Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Bloomberg Televizyonu Ana Haber’de Ali Çağatay’ın sorularını cevaplandırdı: ( 13.05.2011 )
“Siyasi liderlerin derinlikleri yok, bilgileri zayıf”
“Okumayan insanlar. Dünya’yı bilmiyorlar, dünyada neler olup bittiğinden haberleri yok. Meseleleri derinden bilmedikleri için birbirleriyle laf yarıştırıyorlar. Tartışmalar ise çok sığ”
(DP Basın Merkezi–13 Mayıs 2011)- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Bloomberg Televizyonu Ana Haber’de Ali Çağatay’ın sorularını cevaplandırdı ve “ Siyasi liderlerin derinlikleri yok, bilgileri zayıf, okumayan insanlar. Dünya’yı bilmiyorlar, dünyada neler olup bittiğinden haberleri yok. Meseleleri derinden bilmedikleri için birbirleriyle laf yarıştırıyorlar. Tartışmalar ise çok sığ” diye konuştu.
Namık Kemal Zeybek, Ali Çağatay’ın sorularına şu cevapları verdi:
ALİ ÇAĞATAY: Hoş geldiniz.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sağ olun. Hoş bulduk efendim.
ALİ ÇAĞATAY: Bir defa sizde, bizde bir gazeteci olarak 80’li yılların başından beri çok seçim gördük ve geçirdik. Ama ben kişisel olarak bu seçimdeki kullanılan argümanları seçimin genel karakteristiğini ve elbette üzerinde gezindiği o argümanları hiçbir seçimde görmedim desem acaba size ne ifade eder?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Efendim, ben de şunu söylesem acaba sayın liderlere ne ifade eder diye başlayayım. Diyorum ki, ne yazık ki üzülerek söylüyorum. Bugün Türkiye’de gündem de olan, mecliste grupları olduğu için sık sık onların sözleri ve görüntüleri televizyonlara gelen, objektif ölçek diye bu alanda olan ve Türkiye’nin gündemlerine hâkim olan siyasi liderlerin ne yazık ki derinlikleri yok, bilgileri zayıf, okumayan insanlar. Dünya’yı bilmiyorlar, dünyada neler olup bittiğinden haberleri yok. Mesela Sayın Başbakan kendi yaptıklarının dünya ölçeğinde ne anlama geldiğini ne yazık ki bilmiyor.
Onu eleştirenler de olan biten işlerin ayırımında değil. Dolayısıyla meseleleri derinden ve derin gündemden almak iktidarları olmayınca, birbirlerine laf yarıştırarak, o onu dedi, bu bunu dedi gibi çok sığ bir tartışma söz konusu. Yani derinden girmek lazım. Ben derinden meseleleri gündeme getirmeye çalışıyorum. Ama ne yazık ki yine bu tür söylemler reel politik’e çok uygun bulunmaz. Daha çok da sığ tartışmaları severler her halde. Ama biz bilinçli olarak ısrarla dünyada neler olup bittiğini ve dünyayı oluşturmak isteyen güçlerin Sayın RTE’ye verdikleri görevin ne olduğunu gündeme getirmek suretiyle, hem kendisini uyarmak ve kurtarmak. Yani kendisinden ülkeyi kurtarmak. Hatta kendisini de kendinden kurtarmak istiyoruz. Ama bunu bilimle yapmak istiyoruz, bilgiyle yapmak istiyoruz. Söz konusu olan mesele işsizlik.
ALİ ÇAĞATAY: Mesela işsizlikle ilgili ana muhalefet liderinin eleştirileri var. Ortaya koyduğu bir takım projeler var ama işsizlik ne yazık ki çözülür bir mesele olmaktan giderek uzaklaşıyor. Ne yapmak lazım? Siz nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi esas itibariyle şunu bir tespit edelim. Derinden dedik ya.. Dünya’yı tanzim etmek isteyen global, kapital, oradan başlayalım. Ben hatırlıyorum. Sizinle yıllar önce başka kanallarda yaptığımız sohbetlerde de bu gerçeğe dikkatleri çekmeye çalışıyordum. Daha tam işin içine girebilmiş değildi Türkiye. Şu an tam işin içinde. Dünyayı yutmak. Dünya’nın bütün kaynaklarına el koymak ve dünya ülkelerini kendi malları için uygun pazarlar haline getirmek isteyen dev şirketler.
Silah şirketleri, enerji şirketleri, petrol şirketleri, teknoloji şirketleri ve finans şirketleri. Çoğalta biliriz ama esas itibariyle ikiye ayırabiliriz. Endüstri büyük kapitali, endüstri global kapitali, finans global kapitali. Bunlar zaman zaman birleşirler. Zaman zaman çıkarları ayrıştığı için ayrı siyasetler uygularlar. Ama bu güç Türkiye’yi tanzim etmek üzere. Türkiye’ye bunu söylüyorum. Türkiye’de bir siyasi iktidar oluşturdu. AKP’nin oluştuğu günler ile Türkiye’nin gündeminin birinci maddesini hatırlarsak niye oluştuğunu çok net hatırlarız. Niye oluştu?
Irak müdahalesi vardı. O zaman ki Başbakan Ecevit, buna karşıydı. Çünkü Ecevit’in böyle bir yapısı vardı. Haşhaş meselesinde de, Kıbrıs meselesinde de direnen bir kişidir. Burada da buna karşı olduğunu ifade etti. Öyle bir iktidar gelmeliydi ki Türkiye siyasi hayatı dokusu öyle tanzim edilmeliydi ki Türkiye uzaklardan gelen gücün. Büyük şirketlerin, bakınız ABD demiyorum.
ABD’yi de kucaklayan, ABD’yi de kullanan ve o yüzden gerçek ABD’nin de buna karşı direndiği bir güçten bahsediyorum. Bütün bunları biz ABD’li vicdan sahibi, bilim sahibi ve bilgi sahibi insanların kitaplarından öğreniyoruz. İşin ilginç yanı da bu. Hangi kitap? Joseph Stiglitz’in kitapları, Anthony Joaz’ın kitapları. Okunduğu zaman anlaşılıyor. Ne ilgisi var işsizlikle. Şu ilgisi var. Bu gücün bütün ülkelere dayattığı globalizm ideolojisi var, bir. Globalizm ideolojisinde milliliği ve milli devlet kavramını silmek diyorlar ve büyük ölçüde bir takım zihinlerden sildiler.
İkincisi, neoliberalizm. Neoliberalizm denilen şey aslında vahşi kapitalizm’den başka birşey değil. Vahşi kapitalizm diriltildi. Vahşi kapitalizm ilk çıktığı zaman yine büyük endüstri şirketlerinin ihtiyacı ve mal satma derdi dolayısıyla çıkarılmıştı. Ama milli ekonomi modelleri geliştirildi dünyada, dünya da sosyal kapitalizm geliştirildi. Dolayısıyla yani sadece şirketlerin değil halk yığınlarının da ihtiyaçları ve çıkarlarına göre siyaset dönüştürüldü. Şimdi yeniden vahşi kapitalizm adıyla, neoliberalizm adıyla bütün dünyanın egemen, ekonomik, modeli haline getirildi. Türkiye’de bu dayatıldı.
ALİ ÇAĞATAY: Çok önemli bir şey söylüyorsunuz. Amerikayı da bünyesine alan ve onu da yönlendiren bir güç diyorsunuz. O zaman aklıma şey geliyor. Shell, Echzon Mobile, BP gibi büyük endüstri devleri, enerji devleri arasında Obama’yı da yönetiyor. Obama vasıtasıyla bizi de, orta doğuyu da, herkesi de yönetmek istiyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi burada bir incelik, şöyle bir incelik var. Saydığınız büyük şirketler daha çok Bush’u tercih etmişlerdi. Bush onların bire bir adamıydı. Obama finans kapitalin adamı. Soroz’un adamı. Soroz, Bush’a karşıydı. Çünkü Soroz, finans kapitalin çıkarlarını, o çıkarlara uygun strateji ve taktikleri temsil ediyordu. Yani ne fark var şu var. Bush’la Obama’nın farkı şudur. Son tahlilde ikisinin de varmak istediği yer aynıdır da yol farklıdır. Yani Bush’un yolu ülkeleri döve döve, kırıp döküp, yok edip, asker sevk edip sonra orada petrollerine, şuna buna el koyup, birde binlerce Amerikalı öldü.
ALİ ÇAĞATAY: Birde şu Libya operasyonun da Amerika’nın 250 milyon dolarlık bir sarfiyatı olmuş. İnanılmaz bir şey.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Tabi burada şimdi pür, o anlamda endüstri kapitali, pür anlamda finans kapitali uygulaması değil, saf anlamda. Bazen ikisinin birlikteliği, teğet halinde yürüdükleri yerler de oluyor. Şimdi Türkiye’ye dönelim. Yeni Liberalizmin bir takım günahları vardır. Bir, işsizlikten bahsetmek yasak, yoksulluktan bahsetmek yasak, çevreden bahsetmek yasak. Hiç dünya gündeminde artık o geçmişteki gibi çevrecilik diye duyuyor musunuz? Duyamazsınız. Çünkü bunlardan bahsetmek günahtır.
Dolayısıyla büyük şirketlerin çıkarları için siyaset yapmak durumunda kalan siyasetçiler. Onları uygulamak zorunda kalan. Çünkü onlar tarafından kurgulanmış, desteklenmiş, ülkeye getirilmiş olan siyasetçiler. Yani Türkiye’deki bugünkü iktidarın. Neoliberalizm karşıtı siyaset uygulaması mümkün değildir. İsteseler de yapamazlar. Kötü adam olduklarından değil. Siyasetleri kötü olduğu için bunu yapamazlar. Peki doğrusu nedir? Doğrusu, milli kaynakları halka aktarmaktır. Kalkınmayı tabandan başlatmaktır. Şimdi mesela yeni liberalizmin çok kullandığı yine büyük günahlardan birisi vardır. Her hangi bir hükümet tarım kesimine destekleme yaparsa, tarım kesimine yani köylülerin yaşamasını sağlamak için onlara süspansiyon denilen bir kelime vardı. Şimdilerde kullanılmaz oldu. O da bir günah. Küçük günah. Sübvansiyon yok.
Her hangi bir hükümet, bizim geçmişte Demokrat hükümetlerin yaptığı gibi mesela tarımda mazotu, akaryakıtı, gübreyi, tohumu ucuz yapmaya kalktığı an hükümet hemen bazı gazetelerin sekiz puntoluk manşetlerini görürü gibi oluyorum. Şöyle yazacaklar. Popülizm hortladı. Acaba kim yazdırıyor bunları? Popülizm ne demektir? Netice de halkçılık demektir. Dolayısıyla şöyle söyleyeyim. Eğer siz siyasetinizi yani hem ekonominizi yeni liberalizme göre dış siyasetinizi de yine o global kapitalin arzuları doğrultusunda, global kapitalizm size Irak’a gireceğiz izin ver, hemen meclisinizden bir teskere çıkar yada teskere çıkaramazsanız bile izin ver biz sizin ülkeniz üzerinden orayı bombalayalım dediği an iki yolunuz var.
Ya bu hükümetin dediği gibi peki diyeceksiniz ya da hayır biz bu işleri yapmayız diyeceksiniz ama bakınız burada önemli olan şu, ekonomik siyasetiniz, dış siyasetiniz, iç siyasetiniz bütün bunlar bir biriyle dengeli olur. Dengeli olmak zorundadır. Yani kalkınmayı tabandan başlatıp, orta direği diriltecek bir iktidar demokrasiyi de koruyor demektir. Çünkü bir ülkede orta direk dediğimiz köylüler, işçiler, memurlar, emeklileri, esnaf, kobiler, milli sanayi, beyaz yakalılar. Bütün bunlar eğer güçlüyse o ülkede demokrasi yaşar. Orta sınıf diyoruz, orta direk diyoruz daha iyi anlaşılsın diye.
ALİ ÇAĞATAY: Daha iyi anlatalım, üst sınıfların demokrasiye ihtiyacı yoktur. Alt sınıflar yönetilir, üst sınıflarda zaten yönetmek üzere adaydırlar ve yaparlar.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Onlar için plütokrasi gerekir. Plütokrasi diye bir kavram var. Bunu bilmek için Chol Bryth’ın Yeni Endüstriyel Devletini okumak lazım. Bunu bilmek için Batının İki Yüzünü okumak lazım. Yani nedir plütokrasi? Plütokrasi demek, demokrasi görüntüsü altında, kapitalin, sermayenin gizli yönetimi demektir.
Mankurt ekonomisi
ALİ ÇAĞATAY: Şunu dikkatinize sunmak istiyorum. Bir seçim kampanyası yürüyor Türkiye’de. Bakıyoruz kasetler dolaşıyor etrafta. Ama bir tarafta Kuzey Afrika’da olan bitenler konuşulmuyor. Ortadoğu da yenden yapılanma sürecinde Türkiye’nin alabileceği rol konuşulmuyor. Hiçbir parti konuşmuyor bunu. Türkiye, NATO’dan çıkmalı mı? Kalmalı mı? NATO Bir gereklilik midir? Bizim için bir yük müdür? Gerçekte yüktür. Çünkü dünya başka bir yere doğru gidiyor. Bütün bunların dışında Türkiye böyle birkaç tane kaset ve sığ bir gündemin kıskacına sıkıştırılmış biçimde 12 Hazirana doğru koşuyor. Bir faydası var mı hakikaten?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Bir faydası var. Kime bize değil. Halkımıza değil, global şirketlere bir faydası var. Gerçek gündem konuşulursa halk bilinçlenir. Halk neler olup bittiğinin ayırımına vardığı zaman o zaman talep eder ve bilinçli olarak oy’unu kullanır. Şimdi öyle bir hal ki ben Mankurt ekonomisi diyorum. Bu iktidarın uyguladığı ekonomiye. Mankurt’un ne olduğunu siz çok iyi biliyorsunuz. Ama kısaca eski dönemde bir takım kabilelerin, düşman kabilelerin gençlerini savaşta esir alıyorlar. Sonra o gençleri kızgın güneşte aç ve susuzluğa mahkûm ediyorlar ve bir bardak su için her şeyi yapmaya hazır gençler köle haline geliyor ve kendisine o suyu verenin kölesi oluyorlar. Ana’larını ok’layacak kadar köle haline getiriyorlar.
ALİ ÇAĞATAY: Ama bu iktidar giderde bir başka iktidar gelirse yine benzeri oyunun yine devam edeceğinden bir endişe duyuluyor.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Benim endişem şu anda mecliste bulunan siyasi partilerin yani bu üçünün yine mecliste bulunmaları halinde hangisi iktidarda olursa olsun bu değişmez. Şimdi esas mesele şu. Bir siyasi parti olacak ki, bu siyasi parti şunu söyleyecek. Biz. Demokrat Parti yani Demokrat Parti ve onun Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek. Biz şunu söylüyoruz. Biz diyoruz orta direğin partisiyiz.
Yoksullara yardım edeceğiz ama yoksulluğu yok ederek yardım edeceğiz. İşsizlere yardım edeceğiz ama işsizliği ortadan kaldırıp yardım edeceğiz. Nasıl yapacaksınız bunu? Şu, yani kaynakları geçmişte yaptık. Şimdi daha iyisini yapacağız çünkü başka bir dünya. Daha fazla bilgimiz var bizim. Yani insanlığın en büyük filozoflarından, Eflatun’dan bugünkü filozoflar daha çok şey biliyorlar. Bu Eflatun’un çok yüce bir insan olduğunu ortadan kaldırmaz. Bizde bugün geçmişteki büyüklerimizden, daha bilgiliyiz. Başka bir çağ’da yaşıyoruz. Daha berrak görüyoruz dünyada olan biteni.
Dolayısıyla şudur. Kaynakları tarıma aktardığınız zaman. Aktaracağız diyoruz. Bakınız oradan başlamazsanız olmaz. Yani oradan başlamak ne demektir? Önce demokrasi için ve milli dış siyaset için ve milli iç siyaset için sağlam bir ekonomik doku oluşturmanız lazım. Yani gücü halktan almanız lazım. Halktan aldığınız güçle her şeyi yaparsınız. Halktan güç almışsanız.
ALİ ÇAĞATAY: Şöyle bir endişe yaşıyor musunuz? Seçmen olarak insanların bir bölümünün bu endişeyi yaşadığını görüyoruz. Türkiye bir üniter yapı tehdidiyle karşı karşıya mıdır? Türkiye bir rejim sorunu, yaşamakta mıdır ve böylesi tehlikeler söz konusuysa bunların izahale edilme biçimi, yolu, yöntemi nedir?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Şimdi bakınız ben yine orta direğe götüreceğim meseleyi. Neden? Şimdi bizim Güneydoğu Anadolu’muzda yaşayan insanlar bu iktidar döneminde uygulanan neoliberalist siyaset yüzünden tarım ve hayvancılık ortadan kalkıyor. Yani tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar çift bozan dönemi yaşıyorlar. Yani bırakıyorlar köylerini, çift’i, çubuğu, hayvancılığı filan terk ediyorlar.
Bizim güneydoğumuzda hayvancılık o kadar gelişkin idi ki Demokrat Parti iktidarlarında dışarıya ihraç yapardık, satardık aynı zaman da kaçakçılık yapılırdı. Yanı Türkiye’den İran’a ve başka ülkelere hayvan kaçırılırdı. Şimdi ne oldu? Türkiye tam tersine angus inekleri getirip kurban kesmek için onlardan medet umar hale geldi. Bu iktidar döneminde büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık yarıya yakını oranında azaldı.
Bırakılıyor artık. Karlı değil. Topraklar bırakılıyor. Güneydoğuya dönelim. Türkiye çapında böyle. Güneydoğu da böyle. Güneydoğuda bu işsizliği arttırıyor. Gençler işsiz. Esnaf ortadan kalkıyor. Gençler alışveriş edecek yani bir şeyler alıp satacak, hayatını sağlayacak imkânlardan yoksun kalıyor. Bizim yaptığımız fabrikalar kapatıldı. Devlet fabrikalarını kapatmak da yine bu dönemin başka bir takım yanlış ama beyinlere betonlaştırılmış doğrularından birisidir. Gerçekte yanlış. Niye? Efendim devlet fabrikaları zarar eder.
Zarar etmeyeni niye satıyorsunuz? Sonra zarar eder dediğiniz niye zarar ediyor? Bin kişi yerine iki bin kişi çalıştırıyor diye. Peki ama o bin kişi de iş güç sahibi oluyor. Yani sen o bin kişi oradan geçim sağlıyor. Sosyal faydası vardı onun da. O kadar kolay değil bu işlerde karar vermek. Yani sadece mikro ekonomi planında ya da işletme planında karar verilmez. Makro düzey de, büyük düzeyde, ülke çapında bu işler konuşulur.
Dolayısıyla güneydoğuda bizim yaptığımız fabrikalar kapatıldı, satıldı. İşsizlik çoğaldığı zaman ne olur? Terör örgütü için hazır ve kolay bir insan edinme bataklığı meydana gelir. Dolayısıyla önce bataklığı kurutmak lazım. Orta direği dirilttiğiniz zaman güneydoğu da siz terör örgütü için bir defa hazır bataklığı kurutmuş olursunuz. Bakınız bugün terör örgütünde biliniyor. Aile kurmuş insanlar yok. Yani eşi, çocuğu çok istisnai. Hayata tutunamayan. Gel dağa, günde üç öğün yemek, elbise, giyecek ve birde itibar ve geçirebileceğin kadar da ömür.
Yani bununla Bush’un paralı askerleri var. Aynı psikolojidir yanı. Yani gidip Irak’ta ölen o kişilerde paralı askerdir. Aynı şey. Çaresizliğin ürünü. Dolayısıyla birinci mesele budur. Neden? Demokrat Parti iktidarlarında bu boyutlarda hiçbir zaman terör ve terör örgütünün güçlenmesi olmadı. Yani ekonomik ortam uygun değildi. Bunun yanında başka bir şey var tabi. Başka bir şey şu.
Profesyonel askerliğin gelmesi lazım
Terörcülerle mücadele etmek için meslekten savaşçı olmak gerekir. Bakınız savaşçı diyorum. Türkiye’de meslekten savaşçı olduğu dönemde savaşçıların güneydoğuda terörcülerle savaştığı dönemde mesela 1999’da kayıp bir kişidir. Ama esas itibariyle profesyonel askerler. Asker dediğim nizami asker bile değil. Terörcülerle mücadele etmek için meslekten savaşçılar kullanmak gerekir. Aksi halde benim yeğenim. Burak Okay’ı gönderirsiniz. Benim yeğenim. Daha bundan dört yıl önce anasının, babasının biriciği ve okutmuşlar dişlerinden tırnaklarından çocuklarını bilgisayar mühendisi yaptılar. Sonra üç aylık eğitim. On beş günlük silah eğitimi ile Çukurca’ya takım komutanı diye gitti çocuk. Dokuz kurşunlu bedeniyle geri döndü.
Bu savaşmayı bilmez. Bunu niye gönderiyorsun? Bunlar yanlış şeyler. Dolayısıyla temelinde ben zaten ordumuzun meslekten ordu olmasında bir proje olarak teklif ettim ve ediyorum. Yani ordumuz artık hem tarihimizde olduğu gibi hem de mesela Avrupa’nın bütün ülkelerinin yöneldiği gibi meslekten, savaşçılar meydana gelmeli. Bakın savaşçı lafını da kullanıyorum. Ordu mensubu, savaşçıdır. Lafı eğip bükmeye lüzum yok. Şimdi ben Burak’ı düşünüyorum. Yani Burak karşısındaki insanlara atamamıştır bile, Burak hayatında karşıdaki insana atacak ve ölecek. On beş günlük eğitimle böyle birşey sağlanır mı? Psikolojisi uygun değildir ve Burak’ın cenazesi geldi ve babası feryat etti. Babası feryat etti ki benim evladımı kim öldürdü diye?
ALİ ÇAĞATAY: Tekrar başınız sağ olsun diyorum. Şimdi şunu anlatmanızı istiyorum. Siz, çok deneyimli ve kıdemli bir siyasetçisiniz. Çok uzun yıllardır siyaset kulvarındasınız. Türkiye’de merkez sağ’da bir boşluk var mı yoksa merkez sağ denen bir şey kalmadı mı? Ya da orası işgal edilmiş durumda mı?
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sağ’da boşluk vardı, bitti. Ne zaman bitti? Bakınız ben şu anda Demokrat Parti oy pusulasının ikinci sırasında Kırat. Geçmişte Demokrat Partiye, Adalet Partisine, Doğru Yol Partisine, Anavatan Partisine oy vermiş ve onların çocuğu olarak o dönemi yaşamış olan insanları bekliyor ve ben bugün de Sarıyer’de, Beşiktaş’da, İstanbul’un başka yerlerinde, İzmir’de, Balıkesir’de yani Türkiye’nin bir çok yerinde Bayburt’ta gördüm ki, halk şimdi merkez sağ’ı ve Demokrat Parti’yi hatırlıyor. Vardı diyorum çünkü bizim irademizin yani Demokrat Parti’nin, Doğru Yol Partisi’nin ve Anavatan Partisi’nin bizim iki partimizin birleşip yeniden oluşturduğu Demokrat Parti’nin benden önceki dönemindeki yönetim ne yazık ki merkez sağ’ın zaten merkez sağ lafını da terk etmişlerdi. Merkez diyorlardı. Söylemleri de buydu. Merkez sağ’ın söylemlerini, halkın beklentisini karşılayacak şekilde siyaset ortaya koymadıklarından, bir iki konuya takılıp gittiklerinden ne yazık ki bu birleşmeden doğacak büyük gelişmeler olacakken tam tersine sıkıntılar meydana geldi.
Ama Allah’a şükürler olsun ki bünye yani Demokrat Parti’nin bünyesi yani teşkilat başkanları, yani il başkanları yani, 72 il başkanları toplandılar. Namık Kemal Zeybek’i aday olarak gösterdiler, büyük çoğunlukla seçtiler, karşımda aday olan ama aynı çizginin çok değerli bir insanı olan Anavatan Partisi Eski Başkanı Salih Uzun da bizimle birliktedir. Bugün merkez sağ’da boşluk yoktur. Çünkü Demokrat Parti yeniden vardır. Hizmete hazırdır. Geçmişteki hizmetlerden çok daha iyisini yapmak üzere.
ALİ ÇAĞATAY: Çok teşekkür ediyorum Sayın Zeybek, başarılar diliyorum size.
NAMIK KEMAL ZEYBEK: Sağ olunuz.