Genel Başkan Zeybek, TV 8’de Erkan Tan’ın sorularını cevaplandırdı: ( 05.05.2011 )

“Oyları bölmeyin, ziyan etmeyin.”

“Oylarınızla bilmeden bu ülkenin bölünmesine, tahrip olmasına yol açmayın, günahtır. Dışarıdan getirilmiş, ‘Köksüz Dam Otu’ olan AKP, Türkiye’yi dağıtmak için görevlendirilmiştir. Bu Başbakan dışarıdan kurgulanmış ve Türkiye'yi tahrip etmek üzere, Atatürk Türkiye'sini ortadan kaldırmak üzere, Türkiye'yi bölmek üzere getirilmiştir. Başbakan Türkiye'yi bölünmeye doğru götürüyor ama ne yaptığının farkında değil..”

(DP Basın Merkezi – 5 Mayıs 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, TV 8’de Erkan Tan’ın sorularını cevaplandırırken 12 Haziran seçimleri öncesinde vatandaşlar seslendi ve “Oyları bölmeyin, ziyan etmeyin.” Diye uyardı. Zeybek, “Oylarınızla bilmeden bu ülkenin bölünmesine, tahrip olmasına yol açmayın, günahtır. Dışarıdan getirilmiş, ‘Köksüz Dam Otu’ olan AKP, Türkiye’yi dağıtmak için görevlendirilmiştir. Bu Başbakan dışarıdan kurgulanmış ve Türkiye'yi tahrip etmek üzere, Atatürk Türkiye'sini ortadan kaldırmak üzere, Türkiye'yi bölmek üzere getirilmiştir. Başbakan Türkiye'yi bölünmeye doğru götürüyor ama ne yaptığının farkında değil..” diye konuştu.

DP Lideri Zeybek, Erkan Tan’ın sorularına şu cevapları verdi:

ERKAN TAN: Sayın Namık Kemal Zeybek konuğumuz, günaydın efendim, hoş geldiniz. Milletimizin ve memleketimizin başı sağolsun. Kalleş bir pusu, sizin görüş ve düşüncelerinizi bu konuda öğrenmek istiyoruz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Klasik ama yapılması gereken bir görevi yapmalıyız. Değerli polisimize, ve yakınlarına hem rahmet, hem başsağlığı diliyorum. Hiç kuşku yok bu alçakça bir saldırı. Eğer musibetlerden ders almamız gerekiyorsa ki gerekiyor, atalarımız ‘bir musibet bin nasihattan iyidir’ dedi.. Biz de çıkaralım o dersi. Olay Kastamonu’da gerçekleşiyor, sayın Başbakanımız Amasya’da kahramanlık yapıyor. Özal’ın parmağına kurşun yedikten birkaç saniye sonra kalkıp söylediği sözleri taklit ederek, aynı sözleri söylüyor. ‘Biz kefenimizi giydik’ diyor.. Kefen giyilmez, koltuğunun altına filan alınabilir, onu söyleyebilir hoş görelim ama Özal, kurşun yedi sonra o sözleri söyledi. ‘Allah’ın takdir ettiği kaderi kimse bozamaz’ gibi bir söz söyledi. Sayın Başbakan, ne yazık ki bir fırsatçılık yapıyor, oportinizm de denir ama biz Türkçesini konuşalım. Fırsatçılık yapıyor ve bu olaydan kendisine hemen bir propaganda payı çıkarmaya çalışıyor. Bunu hep yapıyor. Sürekli imkanları kullanıyor. Çok parası var belli. Ama sadece partinin parasını değil, devletin imkanlarını gere gere kullanıyor. Televizyonlarda alabildiğine, her an her yerde hangi kanalı açsanız hemen durumdan bir söylemler çıkaran Sayın Başbakanın yüzüyle, camdan okuyarak seslenen sözleriyle karşı karşıya kalıyoruz.

ERKAN TAN: Demesin mi efendim sizden izin mi alacak Başbakan? Kefenimizi giydik yola çıktık demek için. Allah’ın takdir ettiği kaderi Allah’tan başka kimse değiştiremez diye.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bu işe bu kadar inanıyorsa, koruma ordusu ne oluyor? Bu kadar söylediğine inanıyorsa, niye koruma ordusuyla geziyor ki? Benim kızdığım şu, Kastamonu’daki olayı sanki kendisine yönelik bir suikastmiş gibi, toplumu kandırmaya çalışmasına kızmıyorum, sadece halkımızı uyarmaya çalışıyorum. Dikkat edin her şey tiyatro. Bir tiyatro sahnesinde oynanır gibi. Başbakan’ın konvoyu Kastamonu’da, Başbakan nerede? Peki bu konvoy emniyet görevlilerinden meydana gelen ve saldırıya uğrayan aracımız da emniyet aracı değil mi? Emniyet, yani güvenlik hemde Kastamonu ile Ilgaz arasında böyle bir saldırı ile karşı karşıya kalan emniyet mensuplarımızın hali ne, şu gazetelerde gördüğümüz perişanlık ne?

“Perişan bir güvenlik..”

ERKAN TAN: Canım şimdi sırası mı acımız var, şehidimiz var.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Tam sırası çünkü bu unutulacak. Pusu kalleştir ama güvenlik nedir? Perişan bir güvenlik. Onu şöyle yazmak gerekirdi, ‘kalleş pusu, perişan güvenlik’.

ERKAN TAN: Ne anlamda söylüyorsunuz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi bir konvoy var. Ve orada emniyet görevlileri var. Peki bu konvoy neden korunmaz? Bu konvoyun içinde Başbakan da olsaydı, belliki aynı zaaf yine olacaktı. Dolayısıyla şunu söylüyorum, bir toplumda ki, biz bugün bu haldeyiz, kamu görevlileri ehline değil de yandaşlara verilmeye başlandığı zaman işte o Kuran-ı Kerim’in ebedi hakikati bir kere daha tecelli eder. Ne diyor ki Kuran-ı Kerim; ‘memuriyetleri ehline verin’. Ama ne yazık ki, bugün böyle bir şey yok. Memuriyetler öncelikle Recep Tayyip Erdoğan’ın yandaşlarına, ondan bir adım sonra milletvekili yapacağı kişilere verilince en temel devlet görevi emniyet ve asayiştir. Devlet dediğiniz budur. Kendi emniyetini sağlayamayan bir güvenlik gücünün milletin emniyetini nasıl sağlayacağını da ben halkımızın sağduyusuna ve anlayışına bırakıyorum.

ERKAN TAN: Erkan Tan konuğunuzu kınıyorum, şimdi bunları konuşmanın sırası mı ortada şehidimiz var.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Evet tabii klasik laflar söyleyelim şehidimize Allah’tan rahmet dileyelim. Ondan sonra da yatıp uyuyalım. Bu yurttaşımız kimse, uyumaya ve uyutulmaya alışmış ve bunu da çok seviyor. Tam zamanıdır şimdi uyarmalıyız ki, belki bizim uyarımızdan sonra uyuyanlar da uyanır ve bütün bunların önlemini almaya hemen bugünden başlanır.

“Bu adam ne zaman çalışıyor?”.

ERKAN TAN: Sen uyarı yapmıyorsun, münafıklık yapıyorsunuz. Tayyip’i çekemediğiniz için hepiniz çıldırdınız. Varsa yoksa Tayyip’i eleştirmek işiniz. Hiç mi çalışmıyor bu adam? suikast düzenlediler onu bile eleştirdiniz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ne zaman çalışıyor bu adam. O adam dediği için ben de ‘bu adam’ diyorum. Recep Tayyip Bey’i çok seven bir kişi olduğu belli. O kadar çok kadrosu var ki, bu işlerde de biliyorum bir takım insanlar televizyonları takip ediyor, hemen devreye girip savunacak bir şeyler söylüyor ama bakın şöyle diyor, “Hiç mi çalışmıyor bu adam” Elbette ki çalışıyordur da ben çok merak ediyorum, sürekli televizyonlar, sürekli toplantılar, sürekli seyahatler bu adam ne zaman çalışıyor?

“Emniyetin, perişan halini gözden geçirin”

ERKAN TAN: Efendim itirazlarınızı yineleyin geçelim bu konuyu.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: itirazlarım şu: Bir, bu işi yapanları şiddetle kınıyorum. Elbette ki, kınamak lazım. İki, Recep Tayyip Beyefendinin kendisi Amasya’da iken sanki kendisi yaralanmış bir şey olmuş gibi, kefenler, şunlar, bunlar ortaya koyarak, kaderlerden bahsederek yaptığı edebiyatı da yanlış bulduğumu söylüyorum. Üçüncüsü de, şu perişan emniyetimizin, şu perişan halinin yeniden gözden geçirilmesini hatırlatıyorum.

ERKAN TAN: Asıl fırsatçı sizsiniz, her zaman şehitler üzerinden suistimal yapıyorsunuz, onları istismar ediyorsunuz?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şehitleri istismar eden ben miyim, yoksa bir şehidin kanı üzerinden propaganda yapmaya çalışan Başbakan mı? Arkadaşımız iyi düşünsün, iyi düşünürse gerçeği anlar.

“Orta Direk yok ediliyor”

ERKAN TAN: Türkiye’de bir tek el vardı Kilis’te bağlıcılık vardı sattılar o da gitti. Avcılığın vergisi artınca kaçak avlanma arttı. Neyi kısarsan kaçağı çoğalır. Sayın Namık Kemal Zeybek programdan sonra beni ararsa sevinirim demiş, Ökkeş Alslantaş Kilis’ten.

Sayın Genel Başkanım sizinle gurur duyuyoruz Tansu Hanım’ı da mitinglerde görmek istiyoruz Hali Soylu Konya’dan.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi bakınız arkadaşlarımızın ortaya getirdiği konular esas meselelardir. Türkiye’nin birinci meselesi nedir, diye bana sorsanız, işte bu arkadaşımızın gündeme getirdiği meseledir derim. Nedir? Türkiye’de bilinçli bir şekilde bu hükümete uygulattırılan neoliberal politikaların tabii gereği olarak, orta direk yok ediliyor. Orta direğin olmadığı bir ülkede ne demokrasi olur, ne insan haklarından bahsedilir ne de Cumhuriyet’in güvencesi söz konusu olur. Türkiye’de orta direk yok ediliyor. Dolayısıyla bizim birinci vazifemiz orta direği diriltmek suretiyle, cumhuriyetimizi korumak, demokrasimizi korumak, milli manevi ve insani değerlerimizi korumak, toplumu yeniden inşa etmektir.

“Oyları bölmeyin, ziyan etmeyin”

ERKAN TAN: Bu hükümet koruyor muhafazakârdır da, milliyetçidir de oyları bölmeyin, demiş bir seyircimiz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ben de oyları bölmeyin diyorum. Oyları bölmeyin, ziyan etmeyin. Oylarınızla bilmeden bu ülkenin bölünmesine, tahrip olmasına yol açmayın, günahtır. Bugün Türkiye’de orta direğin feryadını dile getiren tek parti, orta direğin temsil ettiği milli ve manevi değerleri savunan tek parti, Demokrat Parti’dir. Demokrat Parti’nin oy pusulasındaki yeri ikinci sıradır. Kıratlı Demokrat Parti’ye vereceğiniz oylarla tadacağınız huzuru unutmayın. En önemlisi, bu ülkeye huzur geleceğini, orta direği dirilteceğimizi demokrasiye ve cumhuriyeti koruyacağımızı unutmayın. Biz kadrolarımızla iktidara hazırız ve inşallah iktidara da eninde sonunda geleceğiz.

“Hayret, Atatürk Orman Çiftçiliği hala özelleştirilmedi mi?”

ERKAN TAN: iki tane proje söyle orta direkle ilgili olarak da görelim Namık Kemal Zeybek. Habire konuşuyorsunuz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Orta direk ne? Orta direk dediğimiz üretici halk kitleleridir. Tabii ki üreten kazanır, kazandığıyla tüketir ve sonunda da aşağılardan yukarılara doğru bir kalkınma modeli üretilir. Atatürk Orman Çiftçiliği kalmış, hayret hala özelleştirilmedi mi? Eninde sonunda Atatürk filan demezler, onu da satarlar. Tabii tekrar iktidara gelmeleri gibi bir nasipsizliği varsa bu ülkenin.. Satmadıkları ne kaldı ki? Hani sorma bana hiç bir şey. Satılmadık ne kaldı? Demek ki Atatürk Orman Çiftliği kalmış.

ERKAN TAN: Peki projelerinizden önem verdiğiniz projeleriniz var mı?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Biz tarımı dirilteceğiz. Kaynakları tarım üreticisine aktaracağız.

“Bunların siyasetleri kötü..”

ERKAN TAN: Nasıl?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Mazota geçmişimizde yaptığımız gibi, geçmişimizde bütün demokrat iktidarların yaptığı gibi, Mazota, gübreye, gerçek tohuma, (yani hibrit veya yoz tohuma değil) ve gübreye destek vereceğiz. Evet kim ne derse desin. Global kapitalizm, ABD ne derse desin. Nasıl itiraz ederlerse etsinler. Onların Türkiye'deki uzantıları manşetler atacaklar, biliyorum, biz iktidara geleceğiz. Popülizm hortladı diyecekler. Ne derlerse desin.

Biz o hortlakların baskısına gelmeyeceğiz ve tarıma destek verip tarımı dirilteceğiz. Bu ülkeyi açlık ve sefaletten meydana gelecek, o felaketli günleri yaşamasını önleyeceğiz. Tarımı dirilteceğiz. Söylüyoruz. Memura, işçiye, emekliye yüzde elli zam vereceğiz. Bunlar para var ama veremiyorlar. Bakınız vermiyorlar değil. Veremiyorlar. Veremezler. Bunları iktidara getiren güç, bunların halka kaynakları dağıtmasına izin vermez. Bunlar kötü adam değil. Siyasetleri kötü. Onun için veremezler.

Bunları getiren güç kaynakların yukarılara doğru ve dışarılara doğru açılmasını ve akıtılmasını buyurduğu için bunlar veremezler. Esnafa, geçmişimizde yaptık. Ucuz filan değil. Esnafın diriltilmesi için artık faizsiz kredi verilmesi lazım. Bakınız nasıl olur biliyor musunuz?

ERKAN TAN: Canım esnafa faizsiz kredi vereceğiz diyorsunuz. Olsa bunlar vermez mi? Yüzde kırk yedi ile geldiler.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bunlar vermezler değil. Bunlar veremezler. Esnafa vereceğiz. Bakınız kobilere. Çok basit bir şey söyleyeyim. Bu ülkede sanayi birikimi var değil mi? Nasıl sağlandı bu. Geçmişte yaptık yine yaparız. Hiç hatırlar mısınız? Türkiye bütçesinden milli sanayi gelişsin diye, turizm gelişsin diye kaynak kullanımını destekleme fonundan projenin yüzde yirmisi oranında hibe, bakınız hibe, bir projenin yüzde yirmisi oranında Türkiye hibe verdi. Biz verdik. Verdik bunu.

Başka ne verdik? Sabit kurlu döviz kredisiyle biz sanayinin oluşmasını sağladık. Yani kur garantisini devlet verdi. Böylece sanayi gelişti. Yani geçmişte verdik. Yine vereceğiz. Memura, işçiye, emekliye intibak yasasını çıkardıktan sonra yüzde elli zam vereceğiz. Bakınız şurada önemli bir nokta var. Tarım ürünlerini destekleme alışlar yapacağız ve tarım ürünlerinin girdilerini, üretim girdilerini olabildiğince esnafa ucuz değil, faizsiz kredi vereceğiz.

Yani burada önemli bir nokta var onu söylemeliyim. Bütün bunları verirken aslında bütün bunları toplumun tamamına yani toplumun kaynaklarını, toplumun tamamına verildiğini de hatırlatmalıyız. Neyi kastediyorum. İşçiye, memura, emekliye para verdiğiniz zaman esnaf'tan alışveriş edecek. Esnaf canlanacak. Esnaf üretim birimlerine baş vuracak. Üretim birimleri kapasitelerini geliştirecekler. Fabrikalar. Fabrikalar yeni işçi alacak.

ERKAN TAN: Peki bu formülü bu iktidar bilmiyor mu efendim?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bu formül bizim geçmişte yaptığımız bir formüldür. Bilirler ama yapabilemezler. Çünkü bunları getiren global kapital, yani bunlar pancar alanlarını dağıtırlar. Tütün alanlarını daraltırlar ki Virgina tütününe pazar açsınlar. KARGİL'in yapay tatlandırıcılarına pazar açsınlar. Bunlar tarımı yok ederler ki Angus ineklerini getirsinler. Kurbanı onlarla keselim. Sonunda onlar da hastalıklı çıkar ama kimse hesabını soramaz.

“Başbakanın kendisi, çılgın bir projedir”

ERKAN TAN: Çılgın projeyi sorsana demiş bir seyircimiz, ne diyorsunuz çılgın proje hakkında?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Başbakan'ın kendisi bir çılgın projedir. Bu başbakan dışarıdan kurgulanmış ve Türkiye'yi tahrip etmek üzere, Atatürk Türkiye'sini ortadan kaldırmak üzere, Demokrasiyi kaldıran bir Saddam, bir Mübarek, bir Kaddafi oluşturmak üzere, Türkiye'yi bölmek üzere getirilmiştir. Başbakan Türkiye'yi bölünmeye doğru götürüyor ama ne yaptığının farkında değil.Bakınız, valilerin halk tarafından seçilmesi diye bir şeyden bahsediyor.

Eğer Valiler halk tarafından seçilecek olursa ki, bu başbakan ısrarla bunu söylüyor. Bilerek söylemiyor. Dışarıdan bu kendisine söyletiliyor. Başbakanın bu noktaya kadar gelirken yaptıklarına bak. Kürt açılımı dedi, Kürtlere en büyük zulmü yapan Kürtlere de en büyük zulmü yapan PKK saçılımını gerçekleştirdi.

PKK böylece güneydoğuda büyük bir psikolojik üstünlük kazandı. Bu başbakan adım adım Türkiye'yi bölünme noktasına doğru götürüyor. Ama eğer gerçekten, Allah göstermesin söylediği gibi Valileri halk seçerse neler olur..

Şimdi ben Recep Tayyip Erdoğan beyin günlük propagandalarına kapılıp onun hayranı haline gelip, bize itiraz eden yurttaşlarımıza soruyorum? Bu gece düşünsünler. Eğer güneydoğuda on, on beş Valiyi halk seçerse bunun anlamı nedir? Bu valileri Halk mı seçecek? Hayır PKK seçecek. Terör örgütü seçecek. Terör örgütünün seçtiği on, on beş Vali bir araya gelip bir ‘G’ gününde Sarkozy'i ve bir takım uluslararası basın kuruluşlarını çağırıp her hangi bir vilayetin genel meclisinde toplanıp, ‘biz bağımsızlık ilan ediyoruz’ dedikleri an Türkiye ne yapacak? Buna doğru götürülüyor Türkiye.

Ben sabah, sabah halkımı uyandırmak istiyorum. Çok değerli yurttaşlarım. Bana karşı çıkanların bu gece düşünüp, yarın benim yandaşım olacaklarını da biliyorum. Ben psikolojiden ve kitle psikolojisinden anlarım. Ama düşünsünler. Vali dediğiniz şey devletin temsilcisidir. Bir de halk seçerse halkın temsilcisidir. Bu projenin son halkasıdır.

“Kanal İstanbul, bir göz boyama projesidir.”

ERKAN TAN: Canım Kanal İstanbul'la ne alakası var bunun. Ben size bunu sormuştum, çılgın proje.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: İstanbul'la alakası şu. Kanal İstanbul dediğiniz şey bir göz boyama projesidir. Kanuni'nin böyle bir projesi vardır diye bir takım yalanlar, masallar. Yani Kanuni devrinde bir takım uluslararası şirketlerin petrol taşıyan tankerleri mi geçecekti de Kanuni böyle bir kanal yapacaktı? Ne anlamı var.

Kanuni'nin projesi bambaşka bir projedir. Kanuni’nin projesi; Osmanlı Devleti’yle Türkistan'ı birbirine bağlamayı amaçlayan, Volga ve Don nehirlerinin arasına bir kanal yaparak Hazar deniziyle Karadeniz'i birleştirmeyi amaçlayan projedir. O proje doğrudur. O projeyi de bizden başka kimse düşünmez. Biz iktidara geldiğimizde onu yaparız.

ERKAN TAN: Sayın Zeybek, bugün bir kara gündeyiz. Ortada şehitlerimiz var. Siz yanlış mesajlar veriyorsunuz. Ayırımcılık yapıyorsunuz. Bundan sonra ne desen boş. Dinlemeyeceğim seni. Şakir Hattatoğlu, Erzurumdan.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Biz bugün Recep Tayyip Erdoğan bey'e karşı halkımızı uyarmalıyız ki, yarın Erzurum da Türkiye'den ayrılmasın. Asıl ayrımcılık budur. Kalleş pusuyla ilgili olarak da söylediklerimi yeniden söylüyorum. Kalleş pusu kalleştir. Kınıyorum. Lanetliyorum. Tabi ki bu görevimiz. Bunu yapmalıyız. Ama eğer biz bu musibetten gereken dersi çıkarmazsak işte o zaman bu kalleş pusu hedefine ulaşmış olur. Yoksa her zaman yapıldığı gibi kınayalım sonra yatalım, yeni bir pusuyu bekleyelim. Hayır bundan gereken ders çıkarılmalı. Emniyet teşkilatı kendisini yeniden gözden geçirmelidir diyorum. Ne diyeyim ben. Herkes uyusun, kınasın.

“Ben halkı uyandırmak istiyorum”

ERKAN TAN: Peki neyi eleştiriyorsunuz şurada? Kınadığınız ne?

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Eleştirdiğim şu. Şuradaki emniyetin perişanlığını eleştiriyorum. Benim vazifem bu. Benim vazifem, halkımızın hoşuna gidecek sözler değil. Ben halkın hoşuna gidecek masallar anlatmak için gelmedim. Ben halkı uyarmak istiyorum ve diyorum ki, bırakın şu sanal alemi, şu sanal projeler sonucunda oluşturulmuş Recep Tayyip Erdoğan'ı bırakın. Gerçek Recep Tayyip Erdoğan, yani bundan dört beş yıl öncesi bildiğimiz, on beş yıl öncesi bildiğimiz Recep Tayyip Erdoğan gelse, zamanda bir yolculuk yapsa bugün benim kendisi hakkında söylediğim bütün sözleri o da bugün başbakan olan zat için yani kendisi için söyler. Bunu söylüyorum. Peki nasıl uyanacak bu insanlarımız?

Bizim dersem kendimi baş tarafa koymuş olurum. Bunlar, bütün Türkiye halkı gibi birbirinin kardeşidirler. Biz iman üzerine kurulmuş bir devletiz. Bakın çok iddialı bir söz söyledim. Türkiye Cumhuriyeti Lozan’da da kesinleşmiştir ki, Müslüman olan bütün yurttaşların meydana getirdiği bir millettir. Lozan da bunu tastik etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk buna yapılan itirazlara, “Bu bizim kırmızı çizgimizdir. Müslüman’sa bir millettir”

“Türkiye’de Kürt gerçeği vardır, Kürt sorunu yoktur..”

ERKAN TAN: İman üzerine kurulmuş bir devletin diyorsunuz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Aynen bunu söylüyorum. Mesela nasıl bir halk var bu ülkede? Çok kısa bir tanım. Binlerce yıllık Türk tarihinin katmanlarından gelen insanlar ve bunların kültürleri. Büyük Osmanlı coğrafyasının açılımdan sonra çekilim yıllarında Balkanlar’dan, Kafkas’lardan, Ora Doğu’dan getirdiği insanlar, ana dilleri bambaşka ama bütün bunlar ve bu ülkenin yerli halkları biz buluştuk, İstanbul Türkçesinde buluştuk.

ERKAN TAN: Kürt gerçeği vardır, Kürt sorunu yoktur diyorsunuz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Kürt gerçeği elbette vardır ama Kürt sorunu şöyle olurdu; Mesela, siz televizyona konuk çağırırken, ‘bu insan Kürt mü’ diye araştırıyor musunuz?

ERKAN TAN: Hayır.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Peki devletin herhangi bir kurumu, Cumhuriyetin herhangi bir döneminde yada Osmanlı döneminde, ‘bunlar Kürt, bunlara iş vermeyelim’, ‘bunlar Paşa olmasın’, ‘bunlar Sadrazam olmasın’, ‘bunlar Başbakan olmasın’, ‘bunlar Vali olmasın, Kaymakam olmasın, genel müdür olmasın’ dedi mi? Demedi.. Öyleyse memlekette Kürt sorunu diye bir sorun yoktur. Eğer bunlar olursa o zaman Kürt sorunu olur.

“Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi kafatascıdır.”

ERKAN TAN: Sayın Zeybek’in düşüncesi doğuyu böler, kafatasçı düşünce yıkıldı demiş bir izleyicimiz.

NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bunu söyleyen Recep Tayyip Erdoğan’ın yandaşı olan bir insan. Kafatasçılık, insanları etnik kökenlerine göre bölmektir. Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi kafatascıdır.. Nereden mi çıkarıyorum? Bakınız, bu yurttaşım beni çok dikkatli dinlesin. Bizim Mehmet Akif Ersoy adında bir milli iftiharımız var, İstiklal Marşı’mızın yazarıdır o. Recep Tayyip Erdoğan, O’nun için ne dedi? “İstiklal Marşı’mızı bir Türk mü yazdı, bir Kürt mü yazdı, bir Arnavut yazdı” dedi. İşte kafatasçılık budur. Kafatasçılık, ırkçılık nedir? İnsanların babalarının kökenine göre onları tanımlamaktır. Halbuki, Mehmet Akif ne diyor? Mehmet Akif döneminde de Türkiye’deki bazı kafatasçılar ona Türk demediği için Akif çok üzüldü. Akif’in 1914’te, yani daha Türkiye Cumhuriyeti ortada yokken yazdığı ‘Ordunun Duası’ şiirinde ne diyor; ’Türk eriyiz sinsilemiz kahraman. Müslümanız hakka tapan Müslüman.” Demek ki Akif, ‘ben Türk’üm’ diyor, Recep Tayyip Erdoğan kafatasçılık yapıyor ve Akif’i Türk değil diye dışlıyor. Dolayısıyla vatandaşlarımız okusunlar öğrensinler.

Vatandaş, Namık Kemal Zeybek’i iki defa seçti her ikisinde de Bakan yaptı. Şimdi bir köksüz dam otu var AKP. Dışarıdan getirilmiş, Türkiye’yi dağıtmak için görevlendirilmiş bir AKP var. Bu köksüz dam otudur, bu gidecek, eninde sonunda gidecek. Bu vatandaşımız şu sözleri yazsın bir kenara; eninde sonunda bu milletin omurgası olan, orta direği diriltecek olan, cumhuriyetin ve demokrasinin sahibi olan, bu ülkeye gerçek anlamda demokrasi getirmiş olan Demokrat Parti yeniden iktidara gelecek. O zaman bu vatandaşımız ateşli bir şekilde Namık Kemal Zeybek taraftarı ve Demokrat Partili olacak, kendi geçmiş AKP’li günlerine de ‘nasıl böyle bir yanlış yaptım’ diye hayıflanacak, hiç kuşkunuz olmasın.

ERKAN TAN: Efendim Demokrat Parti Genel Başkanı Namık kemal Zeybek sizinle ve bizimleydi teşekkür ediyoruz.
Sayfayı Paylaş: