Genel Başkan Namık Kemal Zeybek TV 8’de “Erkan Tan’la Başkent’ten” programına konuk oldu: ( 11.03.2011 )

“KKTC’nin varlığından vazgeçmeyeceğiz.”

"Yurttaşlarıma sesleniyorum, bu gidiş tehlikelidir, durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz demişti şair. Ben de bunu söylüyorum bu gidiş tehlikelidir, bu başbakan durdurulmalıdır. Durdurulmazsa buna da yazık olacak, bu başbakana da yazık olacak uyanın diyorum. Bu gidiş iyi değil.”

(DP Basın Merkezi – 11 Mart 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek TV 8’de “Erkan Tan’la Başkent’ten” programında “KKTC’nin varlığından vazgeçmeyeceğiz.”dedi

Namık Kemal Zeybek TV 8’de “Erkan Tan’la Başkent’ten” programında soruları şöyle cevaplandırdı:

ERKAN TAN: Sayın Namık Kemal Zeybek misafirimiz oluyor. Günaydın efendim hoş geldiniz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Hoş bulduk.

ERKAN TAN: Önce Sayın Baykal’ın başına gelenler ile ilgili ne düşünüyorsunuz, yorumunuz ne onu öğrenelim.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bakınız sizin şu güzel odanızda duvar hep cam ve dışarısı görülüyor. Şeffaf, doğrusu güzel bir program, her sabah sizin programla başlamak insana ferahlık veriyor, hoşluk veriyor. Güzel yaklaşıyorsunuz, güzel kavrıyorsunuz, güzel anlatıyorsunuz. Güzel soruyorsunuz ve insanlar o günün gündemini ciddi bir şekilde kavrıyorlar, ben de kavrıyorum ve programa böyle başlıyorum. Şimdi bakıyoruz pencereden ne görüyoruz, her taraf kar. Peki Türkiye’de bir iklim meselesi var. Yani her tarafta kar yağdı, iklim şartlarından ötürü bazı meseleler gündeme geldi. Tam bu sıralarda da yani şu iklim ve kar kış kıyametten önce devlet istatistik kurumunun bazı rakamları yayınlandı. Bu rakamlara göre halkımızın yüzde 40’ı on aileden dördü kötü evlerde yaşıyor. İnsanların yaşaması mümkün olmayan kötü evlerde yaşıyor, yüzde 37.8’i üşüyor, ısınamıyor, ısınacak yeteri kadar yakacak bulamıyor. Üşümenin ne demek olduğunu kaloriferli odalarda oturanlar ve bizler bilmeyiz. Ama ben biliyorum, ben çocukluğumda üşüdüm, kaymakamlık yaptığım yıllarda odunla, kömürle boğuşurken, sobayı yakmaya çalışırken üşümenin ne demek olduğunu biliyorum. Genç yaşında hanımım ve yeni doğmuş iki aylık Şulemle birlikte Şiran’a gittiğimiz zaman kaymakamlık lojmanı altı buz tutmuştu, biz o geceyi titreyerek geçirdik onları aldım Erzincan’a dayımın yanına götürdüm. Ben üşümeyi bilen bir insanım, üşümenin ne olduğunu bilmeyenler benim bu söylediğimi anlayamazlar. Şu anda 10 kişiden dördü beni anlıyor ve üşüyor.

İnsanlarımızın yine yüzde 60’ı borçlu, içi üşüyor. İnsanlarımızın yüzde 30’u ağır borçlu ağar borçlu ne demektir? Bunun manası iflas etmiş demektir, ödeyemiyor. Bir tarafta gelirler ve servetler arasında bütün dengeler bozuluyor ve halkımızın en zengin yüzde 10’u milli birikimin servetin yüzde 32’sini alırken en yoksul yüzde 10’u yüzde 2.2’sini alıyor.

Bütün bunlar ortada bir başka şey, halkımıza pancar ekmesini yasaklamışsınız. Şu kadar ekebilirsiniz diyorsunuz, çünkü uluslar arası dev bir şirketin kanser yaptığı ortaya çıkan tatlandırıcılarına imkan ve ortam açmak için Pazar açmak için, piyasa açmak için bunu yapıyorsunuz. İnsanlarımız istediği gibi ekemiyorlar.

Türkiye’de esnaf yok oluyor, orta sınıf yok oluyor. Orta sınıfın olmadığı bir yerde demokrasi olur mu, demokratik zihniyet olur mu? Türkiye’de tarım yok oluyor, hayvancılık yok oluyor. Böyle bir ülke bakınız biraz önce siz bir yurttaşıma, bir hemşerime çünkü ben Kâhta kaymakamlığı yaptım. Dolayısıyla Adıyamanlı hemşerime bir soru sordunuz o da aday olduğunu söyledi. Dedi ki, “Genel Başkanımız isterse aday olacağım” siz de çok güzel bir soru sordunuz milletvekillerini genel başkan mı seçiyor dediniz o da “Evet genel başkan seçiyor” dedi. Bu o kadar tabileşmiş ki, bir insan her şeyi seçiyor, milletvekillerini o seçiyor, genel müdürleri o seçiyor, her şeyi yo seçiyor. Elbette ki, gelirler ve servetler arasındaki bu uçurumlaşmayı da o seçiyor, pancara kotayı da o seçiyor. Hayvancılığın yok edilmesini de o seçiyor. Tam bu sırada iklimin insanların üşümesi meselesini ortaya çıkardığı bir günde bir bakıyorsunuz bu iklim unutuluyor, başka bir iklim devreye giriyor. İklim hanım, ve bir iklimdir gidiyor.

Benden önce Ana Muhalefet Partisinin temsilcisi burada konuştu, yarım saat İklim Hanımı konuştunuz. Sadece siz değil ki, ben akşam televizyonları izledim bütün programlarda İklim hanım. Sabah açıyoruz İklim Hanım. Dolayısıyla bu şu iklimin açtığı, iklim şartlarının oraya çıkardığı yoksullaşmayı, işsizleşmeyi, üşümeyi konuşmuyoruz. Yazık değil mi bu topluma. Niye Türkiye gerçek gündem meselelerini konuşamaz. Neden siyasetçiler ortaya atılan bir takım yapay gündem maddelerinin peşine takılır giderler?

Bir taraftan akaryakıta zam gelmeye devam ediyor. Geçen zaman akaryakıta zam geldiğinde ortaya bir ucube meselesi çıktı ve ben ucup diye bir mesele ortaya attım. Ucube konuşulurken dedim ki, siz bırakın ucubeyi de ucuba bakın. Bizim başbakanımız bir manevi ruhani hastalığa yakalanmış. Bunun adına ucub derler. Ucub kendisini aşırı beğenme hastalığıdır. Bunun sonucunda kişi o hale gelir ki, başbakanlığı beğenmez cumhurbaşkanlığını az bulur, sonunda da halifeliğe kadar gider bu işin sonu. Halife gibi davranan, Mısır’a tanzim Libya’ya şöyle böyle filan demeye çalışan bir başbakanımız var. BU son derece ciddi bir meseledir.

Yurttaşlarıma sesleniyorum, bu gidiş tehlikelidir, durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz demişti şair. Ben de bunu söylüyorum bu gidiş tehlikelidir, bu başbakan durdurulmalıdır. Durdurulmazsa buna da yazık olacak, bu başbakana da yazık olacak uyanın diyorum. BU gidiş iyi değil. Bir takım şeylerle başkan oluşuna mübarek olsun dedim. Ama, sözüm yanlış anlaşıldı herhalde sayın başbakanımız Mübarek gibi olmaya çalışıyor, bu nasıl iş. Bakınız yurttaş söylüyor bunu. İşin en tehlikelisi de yurttaş söylediği sözün ne manaya geldiğini anlamıyor ve bunu benimsiyor, tabii buluyor.

ERKAN TAN: Çok önemli bir mesaj verdiniz. Başbakan’a da yazık olacak dediniz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Başbakana da yazık olur. Bir insan bu kadar şımartılmamalıdır. Bir insan bu boyutlarda şımartılmamalıdır. Bugünlerde bir iki gazeteci arkadaşımız bir davadan ötürü tutuklanmış. Basın özgürlüğü konuşuluyor. Peki Türkiye’de basın özgürlüğü konuşulacakken konuşulması gerekenler sadece bunlar mı? Basının büyük bir bölümü Başbakanın damadına teslim edilmiş. Büyük bir bölümü başbakanın damadının yönettiği şirketler topluluğuna teslim edilmiş. Ben o gazetelerde ve televizyonlarda bir kere yer alabilir miyim? Yer alırsam elbette ki müspet yer almam, alamıyorum üstelik o gazetelerin patronu benim dostum. Patronu görünen kişi. Peki basın üzerinde böyle bir tahakküm oluşturulmuşken arada sadece sizin tarafsız yayınınız, her partiden çağırıyorsunuz. İktidar partisinden geliyor bir değerli insan geliyor oturuyor, neoliberalizmi sanki günümüzün vazgeçilmez ve herkes tarafından kabul edilmek zorunda olan ideolojisiymiş gibi burada rahat rahat savunuyor, siz de ona gayet güzel sorular soruyorsunuz açılıyor, saçılıyor ve sonunda da seçiliyor.

Yeni neoliberalizmde mesela devlet yatırımı diyorsunuz, bu 70’lerin söylemi diyor. Demek ki, bir şeyin doğru olması 10 yılda bir değişiyor. Hatırlarsanız biz eskiden nerede bir problem varsa devletleştirelim derdik. Şimdi de hemen her şeyi özelleştirelim.

Biz diyoruz ki, Güneydoğu’ya özel sektörün hizmet götüremediği yerlere, devlet yatırımı götüreceğiz, fabrikalar kuracağız diyoruz. Bu fabrikaları bugün AKP binalarını bekleyen çevik kuvveti alacağız o binaların önünden, bu fabrikaların önüne koyacağız diyoruz. Böylece işsizliğe çözüm getireceğiz diyoruz. Böylece terör örgütünü bataklığını kurutacağız diyoruz. Arkadaşımız bu fikre cevap veriyor bunlar 70’lerin söylemi. 60’ların söylemi, 50’lerin söylemi, 40’ların söylemi ve bu doğru bir söylemdir. Bir söylemin doğruluğu zamanla değişmez. Bu gereklidir bu toplum için. Bütün dünyada böyle ama bizde neoliberalizmin baskıları her şeyinizi satın 38 dolar milyarderini yaratacak şekilde serveti ve sermayeyi yukarılara doğru çekin ve onlar da bu işin kaymağını bize yöneltsinler diyen dünyanın dev şirketlerinin dayattığı yeni liberalizmi uygulamakla yükümlü olan bu hükümetin meydana getirdiği bütün sıkıntılar tartışılmıyor, ne tartışılıyor İklim Hanımla Deniz Baykal 15 dakika görüşmüş ne demişse belki de iltifat etmiştir bilmiyoruz o iltifatları da bir arkadaşına söylemiş, o söylem dinlenmiş, o dinlenme yayınlanmış falan kıyamet kopuyor. Bir de adı çıktı ya Deniz Bey’in artık ne desen tamam bu zaten böyle deyip yakıştırılıyor. Gerçek gündem yok. Biz ne söylüyoruz bakın 10 kişiden dördünün üşüdüğünü Türkiye istatistik enstitüsü resmi rakamlarında söyleniyor. Bunlar konuşulmuyor.

ERKAN TAN: Sayın Zeybek’e başarılar sunarım Kıbrıs Birliği ve Ermenistan sorunları hakkındaki görüşleri nelerdir. Aydın’dan Âdem Süzer.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Kıbrıs biliyorsunuz Demokrat Parti’nin o tarihi, görkemli muhteşem Demokrat Parti’nin iktidar olduğu dönemde asılan bizim başbakanımız ve bir cumhurbaşkanımız vardı Bayar, Menderes ve Zorlu böyle bir dönemde Kıbrıs Türkiye’ye yarı yarıya alındı eş yarıbaşkanlı bir sistem kuruldu, sayıları az olan Türklere sayıları çok olan Rumlarla eşit haklar sağlandı. Tarih değişti bir şeyler oldu sonra tarihin bir döneminde şartların izin verdiği bir biçimde, bir zamanda doğru bir iş yapıldı ve orada cumhuriyet ilan edildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti korunmalıdır. Tarihi şartlar oluştu ve o devlet kuruldu. O devlet hayali Avrupa giriş sürecine kurban edilemez. Orada iki grup var bir bugün seçilenler Sayın Eroğlu bir de Talat. Talat’ın ne yapmak istediği belli ama hükümetimiz ısrarla onu destekliyor. Neden? Çünkü Talat KKTC’den vazgeçmiş durumda yani o cumhuriyeti Avrupa Birliği’ne, Yunanistan’a ve Rumlara hediye etmek için ne mümkünse yaptı, hükümetimizle birlikte, aynen gerçek budur. Denktaş mücadele etti Türkiye hükümetine rağmen orada seçimi kazandılar.

Şimdi sayın başbakanımız çıktı öyle bir laf etti ki, bu laf bin yıl konuşulur. Orada yaşayan insanları dilenci derecesine düşürdü, bunu da ilan etti. Böyle bir şey söylenir mi? Bir başbakan bunu neden yapar? Acaba orada bulunan Türkleri ve milletimizin bir parçası olan Türkleri Türkiye’den psikolojik olarak koparıp tamamen orada istenilen oyunlar oynansın diye mi? Biz hiçbir şekilde KKTC’nin bağımsızlığına, orada yaşayan kardeşlerimizin Türkiye’ye olan gönül bağına zarar verecek hiçbir şeyi doğru bulmuyoruz ve hiçbir şey uğruna KKTC’nin varlığından vazgeçmeyeceğiz.

Ermeni meselesine gelince, Ermeni meselesi bu iktidarın açılım hastalığının, hastalık haline geldi. Neye açıldılar Kürt açılımı dediler, Kürtlere hiçbir fayda getirmediler tam tersine Kürtlerin de başının belası olan en çok Kürt öldüren terör örgütüne açılım gerçekleştirdiler. Sonunda da bakınız açılım öyle bir hale geldi ki, terör örgütünün başının evinde göz hapsinde olmasının tartışılacağı bir ortam meydana getirdiler. En tuhaf olanı da Roman açılımıdır. Bu Roman dediğiniz, Müslüman’dır. Millet Türkleri denilenler Roman asıllı Türklerdir. Şimdi bu insanlara sen Türk değilsin Romansın o yüzden açılalım diyorsunuz. Azerbaycan’da ne yazık ki, iki devlet bir millet diyorduk ama maalesef Azerbaycan’ı küstürdük. Azerbaycan artık güvenmiyor Türkiye’yi. Azerbaycan’ın vicdanı olan bir söz vardı Bahtiyar Vahafzade’nin yazdığı Türkiye’den başka kimimiz var. Bakınız Azerbaycan böyle düşünüyordu. Şimdi artık bizim kimimiz var diye soruyorlar. Ermeni açılımı dedik Azerbaycan’ı küstürdük, Ermenistan’ı da kazanamadık. Bu nasıl siyasettir, bu nasıl devlet adamlığıdır.

ERKAN TAN: Bir seyircimiz başbakanın damadından bahsedeceğine kendi bacağından bahset, o da başka bir medya gücünü yönetiyor.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Benim bacanağım Aydın Doğan’dır şerefli bir insandır, başarılı bir insandır, dişiyle tırnağıyla uzun yıllar yaptığı mücadele ile zenginleşmiş bir insandır. Türkiye’nin vergi rekortmenidir ve kendisi bir iş adamı olarak bir basın yayın grubunun da sahibidir. Sahibiydi ama ne oldu? İktidara yakın olmadığı için başına gelmeyen kalmadı. Onunla mukayese edilebilir mi?

ERKAN TAN: Başka bir seyircimiz yeni bir Ergenekoncu olarak geldiniz oturdunuz partinin başına.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bu arkadaşımız zeki bir insanmış Ergenekon ve konmak arasında. Söz güzel ama hiç ilgisi yok. Biz görülmekte olan davalarla ilgili görüş beyan etmiyoruz. Biz yasalara bağlıyız. Bakınız yasalara bağlı bir genel başkanla, bir başbakan adayıyla karşı karşıyadır bizim değerli seyircilerimiz. Şimdi Ergenekon denilen Silivri davası açıldığı zaman sayın başbakan ne dedi. Ben bu davanın savcısıyım dedi. Muhalefet lideri de ben de avukatıyım dedi. Türk ceza kanununun 289. maddesine göre görülmekte olan bir dava ile ilgili olarak hâkimleri etkileyecek şekilde sözlü ve yazılı beyanda bulunmak altı aydan iki yıla kadar hapsi gerektiren bir suçtur. Dolayısıyla ben bu davalarla ilgili konuşmuyorum.

Eski genel başkanımızın hukukçu olmak sıfatıyla bu davalarla ilgili yaptığı değerlendirmelerin dahi farklı yorumlara neden olduğunu hatta partimizin bazı davaların hukuk bürosuymuş gibi bir görüntüye sebep olduğunu söyleyerek bu konularda söylemlerini bıraktım. Görülmekte olan mesele balyoz davasının bir numaralı sanığıyla ilgili benim şahsi bir meselem, aramızda şahsi husumet. Kim? Orgeneral Çetin Doğan Şahsi husumet olmasına rağmen kendisinin benim aleyhime gazetelerde ve dergilerde yazılar yazmış olmasına rağmen benim kurduğum Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin başına gelip konup benim bu üniversiteyi tarikat merkezi, şeriat merkezi, irtica merkezi yaptı, başörtülüler burada okuyor filan. Ben onun da yargılandığı dava ile ilgili hiçbir şey söylemedim. Bildiğim şeyler var ama kamuoyu ile paylaşmadım. Yargılanan insanların ne olursa olsun o insanların sırtından onları karalayarak ya da savunarak siyaset yapmayı doğru görmüyorum. Hiçbir insaf ve bilgi sahibi bir kişi bize bu sözleri söylemez. Arkadaşımızın zekâsı iyi ama bilgisi sıfır.

ERKAN TAN: İttifak var mı kiminle?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Biz Allah nasip ederse iktidara geleceğiz. Önümüzdeki seçimden sonra hükümeti biz kuracağız ondan sonra tek başımıza geleceğiz, sonraki seçimde. Zaman olsa şimdi gelirdik. Çünkü biz halkımıza kendimizi anlattığımız zaman, biz pancarı serbest bırakacağız, memura, emekliye, işçilere yüzde 50 zam vereceğiz diye başlayan, bizi tanıyanların geçmişte yaptıklarımızı gelecekte de yapacağımızı bildikleri zaman biz zaten iktidara geliriz. Biz seçime girmeye hazırız ama arkadaşlarımıza bize yapılan talepler üzerine görüşmelerimiz devam ediyor. Biz milletimizle ittifak kuracağız, Allah’ın izniyle.

ERKAN TAN: Hangi arkadaşlarla temas halindesiniz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Benim yardımcılarım SP, Türkiye Partisi ile görüşme halindeler.

ERKAN TAN: Peki efendim çok teşekkür ederiz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben teşekkür ederim.
Sayfayı Paylaş: