Genel Başkan Zeybek, Bask Genel Başkanı Resul Akay ve Yönetim Kurulu Üyeleriyle görüştü: ( 20.09.2011 )
“Anadolu Federasyonu kuruluyor.”
“Başbakanın ��ok iyi bir insan olduğunu düşünüyorum. Kötü bir insan olsa, hiç kendi oğluna bir gemicik, damatçığına bir holding, hanımcığına 85 milyar liralık bir yüzük alır mıydı? “
( DP Basın Merkezi – 20 Eylül 2011) Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, Bask Genel Başkanı Resul Akay ve Yönetim Kurulu Üyeleriyle parti genel merkezinde bir araya geldi.
Zeybek, kabulde yaptığı konuşmada, “Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilip, yerine Anadolu Federasyonu kuruluyor. Bu Anadolu Federasyonu’nun görevi de Avrasya Konfederasyonu’na öncülük etmek. Avrasya Konfederasyonu’nun görevi de global kapitalizmin bölgedeki denetimini tamamlamak. Libya’da yapılan iş budur, Mısır’da yapılan budur, Suriye’de yapılmaya çalışılan budur.” diye konuştu.
Namık kemal Zeybek, konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
“Ben de sizin bir üyenizim”
“Atatürk’ün “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözüyle başlayalım isterseniz. Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları da bu bilinç içinde.
Hem değerli şahsiyetinizi, hem de sizin etrafınızda toplanan arkadaşlarımızı kutluyoruz. Siz bugüne kadar sorumlu sendikacılık yaptınız. Yani içinde yaşadığımız toplumun değerlerine saygılı ve size bağlı olan üyelerinizin de haklarını koruyucu bir sendikacılık anlayışını bugüne kadar sürdürdünüz. Daha önce yaptığınız görevlerde de aynı tutum içinde olduğunuzun tanığıyız. Ben de bir memur olarak her zaman kendimi sizin bir üyeniz olarak düşündüm. Yine de öyle düşündüğümü ifade etmek istiyorum.
“Olaylar birbirinden bağımsız değil.”
Türkiye’de olagelen bütün işler, sizin sendikanızın adı, ‘Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikası’ olmakla birlikte, olaylar birbirinden bağımsız değil. Bütün olaylar birbiri ile ilişkili. Milli kaynaklar, kamu kaynakları, milli birikimimiz kime aktarılacak temel soru bu. Bu sorunun cevabını verirken, siz de bunları yaşadınız, “Benimle değil de gidin IMF ile görüşün” dediler. Sayın Başbakanımızın çıraklık döneminde, memura verilecek maaş artışı konusunda, “IMF görevlilerini ikna edin gibi” sözler de söylenmiştir.
Mesele şudur ki, dünya kapitalizmi, bütün ülkelerin kaynaklarını ele geçirmek ve pazar yapısına ulaştırmak amacıyla tanzim eden dev şirketler topluluğudur, buna global kapitalizm de denir, başka adlar da verilir. Bunlar, ne yazık ki, etkili olduğu ülkelerde kendi hükmünü yürütüyor. Yani hükümetler, esasında hükmeden olmaktan çok, hükmedilen konumuna düşüyor. Onun için bütçenin belli kaynaklarını kamu görevlilerine aktarmak bir tercihtir.
“Çiller, yüzde 50 zam yaptı”
Kamu görevlilerimizi işçilerimizin, esnafımızın, orta direğimizin dışında düşünmek mümkün değildir. Ama kamu görevlisi, bizim devlet dokumuz ve geleneğimiz gereği, orta direğin tam ortasıdır. Dolayısıyla orta direğe kaynak aktarmak bir iktisat siyasetidir. Bir ekonomik politikadır. Kaynakları büyük sermayeye yönlendirmek ise başka bir siyasettir. Yani Türkiye’deki büyük sermayenin de, dışarıdaki büyük sermayenin de dinozor şirketlerin uzantıları olduğunu herkes artık biliyor. Dolayısıyla mesela o büyük sermayenin güdümündeki bazı gazetelerin, geçmişteki ana başlıklarını hiç unutmuyorum. Bizim dönemimizde yapıldı biliyorsunuz Erbakan’ın ve sayın Çiller’in Başbakan Yardımcısı olduğu dönemde gerçek bir hesap yaptığınız zaman yüzde 50 zam yapıldı. O zaman bu zamma karşı çıkan, Türkiye’de bu tür şeyler olmasını istemeyen gazetelerin de manşetlerinde şöyle başlıklar; ‘popülizm hortluyor’, ‘çok kötü bir şey yapıyorsunuz, yapmayın’.. Kalkınmayı nereden başlatacağınız önemlidir. Kaynağını da bulduk o zaman. Kaynak vardı, bir kaynak paketi gündeme getirildi. O hükümet gerçekten unutulmaz hizmetler yapan son yılların en hayırlı hükümetlerinden birincisidir. Ben de o hükümette, devlet bakanı olarak kendime pay çıkarayım. O dönemde yapılan şey, bir tercih meselesidir.
Kaynak nerede diyenlere, getirsinler bütçeyi ben göstereyim. Kaynak var derken, bir yerden keseceksiniz, bir yere aktaracaksınız. Yani tabanda kalkınmayı başlatacaksın. Memura zam yapıldığı zaman o artış esnafa yansır.
“1960 yılında emekli ikramiyesiyle ev alınırdı”
1960 yılında bir memur emekli olunca o emekli maaşıyla bir ev alabilirdi. Bu bir tercih meselesidir. Siz iç üretimi kışkırtmak mı istiyorsunuz, ithalatı teşvik mi etmek istiyorsunuz? İç üretimi kışkırtacaksanız, orta direğe kaynak aktaracaksınız. O zaten dönüp size geliyor. Yukarılarda ekonomik hayat canlanıyor, bu tabii bir şekilde vergileri çoğaltıyor, o vergiler neticede bütçeye giriyor ve bütçe de, dönüp orta direğe aktarılıyor.
“Başbakan’ın iyi bir insan olduğunu düşünüyorum.”
Bu tercihi bunlar yapamazlar, ben yaparım. Niye? Ben iyi adam bunlar kötü adam olduğundan değil. Başbakanın çok iyi bir insan olduğunu düşünüyorum. Kötü bir insan olsa, hiç kendi oğluna bir gemicik, damatçığına bir holding, hanımcığına 85 milyar liralık bir yüzük alır mıydı? İyi adam demek ki. Kötü adam değil, ama mecburdur. Çok açık söyleyeyim. Bu hükümet, ne kendi ekonomik siyasetini, ne diplomatik siyasetini ne de iş tanzim siyasetini, kendi istekleri doğrultusunda yapmıyor. Ne doğrultusunda yapıyor?
“Anadolu Federasyonu kuruluyor.”
Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilip, yerine Anadolu Federasyonu kuruluyor. Bu Anadolu Federasyonu’nun görevi de Avrasya Konfederasyonu’na öncülük etmek. Avrasya Konfederasyonu’nun görevi de global kapitalizmin bölgedeki denetimini tamamlamak. Libya’da yapılan iş budur, Mısır’da yapılan budur, Suriye’de yapılmaya çalışılan budur.
“Türk ve Atatürk kelimeleri çıkarıldı.”
Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nda yapılan iş de budur. Milli Eğitim Bakanlığı ne yapıyor? İki iş yapıyor. Bir, Türk kelimesi, Atatürk kelimesi ana metinlerden çıkarıldı. Bu Anayasa’nın ne olacağının işareti. Türk ve Atatürk’ten artık bahis yok. Çünkü, Türk ve Atatürk’ün Cumhuriyeti değil, başka bir cumhuriyet haline dönüşecek.
Yani bakanlıkların adı değiştiriliyor. Genel müdürlüklerinin, daire başkanlıklarının adı değiştiriliyor. Adı değiştikçe onlar bölünüyor, çarpılıyor, toplanıyor ama burada trigonometrik hesaplar var. Dolayısıyla yapılanların amacı da tamamen yani Anadolu projesine rant olacak, tam teslim olmuş kadroları getirmektir. Cumhuriyet’e bağlı Milli Eğitim’den, şuradan buradan gelmiş, hatta AKP oy verse bile, cumhuriyete bağlılık konusunda direnebilecek bütün kadrolar, yapılan her şey ince bir projedir. Çılgın proje budur.
“Çılgın Projeler..”
Çılgın projenin anlamı, memura yeteri kadar zam yapmayan ama kaynakları büyük holdinglerin kat kat servetlerini artırmalarına, 4 dolar milyarderi oluşmasına yol açan sistem,
Suriye’ye kabadayılık yapan sistem,
Mısır’a gidip, para verdiği isyancıların alkışlarıyla gösteri yapan sistem,
Libya’da dolarlar verip, destekler verip kendilerinin sevgilisi haline gelmek sureti ile orada kendilerini alkışlatan sistemdir.
Bütün bu sistem büyük bir oyunun parçalarıdır.
Tabii bu oyunun bütünlüğünü siz görüyorsunuz. Ama siz bir sendika olarak ve sendikacılık faaliyetlerinize siyasi temas eden noktalar ile ilgili görüşlerinizi söylüyorsunuz.
Ama biz siyasetçiyiz, biz elbette ki, meseleye tamamen siyasi ve bütüncül bakmak durumundayız. Bu gerçeği görüyorum ve çok endişe ediyorum.
“Resul Akay’ın sözleri.”
Kamu görevlilerinin içinde bulunduğu sorunları aktarmak için DP genel Başkanı Namık Kemal Zeybek’i ziyaret ettiklerini söyleyen BASK Genel Başkanı Resul Akay da konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
“Bildiğiniz gibi kamu görevlileri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin olmazsa olmaz unsurlarıdır. Akla gelebilecek bütün hizmetleri, ülkenin her karış toprağında her saatinde yerine getirmekle görevlidir. Ve bu görevlerini yerine getirirken; zaman zaman canlarını da tehlikeye atmaktadırlar. Bu bakımdan kamu görevlilerinin sorunlarına iktidarın özel olarak eğilmesi gerekiyor.
Ancak bütçe açıklarını kapatmak için kamu görevlilerinin maaşlarının düşük tutulması, kamu görevlilerinin maaşlarının kendi inisiyatifi ile de belirlemek için Anayasa’da Toplu Sözleşme farkları görüldüğü halde bu hakla ilgili Uyum Yasası’nı çıkarmamak suretiyle 2012 yılı maaşlarını belirlemek konusunda takdir hakkını şuan itibariyle elde eden bir iktidarla da karşı karşıyayız.
Bu bakımdan hükümetin çok süratli bir şekilde bu kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunarak daha önceki kanun tasarılarında gösterdiği iradeyi göstermek suretiyle ivedi bir şekilde bu kanunun yürürlüğe girmesini sağlaması gerekiyor. Hükümet, Anayasa Uyum Yasaları konusunda kendi öncelikleri ile toplumun öncelikleri arasında ve ciddi tercihler yaptığı konusunda kuşkuları tamamen ortaya koymuş olacaklardır. Bu kuşkuları adeta kanıtlamış olacaklardır.
Bu bakımdan hükümetin Toplu Sözleşme, Kamu görevlilerinin Toplu Sözleşmeye giren Yasa Tasarısını biran önce gündeme kayması gerekiyor. Bu Yasa Tasarısı’nı da antidemokratik hükümlerden arındırılmış olması gerekiyor.
12 Eylül Referandumu’nda Anayasa’nın 53’üncü maddesine eklenen bir hükümle kamu görevlilerinde Toplu Sözleşme hakkı öngören bir sendikal haklar getirildi.
Şimdi hakla ilgili Uyum Yasası’nın çıkması gerekiyor. Bu Uyum Yasası’nın demokratik, katılımcı hakkaniyet değişikliği içinde olması gerekiyor. Daha doğrusu yasaların genelde eşitlik, adalet doğrultusunda yapılması gerekli olduğu çerçevesinden hareket ederek; herhangi bir kuruluşun lehine veya aleyhine herhangi bir grubun yararlanacağı şekilde yasa yapılmamak.
Burada hükümet kendisine yakın bulduğu Sendika’nın istifadesini daha da fazlalaştırmak için Dayanışma Aidatı gibi bir aidat sistemini getirmek gibi eğilim içerisinde. Bu sendikal rekabeti ortadan kaldıran mevcut sendikaları pozisyonlarını yetkili hizmet kolları itibari ile devam eden bir uygulamadır. Bu hiçbir sendikanın yaşamasını öngörmeyen bir düzenlemedir. Onun için bundan süratle vazgeçilmelidir ve kamuoyunun da çok duyarlı olması gerekiyor. Çünkü burada yapay, suni patronlar, sendika patronları, sendika ağaları yolu Danışma Aidatı ile yeniden açılacaktır.
Bugün işçi sendikalarındaki rekabetsiz ortam; aynı şekilde memur sendikalarında da yaşanacaktır. Yine baraj sistemi. Zaten siyasi partiler de bu sorunları yaşayacaktır. Sorunlu sıkıntılı bir adımdır. Memur sendikalarında şu anda baraj sistemi yoktur. Olmayan birşeye baraj getirilmesi demokrasiden geriye doğru gidiştir. Demokrasiden geriye gidiş doğrultusunda adımın atılmaması gerektiğini düşünüyoruz.
Yine bu çerçevede kamu görevlilerinin mutlaka aldıkları aylıkla paylaşımın getirilebilecek düzeyde bir maaşa kavuşmalarının sağlanması gerekiyor. Hükümet ilk kurulduğu yıllarda, kamuoyu çok iyi hatırlayacaktır, Sayın Başbakan, kamuoyundan 500 gün değil; tam 3 yıl süre istemiştir. Bu 3 yılı isterken de demiştir ki; ‘çok kötü bir ekonomik miras devraldık. Bize 3 yıl müsaade edin; yeniden yeni bir yapılanmaya gideceğiz. Bundan sonra göreceksiniz, cebiniz para görecek, mutfağınız bollaşacak’ demişti. Ancak, gelinen nokta itibarıyla baktığımızda kamuda çalışan Bağkur’luların maaşı 430 lira civarında. SSK işçisinin maaşı 700 küsür lira ve Bağkur emeklisinin maaşı 500 küsür lira. Memur emeklisi 900 küsür lira civarında. Bu 4/C kapsamında çalışan personelin maaşları 700 ile 900 lira arasında değişiyor. Memur maaşları da şu anda 1200 lira.
Şimdi bu ülkenin 10. bütçesini hazırlayan, bir hükümetin geldiği nokta bize göre hayal kırıklığı gibi bir noktadır. Bu rakamlarla ben hükümet görevlilerinin bir dakikalık kendilerini çalışanları yerine koyarak asgari ücretli yerine koyarak empati yapmaya da davet ediyorum. Bu bakımdan da kendileri bir dakika düşünsünler, eğer geçinilebilecek durumdaysalar, Türkiye koşullarında eğer çalışanların maaşlarının sadece bir ev kirasını karşılayabilecekse tüm kamuoyu ile paylaşabilsinler, paylaşsınlar diye düşünüyorum.
“Anayasa Kurucu Meclisi oluşturulmalı”
Yine bu çerçevede biliyorsunuz, Anayasa değişiklikleri söz konusu. Dün Meclis Başkanı’nın başkanlığında bir grup Anayasa profesörü bir toplantı yaptı. Sanıyorum Meclis açıldığında biraz daha hızlanacak ve muhtemelen Meclis’te grubu bulunan partilerden bir Anaya komisyonunun hazırlanacağı izlenimler var. Bu son derecede yanlıştır. Bütün siyasi partilerin katılacağı, bütün sendikaların, sendikal üyelerin Anayasa sürecinin hazırlanacağı bir Anayasa Kurucu Meclisi’nin oluşturulması gerekmektedir.
Ve Anayasa’da bugün neyin tartışıldığını bilmiyoruz. Dün de, bu profesörler arasında farklı görüşler olduğunu gördük. Yani Anayasa’da, sanki başka bir antidemokratik bir hüküm yok gibi, Anayasa’nın 2 – 3 maddesi ile ilgili bir ayrışmayı gördük. Bu Anayasa’nın 2 -3 maddesi; dünyanın her yerinde, bir ülkenin resmi dili vardır, bayrağı vardır, dini vardır, resmi dini vardır. Bir ülkenin nitelikleri vardır. İşte demokratik, laik, sosyal hukuk devleti gibi. Şimdi bunlar üzerinde bir tartışma yapmak yerine, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri nasıl kaldıracağız, insan haklarını evrensel boyutlara nasıl taşıyacağız, bunları tartışmamız lazım.
“Türkiye, hızla kaotik ortama gidiyor”
“Türk” kelimesini nasıl Anayasa’dan çıkaracağız? Şimdi tabii bilemiyorum ifade etmek istiyorum. Yani “Türk” kelimesinin Anayasa’ya etnik köken adı olarak değil, siyasi kavram olarak konulması gerekiyor. Yani bu ülkenin ortak adı, vatandaşlarımızın ortak adı, yaşayan vatandaşlarımızın ortak adı “Türk”tür. Başka hiçbir unsur oraya konmamalıdır. Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti için söylediği söz son derecede önemlidir. “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran halk Türk Milleti’dir” demiştir. Dolayısıyla burada tüm vatandaşların ortak adıdır bu. Almanya’da yaşayan vatandaşın adı Alman, Fransa’da yaşayan halkın adı Fransız bunu da böyle bilmek gerekir. Bu tartışmaları bırakmak lazım. Bu tartışmalar enerjimizi boşa harcamaktan öte bir şey değildir.
Türkiye çok sıkıntılı günlere doğru gidiyor. Bugün Ankara’da patlayan bombanın menşe hedefi, bunların tabi ne olacağı az çok tahmin ediliyor. Ama Türkiye, hızlı bir şekilde bir kaotik ortama giderken, terör örgütünün talepleri doğrultusunda bazı söylentilerin ortaya konması doğru değil.
Burada vatandaşlarımızın hepsini eşit hale getirip kayırmacı bir devlet halinden çıkarıp, hukuk devleti haline getirip, hukuku üstün kılan bir devlet haline getirmektir, yapılması gereken şey. Yoksa devlet kapısına geldiğinde sen şu mezheptensin diye kimse kimseye sormuyor. Dayın var mı, arkanda adam var mı diye soruyor. Bunu kaldırmak lazım asıl Türkiye’de diye düşünüyorum.
Ve bu görüşleri sizlerle paylaşma fırsatı verdiğiniz içinde çok çok teşekkür ediyorum. Sizlere de başarılar diliyorum.