Genel Başkan Zeybek, Cem TV ara haberlerde soruları cevaplandırdı: ( 24.08.2011 )

“Libya’ya giden 200 Milyon Dolar nereden geldi?”

“Basın-Yayın dünyamızda, eskiden Marksist, Leninist iken birden bire global kapitalizmin şak-şakçıları, en uç kapitalizmi savunanlar, hepsi AKP’li olan ‘Liberal’ diye adlandırılan yazarlarımız var. Bunların büyük bir kısmı ne yazık ki, ‘PKK sever’, ‘Terörist Perest.’ Bunların ikide bir teröristleri savunan yazılar yazdığını görüyorum. Bu suçtur.”

(DP Basın Merkezi – 24 Ağustos 2011 )- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, canlı yayın konuğu olarak katıldığı Cem TV ara haberlerde Libya’daki muhaliflere giden 200 Milyon Dolar konusunda, “O, 200 Milyon Dolar nereden gelmiştir? Nereden alınmıştır? Nasıl gelmiştir?” diye sordu.

Zeybek, sorulara şu karşılıkları verdi:

Sunucu: Konuğumuz Namık Kemal Zeybek, hoş geldiniz efendim.

Namık Kemal Zeybek: Hoş bulduk.

“Libya’ya giden 200 Milyon Dolar nereden gelmiştir?
Nereden alınmıştır? Nasıl gelmiştir?”

Sunucu: Peki Sayın Zeybek, kamuoyunda çokça tartışılacak bir konu zaten Kaddafi rejiminin düşüyor olması komşularımızla ilişkilerimiz Başer Esat ve bir taraftan da Libya’ya Ankara’dan hızlı trafikler, Davutoğlu’nun gitmesi ardından 200 milyon dolarların elden verilmesi, bazı gazetelerin bir ülke elden böyle bir para verir mi söylemleri, siz Demokrat Parti Lideri olarak bu durumu kısa anlatır mısınız, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Namık Kemal Zeybek: Çok ilginç bir durum. Ben ne Kaddafi’yi savunurum, ne de Esad’ı savunurum. Dış ülkedeki, demokrasi dışı bir rejimi de savunmam. Ama olan biteni doğru anlayıp, doğru yaklaşımla meseleyi açıklığa kavuşturmazsak, hiçbir şey anlaşılmaz. Kastettiğim şu; halkın demokratik tepkileri filan değil. Tabii ki, bu ülkelerde halkın bir rahatsızlığı var. Ben onu Libya’ya gittiğim zaman, çarşıda dolaşırken görüştüğüm insanların söylediklerine ve söyleyemediklerine dikkat ederek de çıkardım.

Kaddafi’yi gördüm, neyini savunacağım ben Kaddafi’nin? Ama, Kaddafi’ye, yada Esad’a karşı yapılan bu iş, asla halkın tabii tepkisi değildir. Bu Büyük Ortadoğu Projesi’nin peşpeşe gerçekleştirilen uygulamalarından ibarettir. Amaç da bu ülkeleri ele geçirmektir. Ele geçirmek ve bu ülkelerin kaynaklarının tam anlamıyla denetim altına alınmasıdır. Budur amaç.

Suriye meselesinde çok daha tehlikeli bir gelişme görüyorum. Yine Büyük Ortadoğu Projesi’nin en önemli uygulamalarından birisi, bu proje içinde de var, bunu biliyoruz. İslam Dünya’sını birbirine kırdıracak büyük bir tehlike vardır, onu da biliyoruz. O da nedir? Şudur;

Suriye yönetimi Alevi, Nuseybi, Şii kelimeleriyle ifade edilebilecek bir yönetimdir. Yani Suriye’de iktidarda bulunan parti, Nuseybi dediğimiz, kendilerinin Alevi, şii dedikleri, bir inanç grubuna mensup insanlardır.

Herhangi bir şekilde, asla böyle bir şeyi ne düşünmek, ne de hayal bile etmek istemiyorum. Türkiye kendisinden istenileni yapar ve Suriye’ye askeri müdahalede bulunmak gibi bir yanlışı yaparsa, bu tüm İslam Dünyası’nda, Sünni-Şii çatışmasının başlaması demektir. Türkiye’ye yaptırılmak istenen budur. Amerika tarafından ve bir takım güçler tarafından İslam Dünyası’nda bir çatışma meydana getirilmek isteniliyor.

(Amerika değil artık. Ben ona global kapital, dev şirketler oluşumu diyorum. Ancak yeteri kadar anlatamadığım için, ben de Amerika diye bilinen bir söylemi söylüyorum. Amerika dâhil, felakete sürükleniyor. Ama bu şirketlerin karları yükseliyor)

Zaten Sayın Başbakan’ımızın yapay bir kahraman haline getirilmesi, İslam Dünyası’nda yıldızı parlayan Ahmedinecat’a karşı bir suni kahraman icat edip, bu çatışma için uygun zamanı beklemek ve zamanı öne almak için yapılan işlerdir.

Dolayısıyla, işlerin altında çok işler vardır ama bizim sevimli Dışişleri Bakanımız o güzel sözleri söylemeyi biliyor. Sayın Başbakanımız her duruma güzel sözler buluyor. Mesela ‘kan gölünde boğuldular’ diyor. İyi de bu Bush’un adamları, yüz binlerce Irak’lıyı öldürürken o ölenlerin kanları kan değil miydi? O zaman Sayın Başbakanımız Amerikan askerleri için, ‘askerlerin biran önce sağ sağlim yurtlarına dönmesi için dua ediyorum’ dememiş miydi? O Başbakan başka, bu Başbakan başka insan mı? Her duruma göre söz üretmektir bu. Asıl gerçek, ne yazık ki, bugünkü iktidar, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında kendilerine verilen görevleri bire bir yerine getiriyorlar. O 200 Milyon Dolar nereden gelmiştir? Nereden alınmıştır? Nasıl gelmiştir?. Buna bakmak lazım.

“Kürt meselesi yok Kürtçe meselesi var.”

Sunucu: Efendim sizin en başta bir söyleminiz var, Türkiye’de Kürt meselesi yok, Alevi meselesi var diyorsunuz. Enteresan bir açıklama, bize açar mısınız?

Namık Kemal Zeybek: Kürt meselesi niye yok önce onu söyleyeyim. Tabii olmaması da iyi. Kürt kökenli yurttaşlarımız, Kürt diye nitelendirilen, ana dili Kırmançça, Zazaca olan yurttaşlarımız ya da ana dili başka olan yurttaşlarımız, Türkiye’de her türlü makama geliyorlar. Bugün de devlette, bürokraside hiçbir ayrım yapmadan, yapılmadan onlar var. Valiler var, bakanlar var ve olmalıdır da, tabii bir şey bu. Olmasaydı, Kürt meselesi olurdu. Kürt kökenli yurttaşlarımıza karşı böyle bir ayrımcılık olsaydı yani ‘Kürt’tür’ diye Vali yapılmasaydı, ‘Kürt’tür’ diye Müsteşar yapılmasaydı, yani ‘Kürt’tür’ diye herhangi bir yere getirilmeseydi, kamu görevine atanmasaydı o zaman Kürt meselesi vardır diyebilirdik. Onun için ben şunu söylüyorum. Zaten bugün Kürtler adına siyaset yapanların, ‘böyle bir ayrımcılık vardır’ dediklerine şahit olan var mı? Yok böyle bir şey. Ne var? Kürtçe meselesi var, dil meselesi, sadece o konuşuluyor.

Gelelim Aleviliğe, Alevilikte hem bizatihi Alevi olan yurttaşlarımıza karşı ayrımcılık var. Ne demek bu? Ben soruyorum, bana ‘hayır böyle bir ayrımcılık yoktur’ diyen bir hükümet yetkilisi, Başbakan, herhangi bir bakan varsa, şu soruma İçişleri Bakanı çok açık versin. ‘Valilerimiz içinde bir tek Alevi vali var mı?’ Böyle bir şey olur mu? Türkiye’de milyonlarca Alevi var. Ama 81 Vali içinde bir tane bile Alevi yok. Nedir bu? Bu, Alevi meselesi var demektir.

“Alevi yurttaşlarımıza kamu görevi verilmiyor..”

Sunucu: Bilerek engelleniyor diyorsunuz.

Namık Kemal Zeybek: Elbette efendim. Başka nasıl olabilir. Bir tane vardı, o da bizim dönemimizde tayin edilmiş, benim memleketimde valilik yapan, çok değerli, Bayburt’un çok sevdiği biriydi. Bu hükümet geldi görevden aldı, Danıştay kararıyla döndü, şimdi de kendisi ayrıldı. Müsteşarlar içerisinde var mı? Soruyorum, ey bakanlar, ‘bir tane Müsteşar Yardımcınız, Genel Müdürünüz Alevi mi?’ Bunun manası ne? Kökeni Alevi olan yurttaşlarımıza karşı ayrımcılık yapılıyor ve onlara kamu görevi verilmiyor demektir. Bu da Türkiye’de köken itibarı ile de Alevi meselesi vardır anlamına geliyor.

“Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’na neden yardım yapılmaz?”

Sunucu: Peki geçtiğimiz yıl Faruk Çelik başkanlığında yapılan Alevi çalıştaylarının bir sonuca ulaşmadığını gördük. Bunlar sadece Alevi vatandaşların ağzına bir parmak bal çalmak için mi yapıldığını söylüyorsunuz?

Namık Kemal Zeybek: Asla böyle bir niyetleri yok. Yani köken itibarı ile Alevi olan yurttaşlarımızın böyle bir olumsuz ayrımcılığa tabii oldukları apaçık ortada.

İki, Alevi inancına karşı da ayrımcılık var. Mesela ben çok defa Meclis’te sordum, Diyanet İşleri Yetkililerine de sordum. Karşıma geldiler komisyonlarda sordum. Dedim ki, ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’nda siz bana bir tane Alevi inançlı kişi vardır diyebilir misiniz? Efendim biz mezhep ayrımcılığı yapmıyoruz. Yapıyorsunuz. Böyle bir sorunun cevabı, böyle mi olur. Yani devlet, Sünni İslam’a inanan Müslümanlar için Diyanet İşleri Başkanlığı’nı güçlendirmiştir, kadrolar vermiştir. Yapsın o ayrı bir bahis. Ama aynı şey milyonlarca Alevi Müslümanlar için, Alevi Müslümanların ibadet yerleri için ve Alevi Müslümanlara ibadetlerinde rehberlik yapacak olan din görevlileri için neden yapılmaz. Mesela Cem Vakfı’na bağlı Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı var. Neden bu başkanlığa kamu bütçesinden yardım yapılmaz. Hangi inanca mensup olursa olsun bütün yurttaşlarımız vergi veriyorlar. Alevi vatandaşlarımız da vergi veriyorlar. Dolaylı veriyorlar, dolaysız veriyorlar ama veriyorlar. Onların verdiği vergiyle oluşan bütçeden, Sünni İslam’a inanan yurttaşlarımıza çok büyük katkılar yapılırken, en azından İmamlara maaş verilirken, olmasın mı? olsun. Ama aynı şey, neden Alevi İslam’a inanmış vatandaşlarımızın ibadetlerinin rehberlerine yapılmaz?, Söylediğim bu. Kesin olarak Türkiye’de alevi meselesi vardır.

“Kürt dağa çıkmıyor, dağa çıkan PKK.. PKK ile Kürt’leri ayırmak lazım..”

Sunucu: Sayın Çelik geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı, Kürt vatandaşlara seslendi ama enteresan bir örnekle seslendi. ‘ Aleviler silah alıp dağa çıkmıyor’ diye. Nasıl okudunuz o söylemi?

Namık Kemal Zeybek: Bir itiraftır bu. Ben Sayın Çelik’in bu ifadesini şöyle anlarım; Kendisi de Kürt kökenlidir, bildiğim kadarıyla bir tarafı Kürt’tür. Devlete bağlı düzgün bir yurttaştır bir yönüyle. Fakat burada çok ilginç bir itiraf var, diyor ki; ‘Kürtlere yönelik hiçbir ayrımcılık yok, siz dağa çıkıyorsunuz. Bu da haksızlık. Kürt dağa çıkmıyor, dağa çıkan PKK. PKK ile Kürt’ü ayırmak lazım. Kürtler dağa çıksa dağlarda otlara yer kalmaz.

Sunucu: Peki sizin ‘Kürt meselesi yoktur’ söyleminiz, Kürt vatandaşları rahatsız eder mi?

Namık Kemal Zeybek: Efendim şimdi Kürt vatandaşlarını değil ama Kürt bölücülerini tabii ki rahatsız eder, ediyor zaten biliyorum. Çünkü çok açık, herkesin bildiği bir gerçeği ben dillendirmiş oluyorum. Bazen herkes bilir ama söylemez. Gerçek bu ama rahatsız oluyorlar. Kürt vatandaşım niye rahatsız olsun ki.. Ben bunu çok söyledim. Benim korumam, benim şoförüm Kürt’tür, gayet tabii şekilde. Kirvem var, benim kirvem Kırmanç.

“BDP, PKK’nın uzantısıdır, Meclis’e girememeli.”

Sunucu: O zaman şunu çok net söylemek mümkün Barış ve Demokrasi Partisi sadece Kürtleri temsil eden bir parti değil.

Namık Kemal Zeybek: Asla Kürtleri temsil etmez. O ancak kendisini temsil eder. Esasında adı Barış ve Demokrasi ama PKK’nın uzantısıdır.

“PKK sever, Terörist Perest yazarlar var”

Sunucu: Meclis’e girmeli mi?

Namık Kemal Zeybek: Meclis’e girememeli, böyle bir parti de olamamalı. Ayrım olmadan her yurttaşımız girmeli. Ancak, münferit olarak ya da parti kurarak terörü destekliyorlarsa Meclis’e girmemeli.

Basın-Yayın dünyamızda, eskiden Marksist, Leninist iken birden bire hepsi global kapitalizmin şak-şakçıları, en uç kapitalizmi savunanlar, hepsi AKP’li olan ‘Liberal’ diye adlandırılan yazarlarımız var. Bunların büyük bir kısmı ne yazık ki, ‘PKK sever’, ‘Terörist Perest”. Bunların ikide bir teröristleri savunan yazılar yazdığını görüyorum. Bu suçtur. Türkiye’de başka alanlarda savcılarımızın ne kadar duyarlı olduklarını görüyorum. Olsunlar karışmıyorum, fikrimi de söylemiyorum. PKK’yı öven bir insan terörü övüyor demektir. PKK’yı savunan, terörle ilgili görüşlerini ortaya koyan bir insan, teröristlere katkıda bulunuyor demektir. Devlete emanet edilmiş olan herhangi bir Kürt genci Güneydoğu’da işsiz, güçsüz bırakılıyor, bunun sorumlusu hükümet edendir. O çocuk, terör örgütü tarafından avlanılıyor, üç öğün yemek, elbise veriliyor ve adeta paralı asker gibi dağa çıkarılıyor. Kendi yurttaşınızı terörist diye öldürüyorsunuz, bununla da övünüyorsunuz. Öldüreceksiniz o ayrı bir iş ama bu övünülecek bir hadise değildir. Yani yurttaşınızı kendinize düşman hale getiriyorsunuz sonra da o genç çocuğu öldürüyorsunuz. Bununla da övünüyorsunuz. Ama İstanbul’da, Ankara’da bir takım tuzu kuru adamlar tatlı hayat içinde yaşıyorlar, büyük büyük paralar alıyorlar ve ellerine kalem alıyorlar. Ya da büyük büyük rakamlarla televizyonlara çıkıyorlar ve o teröristlerin azmasına sebep olacak yazılar yazıyorlar, suç işliyorlar. Hala o yazılar orada duruyorsa, bunlar hakkında gereği yapılmalıdır. Yani teröre karşı topyekün ve kanunlar içinde bir mücadele yapmadan kesin sonuç alınmaz. Hangi şöhretli yazar olursa olsun, başbakanın uçağı ile nerelere gitme şansına sahip olursa olsun savcılar o liberal denilen ama aslında teröre destek veren o yazarlar hakkında ve o parti hakkında gereğini yapmalıdırlar.

Ben demokrat bir insanım, tam düşünce özgürlüğü istiyorum. Herkes düşüncesini savunabilmeli. Her insan inandığı gibi yaşama hakkında ve eşit olarak sahip olmalıdır. Terörü desteklemek özgürlük değildir.

Sunucu: Çok teşekkür ediyorum, ayaklarınıza sağlık Sayın Zeybek, çok teşekkür ediyoruz, gündemi kısaca değerlendirmiş olduk.

Namık Kemal Zeybek: Sağolun.
Sayfayı Paylaş: