Genel Başkanı Zeybek, Didim’de düzenlediği mitingde Yunanistan’ı eleştirdi ( 25.05.2011 )
“Yunanistan Hükümeti hop oturup, hop kalkıyor.”
“Yunanlılar önce adaya bir iki ev soktular, sonra baktılar Türkiye aldırmıyor ve evler çoğaldı. 100 hane oldu, bir de kilise yaptılar. Baktılar Türkiye’de ses yok. Sonra oraya bir bayrak diktiler ve sonra ne yaptılar biliyor musunuz? Kendi adaları olsa bile yapamayacakları bir şey yaptılar, askeri tesis yaptılar oraya. O adalar bizim, bizim adalarımıza askeri tesis yaptılar.”
(DP Basın Merkezi–25 Mayıs 2011)- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Didim’de düzenlediği mitingde Yunanistan’ın Bulamaç ve Eşek adalarını işgal etmesine ve hükümetin buna göz yummasına tepki gösterdi ve “Yunanistan Hükümeti hop oturup hop kalkıyor” dedi.
Ege Denizi’nde Türkiye’ye ait olan Bulamaç ve Eşek adalarına Yunan bayrağının çekilmesini protesto etmek amacıyla Aydın’ın Didim ilçesinde düzenlenen miting, Altınkum Barış Parkında yapıldı.

Zeybek, Didim mitinginde mutluydu.
Genel Başkan Zeybek, seçim otobüsü Kırat’ın üzerinden yaptığı konuşmada, Bulamaç ve Eşek adalarının Türkiye’ye ait olduğunu tekrarladı şunları söyledi:
Tarihi bir toplantı
“Bismillah diye başlayalım, Allah yardımcımız olsun. Büyük işler yapıyorsunuz, büyük işler yaptığınızın farkındasınız. Şu anda tarihi bir toplantı gerçekleştiriyoruz. Şu anda Yunanistan hükümeti hop oturup, hop kalkıyor. Bugün bizim Genelkurmay Başkanımızın Efes tatbikatı vardı, onu da ertelediler. Herhalde bizim gidip Yunanistan’ı filan zapt edeceğimizi sandılar. Yok canım, durun daha o kadar korkmayın, daha iktidar olmadık. İktidar olmadan bu kadar korkarsanız iktidar olunca ne yapacaksınız.
Biz barışçıyız, biz insanları seviyoruz. Büyük şair Arif Nihat Asya’nın bir şiiri vardı;
‘Gök mavi, başak sarışın,
Tadı ne güzel barışın.
Fakat senin bin savaşa değer,
Bir yurt karışın.’
Çünkü yurt parçaları, vatan parçaları barışla alınmadı, biz hep savaşarak aldık. Ne yazık ki, barış masalarında yöneticilerimizin aymazlığı, aldırmazlığı içinde, aldırmaz yöneticilerimiz olduğu sürece kaybettik.
“Adalar’da piknik yapardık.”
Bir ay önce değerli Albayımız Ümit Yalım konuyu anlattı, dosyayı önüme koydu. Doğrusu benim inanasım gelmedi. Nasıl böyle bir şey olur, nasıl böyle burnumuzun, Didim’imizin dibindeki adalarımız, bizim adalarımız, Yunanlılar tarafından adım, adım işgal edilir ve Türkiye’yi yönetenler buna ses çıkarmazlar.
Bu işi arkadaşlarım incelediler ve dediler ki; ‘maalesef doğru. Yani daha bundan 8 – 10 yıl öncesine kadar, değerli albayımız, değerli ilçe başkanımız ve birçok yurttaşımız ‘adalara biz giderdik, gelirdik, piknik yapardık’ dediler.
Hasan Saka mesela, Türkiye’nin çok değerli Başbakanı hatıralarında yazıyor. ‘Eşek Adası’na gittik, ödül töreni yaptık’ diyor. Adalar bizim, gidilip geliniyor. Böyle bir durumda ne oldu da birden bire Yunanistan’a ilham geldi de ‘şu adaları da alıverelim’ dedi.
Ne oldu biliyor musunuz? Türkiye’ye bu AKP iktidarı geldi. Yunanlılar baktılar ki, bunların iktidarda kalmak uğruna veremeyecekleri hiçbir şey yok. Ne istenilirse veriliyor, can ve kan pahasına aldığımız, Allah’ın verdiği imkânlar sayesinde kurduğumuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, sadece AB’den bir müzakere tarihi almak hevesiyle, o müzakere tarihini de niye almak istiyorlar? Türkiye’yi AB’ye sokmak için filan değil, sadece AB’nin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin himayesinde olurlarsa iktidarda kalabileceklerini düşündükleri için. Evet bunun için yoksa AB’ye girme süreci onları ilgilendirmiyor. Bu iktidar için önemli olan iktidarda kalabilmek. Bunun için de AB’nin himayesini alabilmek ve hatırlar mısınız, vaktiyle ABD’nin Başkanı Bush oğlu Bush, Türkiye’ye geleceği zaman kendisinin eş, bence peş başkanı olan Sayın RTE’ye üç emir gönderdi ve o emir bir gazetemizde tam sayfa halinde yayınlandı. Bir, ‘Annan ile anlaşın’. Annan’la anlaşmak demek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Yunanlılara Rumlara teslim etmek demekti. Birinci emir buydu.
“Yuh olsun”
Ben Anan planı reddedilsin diye Kıbrıs’ta televizyon, televizyon, köy köy dolaştığım, hatta balkanlarda bulunan yurttaşlarımıza kardeşlerimize, ‘aman ha, bu Annan planına evet derseniz, ananızın ak sütü gibi sizin olan bu anavatanınız, sizin olmaktan çıkacak ve Rumlara teslim edilecek diye feryat ettim. Feryat ettim yani bir akşamda üç televizyona gidiyordum. Sakın yapmayın, bu Annan planını uygulamayın diye. Bana ne dediler biliyor musunuz? ‘Ama Türkiye Başbakanı bizim bu planı onaylamamızı istiyor’. Neden istiyordu Türkiye’nin Başbakanı Sayın RTE? Çünkü Bush ondan bunu istemişti. O eşbaşkanını kıramazdı. Kırarsa iktidarda kalamayacağını düşünüyordu. Türkiye bu halde olursa, Türkiye’de her şeyi verebilecek bir hükümet olduğu ortaya çıkınca yani iktidarda kalmak uğruna veremeyecekleri hiçbir şeyi olmayan, topraklarımızı satan, bankalarımızı satan, Demokrat Parti hükümetlerinin yaptığı fabrikaları, tesisleri, her şeyi satan, sat diye emir alan Sayın RTE…
Evet tabii ki, ‘yuh olsun’, yuh sözünün bir yeri vardır, tam burasıdır.
“DP iktidarında kimse şımarıklık yapamazdı..”
Bir ülkenin Başbakanı, ülkenin bütün kazanımlarını haraç mezat satıyorsa, ona söylenecek söz ‘yuh sözüdür’ ve haklısınız. Böyle bir Türkiye ortaya çıkınca ve Türkiye’de mesela Sayın Çiller gibi bir başbakan olmadığı belli olunca, neden bunu söylüyorum? Çünkü, bunu Kardak kayalıklarında da yaptılar ve bunu yaptıkları zaman, ‘bu bayrak inecek, bu asker gidecek’ sözlerini o zaman başbakan olarak Sayın Tansu Çiller söylediğinde o başka bir Türkiye’ydi, o Demokrat Parti Türkiye’siydi.
Demokrat Parti’nin yönettiği Türkiye’de hiç kimse böyle bir şımarıklık yapamazdı.. Yapmaya kalktılar, derslerini aldılar. O bayrak indi, o asker gitti. Ama devir değişti, bu başka bir devir ve ne yazık ki, Türkiye’nin başında artık bir demokrat Başbakan değil, bir Sayın RTE vardı. Sayın RTE’nin de tek derdi vardı orada kalmak. Orada kalmak ve yandaşlarını zenginleştirmek, kendisini ve çevresini zenginleştirmek. Derdi buydu, veremeyeceği hiçbir şey yoktu.
Böyle bir dönemde, Yunanlılar, önce yoklaya yoklaya, hiç orada ev yokken, getirip ev inşa ettiler. Niye ev yoktu? Çünkü o adalara gelip yerleşme diye bir şey olmuyordu. Ama bir devlet, jeopolitik durumlar sebebiyle bir yerlere bir takım insanları yerleştirmek isterse fedakârlık yapar, ‘gidin orada yaşayın’ der. Gerekirse onlara maaş verir. Şu gözümüzün önündeki adalara, birer birer Yunanlılar oraya yerleştirildi. Önce birkaç ev koydular, baktılar Türkiye ne yapacak.
Hani soğuk denize girmek isteyen turistler yapıyorlar ya, önce ayaklarını sokuyorlar bakıyorlar. Onlar da bir iki ev soktular, sonra baktılar Türkiye aldırmıyor ve evler çoğaldı. 100 hane oldu, bir de kilise yaptılar. Baktılar Türkiye’de ses yok. Sonra oraya bir bayrak diktiler ve sonra ne yaptılar biliyor musunuz? Kendi adaları olsa bile yapamayacakları bir şey yaptılar, askeri tesis yaptılar oraya. O adalar bizim, bizim adalarımıza askeri tesis yaptılar. Kendi adaları olsa bile yapmamaları gereken, uluslararası anlaşmalara göre. Ondan sonra da sevine sevine Yunanistan Genelkurmay başkanı oraya gelir, cumhurbaşkanı gelir, ve öylesine bir hale geldiler ki, adaların üzerinden bizim uçaklarımız uçtuğu zaman bile, ‘adalarımızın üzerinden neden uçak uçuruyorsunuz’ dediler.
Aklıma Mehmet Akif’in bir şiiri geliyor. Bir hikâye anlatılır şiirde, iki kardeşe babaları birer bebek almış, küçük kardeş bebeği kırmış, sonra yalvarmış, ‘ne olur söyleyin ablama, bebeğiyle biraz oynayayım’. Abla vermiş bebeği bir iki gün oynamış sonra geri almış. Sonra tekrar bebeği isteyeceği zaman küçük kardeş demiş ki, ‘bebeğimi ver’. Yani ablasının bebeği kendi bebeği oldu. Şimdi bunlar da böyle yapıyorlar. Ağabeylerinin adası kendilerinin oldu. Niye ağabey? Çünkü 500 yıl biz onları yönettik.
“İş işten geçmiş”
Şu anda ne bekleniliyor, ne isteniliyor. Önce arkadaşlarımız gidip baktılar, iş işten geçmiş, Yunanlılar orayı kendi sınırlarına almışlar, oraya bot koymuşlar, asker yerleştirmişler, öyle bir hale gelmiş ki, şu anda biz gidelim desek fiilen Yunan toprağına gitmiş olacağız.
Şimdi bütün bunlar oluyor, gidiyoruz inceliyoruz ve anlatıyoruz. Bize Türkiye’den ne başbakan cevap veriyor, ne dışişleri bakanı cevap eriyor. Diyorum ki, biz bir şey söylüyoruz, ‘bu adalar bizim’ diyoruz. Siz de bize bir cevap verin. Ya bizim, ya değil deyin. Bu arada Wikileks belgelerinden anlaşılıyor ki, Dışişleri Bakanımız bir görüşmede demiş ki, ‘oralar gri bölge’. Yani kimin olduğu belli değil, Yunanlıların da değil, bizim de değil manasına gelen bir kelime. Böyle bir şey söylenir mi? Yani gri bölge olması için senin benim demem lazım ki, gri bölge olsun. Sen baştan diyorsun.
“AKP sözcüsü Yunancılık yapıyor..”
İktidarda bulunan bir partiden, iktidar partisinin bir sözcüsü sanki Yunanistan hükümetinin sözcüsüymüş gibi, Yunanistan hükümet sözcüsünden daha fazla Yunancılık yaparak, o adaların Yunanistan’a ait olduğunu çünkü o adaların 12 ada içinde bulunduğu, 12 adaları da İsmet Paşa’nın Yunanlılara peşkeş çektiğini söyledi.
Peki, bu adalar 12 ada içinde mi? Ben 12 adayı Lozan anlaşmasındaki sıralamaya göre okuyorum, bakın bakalım bu 12 adanın içinde bizim Eşek adamız ve Bulamaç adamız var mı yok mu? Lodos, Kaşot, Kerpe, Limoniye, Sömbeki, İlyaki, İncirli, Yalı, İstanköy, Koçbaba, Kilimli, Herke. Var mı bunların içinde Eşek Adası? Peki, uluslar arası adlarıyla Türkçe Yunanca adlarıyla söylüyorum 12 ada bizimdi, önce İngilizler tarafından işgal edildi, İngilizler yaptıkları haritada bu iki adanın Türkiye’ye ait olduğunu gösteriyorlardı, herkes biliyordu ki, bunlar Türkiye adası. Ama Türkiye orada yerleşim yapmadı, insanlar gidip adada yerleşir mi? adada ancak şöyle yerleşirler devlet kuvveti ve devlet gücüyle, devlet yardımıyla böyle bir şey yapılmadı. Bizim burnumuzun dibinde duruyor.
“Bunların ar damarları patlamış..”
Şimdi arkadaşımız sanki Yunan sözcüsüymüş gibi AKP adına bu nasıl bir şey. Gerçi Yunanlılar İzmir’den Ege kıyılarına asker çıkarıp da Anadolu içlerine doğru yürüdükleri zaman ve Anadolu’yu yıkıp yaktıkları zaman yapmadıkları rezalet kalmadığı zaman ne yazık ki, kimi politikacılar ve bazı basın yayın mensupları da o zaman da Yunanlıları öven, Yunanlıların haklı olduğunu söyleyen konuşmalar yapıyorlardı, yazılar yazıyorlardı onun için şaşırmadım demek ki, AKP içinde böyle insanlar var. öylesine bozulmuşlar ki, milli bir davada Türkiye’nin tezini değil de Yunanlıların tezini destekleyecek konuşmalar yapmaktan çekinmiyorlar, utanmıyorlar. Ar damarları patlamış bunların. Böyle bir şey olur mu? Nasıl böyle bir şey olur.
“Bu iktidar Türkiye’yi peşkeş çekiyor.”
Değerli vatandaşlarım, alkışınız inşallah dua olur, Allah dualarınızı kabul eder. Olması gereken bir şeyi söylüyorsunuz. Ne yazık ki, Türkiye’de tek çıkar yol, Demokrat Parti iktidarıdır. Başka çıkış yolu yok. Gördüğümüz bir gerçek şu; Bu iktidar Türkiye’yi peşkeş çekiyor. Sayın Başbakan RTE. Niye RTE diyorsunuz diye sorabilirsiniz kendisini internette RTE diye anlatmış. Kolay oluyor, kısa oluyor. Onun için ben de Sayın RTE diyorum. Sayın RTE zaten bütün bu işleri yapmak için getirildi. Ben bunu açıkladım şu ana kadar siz, bana bir cevap verildiğini duydunuz mu? Ben duymadım. Açıkladığım şuydu, dedim ki, bu partiyi yani AKP’yi Amerika kurdurdu. Kurdurmasının sebebi kendi isteklerini bunlar vasıtasıyla Türkiye’ye yaptırmaktı. O dönemde Irak'ta Saddam diye bir adam vardı. Saddam denilen adamı da sonradan tepesine binip onu asanlar getirmişlerdi, beslemişlerdi, desteklemişlerdi, silahlandırmışlardı ve İran'a saldırtmışlardı. Sonra Irak'ın kuzeyine saldırttılar. Halepçe diye beş bin kişinin yaşadığı bir Kürt şehrini kimyevi silahlarla yok etti bu adam. Zalim bir adamdı. Ondan sonra da dediler ki şimdi güney'e saldır. Güney neresi? Kuveyt'e saldır. Zavallı inandı, o tuzağa düştü. Kuveyt'e saldırdı ve başına çöktüler. O da şaşırdı, dedi ki ‘Amerikan Büyükelçisi bana saldır’ demişti. Şimdi ne oluyor böyle dedi. Ama bu işler böyledir.
“Beni mahkemeye verdi”
Ben Sayın Başbakana birçok şey söyledim hiç birisine cevap vermedi, dava filan da açmadı. Dedim ki sen Türkiye'yi bölmek için getirildin. Sen Türkiye'de orta direği yok etmek için tarımı, esnafı, hayvancılığı, yok etmek için. Türkiye'yi işsizliğe ve sefalete mahkûm edip yabancı şirketlere pazar açılması için getirildin dedim. Hiç sesini çıkarmadı. Sen angutsun dedim. Beni mahkemeye verdi.

Didim mitingi coşkuyla yapıldı.
Niye mahkemeye veriyorsun? Ben sana ne söylüyorum ki? Kötü bir şey söylemiyorum. Benim söylediğim şu. Diyorum ki sen angut kuşu gibisin. Aynen Saddam gibi, aynen Mübarek gibi, aynı Kaddafi gibi avcılarının üzerine doğru koşuyorsun. Angut dedikleri o. Ördeksilerden bir kuş ve bütün kuşlar avcı ateş ederken sağa sola yukarıya doğru kaçar. Angut şaşkınlığından avcılara doğru uçarmış. Ben görmedim. Avcılardan öğrendim. Dedim ki sende onun gibi yapıyorsun? Seni avlayacak olanlara doğru koşuyorsun. Yani bunların dediğini bu kadar yaparsan, bunlara bu kadar teslim olursan yani dünyanın başının belası bu şirketlere bu kadar teslim olursan sonunda seni de avlayacaklar. Dolayısıyla gel seni de kurtaralım. Söylediğim bu. Yani seni de kurtarmak için. Senin tepene binecekler. O besbelli. Besleyip, besleyip büyütür, keser, kullanırlar. Sana da bunu yapacaklar. Onun için gel, şu angutluktan vazgeç. Avcılarına doğru gitme, bana doğru gel seni de kurtarayım.
“Benden çaldığın oyları geri ver..”
Yani oylarını bana ver. Benden çaldığın oyları bana ver, geri ver. Çünkü senin oyların bizim oylarımız. Ama gelecek şimdi onlar. Şimdi onların geleceğini gördü. Onların gelmekte olduğunu gördü, görüyor. Gördüğü içinde bizimle uğraşıyor. Nasıl uğraşıyor. Her söylediğimi hazmetti. Angut deyince dava açtı benden yüz bin lira istiyor. Şimdi ben de para filan yok ama hanımdan alır veririm. Bak hanım da orada duruyor. Evet ama kazanamaz inşallah davayı. Şimdi bakınız söylediğimiz bizim buydu. Yani bu zat getirildi. Ama en ağır darbeyi orta direğe indirdi. Bu gelmeden önce Türkiye'de yedi bin sığır vardı. Yedi bindi sayı. Bu geldikten sonra yedi yıl içinde üç bine düştü. Yarısından daha az’a. Ne oldu o sığırlar? Onlar hep kesildi, yenildi, öldü, bitti çünkü artık hayvancılık kar etmez hale geldi de dışarıdan Angut'lar Angus getirdiler. Angus, yani kurban kesebilmek için bile angus getiren bir yönetim. Bu nasıl bir yönetim. Bunların her yaptığı yanlış. Her yaptığı saçma sapan şeyler.
Hiç bir şeyi doğru yapamaz mısınız siz? Bir şeyi doğru yaparlar. Tokatlamak. Onu iyi yapıyorlar. Ama tokatlamakta hızlarını alamadılar, bu arada polislerimizi de tokatlıyorlar ve biliyor musunuz? PKK'nın bir terörist milletvekilinin, televizyonlardan gördünüz bir polisimize tokat attı. Polisimiz, Baş komiserimiz öteki yanağını çevirdi ve İç İşleri Bakanı ona takdirname verdi.
Böylece Türkiye'de bir ilk gerçekleşti. Görevini yapmayan polise takdirname verildi. Bunu görünce AKP'liler baktılar ki demek ki polise tokat atmak serbest bir AKP milletvekili adayı. O da hanım. Geldi polise bir tokat attı ama onu mahkemeye verdiler. O daha anlamadı. Bu ülkede PKK'lılara her şey serbest ama AKP'lilere her şey serbest değil. Daha oraya gelmedik. Onu öyle zannetti. Yani esas mesele şudur ki, evet orta direği yok ettiler. Ama orta direği yok ederken yani hayvancılığımız, esnafımız, tarımımız, kobilerimiz, milli sanayilerimiz, memurlarımız, işçilerimiz, emeklilerimiz sefalete ve yok olmaya mahkûm edilirken, bütün bunlar yapılırken aynı zaman da güneydoğu da insanlar işsiz kaldığı için, işsiz gençler PKK'nın avı haline geldiler. Bunun için terör bu kadar azgınlaştı. Ama sadece bu değil ki. Bunun yanında PKK'lılara sen eğer Habur'dan zafer işaretleri yaparak. Üzerlerinde üniformalarla ve ayaklarına mahkeme göndererek hemen ayaklarında beraatlarını kesersen o zaman güney doğu halkımız kime güvenecek? Kime inanacak? Devletin gücüne mi yoksa teröristin gücüne mi?
Karar verildi o an da. Baktılar ki terörist devletten daha güçlü ve o hareketle güneydoğuda halkımız elinde esir haline getirilmiştir. Evet, bugün güneydoğu artık terör örgütüne teslim edilmiştir. Bakınız Bakan söylüyor. Mehdi Eker. Arkasından Başbakan'da söylüyor. Söyledikleri şu, güneydoğuda kepenkleri örgüt zorla kapattırıyor. Zorla. Demek ki örgütün zoru, senin zorundan daha güçlü. Sen devletsin be adam. Sen devletsin. Nasıl izin verirsin buna ve nasıl bunu söylersin? Böyle bir şey olmasa bile hiç değilse gizle. Utan da gizle. Hayır bunu açıkça söylüyor. Böyle bir şey olur mu? Bunun manası ne? Bunun manası şu, güneydoğu terör örgütüne teslim ediliyor ve Başbakan bütün bunları yapıyor peş peşe. Kürt açılımı diyor arkasından görünüyor ki Kürt açılımı filan değil, PKK saçılımı geliyor ve PKK saçılıyor her tarafa. Bütün bunları yapıyor ve arkasından diyor ki Türkiye'ye Başkanlık sistemini getireceğiz ve Vali'leri de halk seçecek. Valileri halk seçecek demek valileri PKK seçecek demektir. Evet, PKK'nın seçtiği valiler, on, on beşi bir araya gelip de bağımsızlık ilan ederlerse tabi ki hemen komşumuz Yunanistan’dan, Fransa'dan Sarkozy filan koşup hemen onların bağımsızlık ilan edecekleri alana gelirler, alkışlarlar. Dünyanın basın yayını gelir bütün bunları alkışlar. Sonra ne olur? Sonra devlet güçlerini üzerine sevk edersin hazır bekleyen PKK ile çatışma olur. Yüz kişi ölür dünya'ya yüz bin kişi öldü diye propaganda yapılır.
Birleşmiş milletler güvenlik konseyi toplanır. İş bitmiştir. Perde. Evet. Son perde bu. İlan ediyorum. İfşa ediyorum. Bütün bu işlerin nasıl olduğunu bilen, planları bilen, dünya da bu dolapların döndüğünü bilen bir insan olarak bütün yurttaşlarıma ilan ve ifşa ediyorum. Diyorum ki bakınız eğer bu iktidar yine böyle olursa ve bu meclis böyle olursa yine, yani mecliste hiç bir iktidarın hiç bir yanlışına engel olamayan iki tane göstermelik muhalefet partisi durmaya devam ederse olacak olan budur. Sakın kimse sevinmesin. Giderler de kurtuluruz diye. Hayır böyle bir şey yok. Çünkü, güneydoğu da terör devletini kurdurmak isteyenler asıl o devleti ve o terörü Türkiye'nin her yerine daha güçlü yaymak ve Türkiye'nin her yerini kan gölüne çevirmek için bunu yapıyorlar. Bunu da herkes bilsin. Ver kurtul diye bir şey yok. Zaten söylüyorlar da. Güneydoğu bizim kalana ortağız. Bunu söylüyorlar. Bu şifreyi anlamıyorsan neyi anlıyorsun sen?
Ey mecliste bulunan siyasi partilerin liderleri. Ama bakınız ben bunu daha arkadaş gelir gelmez hemen ifşa ettim, ilan ettim. Doğru bir çok yakınım bile yapma bunu Kemal beye deme dediler. Dedim ki bu arkadaşın getirilmesi de yani Kemal Kılıçdaroğlu'nun getirilmesi de planın bir parçasıdır. CHP'de bu işe razı olsun diye getirdiler onu. Evet, CHP'deki büyük dönüşümün, yeni CHP'nin anlamı bu. CHP artık Atatürk'ten vazgeçti. Bunu bilin. Dersim'i yeniden açacağız diyen bir CHP'den bahsediyorum. Kürt kimliğinin önündeki engelleri kaldıracağız diyen bir CHP'den bahsediyorum. Onlar Atatürk'ten vazgeçtiler. Ama Atatürk bizimdir. Bizde Atatürk'üz evet. Atatürk'ün partisi, Atatürk'ün nesli burada, bu meydan da ve bu partide. Herkes bunu böyle bilsin. Atatürk ölmedi ve ölmeyecek. CHP vazgeçecek ama biz asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü Atatürk'ün gerçek partisi de aslında biziz.
Şimdi bakınız Kemal beyin son hallerine bakın. Şifreyi çözün. DB'yi ise söylemeye bile gerek yok. Bir de DB var ya. Onun vazifesi milliyetçi tepkiyi paratoner gibi toprağa gömmek. Evet DB'den bahsediyorum. DB deyince anlamadınız. O öyle konuşuyor ya. A artı B eşittir C-D. C-D eşittir bölü filan yâda şöyle diyor. 80, 80, 180, 40 daha 180, 40 yüz seksen kırk. At 180’i kaldı kırk. Öyleyse 40. yılımızda iktidara geliyoruz. Allah akıl versin ne diyeyim. Şu hale bak. Adı Milliyetçi diye başlayan bir partinin Genel Başkan'ı bunları televizyonda söylüyor. Şaka gibi. Seksen seksen yüz seksen, kırk daha yüz seksen kırk. At yüz sekseni kaldı kırk. Öyleyse kırkıncı yılımız da iktidarız. Ne güzel ve bu zat o partinin başında kalmaya devam ediyor. Ciddiye alınıyor.
Bende ciddiye aldım. Kendisine bir baston uzattım. Bu bastonu tutarsan sınavı geçersin dedim. Seni Başbakan yaparım. Bende aday olmam dedim. Ama sınıfta kaldı. Kalacağı da belliydi. Başbakanlık filan istemiyor. Onun için çok açık söylüyorum. Kim ne derse desin. Kim istiyorsa, istediğiyle bu işi açık açık, sakin sakin, isterlerse bağıra bağıra tartışmaya hazırım. Evet bugün mecliste bulunan bu siyasi partilerin dördü de ne yazık ki aynı oyunun parçaları haline getirilmiştir.
Mesela CHP böyle değildi. Deniz bey milli duruş sahibiydi. O gönderildi. Bu şimdiki zat getirildi ve olan biten işlere bakın, söylediklerine bakın, yaptıklarına bakın, gidip Hakkâri’de söylediklerine bakın. Zaten konuştuğu zaman kendisini dinleyenler de PKK'lılardı. Bunu herkes biliyor. Bu nasıl iş? CHP'nin Genel Başkanı bu. Tanzim edildi. Bugün mecliste bulunan siyasi partilerden hangisine oy verilirse diğerine verilmiş demektir. Hepsi de bölünmeye hizmet edecektir.
“Gümbür gümbür geliyoruz.”
Ben hain demiyorum kimseye, hain demedim kimseye, zalim demedim. Vurdun bana ey el. Ne bu halin demedim. İnsanlık için dua dua yalvardım. Teline ve beddua'ya âmin demedim ben. Kimseye hain demiyorum. Gafil diyorum gafil. Gafil demek de hakkım olsun izin verinde. Bunlar gafil. Bu gafillere oy vermekte hangisine oy veriyorsanız ötekine veriyorsunuz demektir. Şimdi bazı yurttaşlarımdan duyuyorum. Efendim MHP barajı aşamazsa. Ne olur aşamazsa? Aştı da ne oldu şimdiye kadar? Neyi engellediler onlar? Neyi başardılar? Bırakın artık bu saçmalıkları. Neyi başardılar bu güne kadar? Apo'nun asılması gündeme getirildiği zaman Devlet Bey Başbakan yardımcısıydı, söylediği aynen şöyleydi. Biz karşıyız, bizi karıştırmayın ama siz kurtarın. Bu ne demek yani? Şunu niye demedin sen? Şunu diyebilirdin. Eğer bu zat'ı asmazsanız hükümeti bozarız. Ondan sonra da ip'ler atıyor, bilmem neler atıyor. Bırak canım sende. O zaman Türkiye'de ip mi yoktu? Yeni mi çıktı ip'ler? Bırak şimdi bu lafları. Dolayısıyla tek çözüm ve tek çare Demokrat Parti'dir ve gümbür gümbür geliyoruz Allah'ın izniyle. Gümbür gümbür geliyoruz. Herkes de bunun artık farkında. Geliyor Demokrat Parti inşallah.
“Yar saçların lüle lüle, Tayyip sana güle güle”
Demokrat Parti gelecek önce. Şu adaları gelin bir oturun bakalım. Gelin komşu, artık Türkiye’de RTE yok, NKZ var. NKZ de benim adım. Namık Kemal Zeybek. Yani kötülemek için RTE demedim. Kısaltmak için söyledim. Gelin bakın bir Demokrat Parti var. Bakın şimdi. Türkiye'de hangi Bakanlar var. Şöyle bir bakın. Bu başka bir Türkiye ve bizim yanımızda gazilerimiz var. Yürekleri de bizimle, kalpaklarıyla buradalar. Biz buyuz. Biz bu ülkenin ruhuyuz, bu ülkenin bilinciyiz. Bu ülke biziz. Biz orta direğin partisiyiz. Üreten bütün halk kitlelerini. Köylülerin partisiyiz doğrudur. Esnafın partisiyiz doğrudur. İşçilerin, memurların partisiyiz. Kobilerin partisiyiz. Milli sanayimizin partisiyiz Bu ülkede özel sektörün yaptığı her şey bizim desteğimizle oldu. Bunlar özel sektörünkini de, devletinkini de Yunanlılara, şunlara, bunlara sattılar. Evet, bugün bir Yunan bankası dolaşıyor Batı Anadolu'da ve çiftçiye kredi veriyor. Ama ipotek karşılığı. Sonra da ödeyemedin diyerek toprakları ele geçiriyor. Yani sadece adalarımızı ele geçirmiyorlar. Batı Anadolu'daki topraklarımız da ele geçiriliyor. Böyle bir şey yok dünyada. Nereden buldun bunları Tayyip Bey sen? Yar saçların lüle lüle, Tayyip sana güle güle. Güzel yazmışlar. İnşallah. Güle güle gitsin canım. Ben onu da seviyorum. Kötü adam değil. Ben bütün insanları seviyorum. Hiç kötü bir adam değil. Kötü bir adam olsa hiç oğluna gemicik alır mıydı canım? Kötü adam olsaydı damadına hiç holdingcik alır mıydı? Yandaşlarını böyle zengin eder miydi? Kötü bir adam değil. Hayır sever bir adam. Ama hayırsever derken bizim yaptığımız, hani bizim çıkardığımız bir fakir fukara fonu vardı. O bütçeye soktuk onu. Bütçeden para ayırıyoruz ve yoksullara harcıyoruz. Şimdi o bizim yoksullara dağıttığımız para bütçede devam ediyor ve bunlar o paralarla oyalıyorlar.
Diyorlar ki, ya herkes batıyor da bunlara niye oy veriliyor? Veriliyor işte adam ne bilsin Mankurt ekonomisi derler buna. Önce eziyor, aç bırakıyor, işsiz bırakıyor. Sonra götürüyor kurtlu mercimek veriyor, isli kömür veriyor ve adamcağız da diyor ki yâda hanımcağız. Yahu ne yapalım bize kömür verdiler. Başka partiye oy verirsek ayıp olmaz mı? Falan diyerek. Hakikaten bunlar böyle oluyor. Peki hiç nereden bilsin o zat ki esasında bütçede olan para kendisinin doğrudan cebine girse adam başına bin lira alacak. Evet, bütçede adam başına bin lira. Senin paralarınla bütçeye adam başı bin lira verilecek kadar para ayrılıyor. Ama onlar nakit vermek yerine gidip kendi yandaşlarını da zengin etmek için yandaşlarından, yandaşı olan şirketlerden alış veriş edip, onları zenginleştirip, onlara İstanbul'da plazalar yapabilecek gücü kazandırıp arkasından yüz liralık bütçedeki para elli lira olup kurtlu mercimek şeklinde vatandaşın evine giriyor ve oyları da böyle alıyorlar.
Hayırseverlikleri de bu. Bunları yaparlarken de televizyonlar yayınlıyor. Törenler yapılıyor, vesaire vesaire. Biz de yapacağız ama bizde şöyle yapacağız. Hiç bütçeye para filan koymaya lüzum yok.

Bu asker gidecek.
Neydi istekleri, şimdi hatırlayın hep birlikte. O günler 57. hükümet günleriydi. 57 Hükümet günlerinde bir başbakan vardı Bülent Ecevit. Bülent Ecevit’in çok milli tarafları vardır mesela Kıbrıs meselesinde, haşhaş meselesinde Amerika’yı dinlememiştir. Ben bir yerde bu işleri anlatırken de, ben Namık Kemal Zeybek gibi düşünüyorum dedi, mesela Kıbrıs meselesinde, haşhaş meselesinde dinlemedim diye anlatmıştır. İlginç bir adamdı Allah rahmet eylesin. Bülent Ecevit dedi ki, “Biz komşularımızı bombalamanızı istemiyoruz dedi Amerikalılara. İstemiyoruz, yardımcı olmayın dedi. Böyle günlerde biz size yardımcı oluruz, sizin için dua ederiz ne istiyorsanız yaparız, yeter ki, bizi destekleyin de başbakan olalım diyen bir Sayın RTE ve onun partisi. Amerika Birleşik Devletleri kurdurdu ben bunu ilan ettim. Bana bugüne kadar bir cevap vermediler neden vermiyorsunuz? Bir iddiada bulunuyorum çünkü bana da gelip teklif ettiler, bunu da açıkladım. AKP’yi tarif ettiler siz de olmaz mısınız dediler, ben olmam dedim. Ama ben olurum diyen, parmak kaldırıp ben yaparım diyen oldu onu yaptılar.
Bana bazen diyorlar ki, Kıbrıs’ı verdiler, Türkiye’nin topraklarını verdiler her şeyi verdiler, şu adaları mı vermeyecekler? Sorma bana hiçbir şey söylenmedik ne kaldı. Diye bir şarkı var. Sorma bana hiçbir şey bunların vermediği ne kaldı ki? Dolayısıyla adaları vermeleri de doğal bir şey. O dönemde, Irak’ta Saddam diye bir adam vardı. Saddam denilen adamı da sonradan tepesine binip onu asanlar getirmişlerdi.
“Kimse polise tokat atamayacak”
O parayı doğrudan doğruya vatandaşın Ziraat bankasındaki hesabına yatıracağız ki gitsin kendisi alsın. Bir elin verdiğini diğer el de görmesin. Bizim dinimizde doğrusu budur. Senin paranla sözüm ona hayırseverlik yapıyor.
Şimdi değerli kardeşlerim biz öncelikle Türkiye devletini yeniden devlet yapacağız, kimse polise tokat atamayacak. Böyle bir saçmalık olur mu? Atan kadın da, ‘ben onu polise değil devlete attım’ dedi. Türkiye yeniden devlet olacak, bütün Demokrat Parti iktidarlarında olduğu gibi. Kaynaklar esnafa aktarılacak, emekliye aktarılacak. Yaşı müsait olanlar biliyor ki, bütün Demokrat Parti iktidarlarında böyle oldu. Yani ne oldu? Sübvansiyon diye bir kelime var hiç duyuyor musunuz? Neydi sübvansiyon? Tarımla uğraşanlar tarımla uğraşmaya devam etsinler ki, millet aç kalmasın diye mazot, gübre, tohum ucuz verilirdi, aradaki farkı devlet verirdi, yine yapacağız, yapmazsak dünyada angus ineği de kalmaz. ‘İşçiye, memura, emekliye intibak yasasını çıkarıp destek olacağız’ dedim. Bunu değerli hocam ekonomi doktoru, Muğla adayımız Ağah Oktay Güner’e sordum. O, ‘ bu olur’ dedi ondan sonra ilan ettim. Ben uzmanlara sorarım, bizde uzmanlar var, her işimi uzmanlara sorarım. Ekonomi bakanımız da belli inşallah.
“One munite tiyatroları”
Değerli arkadaşlarım Türkiye yeniden devlet olacak, milli haklarına sahip çıkacak, topraklarına sahip çıkacak ve şunu söyleyeyim ki, bizim iktidarımızda, milli sanayi için ayrılan kaynaklar yerli şirketlere verilecek ki, onlar Türkiye ekonomisini canlandıracak faaliyet yapsınlar. Bunlar ise one munite tiyatrolarına rağmen İsrail firmalarına veriyorlar. Bakınız tanklarımızın onarımı ile ilgili bir ihale İsrail firmasına verildi. İsrail firmasına verilirken de bundan başka bu işi yapacak dünyada hiçbir firma yoktur diye bir madde var o maddeye uyduruldu verildi, ihalesiz verildi ve İsrail firması o işi yapamadığından kendisine iki taşeron verildi, o taşeronlar işi yaptı İsrail firması da malı götürdü, parayı aldı. O taşeronlar kim biliyor musunuz? Bizim kurduğumuz makine kimya endüstrisi ile Aselsan. Yani bizim iki kurumumuz işi yapıyor ama parayı İsrail alıyor. Bu sözüm çok ciddi ve önemli bir cevap verin bu doğru mu değil mi bir söyleyin.
Meydanlarda mangalda kül bırakmayan, tabi bırakmamak için, cam var, böyle karşısında cama bakarak konuşuyor. Zaten bakmazsa dona kalıyor, söyleyecek söz bulamıyor, bulursa da saçma sapan konuşuyor. Sayın RTE’den bahsediyorum. One minute’miş tiyatroydu o. Sonra da kaçıp gitti kahraman oldu, ‘bir daha gelmeyeceğim’ dedi. Türkiye bu oyundan ve tiyatrodan kurtarılacaktır.
“İttifak çağrısı yaptım”
Ben dedim ki, bu seçim hemen şu an olsun ve dedim ki, bir ittifak yapalım ey vatanseverim bir ittifak yapalım dedim. Bundan bir başbakan çıkarırım ben, ey MHP milliyetçiyim diyorsun gel ittifak yapalım seni de başbakan yapalım, benden de korkma ben aday olmayacağım dedim. Herkes ne olduğunu gösterdi. Bu bir sınavdı bu sınavda kaldılar. Bir parti hariç Bağımsız Türkiye Partisi onun değerli genel başkanı Prof. Dr. Haydar Baş o gerçek bir yurtseverdir. O elimi sıktı ve gücümüz birleşti birlikte iktidara yürüyoruz. O bir ilahiyat profesörüdür. Onun aynı zamanda milli ekonomi konusunu kendi geliştirerek, uzmanlarıyla geliştirerek ortaya koyduğu bir milli ekonomi modeli vardır. Bu modeli ben Avrasya coğrafyasında bilim adamlarının tartıştığına tanık oldum. Merak eden okusun öğrensin. Ben ona teşekkür ederim. Haydar Baş ve onun değerli kadrolarıyla Demokrat Parti iktidara yürüyor.
“Oy’unu ziyan etme”
Ben şunu söylüyorum, ey yurttaşım oyunu ziyan etme, oyunla ülkeni ziyan etme, ülkene oyunla zarar verme. Bugün iktidarda muhalefette bulunan partilere vereceğin oylar aynı kazana gider. Sakın bunu yapma oy pusulasının birinci sırasında paslanmış, küflenmiş, bozuk bir ampul var onu kır at. İkinci sırasında bekliyor seni Kırat. Kırat’ın altına evet mührünü at ve milletine büyük hizmet yap. Bu vatan borcudur. Sen bir el hareketiyle vatanını kurtaracaksın bunu unutma. Gelecek nesillerin için, torunların için, geçmişlerinin ruhu için Bu vatan toprağında sıradağlar gibi yatan, bu vatan toprağını bize vatan yapanların ruhlarının şad olması için bu hareketi senden istiyorum. Küçük bir hareket istiyorum senden. Senin için küçük ama ülkemiz için, vatanımız için, geleceğimiz için büyük bir hareket olacak ve inşallah Demokrat Parti iktidarlarında yeniden o odalar bizim olacak. Hepinize teşekkür ederim, hepinizi bağrıma basıyorum, hepinize sağlık diliyorum.
Yaşasın Demokrat Parti,
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.
“Adaya pasaportla çıktık”
Mitingin açılışında konuşan Emekli Albay, İstanbul Milletvekili adayı Ümit Yalım, Eşek ve Bulamaç adalarına çıktığını ve Türk adası olan bu iki adanın Yunanlılar tarafından işgal edildiğini belirtti ve “Tek kurşun atmadan, elini kollunu sallaya sallaya adaya girmişler. AKP'nin sıfır dış politikasının sonucunda bu adalar Yunanlılara geçmiş. AKP’nin ülkeyi getirdiği durum bu. Kendi adamıza pasaportla adaya çıktık” diye konuştu.
“Türkler, bu adalara çıkardı..”
DP Didim İlçe Başkanı Günay Tıkkın ise yaptığı konuşmada, adaların Türk adası olduğunu geçmişte bu adalara Türkler tarafından çıkıldığını söyledi.
DP Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek de Eşek ve Bulamaç adalarının Yunanlılar tarafından işgal edildiğini bir ay önce kendisine emekli albay ve DP İstanbul Milletvekili adayı Ümit Yalım tarafından bildirildiğini ve bu konu hakkında inceleme istediğini söyledi. Zeybek, yapılan araştırma ve inceleme neticesinde konunun doğruluğunun ortaya çıktığını söylerken sözlerini şöyle sürdürdü- 'Bu incelemelerin ardından bu işgal maalesef doğru. Birçok arkadaşımız yurttaşımızın söylediği gibi bu adalar Türk adası. Eski Başbakanlardan Hasan Saka kendi yazdığı anılarında bu adaya gittiğini anlatıyor. Aradan geçen zaman da ne oldu? Yunanlılar, ‘bu adaları alalım’ dedi. AKP ne yaptı? Sırf AB müzakereleri için, ABD ve AB himayelerinde olmak için, iktidarda kalabilmek için ses çıkarmadı.
“AKP iktidarı her geçen gün kan kaybediyor”
Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Didim dönüşü Söke’nin tek Demokrat Partili Belediyesi’ne sahip olan Bağarası Belediyesi’ni ziyaret etti. Bağarası Belediye Başkanı Salih Özdemir ve Demokrat Parti Belediye Meclis üyeleri ile Bağarası eski Belediye Başkanı Yalçın İpek’in karşıladığı Zeybek için “Başbakan Zeybek” sloganları atıldı ve sevgi gösterisinde bulunuldu.

Zeybek, Bağarası Belediyesini ziyaret etti.
Bağarası Belediye Başkanı Salih Özdemir’den belde hakkında bilgi alan Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, belediyenin kurulduğu günden bu yana belediye başkanlığına Demokrat Parti’li bir adayın seçilmesinden dolayı duygulandığını ifade etti.
Bağarası Belediyesi’nden vatandaşlara seslenen Genel Başkan Zeybek, AK Parti iktidarına ve CHP’ye yüklendi. AK Parti'nin ''mevsimlik bir parti'' olduğunu ifade eden Zeybek, şunları söyledi: ''Halkta bekleyiş çok şiddetli. Halkta bir sıkıntı var ve bizi bekliyorlar. İnşallah iyi netice alacağız. Bugün dünyanın gözü bizim üzerimizde. Yunanistan bizi takip ediyor. 'DP Genel Başkanı şöyle dedi' diyorlar. Hükümetle görüşüyorlar. Bugün Efes tatbikatı vardı, iptal edildi. Çünkü bizim mitingimiz vardı. Doğru da yaptılar. Halkı engellemeseydik, adaya kadar giderlerdi. Adalarımız gasp edilmiş durumda. Mecliste muhalefet yok. Bir tek Deniz Bey vardı, onu da tasfiye ettiler. Kemal Kılıçdaroğlu 'Kürt kimliğinin önündeki engelleri kaldıracağız, Dersim'i açacağız, özerklik' diyor. Nereden çıktı bunlar?''
“CHP kendi oylarını korusun”
Demokrat Parti seçmeninin CHP'ye yöneldiği yönündeki şeklindeki bir soruyu da cevaplandıran Namık Kemal Zeybek, ''CHP otursun da kendi oylarını muhafaza etsin. CHP bitiyor. Kemal Bey, erken ve vakitsiz öttü. Kemal Bey'i getirenlerin ona verdiği bir görev var ve o görevin ne olduğu belli. CHP'yi aldı, bölücülerin safına götürdü ve şu anda görünen sadece AK Parti değil, CHP de PKK ile ortaklık yapıyor. Zaten seçimden sonra da onun orada kalması doğrusu çok büyük iş olur. CHP oyları hızla bize geliyor. Bütün partilerin oyu DP'ye geliyor. Bizden daha iyi kimse yok'' diye konuştu.
“Demirel Partimizin değerli bir büyüğüdür.”
Gazetecilerin “Sayın Demirel ile ilişkileriniz nasıl” şeklindeki sorusuna da cevaplandıran Zeybek, "Sayın Süleyman Demirel partimizin değerli bir büyüğüdür. O’nun CHP’yi işaret ettiğini kesinlikle düşünmüyorum. Bu söylentilerin kaynağı Cumhuriyet Halk Partisidir” karşılığını verdi.
“Kaset üzerinden siyaset çok tehlikeli”
Seçim çalışmaları nedeniyle Aydın’ın ilçelerini ziyaret eden Zeybek, Didim, Söke ve Davutlar’dan sonra Kuşadası’na geldi.

Namık Kemal Zeybek çocukları sevdi.
DP İlçe Başkanı Kılınç Kocaman ve partilileriyle balıkçı barınağındaki bir kafeteryada sohbet eden Namık Kemal Zeybek, MHP’li bazı milletvekilleri ile ilgili kasetler konusunda şöyle konuştu:
''Kaset üzerinden siyaset yapmak çok tehlikeli. Ülkede insanların yüzde 30'u borçlarını ödeyemezken, kimileri borçlarından dolayı intihar ederken, ülke bölünmeye doğru giderken gündeme kaset oturtuluyor. Bunu doğru bulmuyorum. Bu kasetlerle topluma bir korku salınıyor. İnsanlar dinlenme ve izlenme paranoyasına kapıldı. Toplumun ruh sağlığı bozuldu. Herkes tedirgin. Bu, çok kötü bir durum. Yapılanlar çok kötü, günah ve ayıptır. Müslümanlıkta başkasının ayıbını araştırmak günahtır.''