Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Genel İdare Kurulu’nda konuştu: ( 05.04.2011 )

“Millet bölünüyor..”

“Maalesef bizim sayın başbakanımız gittikçe Kaddafi olma yolundadır. Korkarım ki böyle giderse ve önü kesilmez ise bir gün Kaddafi’nin başına gelenler, O’nun da başına gelir. O’na da acırım. Ama asıl Türkiye’ye acırım. Çünkü Türkiye’de millet, halk ve ülke korkunç bir şekilde bölünmektedir. Ülke bölünmeye doğru götürülüyor, millet bölünüyor, ülke bölünüyor.”

(DP Basın Merkezi – 5 Nisan 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Genel İdare Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Millet bölünüyor..”dedi.

Zeybek, Genel İdare Kurulu toplantısının basına açık bölümünde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Allah toplantımızı hayırlı eylesin, sözlerimizde samimiyet olsun, ne söylediysek sözlerimizin arkasında durarak, Allah onları bize hayırlısıyla gerçekleştirmeyi nasip eylesin diyorum.

Bugünkü konuşmama Cem Vakfı Genel Merkezi’nden değerli Genel Başkan Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın gönderdiği bir mektupla başlamak istiyorum. Değerli Cem Vakfı Genel Başkanı ki Türkiye’deki inançlı Alevi Bektaşilerin en büyük kuruluşudur. Bugün Türkiye’deki bu camianın en tanınmış ve temsil yeteneği en fazla olan kişidir, kuruluşun da başkanıdır.

“Saz, okullarda müzik aleti olarak tavsiye edilmeli”

Muhtemelen bütün siyasi partilere göndermiştir ama biz elbette ki, bize gönderdiği mektuptan söz ediyoruz. Bu mektupta diyor ki;

‘Sayın Başkan, daha önce değişik vesilelerle ifade ettiğiniz ve sizlerin de kabul buyurduğu gibi Alevi İslam İnancını benimseyen yurttaşlarımızın, inanç ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla, Anayasamızın 10. Maddesinin yurttaşlar arasında ayrım yapılmadan uygulanmasının, ulusal birliğin ve barışın pekiştirilmesine büyük katkısı olacaktır.

Bu düşüncenin hayata geçirilmesi amacıyla genel bütçeden Alevi İslam İnancı için pay ayrılması, Cem Evleri’nin yapılmasında yeterli maddi destek sağlanması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeniden yapılandırılması, Alevi inanç önderlerinin özlük haklarının verilmesi, devlete ait radyo televizyon kanallarında Alevi İslam inancının ifade edilebilmesi için belirli bir zamanın tahsis edilmesi.

Saz’ın okullarda müzik aleti olarak tavsiye edilmesi, yukarıda belirtilen taleplerle ilgili olarak programınızda ne şekilde yer verileceği ve partinizin iktidar olması durumunda bu sorunu nasıl çözeceğiniz hakkında kamuoyunu ve kurumumuzu bilgilendirmenizi rica eder, saygılarımı sunarım.’

“Bütün inanç gruplarının meselesi kökünden çözülecektir.”

Ben aracılığınızla kamuoyunu bilgilendiriyorum. Ben, hem Genel İdare Kurulu Üyelerimizin aracılığı ile hem de değerli basın yayın kuruluşları mensuplarının aracılığı ile ilan ediyorum ki; Demokrat Parti iktidara geldiği zaman Türkiye’de Alevi Bektaşilerin bütün problemleri çözülecektir. Burada ortaya getirilen bütün konular çözülecektir. Aynı zamanda Demokrat Parti iktidarında Türkiye’de yaşayan bütün inanç gruplarının da demokrasi açısından bakarak ve temel insan haklarından olan ve bizim partimizin geçmişinde ve bugününde ve geleceğinde olacak olan üç temel özgürlük açısından bakarak bütün bu meseleler çözülecektir.

Bunlardan birisi düşünce özgürlüğüdür, birisi inanç özgürlüğüdür, birisi de, birisi de girişim özgürlüğüdür. Dolayısıyla biz inanç özgürlüğü açısından ve demokrasi penceresinden ve demokratlık ilkesinden bakarak ifa ve ifade ediyoruz ki; Demokrat Parti'nin ister koalisyonda, ister tek başına iktidarında, aleviler de dahil olmak üzere Türkiye'deki bütün inanç gruplarının meselesi kökünden çözülecektir. Dünyanın geldiği ve insanlığın geliştiği insanlığın zihni muhtevasının gittikçe demokrasi yanından inkişaf ettiği böyle bir dönemde, Türkiye'de hala bu problemlerin çözülmemiş olmasını da son derece yanlış buluyoruz.

“AKP, Türkiye'nin dengelerini bozmuştur”

Değerli arkadaşlarımız biz milli, manevi insanlığa bağlı Demokrat Parti'yiz. Demokrat Parti’nin tanımı en doğru böyle yapılır diye düşünüyorum. Geçmişimizden aldığımız değerlendirmeler ve gelecekle ilgili düşüncelerimiz, bize bu doğru tespiti yaptırıyor. Bizim eksenimiz budur. Biz milli değerlere bağlıyız. Manevi değerlere saygılıyız. İnsani değerlere de alabildiğine açığız ve biz Türkiye'nin bozulan eksenini, bozulan dengelerini Allah’ın izniyle yerli yerine oturtmak için geliyoruz ve inşallah bunu el birliği ile başaracağız. Türkiye'nin dengeleri o kadar bozulmuştur ki iktidar partisi yıllardan beri Alevi’lerle ilgili çalıştaylar yapar ama bütün bu çalıştayların propaganda dışında hiç bir anlam taşımadığı uygulamalar sonucunda ortaya çıkar. Hiç bir şey yapılmamıştır. Yapılmayacaktır da. O zihniyetin bu toptancı totaliter zihniyetin, AKP zihniyetinin böyle bir demokratik eylem ve tanzim yapması mümkün değil.

“Misyonerlik çalışmaları Türkiye’yi tehdit ediyor.”

Türkiye de ne yazık ki temel özgürlükler ciddiye alınmıyor. Bilim özgürlüğü bile bugün tehdit altında. Neyi kastediyorum? Son zamanlarda bazı bilim adamlarının evlerinde yapılan aramalar. O aramaların niye yapıldığı, yapılmaması gerektiği gibi bir mesele peşinde değiliz biz. Bir dava varsa savcı onun gereğini yapar. Ancak bu aramalarda misyonerlik aleyhine, misyonerlikle ilgili yurttaşlarımızı uyarmak amacıyla yapılan kitapların ve çalışmaların dahi suç gibi görülmesini çok tehlikeli buluyorum. Buradan uyarıyorum. Türkiye'yi tehdit eden tehlikelerin başında misyonerlik çalışmaları gelir ve yapılan misyonerlik çalışmalarının asla inanç özgürlüğüyle bir ilgisi yoktur. Bugün Avrupa da misyonerlik yasaktır. Bu yasak şöyle tanımlanır. İnsanlığın zayıflığından, yoksulluğundan, yoksunluğundan yararlanarak düzenli bir şekilde ve teşkilatlı bir şekilde din yayıcılığı yasaktır. Bizde böyle bir yasak yok. Bizde tam tersi var. Misyonerlerin yaptıkları çalışmalar konusunda halkı uyandırıcı yazılar yazmak, kitaplar yazmak suç haline getiriliyor.

Tam Nasrettin Hoca'nın dediği yerdeyiz. ‘Bütün itler salı verilmiş, bütün kaldırımlar bağlanmış’ demişti, o meşhur filozofik fıkrasında Nasrettin Hoca. Böyle bir şey olur mu yani? Üstelik şunu söyleyeyim. Bugün dünyayı ve Türkiye'yi tehdit eden misyonerlik artık yerleşmiş ve klasik dinlerin tamamına karşı yapılan haksız rekabete dayalı bir faaliyettir. Yani bu misyonerlik çalışmasından Türkiye’deki ve dünyadaki Müslümanlarda, Katoliklerde Ortodokslarda rahatsızdır. Neden? Çünkü bu evangelizm denilen yüzbinlerce profesyonel ve dolarla desteklenen bu misyonerlerin yaptığı çalışmalar bütün insanlık için tehdittir ve tehlikelidir. Dolayısı ile buna karşı Avrupa’daki önlem neyse Türkiye’de de o önlem alınmalıdır ve misyonerliğe karşı halkı uyandırmak isteyen bilim adamlarının bilim özgürlüklerinin önündeki engeller de kaldırılmalı ve yeni engeller konulmamalıdır.

Sadece askeri diktatör değil, totaliter diktatörlükler siviller tarafından kurulur, askeri diktatörlükten daha tehlikelidir. Çünkü askeri diktatörlük askeri gücüne dayalı bir diktatörlüktür. Sivillerin yaptığı ve hayatın her alanını avucunun içine alarak, denetim altına alarak, insanları evlerinde, sokakta kardeşleriyle bile güvenli bir şekilde konuşamaz hale getiren bir diktatördedir. Ekonomi üzerinde tam denetim, haberleşme araçları için de tam denetim, istihbaratın en ince detaylarına kadar, insanların ciğerlerine yüreklerine kadar girdiği bir dehşet dengesi bu diktaların özelliğidir.

“Başbakanımız Kaddafi olma yolundadır”

Ne yazık ki Türkiye bu yoldadır. Onun için söylüyorum. Maalesef bizim sayın başbakanımız gittikçe Kaddafi olma yolundadır. Korkarım ki böyle giderse ve önü kesilmez ise bir gün Kaddafi’nin başına gelenler, O’nun da başına gelir. O’na da acırım, ama asıl Türkiye ye acırım. Çünkü Türkiye’de korkunç bir şekilde millet, halk ve ülke bölünmektedir. Ülke bölünmeye doğru götürülüyor, millet bölünüyor, ülke bölünüyor. Ülkenin bir parçasında, başka emelleri olanların Irak’ın kuzeyinde olduğundan daha ileri düzeyde bir oluşum için artık son yere geldiklerini ve başbakanın da bu işe alet olduğunu, onun başkanlık sistemi ile ilgili söylediği sözlerde buluyoruz. Valileri halk seçecek, demek projenin son noktasına yaklaşıldı demektir. Bunu herkes iyi anlamalı, ayık olmalı ve uyanmalıdır.

“Millet bölünüyor..”

Öte yandan millet bölünüyor. Servet ve sermaye, en üstelerde toplanıyor ve sefalet aşağıda yaygınlaşıyor. Orta sınıf yok ediliyor. En zengin yüzde 10 milli gelirin yüzde 32’sini, en yoksul yüzde 10 sadece yüzde 2’sini alıyor. Böyle bir toplumda demokrasi yaşamaz, böyle bir toplumda milli manevi ve insani değerler gelişmez ve hayatın dışına itilir. Onun için Türkiye bir an önce bu iktidardan kurtarılmalıdır ve bu iktidarda kendisinden kurtarılmalıdır.

Bu konuda feryat ederek, kendimizi ortaya koyarak, nefsimizi ayaklar altına sererek yaptığımız çağrılar sonucunda geldiğimiz şu noktada anlaşılmıştır ki; çözüm sadece ve sadece Demokrat Parti’nin bayrağı altında, merkez sağ partiler dahil olmak üzere milli duruş sahibi bütün siyasi partilerin birlikte seçime girmesidir. Çözüm budur ve inşallah bu çözüm gerçekleşecektir.

“SP’nin bayrağımız altına gelmesini bekliyoruz.”

Soru: Saadet Partisi ile haberler yaptığınız yönünde haberler var doğru mudur?

Namık Kemal Zeybek: Biz Saadet Partisi’nin de bizim bayrağımız altına gelmesini umutla bekliyoruz. Saadet Partimiz dahil, bütün merkez sağ ve milli duruş sahibi olan bütün partilerin gelmesini bekliyoruz.
Sayfayı Paylaş: