Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Cem TV’de Hakan Bayrakçı’nın “Angut” tartışmalarıyla ilgili sorularını cevaplandırdı: ( 13.05.2011 )
“Asla hakaret diye bir amacım yok.
“Asla hakaret diye bir amacım yok. İşin esasında da hakaret yok. Angus lafını çağrıştırdığı bir kelimeye, öz anlamını vererek bir olayı anlatmak istedim ben ve dikkatleri çekmek istedim. Angut, çeşitli özellikleri olan bir kuş Eşine olan sadakati dolayısıyla çok farklı canlı bir kuş. Güzel bir özellik. Ama benim avcılardan dinlediğim başka bir özelliği var. Avcılar kuşlara ateş ettikleri zaman zaman kuşlar, ya sağa sola ya da arkaya veya yukarıya doğru kaçışırlar. Angut kuşuysa, doğrudan avcının üzerine doğru uçar. Ben bundan bir benzetme yaptım.
(DP Basın Merkezi-13 Mayıs 2011)- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Cem TV’de Hakan Bayrakçı’nın, “Angut Kuşu tartışmalarıyla” ilgili sorularını cevaplandırdı. Zeybek, “asla hakaret diye bir amacım yok. İşin esasında da hakaret yok. Angus lafını çağrıştırdığı bir kelimeye, öz anlamını vererek bir olayı anlatmak istedim” dedi.
Zeybek, Bayrakçı’nın sorularına şu cevapları verdi:
HAKAN BAYRAKÇI: Bu angut meselesi nedir? Ne dediniz? Başbakan niye itiraz etti? Hâlbuki Angut kuşuyla ilgili benim de bir bildiğim var. Bir nevi aslında iltifat etmişsiniz ama. Bir de sizden dinleyelim.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Angut, söylediğiniz gibi bir kuş. Onun çeşitli özellikleri var. Eşine olan sadakati dolayısıyla çok farklı canlı bir kuş. Güzel bir özellik. Ama benim avcılardan dinlediğim başka bir özelliği var.
Avcılar kuşlara ateş ettikleri zaman zaman kuşlar, ya sağa sola yada arkaya veya yukarıya doğru kaçışırlar. Angut kuşuysa, doğrudan avcının üzerine doğru uçar. Avcının üzerine doğru gider derler. Yani avcılar Angut’un böyle bir özelliği olduğunu söylerler. Şimdi ben bundan bir benzetme yaptım. Söylediğim şuydu. Esas itibariyle macera Angus ile başladı.
HAKAN BAYRAKÇI: Angus. “S” harfiyle “T” harfi yer değiştiriyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sonra Angut haline döndü. Angus kelimesinin çağrıştırdığı çok derin meseleler var. İzin verir misiniz bunu anlatayım ne anlattığım ortaya çıksın. Ben diyorum ki bu iktidar, Sayın RTE, kısaca olsun diye RTE diyorum. Sayın RTE bir büyük projedir ve bir çılgın projedir. Kendisi, bizatihi bir projedir. Bakın bunu söyledim. Hiçbir sözümden alınmadı.
Yani kendisinin bir çılgın proje olduğunu söyledim. Bu sözümden alınmadı. Kendisinin ‘ucub hastalığına’ yakalanmış olduğunu söyledim. Bu sözümden de alınmadı. Sonra kendisinin ‘sıvaka’ olduğunu söyledim. Bu sözümden de alınmadı.
Ne demek istedim ben? Şunu dedim. Dedim ki Sayın Başbakan bu gidişle Kaddafi olmaya doğru gidiyor. Bu gidişle mübarekleşiyor. Mübarek olsun mübarekleşmesi diyeceğiz ama sadece ona değil ki Türkiye’ye zarar gelecek. Türkiye bundan acı çekecek. Neyi mi kastediyorum? Şunu kastediyorum. Bütün bu ülkelerde ne var? Bütün bu ülkelerde demokrasi ortadan kaldırıldı. Demokrasi yok. Halk iradesi yok. Mesela cemahiriye dediği uydurma bir rejimi vardır. Cumhuriyet bile değil.
Adı cemahiriye olan bir rejimi vardır Kaddafi’nin ama aslında tek adam, çevresi, akrabaları filan. Bütün kudret, bütün mali imkânlar bir ailede tek bir kişide toplanıyor. Mübarek de böyle, Saddam da böyle ve ilginçtir Saddam’ı da oluşturan, Mübarek’i de oluşturan, besleyen, destekleyen, güçlendiren, zenginleştiren, hep dünyanın global kapitalidir.
İşte işin anahtarı burada. Global kapital. Yani dünyayı yönlendirmek isteyen, dünyanın bütün kaynaklarına el koymak isteyen ve dünyanın bütün ülkelerini uygun pazarlar haline dönüştürmek isteyen bir global kapitalden bahsediyorum ben. Büyük sermaye şirketlerinden bahsediyorum. Bunlar dünyayı tanzim ediyorlar bakın Amerika Birleşik Devletleri bile demiyorum, çünkü Amerika Birleşik Devletleri de tanzim edilen ülkelerdendir de Amerika içinden milli Amerika kendisini kurtarmaya çalışıyor.
Diyorum ki Joseph Stiglitz’in kitapları, Anthony Joaz’ın kitapları ve benzerlerin kitapları da bu gerçeği anlatıyor. Onlar bütün bu sırları ifşa eden Amerikalılar. Şimdi şunu açıkça söyledim. Ciddi bir laftı. Bundan ötürü doğrusu benimle bir tartışmaya girmesini umardım. Söylediğim şu. Dedim ki AKP’yi bu şekilde Amerika Birleşik Devletleri ama asıl Amerika Birleşik Devletleri’ni de yöneten global sermaye kurdurdu ki Türkiye’yi kendi çıkarları doğrultusunda tanzim etsin. Şimdi bunun sonucu şu; dedim ki, bütün bunları yapıyorsunuz.
Bütün bunları yapmanın sonucunda, avcının dediklerini yaptıkça yani Irak’ı bombalayalım yardım edin. Teskere çıkarın. Peki çıkaralım. Orta direği yok edin. Bizim şirketler, KARGİL filan bunlar için pazar oluşturun. Bütün bunları yaptıkça avcıya doğru kendini atıyorsun. Yani aynen Angut kuşunun kendisini avcıya atması gibi siz de kendinizi sonunda avlayacak olanlara doğru atıyorsunuz. Bunu söyledim ben.
DAMLA CERCİSOĞLU: Peki Sayın Genel Başkanım. Hemen şunu söyleyeceğim. Angut’un, Argo’da, Türkiye’de bizim dilimizde kullanılan bir manası var. Doğrusunu bilmediğimiz için kullanıyoruz. Onun için bunu sormak istiyorum. Bunu kullanırken hiç bunu düşündünüz mü? Bu böylede anlaşılabilir diye. Böyle anlaşılsın da gerçeği anlatalım diye zaten bunu söyledim.
HAKAN BAYRAKÇI: Kelime de aslında mecaz-ı mürsel. Yani mürsel mecaz dediğimiz eski divan edebiyatındaki bir özellik var yani, iki anlama da gelebilecek bir şey. Bu arada Angut kuşu niye kendini avcıya atar? Onu da ben ilave edeyim. Bilmeyenler için. Şimdi Angut’u bizim toplumumuzda “Angut gibi adam” diye kullanırlar.
O laf nereden gelir biliyor musunuz? Angut aslında çok enteresan ve mübarek bir kuştur. Neden? Eşi öldüğünde eşinin başında günlerce bekler ve asla ve kata başka hiçbir dişi ilen ya da dişiyse de erkeklen daha çok erkek angutlar için bu geçerli. Erkek angutlar için bu söylenir. Çiftleşmez, birleşmez, bizim tabirimiz de karı koca olmaz. Yani evlenmez. Bir süre doğa’da bir iki ay dolaşır sersem sepet sonra da ölür. Avcıların üzerine de kendilerini o yüzden atar. Angut lafı da topluma o yüzden gelmiştir. “Angut gibi adam” dedikleri böyle davrananlara ne yazık ki bizim toplumumuz angut demiş.
Hâlbuki bunu bir kadına anlattığınız zaman, bu ne kadar iyi bir kuşmuş der. Bu bir iltifattır ve eğer naçizane, yanlış anlamayın. Dava açıldığında müdafi dilekçeniz bunun üzerine kurulursa çünkü sonradan dilekçenin ilk tezini değiştiremiyorsunuz biliyorsunuz. Avukatınıza akıl öğretmiş olmayayım ama angut’un bu anlamını öne çekerse duruşma bir yâda ikinci celsede düşer. Gereği düşünüldü der hâkim. Bu bir görüş tabi.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Ama asla bizim hakaret diye bir amacımız yok. İşin esasında da hakaret yok. Angus lafını çağrıştırdığı bir kelimeye, öz anlamını vererek bir olayı anlatmak istedim ben ve dikkatleri çekmek istedim. Sıvaka deyişim de bundan, Ucub deyişim de bundan. Böyle kelimeler atıp, dikkati çekip ondan sonra fikrimizi anlatmazsak ondan sonra diyorlar ki Namık Kemal Zeybek reel politik konuşmuyor. Hep filozofik ve ideolojik ve tarihi meseleler konuşuyor filan diyorlar. Hayır ben tarihi konuşmuyorum. Ben tarih içinde dünü ve geleceği anlatıyorum. Tarihi bilmezsek dünü ve geleceği nasıl anlarız?