor ki böyle bir vasiyeti var Atatürk’ün size İsmet Paşayı yapmayın Fevzi Çakmak’ı yapın dedi neden yapmadınız diyor. Evet diyor. Atatürk’ün böyle bir vasiyeti var, öyle bir talimatta verdi bana ancak ben yapmadım diyor çünkü yapsaydım İsmet Paşa çok hırslıydı Sovyetler birliğinde ki çatışmaya benzer bir çatışma doğardı Türkiye’de bu çatışmayı önlemek için Cumhurbaşkanlığını ona verdik diyor. Peki, ona bir şey diyemeyiz ama ondan sonrasına baktığımız zaman bir şey deriz evet 1938 den sonra Recep Peker’in projesi hayata geçirilirmiş bir takım ağır cezalar getirilmiş ve Türkiye’de gerçekten laikçi batıcı Atatürk döneminde daha çok milli tarihten kökenlenen bir ideoloji vardır. Ama İsmet Paşa ile birlikte batı klasiklerine ve kültürlerine yönelen ama totaliter bir ideoloji ve baskı rejimi meydana gelmiştir. Mili şef ama nasıl bir milli şef, ebedi bir Cumhurbaşkanı partinin ebedi genel başkanı yani değişme falan yok hayat boyu ve sonra 1946 ya gelindiği zaman dünya değişti faşizm gitti Nazizm gitti batı tipi demokrasiler kazandı ve son kalan totaliter diktatorya Türkiye'yi tehdit etti. Sovyetler birliği 25 yıllık ebedi dostluk ve saldırmazlık anlaşmasını imzalamayı ret etti, dolmuştu süresi. Satlin boğazlardan üst istedi (27:06) ve bütün bunlardan sonra batının da iki talebi oldu bir pazarlarınızı açın.

TURGAY GÜLER: Mecburen batıya dönmeyi konuşacağız ama buraya bir parantez açalım. Atatürk ve demokrasiyi konuşuyoruz ya Sayın Deniz Baykal CHP genel başkanıyken bu referandum sürecine girdiğimiz dönemlerde henüz daha genel başkan iken bir grup toplantısında yanılmıyorsam çıkıp işte siz bu anayasanın bu kanunların işte Cumhuriyetin bu anlamada mı kurulduğunu zannediyordunuz her şey demokrasiyle mi oluyor zannediyorsunuz benzer sözleri olmuştu. Şimdi Atatürk zaman zaman meclise tırnak içinde bu ifade efendiler ne yapıyorsunuz ne ile meşgulsünüz tabi ki böyle çıkacak neyi tartışıyorsunuz tarzı bazı olaylarda anlatılır bunu nasıl değerlendireceksiniz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bir tek olay vardır. Cumhuriyet’in ilanı buna benzer. Başka yok. Ama bir şeyi unutmayalım yani Sayın Baykal’da herkes de hatırlasın ki Atatürk milli mücadeleyi yürütmek üzere Anadolu’ya geldiği zaman ordu kurmakla işe başlamadı kongrelerle işe başladı Erzurum kongresi, Sivas kongresi sonra Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle halkın gücüne ve iradesine dayanarak bir milli mücadele yürütmek istediğini ortaya koydu ve böylece hedefinin demokrasi, inancının demokrasi olduğunu ortaya koydu. Hiç böyle yollara gitmezdi. Yani söz gelimi o mecliste ikinci grup gibi kendisini çok uğraştıran bir takım adamlarla uğraşmak zorunda kalmazdı hayır böyle yapmadı meclis kurdu ve meclisten yetki alarak mesela başkomutan olması için meclis baskı yaptı meclisten geçişi yetkiler aldı oylama ile aldı onları ve o yetkileri aldığı zaman neler konuşuldu neler söylendi. Dolayısı ile Atatürk devrin şartların da, milli mücadele şartlarında bile halkın daha demokrasiye çok yatkın alışık olmadığı o dönemlerde bile halkı demokrasiye alıştırmak amacına da yönelik olarak meclis kurdu. Demokrasi ile oldu bütün bunlar, meclis ile oldu. Mecliste insanlar düşüncelerini söylüyorlardı ve Atatürk de çıkıp düşüncesini söylüyorlardı.

TURGAY GÜLER: Atatürk’ün batı çalışma grubu var mıydı?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Atatürk’ün böyle bir şeyi yok Elhamdülillah. Ama Atatürkçüyüm diyenlerin var. Atatürk’ü kullanmaktan bahseden, Atatürk’ten başka kullanacak neyimiz var ki diyenlerin var batı çalışma grupları.

TURGAY GÜLER: 28 Şubata dair bir takım belgelere de var Sayın Namık Kemal Zeybeğin elinde ama insanın kanı donuyor o yüzden onları bir başka sefer bıraktık. Siz açıklamak isterseniz tabi ki ama kanı donuyor insanın yani.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Açıklamak istemeyişimin sebebini size söyledim. Yani yargılanmakta olan bazı insanlarla ilgili olarak onları sıkıntıya sokacak belgeleri açıklamak istemediğim için açıklamak istemiyorum ama isimler vermeden elbette ki yaklaşımları tipleri tek tek anlatırız. Şimdi şöyle dönüş yaparsak İsmet Paşa batıya yanaşmak zorunda kaldığından onlara göstermelik olarak demokrasi benzeri rejim göstermek gerektiğinden bir muhalefet partisinin kurulmasına izin verdi. Ama nasıl izin verdi tüzüğü kendisi onayladı yani Demokrat Parti kuruluyor ama Demokrat Partinin tüzüğünü onaylama yetkisini kendisinde görüyor yani bir muhalefet ama majestelerinin muhalefeti, şefin muhalefeti idi. Fakat olaylar başka türlü gelişti, dünya başka türlü gelişti ve sonunda Demokrat Parti ortaya çıktı. Halkın büyük bir çoğunluğunu aldı. Hiç beklenmiyordu bu, birden bire yani o köşkte oturanlar onun etrafındakiler efendim bunlar bir şey alamaz falan dediler 1946 bir tiyatro oynandı oynana tiyatro şuydu açık oy gizli tasnif yani getiriyor Demokrat Partiye oy verdiğini gösteriyor vatandaş kime gösteriyor oturan orda görevlilere ve jandarmaya gösteriyor diyor ki ben Demokrat Parti’ye oy veriyorum sonra onu zarfa koyuyor sonra onu alıp gidip kendileri sayıyorlar buna da demokrasi diyorlar 1946 da. 1950 de artık bu kadarını yapamadılar çünkü halkın baskısı artık çok şiddetli geldi ve Türkiye demokrasiye geçti ama nasıl geçti. Hangi demokrasiye geçti. Ve biz hala hangi demokrasiye geçmiş durumdayız bunu anlamak için küçük bir örnek tüzüğü götürüyor Celal Bayar İsmet Paşa’ya cumhurbaşkanına diyor ki bu tüzükte siz terakkiperver fıkrada olduğu gibi din ve vicdan özgürlüğünü tanıyoruz dediniz mi? Celal Bayar diyor ki hayır. Biz onu koymadık biz laikliğin güvence olduğunu yazdık. İyi o zaman konuşma bu aralarında yani din ve vicdan özgürlüğünü koyuyor Celal Bayar ama başka türlü ifadelerle koyuyor, dolaylı ifadelerle koyuyor. Nasıl olsa laikliğin tanımında bu var. Laikliğin tanımlarında birisi din ve vicdan özgürlüğüdür yani devletin ve dinin birbirinden ayrılması dinin devlete devletin dine karışmasıdır. Bizde öyle değildir ama tanım o şekildedir. Bizde devlet dini tanzim eder karışır vs. ve diyanet işleri başkanı da hala bir bakan tayin eder bize buna da laiklik deriz. Ne demektir yani bir bakanın tayin etmesi niye koskoca bir camianın reisini, diyanet işlerinin reisini bir bakan tayin etsin böyle bir şey olur mu ne yazık hala bizde böyle. Bizim bu konuda teklifimiz var onu da söyleyeyim biz özerklik istiyoruz. Diyanete özerklik istiyoruz ve din amaçlı vakıflarında diyanete devrini istiyoruz. Yani Adalet Partisini Cumhurbaşkanı adayı ordinaryüs Profesör Doktor Ali Fuat Başgil’in bir projesi ve anayasa teklifidir. Türkiye artık buraya gelmiştir diye düşünüyoruz. Bizim siyasi projelerimiz içinde buda vardır bunu da söyleyip geçelim. Geçelim ama Türkiye bu noktaya kolay kolay gelmedi ve daha da gelmesi gereken birçok noktalar var. Şimdi 1950 ve 1960 arasında vesayet altında bir demokrasi vardır kimin vesayeti İsmet Paşa CHP ve onun bürokratik kadrolarının, bürokratik uzantılarının o bürokratik CHP siyasi CHP’den her zaman daha güçlü olmuştur.

TURGAY GÜLER: Şunu anlayamıyorum ben hep karşıma aynı soru çıkıyor ben yine size aynı soruyu sorayım. 28 Şubat sürecinde siz de hatırlarsınız mesela Anavatan Partisi genel başkanı Sayın Mesut Yılmazın bir lafı vardı “8 yıllık kesintisiz eğitim siyasi hayatıma da mal olsa biz bunu çıkartacağız” hatırladınız mı? Dönelim CHP’ye, İnönü’ye şimdi halk Demokrat Parti’yi seviyor en basiti ile söyleyelim genel başkanları miting meydanına çıkınca Maşallah diyor, elhamdülillah diyor falan. Halk bunlara teveccüh ediyor İsmet Paşa’nın derdi ne? Din ve vicdan özgürlüğü noktasında neden itiraz eder? Ezan tartışmalarına girelim adına söylemiyorum ama nedir dert?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim, dert şudur; halkın serbest bırakılması halinde halkın Türkiye’de bütün bu dini gelişmeler sonucunda din devletine kadar gideceği korkusu vardır. Bu samimi bir korkudur. Ama bu samimi korkularla işin içine girdiğiniz zaman demokratik zihniyetten adım adım uzaklaşırsınız yani önce şunu sormak lazım siyasi çözümlemenizde ve siyasi projenizde temel imanınız ne siyasette de iman olur mu? Evet siyasette de olur iman hatta bilimlerde de olur iman yani fizik biliminin imanı da vardır bunlara temel postırat diyorlar maddenin sakımı prensibi yada geometri biliminin imanı iki nokta arasından geçen en kısa yol bir doğrudur. Başka biride diyor ki hayır doğru değildir eğridir oda onun imanı ayrı bir geometri ortaya konuyor çünkü kâinatta doğrular yoktur eğriler vardır. Doğru dediğiniz doğru fikrine en yakın olan eğridir, güçler her şeyi eğritir falan. Yani dolayısı ile demokrasiye inanmak demek halkın iradesine inanmak demektir. Yani eğer demokrasiye inanıyorsak halkın çoğunluğu karar verdiği zaman o azınlığın hukukuna, azınlığın haklarına azlığın yaşama haklarına insan hak ve özgürlüklerine zarar vermiyorsa ki özgürlükler başkasının özgürlüğüne zarar noktasında sınırlanır. Ben elimi sallaya bilirim ama bu elim size tokat vurmaya kadar gelirse sallayamam çünkü orada biter benim özgürlüğüm dolayısı ile önce bir inanmak lazım yani halkın iradesi doğrudur ne olursa olsun buna inanacaksınız yani ama demokrasiye inanmıyorsanız o ayrı bir kavramdır

TURGAY GÜLER: Yarın bu toplum dedi ki biz dini falan bıraktık Müslüman da değiliz bu camilerde boşunadır kapatın gitsin yok mu diyeceksin? Bunu şu anlamada söylüyorum yani halka demokrasi böyle bir şey değil midir? Halk ne istiyorsa o değil midir yani?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Eğer bir gün Allah etmesin insanlar Türkiye’de camiye gitmez hale gelince devlet camiye gideceksiniz diye zorlayamaz. Ama gitmek isteyene de, cem evine de gitmek isteyene de yada başka bir yere gitmek isteyene de bir Rufai ayine, bir Nakşibendi hatimesine, bir kadir-i devranına Rufai burhanına gitmek isteyene kimse sen bunun neden yapıyorsun diyememeli. O zaman birileri kendilerini başkalarının hayat biçimine tanzim ile görevli sayıyorlar demektir.

TURGAY GÜLER: Ama Atatürk’ün tekke ve zaviyeler kanunu var.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Var bu kanun. Peki, Atatürk’ün döneminde yani 1924’den o Şeyh Said isyanı ve benzeri bazı tarikatlara dayalı gibi görülen isyanlardan ötürü tekke ve zaviyeler kapatıldı doğrudur. Tekke ve zaviyelerin kapatılması ile ilgili yasada şimdiki ana yasamızın asla değiştirilemez maddeleri arasına koyuldu. Mesela şapka giyilmesi ile ilgili yasada böyledir. Şapka takmıyorsanız sizde anayasaya aykırı hareket ediyorsunuz.

TURGAY GÜLER: Devlet memuru değilim.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Devlet memuru değilseniz size kimse bir şey diyemez.

TURGAY GÜLER: Dün akşam Hasana Celal Güzel anlattı dönemin genelkurmay başkanı İsrail’e gidiyor sivil kıyafetle ama şapkası yok dava ettim onları diyor. Nuh Mete Yüksel’e suç duyurusunda bulunmuş. Geldiler beni alıp götürdüler diyor.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi bakınız İzzettin Doğan hocamız cem vakfı genel başkanı anlattı bende yazdım anlattığı şu kendisi Galatasaray lisesinin sekizinci sınıfındayken Hamdullah Suphi Tanrıöver ben onu tanıdım Atatürk’ün Milli Eğitim bakanıdır, Atatürk’ün en yakınlarındandır, istiklal marşını o güzel sesi ile okuyan o görkemiyle okuyan kişidir. Türk ocakları genel başkanı olarak ayrıca ben Türk ocaklarında onun sohbetinde bulunmak şerefine de eriştim. O Galatasaray lisesine gittiği zaman şunu söylemiş; ben gaziye dedim ki gazi paşa bir dergâhlarımız vardı onları da kapattınız biz ne yapacağız Atatürk’ün cevabı haklısın biz o zaman öyle gerekiyordu kapattık şimdi sonra şartlar değişir sizde açarsınız bir delil size. İki ben Hikmet Çetin’e sordum birlikte Türkistan coğrafyasındayken o zamanlar dış ilişkiler bakanıydı ben de Sayın Demirel’in baş danışmanı ve büyükelçiyim o coğrafya da birlikte etkinliklerimiz vardı. Bir sohbette dedim ki yani dünya bu hakle gelmiş Türkiye toplumu gelişmiş demokrasi inkişaf etmiş 1992 siz hala tekkelerin dilimiz alışmış tekke ve zaviye diyoruz aslında dergâhların demek lazım zaviye artık yok. Tekke diyelim, siz hala tekkelerin dergâhların kapalı olmasına ve bunun bir yasak konmasına ne diyorsunuz dedim. Dedi ki bu yanlış ama biz Ecevit ile konuştuk oda İsmet Paşa ile konuştuğunu, İsmet Paşa’nın da Atatürk ile konuştuğunu ve hepsinin yani artık bunlar günü gelince açılır, açılmalıdır dediklerini, açılmak dediği serbest bırakmak yoksa merasimle falan açılacak bir durum değil. Serbest bırakılması gerektiğini söyledi neden şah kulu dergahının vakfiyesinde şah kulu dergahına yada karaca Ahmet sultan dergahına vakfedilmiş mallar neden gasp edilirde hala devletin elinde olur günah değil mi yani niye onlara devir edilmez mesela.

TURGAY GÜLER: Bir de mesela yanlış anlaşılmasın bugün söyleyeceğim bu kavram başka anlaşma geliyor ama buralar bir sosyal tesis aynı zamanda, kültürel tesis yine yanlış anlaşılmasın kıraathanesi var. Kitap okuyorlar, muhabbet ediyorlar, sohbet ediyorlar, sorunlarını paylaşıyorlar yalnız zikir çekilen sadece kuran okunan gibi algılana ya da işte semah dönülen gibi yerler değil herhalde.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bektaşi nefesleri halk musikimizden çıkartırsanız geriye ne kalır ya da Mevlevi ayinlerinde okunan besteleri klasik musikimizden çıkartırsanız geriye ne kalır bunlar bizim irfan ocaklarımızdır. Mesela Atatürk Mevlevi ayinlerini gördükten sonra, bu kitaplarda var ben bilseydim böyle olduğunu hiç kapatır mıydık diyor. Bir nokta önemli Atatürk diyor ki Konya’ya gittiğinde bir Mevlevi ayinini kendisine gösteriyorlar ve diyor ki biz diyor böyle olduğunu bilseydik hiç kapatır mıydık oraları diyor. Yani açın diyor aslında. İsmail Hakkı Tecce den alınmış aynen okuyacağım. Tekke ve zaviyeler 1925 yılında kapatılmıştı. Buna karşılık Atatürk 1931 yılında gittiğimiz Konya’da Mevlevi ayinlerini görmek istedikleri için Mevlevilerin ayin davetini kabul etmişler yani kapatılmış aslında ama yapılıyor. Atatürk gidiyor ama bugün kendisine Atatürkçü diyenler şu benim konuşmamdan ötürü çıldırmışlardır herhalde çünkü Atatürkçü değiller. Onların Atatürk ile ilgili bildikleri anladıkları doğru değil çünkü. Biz delilli konuşalım Mevlevilerin ayin davetini kabul etmişler ve oraya giderek bütün ayinleri dikkat ve hayranlıkla seyretmişlerdi ayinlerin sonunda bir Mevlevi sütunlardan birine dayanarak davudi sesiyle çok güzel bir semai okudu bu semai okuyanın çok gür ve davudi sesi ortamın loş ve mistikliği içerisinde hepimize çok etki etmişti Atatürk’te salonda ki bu mistik sesten çok etkilenip duygulanmıştı. Atatürk çok hisli, çok duygulu bir adamdı, ağlardı Atatürk. Ayinler bitip salondan ayrılırken Atatürk ne yazık ki biz bu ibadet yerlerini ve kuruluşlarının kapattık. Ne yazık ki ama bir amaç uğruna yaptık amaç o güne mahsustu. Halkı kandıran din adamlarından zavallı vatandaşları kurtarmak için yaptık keşke her dini hareket böyle ulvi olsaydı biz tekkeleri kapatabilir miydik. Niye çünkü tekkelere ve tarikatlara bahane ederek dayanarak isyanlar olmuştu o zaman çünkü cahildi onlar. Sonra diyor ki bunlara bakmak lazım ülkemizin her tarafında bulunan eski eser ve uygarlıklarımızın ilmi olarak bakımı ve korunması gereklidir. Bu kitap ne midir? Atatürk’ün koruması Yurdakul’un anıları ve derlemeleridir ondan Atatürk’ün koruma memuru Yurdakul Yurdakul. Ve bunu oğlu yayınlıyor. Hemen burada başka bir şey var Atatürk her yıl Çanakkale şehitlerimiz için bir mevlidi şerif okuttururlardı. O bir zihniyettir ki devam edip gider, İsmet paşa sembol isimdir. İsmet paşa olmasaydı Recep Peker olurdu, başka birisi olurdu yani orada demokrasiyi içine sindirmekle sindirememek arasında ki ince çizgiden bahsediyoruz ve netice şuydu evet mesela bir zat vardır bizim Cumhuriyet tarihimizde ve Osmanlı tarihinden başlayarak önemli bir zat ….. (saat 22 :43) bir din adamı elbette ki din adamı olarak da kendi din anlayışına göre insanların öyle yaşamalarını isteyen bir insan bunu tebliğ eden bir insan ama döneminde bunun bazı sıkıntılar getireceği düşünülüyor ve kendisi Barla’ ya sürgüne gönderiliyor ama İsmet Paşa dönemlerinde hapis hayatı falan var bu arada Demokrat Parti gelince biraz rahatlıyor şimdi bir din adamı kalkıp Ankara’ya geldi ben onu yaşadım ben o zaman lisede okuyordum. Ankara’ya geldi İsmet Paşa kıyameti koparttı. İrticanın başı nasıl Ankara’ya gelir diye. Büyük bir hadise yani düşünün şimdi, yaşı 90 civarında bir insan o zaman üniversite öğrencileri 1960 öncesi yani darbe öncesinden bahsediyoruz üniversite öğrencileri o zaman kendisine bir şapka hediye ettiler yani zorluyorlar şapka giy diye onun başında kendi mahalli serpuşu var ben papaz değilim giymem falan dedi o da, oda cevabını verdi. Bu dönemde bir insanın kalkıp Ankara’ya gelmesi, itfaiye meydanında Beyrut palas diye bir otel vardı orada kalıyordu. Bende gazi lisesindeydim bize 100 metre mesafede bir yerdi. Duyuyorduk Osman Yüksek diye bir ağabeyimiz vardı o anlatıyordu. Ama şu hale bakın ki bir insanın Ankara’ya gelmesi bir hadise oluyor ve o dönemin Başbakanı Adnan Menderes İsmet Paşa’nın benim hala kulaklarımda o ses tonu İsmet Paşa’nın bir konuşmasını okudu bu konuyla ilgili ve şöyle dedi “ Aziz vatandaşlarım siz bu sözlerden ne anlarsınız” hakikaten çapraşık anlaşılmaz sözlerdi cevap verdi ona yani muhterem insanın Ankara’ya gelmesinin sakıncalı olmadığından ama o da yani daha dikkatli olunsa daha iyi olur gibi szöler söyledi şimdi bakınız neler yaşanıyor yani hep kısıtlama hep daraltma ancak böyle olursa demokrasi olur anlayışı ve bunun adına da demokrasi denildi sürüp gitti. Ama nasıl sürüp gitti. Aslında sürüp gitmedi 10 yıllık iktidar döneminde Demokrat Parti büyük iş yaptı, tabandan kalkınmayı başlattı özgürlükleri genişletebildiği kadar genişletti becerebildiği kadar bürokrat dokunun izin verdiği kadar fazla değil ama tabandan kalkınma ve Türkiye’de ağır sanayi hamlelerine başladı ve sonunda olan oldu bürokratik CHP ordu içinde bir darbe yaptı dışarıdakilerle ile iş birliğiyle anayasa profesörleri falan anayasa profesörleri hukukçular bu darbeyi onayladılar. Bunları iyi hatırlayalım. Hep aynı zihniyet. Ondan sonra ne oldu ordu içinde, orduyu ele geçiren önce ordu içinde darbe yaptılar orduyu ele geçirdiler.

TURGAY GÜLER: Bunlar önemli şeyler bir çırpıda söyleniyor ama önce ordu içinde darbe yaptılar meselesi bu ne demek?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ordunun bir hiyerarşi denilen bir sistemi var. En başta orgeneral Erdel Hun ve Genelkurmay başkanı komutanlar var o sistem dağıtıldı emekli olmuş bir kara kuvvetleri komutanı pijamasıyla İzmir’den getirildi genç subaylar cuntası böyle bir darbeye aldı ve o zatı genel kurmay başkanı, devlet başkanı sonra da cumhurbaşkanı yaptılar kendilerini de, önce kendi içlerinde bir 13 Kasım darbesi yaparak demokratik zihniyet yada adil olmak isteyenleri tasfiye ettiler 13 Kasım darbesiyle sonunda da kendilerini de tabi senatörler yaptılar ve iktidarı İsmet Paşa’ya teslim ettiler.

TURGAY GÜLER: Tabii senatör bin yıl sürer değil mi buda?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sürmüyor. Aslında başka bir şeyde var ve sürüyor. Nasıl sürüyor? Bu zihniyet devam ettiği için sonra bu Adalet Partisine karşı bu yine yapıldı 12 Eylül de yapıldı bu arada yine 12 Mart darbesi vardır. Yine aynı zihniyetin yaptığı darbedir ve sonunda 28 Şubata gelindiği zamanda bu darbelerin en fecilerinden biri olmak üzereyken efça olmak üzereyken feci oldu çok ağır ve çok tehlikeli bir darbe planlaması yani bu bürokratik CHP’yi de aşan onları da düşman gören böyle bir oluşum dışarlardan peyda olan bir oluşum ordumuz içinde 28 Şubat sürecinde darbe yapma hazırlıklarına geçmiş iken müdahaleciler ortaya çıktı müdahale darbesi post modern darbe modern darbeye karşı yani iki darbe birbirine karşı darbe kalsik darbenin başında Doğa Tulga adında bir zat orgeneral ve post modern darbenin de en bilgili bilinen isimlerinden birisi çevik bir onları söyleyebiliyoruz diğerlerini söyleyemiyoruz ve susuyoruz ve o dönem yaşandı 28 Şubat. Şimdi denilecek ki 28 Şubat bitti hayır bitmedi.

TURGAY GÜLER: Bitmedi mi? Ne oldu?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hayır bitmedi. 28 Şubat çok ilginçtir bütün bu darbelerde hep dışardan tezgâhlar vardır. 27 Mayıs ’tada, 12 Martta da, 12 Eylülde de zaten bizim çocuklar lafı var ya bizim çocuklar darbe yapmışlar 28 Şubatta da bizim çocuklar darbe yaptılar.

TURGAY GÜLER: Kimin çocuğu bunlar?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: 28 Şubatı yapan darbeciler dünyayı tanzim etmek dünyada bin yıllık bir düzen kurmak için bütün ülkeleri ele geçirmek isteyen, bütün ülkelerin kaynaklarına el koymak isteyen, bütün ülkeleri kendileri için uygun pazarlar haline getirmek isteyen global kapitalizmin, endüstri kapitalinin, silah kapitalinin petrol ve finans kapitalizmin meydana getirdiği gücün 28 Şubat döneminde hükmeden hüküm süren 54.üncü hükümetin olumlu icraatlarına karşı o icraatlarından duydukları rahatsızlık sonucunda gerçekleştirdikleri bir müdahaledir ve Türkiye’ye global kapitalizmin yeni liberalizm denilen uygulamalarını getirmek amacıyla yapılmıştır satranç oynanmıştır dönemin şartlarından yararlanılmıştır 54üncü hükümet tasfiye edilmiş ve bugün Türkiye’ye yeni liberalizm dayatmaları hakimdir her şeyi özelleştireceksiniz her şeyinizi satacaksanız yabancılara satacaksınız ülkenizin sosyal dokusunu dağıtacaksınız ülkenizde Müslüman azınlıklar meydana getireceksiniz Türkiye’yi biz istediğimiz gibi tanzim edeceksiniz asla devletiniz yatırım yapmayacak devlet yatırımı yapmak büyük günah her türlü devlet yatırımını ortadan kaldıracaksınız yeni liberalizm istedikleri budur yani dünya kapitalizmi çıkarları doğrultusunda bir ekonomik düzen kuracaksınız bunun sosyal düzenin kuracaksınız dediler bu oldu ve devam ediyor ben o zaman nasıl 28 Şubat bitti deyip sığ birinci perdenin 28 Şubatı yok artık ama arkada başka onların asıl patronları var ki onların istedikleri oldu izin verirseniz azcık siyaset yapayım biz bunun için geldik ve ortadan kaldıracağız.

TURGAY GÜLER: Eyvallah. Araya bir soyu sorayım. Bu zor bir soru nezaketen sorup sormama konusunda da endişe duymuyor değilim. Birinci Demirel ikinci Demirel 28 Şubat sürecine kadar olan Demirel birde 28 Şubat sürecinde ki sonrasında ki Demirel Demokrat Parti gereksiz ve herkes şapkasını alıp giden Demirel’i demokrasi mücadelesi veren biri olarak tanımlar ama 28 Şubata geldiğimiz zaman bambaşka bir Demirel ortadaydı hatta sizin o dönem partiniz gitti görevi dahi alamadı peki bu süreç içerisinde bu başkalaşım nasıl oldu?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: O’nu anlatayım bu güzel bir soru. Bu sorunun cevabı verilmeli galiba bu sorunun cevabını benden daha açık ve net veren ve verecekte kimse yok. Bu doğru bir sorudur. Bizim Sayın Demirel’e saygımız vardır. 4 yıl yanında baş danışmanı olarak çalıştım, kendisinin himayesinde büyük şeyler yaptık. Onlardan birini de siz gördünüz ve çok da güzel bir program yaptınız Hoca Ahmet Yesevi üniversitesi gibi sadece bir tanesidir o büyük hizmetler yaptık o döneme gelince o dönemi söyle kısaca bir anlatmalıyım şimdi bakınız 54üncü hükümet Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğruyol Partisi, Anavatan Partisi şimdi şöyle bir imkânım var benim hepsinin bütün icraatına sahip çıkma şerefine sahibim imkânına sahibim. Hatta dönüp Atatürk’ünde çünkü Celal Bayar ekonomi bakanıydı onun. Yani şimdi büyük bir zenginliğim var, tarih zenginliğim var ve bu çizgi demokrat bir çizgi, bilim ve insanlara bağlı demokrat bir çizgi öyle rahatım ki bunları savunurken 28 Şubata gelince, bu çizgiye uygun olarak yeniden kalkınmaya tabandan başlatmak üzere milli kaynak paketi projesi ortaya geldi ve milli kaynaklar arandı bulundu ve çok ilginç keşifler de bulunduk yani mesela bunlardan birisi bankacılık sistemimizdeki korkunç israf ve devlete devletin parasını satarak kar eden bununla da övünüp duran bankalar sistemi bunu bozduk havuz sistemini getirdik 54üncü hükûmet iki tane başbakanımız var. Sayın Erbakan Sayın Çiller yan yana oturuyorlar iki sözcü var bugün Cumhurbaşkanı olan Sayın Abdullah Gül ve sizinle sohbet eden dostunuz. Hevesle ve heyecanla bu kaynak paketini hazırladık havuz sistemi fincansı katırlarını ürküttü yani bankacılık sisteminin Türkiye’deki özel bankaların ve özel bankaların arakasında ki Dünya finans kapitalinin tatlı karlarını ortadan kaldırdı yani çok basit olarak şöyledir devletin parasının biz bankaya yatırıyorduk %60 faiz alıyorduk devlet o paraları gidip %160 faizle geri alıyordu o yüzden bankalarda hep övünüp durular halada övünüyorlar bu kaldırılınca da

TURGAY GÜLER: Bazı bakanlıklar paralarını bir yıl boyunca bitiremiyordu mesela.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Tabi ki, şimdi böyle bir durumda elimizde para oldu ve sevine sevine memurlara işçilere emeklilere %120 zam yaptık bende şimdi ona güvenerek diyorum ki %50 zam yapacağım diyorum mütevazı davranıyorum bende Demokrat Parti iktidara geldiği zaman bunu mutlaka yapacağız hatta koalisyon ortaklarımıza da böyle bir zorunluluk doğarsa diyeceğiz ki bunu yapmazsanız biz sizinle ortak olmayız sizi de hükümete sokmayız diyeceğiz bu seçimde gelecek seçimde bunu gerek kalmayacak biz tek başımıza iktidara geleceğiz inşallah bunu istiyoruz çünkü Türkiye’yi bizim yönetmemiz gerekiyor artık doğrusu bu diye inanıyoruz. Dönelim böyle bir durumda düğmeye basıldı bizim değerli başbakanımız Sayın Çillerin bir sözü vardı bu terör ya bitecek ya bitecek dedi ve bitirdi o Kardak kayalıklarına asılmış olan bayrak ya inecek ya inecek dedi ve indirdi.

TURGAY GÜLER: Bu arada emeklilere %50 zam ses getirdi onu söyleyelim yani bekliyorlar.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: İşçi, memur ve bütün emeklilere %50 zam yapacağız. %120 yapmıştık. Şimdi %50 yapacağız.

TURGAY GÜLER: Şartla bunu gerektiriyor. Evet, Sincan’da kalmıştık.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sincan’da Sincan belediyesi Filistin’e özgürlük gecesi Kudüs gecesi düzenlenmiş Kudüs gecesinde ne olur Filistin’e özgürlük diye bağırılır insanlarda bağırmışlar Filistin’i esir tutanlarda Siyonizm de kınanmış özeti bu. Ha büyük bir günah daha var meğerse İran büyükelçisi de oraya gelmiş oturmuş İran büyükelçisi İran komşumuz Türkiye’de ki temsilcisi değil mi ne olur oturursa Türkiye de oturuyor sen onu kabul ediyorsun, resmi görüşme yapıyorsun İran ile görüşmelerin sürüyor ve diyorsun ki neden oraya gittin? Bu gayet tabii bir şeydir. Yani bende toplantılar yaptığım zaman İran büyükelçisi, Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tataristan hepsi gelirler ve katılırlar bundan tabii ne var ki.

TURGAY GÜLER: Sizin etrafınızda da tankları yürütmesinler.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ve tanklar yürüdü, tanklar yürüsün ama başka tanklar yürüdü bütün gazetelerde ve televizyonlarda birden bire her taraftan irtica akmaya başladı, irtica tiyatrosuydu o ama nasıl akıyor bir takım insanlar yani oyuncu insanlar şeyh diye camileri basıp ellerinde sopalarla küt küt vurmaya ve cemaati korkutmaya başladılar. Efendim bir takım kadınlar artistlik insanlar eğitilmiş insanlar, başörtüsünü takmayı öğrenmiş insanlar bunlara vs.ler yetmedi kıyıda köşe de kalmış gizli servislerin arşivlerinde biriktirilmiş ne kadar görüntüsü varsa televizyon kanallarından akıtmaya başladılar.

TURGAY GÜLER: Sabah gazetesinin o dönem çıkartmış olduğu bir gazete vardı sonra kapandı. Cinci cemile diye bir şey çıkartmışlardı bir Arap şarkıcı almışlar fotoğrafını Arap dergisinden kesmişler gazeteye manşet atmışlar Ankara’da cinci cemile cin çıkartıyor falan diye uydurma oyunlardan biri.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bugünde isteyen birisi istese bugünde o kadar çok çıkartır ki. O kadar tuhaf şeyler çıktı mesela milletvekillerinin Arafat’ta zikir yaptıklarını da büyük bir suç olarak televizyonlarda gösterildi “bakın bakın milletvekilleri skandal skandal şok şok şok milletvekilleri Arafat’ta lailaheillallah” diyorlar diye bas bas bağırdılar.

TURGAY GÜLER: Okey mi oynayacaklarmış?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bende o zamanlar bir yazı yazdım dedim ki Arafat’ta zikir yapılır mı caz orkestrası götürüp dans etmek lazımdı diye yazı yazdım o dönem. Camilerde çarşı camilerinde taşan cemaatin resimleri çekildi ve irtica sokaklara taştı, irtica diyorlar. O dönemin zihniyetini ifade bakımından çok önemli Refah Partisinin kapatılması davası ile ilgili esas hakkındaki mütalaa da ve iddianamede doğrudan kuranı kerim yargılandı şimdi böyle bir kampanyanın amacı 54üncü hükümet gitsin yıkılsın 54üncü hükümetin yaptıkları ortadan kalksın mesela biz o dönemde tarım sektörüne bir destek verdiğimiz zaman bazı gazetelerin ana başlıkları şöyle çıktı popülizm hortladı yani kendi işinize kendi memurunuza esnafınıza ve kendi halkınızın tarım üreticisine kaynak arttırmanın adı popülizm ama yukarılara aktarırsanız onun adı yeni liberalizm esas mesele bu ve sonunda ne oldu beklenmeyen bir yan etki oldu bu ilacın bir yan etkisi doğdu yan etki şu; bunu çoğu insan bilmiyor o yüzden 28 Şubatı bir türlü çözümleyemiyorlar bugün çok meşhur bir gazeteci beni aradı dedi ki sizi dinledikten sonra her şey yerli yerine oturdu ve anladım dedi olay şu şerefli ordumuz içinde kümelenmiş konuşlanmış bir grup insan vardı bunlar içinde orgeneraller korgeneraller ve tuğgeneraller albaylar vardı bunlar bizim ordumuzun dışında farklı bir ideoloji içinde bulunan insanlardı ve bular Türkiye de Suriye’deki gibi bir rejim kurmak istiyorlardı ama ordumuzda gerekli alanı bulamıyorlardı ortamı bulamıyorlardı ama bu şekilde yoğun kampanyalar onlara haklılık kazandırdı genişlenmeye başladılar güçlendiler şımardılar ve devrim içine gün saymayan başladılar buda bir tehlikeydi bu kampanyaları başlatanlar için çünkü bunlar bizim açımızdan kötüydüler.

TURGAY GÜLER: Yani bugünün balyozunu Ergenekon’unu 28 Şubat besledi

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ee bakın tabi şöyle geriye doğru bir gidilişin bakalım neden gidilmiyor onu da ben anlamıyorum niye 28 Şubat yargılanmıyor niye bu darbeciler yargılanmaz niye müdahaleciler yargılanmaz niye çevik bir yargılanmaz niye o dönemin sivil kadroları yargılanmaz niye bu dava açılmaz bende bunu merak ediyorum biz gelirsek savcılara açın talimatı vereceğiz ama ondan sonrada karışmayacağız hukuk be diyorsa o olsun diyeceğiz ama savcıları harekete geçirme talimatı vereceğiz yani 28 Şubattakilerde yargılanacak ondan sonra geriye giderek 27 Mayısı yapanlarda sembolik olsa bile yargılanmalıdırlar 12 Eylülü yapanlar sembolik olsalar bile yargılanmalıdırlar ve kurcalanmalıdır be vardı bu işlerin altında diye ve bu durumda sorunuzun cevabı geliyor bu durumda bir denklem bir tarafta bu hükümetten hükümetin icraatından hükümetin havuz sisteminden hükümetten halka kaynak aktarmasından rahatsız olanların amacı hükümet gitsin bir tarafta da bir bela doğdu darbe yapmak üzereler o hassas günlerde biz çözümü şöyle bulduk görüştük konuştuk ve dedik ki yani irtica dediklerine yani Sayın çillere kimse mülteci diyemez irticacı diyorlardır eskiden mülteci, derlerdi şimdi irticacı şeklinde yarı Türkçe bir kelime doğdu irticacı diyemez onun çağdaşlığı vs.si zaten görünüp duruyor dolayısı ile onu Başbakan yapalım zaten sırada bize geliyor bu sırayı biraz erken getirelim denildi konuşuldu ve Sayın Çiller başbakan olursa hem darbecilerin bahaneleri kalkar hem Türkiye rahatlar diye umduk ve böyle bir teklifle Sayın Cumhurbaşkanı Demirel’e gittik bu bütün bunlar içinde ben doğrudan mücadelenin ortasındayım yani esas hedefin darbe büyük tehlike o bir taraftan müdahalecilerle mücadele ediyorum bir taraftan da darbecilerle iki cephede kendi çapımca ama devlet bakanıyım başka mücadele edenlerde var tabi o mücadelede ben yalnız değilim ama burada bizim çözümümüz buydu DYP olarak biz bu çözümle gittik ancak belki bizim bilmediklerimiz bildiği için Sayın Cumhurbaşkanı bunu yeterli bulmadı tamamen hükümetin gitmesinin ve yepyeni bir hükümetin gelmesinin bu darbe tehlikesini ancak atlatabileceğini söyledi bizim ki farklıydı iştiharlara saygı duyarız ve ben Türkiye’yi bu anlamda o büyük tehlikeden kurtarmak için bizi de feda ettiğini kendi partisini de kurup büyüttüğü partisinde feda ettiğini düşündüm hep ve hiç kimseye karşı içimde kırgınlık düşmanlık duymadım zaten ne duyacağım bakanlık falan benim umurumda da değil önemli olan vatan onu da söyleyeyim bilmeyende bilsin yani çok bir şey ifade etmiyor hizmettir yaptık, yaparız başbakan olacağım oda bir şey ifade etmiyor Cumhurbaşkanı olursam o da heyecan vermiyor bana neyin heyecan verdiği gözlemleyenlerden birisi sizsiniz yani biz maneviyat dünyasında kendi ruhumuzun ihtiyaçlarını ve tatminlerini buluyoruz elhamdülillah ama Allahın takdiri maneviyatın yönlendirmesi olacaktır kader eğer Türkiye’nin yüzüne gülerse biz başbakan oluruz ve yeni liberalizm rafa kaldırırız yeniden güneyde ve doğu Anadolu da yatırımlar yaparız oralardaki insanlara iş alanları meydana getiririz terörün bataklığını kuruturuz devletin gücünü yeniden ortaya koyarsız terörü de biz önleriz kalkınmayı da yeniden tabandan başlatırız ama bu arada fincancı katırları yeniden ürke bilir ama fincancı katırlarının bize diyecekleri bir şey olmaz biz hayli tecrübe kazandık

TURGAY GÜLER: Bu şöyledir şey değil mi benim adım Namık ben yaparım.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Benim adım Namık değil benim adım Namık Kemal Zeybek ben demokrat parti genel başkanıyım değerli kemal beyle benim aramda tek fark var onun başında bulunduğu siyasi hareketin icraat yaptığı görülmüş işitilmiş şey değildir benim başında bulunduğum demokrat partinin de icraat yapmadığı görülmüş işitilmiş şey değildir bizim kaderimizde icraat yapmak vardır yani söz gelimi şimdi basit bir şey ama hemen söyleyeyim bugünlerin tartışma konusu deniliyor ki efendim biz yoksullara şunu vereceğiz öteki diyor ki biz bunu vereceğiz bir yarıştır gidiyor biz de diyoruz ki bütçede ne varsa onu vereceğiz ne var bütçede 17 milyar TL var 12 milyon yoksul varsa ki var bunu devlet istatistik enstitüsü de 12 milyon diye tespit ediyor. 12 milyon yoksula biz ayni olarak verilen, biliyorsunuz onların hepside belirli kurumlara veriliyor onlar içinde aritmetik bir hesap yaptım 12 milyar ayni olarak dağıtılıyor yani kömür nohut vs. dağıtılıyor tabi satın alınıyor birilerine bu arada bir şeyler veriliyor işte ne bilim mutfaklara kilerlere falanda filanda bazı destekler veriliyor oradan buradan satılıyor ihalesiz alınıyor ihale kanunu dışına çıkartılmış o alımlar ihalesiz alınıyor ve ihalesiz alınan bu ayni yardımlar yarısı bile 12 milyarın yarısı bile yurttaşa ulaşmıyor biz diyoruz ki neden bu kadar zahmete girelim ki biz 12 milyarı her vatandaşın hesabına tabi devlet bankasında açılmış olan hesabına ziraat bankasındaki hesaplarına her yoksul vatandaşın adam başına bir lira yani ailede iki kişiyse iki bin lira altı kişiyse 6bişn lira adam başına altı bin lirayı hesaba yatıracağız hiç kaynağa falan gerek yok.

TURGAY GÜLER: Yan gelip yatar o zaman.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Yatmaz. 6bin lira dediğimiz. Yıllık 6bin lira yoksa şu yanlıştır her vatandaşa..

TURGAY GÜLER: Sayın Kılıçdaroğlu 6oo lira bin lira herkese verince yan gelir yatar insan.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: O olmaz. O zaman nüfusumuzun 12 milyonu eğer yoksulsa o zaman 120 milyonu yoksul olur nüfusumuz 120 milyon değil ama olur birden bir bakarsın ki 120 milyon olmuş. Bu işte ancak sosyal demokratların düşündüğü üretimin ne olduğunu falan pek bilmeyen sosyal demokrat düşünebileceği bir şeydir hayır biz sadece şunu söylüyoruz bunun üzerine yapacağız da daha söylemiyoruz daha fazlasını da vereceğiz ama demeyelim bu yarışa katılmayalım şunu diyoruz biz o paraları biz kurduk bunu zaten bu sistemi biz kurduk Anavatan Partisi döneminde bende milletvekili ve bakandım o zaman FAK-FUN-FON denildi. Bu fonu biz kurduk şimdi bu hale getirdiler kömür falan dağıtarak oy alıyorlar vatandaşta bunu AKP’nin kasasında veriliyor zannediliyor canım bunu bize verdiler ayıp olmaz mı gider başka yere verirsek vebal olmaz mı diyor vatandaş olabilir siyaset bu yapılabilir biz yapmayacağız ama başkaları yapabilir biz sadece şunu söylüyoruz vatandaşın yoksul vatandaşın hesabına kimsenin görmeyeceği ve bilmeyeceği şekilde yatıracağız o parayı alsın ister gitsin tablo ister gitsin işportacılık yapsın alsın satsın ne istiyorsa yapsın ya da akıllı olsun onunla bir yaşasın yani bizim yapacağımız bu ama bizim asıl yapacağımız bu değil bunu yapacağız pratik bir çözüm yani asıl yapacağımızı evet biz yeniden devlet yatırımı yapacağız. Devlet yatırımları karlı olmuyor devlet yatırımları zarar ediyor falan şimdiye kadar hep bütçe açıkları kitlere hükmederdi ne oldu kitleri tasfiye ettik kapattık mı bütçeler denk mi çıkıyor şimdi bir ikincisi o çok kolay feda ettiğimiz kitler uzun zaman ekonomimizi sırtında taşıdılar

TURGAY GÜLER: Peki bu sermaye düşmanlığımıdır.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Asla şunu söylüyoruz biz özelleştirmeye karşı değiliz bizim damarımızda bakınız eğer AP, DYP, AP sinin hepsinin içinde bulundum.

TURGAY GÜLER: Sayın çiller Telekom’u satmak istemişti kıyamet kopmuştu hatırlarsanız.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: O dönem başka bir dönemdi. Çok da pahalıya satılacaktı, çok ucuza satıldı. Haklı olarak ta çiller söylüyor. Diyoruz ki bizim siyasi damarımız da eğer tarıma destek verdik. Nasıl verdik? Girdileri mazotu ilaçları tohumu ucuz verdik başka alımlarda destekleme alımı yaptık böylece tarım gelişti yani böyle traktörlü bir köylü ortaya çıktı traktörü olan hatta traktörün üstüne binip kasabaya giden falan bir tarım kesimi ortaya çıktı şimdi o yok. Bitiyor sönüyor, tehlike. Açlık tehlikesi başlıyor biz hükümetten ayrıldığımız zaman dünya da kendi kendine gıda üretimi yapan 7 ülkeden birisiydik. Şimdi dışarıdan kurban kesmek için angut getiriyoruz. Diyeceksiniz ki onun adı angut değil. Ne derseniz deyin. Angus ise angus getiriyoruz. Başka ne yapıyoruz ki. Bakın tuhaf şeyler oluyor bir keçi düşmanlığı var nerden çıktı bu. Yahu zannettiğiniz gibi değildir. Yani zannettiğiniz gibi keçi orman düşmanı falan değildir. Ormanların ortadan kalkmasının günahı keçilerde değil. O günah yangınlardadır, o günah yakınları çıkartanlardadır.

TURGAY GÜLER: İki ayaklı keçilerdedir.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet iki ayaklı keçilerdedir. Dört ayaklılarda değildir. Bu keçi düşmanlığı nerden geliyor, bu koyun düşmanlığı nerde geliyor.? Hele ki ben sığır eti yemediğim için şahsi tehlike söz konusu değil ama bazen köfte falan yiyoruz belki onu içinde oluyor şimdi ortaya çıktı ki bunların içinde hastalık falanda varmış. Yani tohumları dışarıdan getiriyoruz hayvancılığımız ölüyor. Yani keçi düşmanlığına son vereceğiz, birde pancar düşmanlığına son vereceğiz ne demektir yani bu pancar ekimini yasaklamak bu nasıl bir şeydir yani sınırlandırmak kotalar koymak falan kim için bu? Nişastaları yapay tanlandırıcılar kargil istediği için bunu da bush istedi ve Türkiye’ye gelirken de önden üç emir gönderdi birisi kargilin problemini çözün birisi Kerkük ten bahsetmeyin birisi ermeni sınır kapısını açın gelince bunlar hazır olsun dedi o zaman bu işlere çok yatkın olan bir gazeteci de bir gazete de bu emirleri tebliğ etti uzun zaman ben o sayfayı taşıdım üç emir geliyor Türkiye’ye diye yeni liberalizmin dayatmaları dediğim bunlar bunlar yanlış şeyler yani bütün bunlar tabandan başlayan bir kalkınma ama başka konuşulmayan bir şey söyleyeceğim ben size az bulunan bir şey Türkiye de bugün sanayi var değil mi bir kısmı falan satılıyordu yani sadece kamu sektörünün ürettikleri değil devletin ürettikleri değil özel sektörde satıyor peki Türkiye nasıl sanayileşti? Bunu acaba hatırlayan var mı bugün çok zengin olup çok sermayesi olan var mı? Üst kata çıkıp ta merdiveni yukarılara çekenlere ben soruyorum ne dediğim anlaşıldı değil mi? Eğer kaynak kullanımını destekleme fonu ile yapılan destekler yatırımları destekleme fonu ile yapılan destekler sabit kurlu döviz kredileri on yıllık uzun vadeli krediler ve iki yıllık vergi muafiyetleri ödeme muafiyetleri gibi destekler olmasaydı yani DYP, AP, AP si Demokrat Parti dönemlerinde olan bu destekler olmasa idi bugün, Türkiye de sanayi ya da turizm diye bir şey olur muydu? Yani nedir bunlar diye belki şaşırıyor insanlar çok basit söyleyeyim. Demokrat Parti olarak biz ayağa kalktık nitekim Demokrat Parti’nin bütün mirasını dirilteceğiz ve kalkınmayı yeniden tabandan başlatacağız Cumhuriyetimiz olabildiğince demokrat yapıp ama cumhuriyeti de koruyacağız ve biz milli bağımsızlığımızdan vazgeçmeden Türk dünyasıyla bütünleşmek hedefini altı ay içinde gerçekleştirmek kaydıyla benim başbakanlığımda altı ay bile sürmeyeceğini bilenler bilir İslam dünyasının liderliği bölge liderliği yeniden büyük Türkiye yeniden Demokrat Parti iktidarında gerçekleşecek inşallah.

TURGAY GÜLER: Tek kelimelik bir soru soracağım. Sizde güleceksiniz yani cevabı tek kelime 12 Haziran seçimlerinde oyunuzu kime vereceksiniz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Yani bütün oyların Demokrat Partiye verilmesini istiyoruz. Bende ki tabi ki oyumu Demokrat Parti’ye vereceğim. Hüsamettin Cindoruk’u da Allah ıslah etsin ne diyeyim ya ayrılsın ya da bu söyleminden vazgeçsin eski bir genel başkan oyların başka partiye verilmesini ister mi yani.

TURGAY GÜLER: Kendisi de CHP’ye vermiş.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Neyse geçmişte vermiş şimdi de verecekmiş.

TURGAY GÜLER: Yok, genel başkanken vermiş

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şaşırmıştır herhalde

TURGAY GÜLER: O yüzden yani bu gelenek olmasın diye söylüyorum yani. Latife olsun diye

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Peki, Teşekkür ediyorum.

TURGAY GÜLER: Ben teşekkür ederim geldiniz katkı verdiniz Demokrat Parti genel başkanı Sayın Namık Kemal Zeybek stüdyo konuğumuzdu hem geçmişten bugüne demokrasiyi konuştuk hem de 28 Şubatın köklerine kadar indik programın sonlarına doğru da Demokrat Parti eğer iktidar olursa ne yapacak sorularına cevap verdi Sayın Zeybek. Teşekkür ederiz.
Sayfayı Paylaş: