Genel Başkan Zeybek, TV 8’de yayınlanan “Erkan Tan’la Başkent’ten” programında vatandaşları uyardı: ( 23.09.2011 )
“Adama tapmayın, insanları putlaştırmayın”
“Hayırlı olsun Sayın Başbakan. Rolünüze devam edin, artistlik size yakışıyor. Ama bir gün bu millet; sizin rol yaptığınızı, yaptığınız, oynadığınız rolün, temsil ettiğiniz tiyatro kişiliğinin, emperyalistlerin, bölgeyi sömürmek isteyenlerin, bölgeyi kan gölüne çevirmek isteyip, kendilerine çıkar sağlamak isteyenlerin, büyük tiyatroların bir aktörü olduğunuzu anlayacak, anlamalıdır. “
(DP Basın Merkezi- 23 Eylül 2011)- Genel Başkan Namık Kemal Zeybek, TV 8’de yayınlanan “Erkan Tan’la Başkent’ten” programında vatandaşları bir kez daha “Adama tapmayın, insanları putlaştırmayın” diye uyardı.
Başbakan Erdoğan’ın, “Biz geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika inisiyatifi çalışmalarında, Büyük Ortadoğu Projesi içinde rol aldık. Eş başkan olarak bu süreci işletmeye devam ediyoruz.” şeklindeki cümlesini hatırlatan Namık Kemal Zeybek, “Hayırlı olsun Sayın Başbakan. Rolünüze devam edin, artistlik size yakışıyor. Ama bir gün bu millet; sizin rol yaptığınızı, yaptığınız, oynadığınız rolün, temsil ettiğiniz tiyatro kişiliğinin, emperyalistlerin, bölgeyi sömürmek isteyenlerin, bölgeyi kan gölüne çevirmek isteyip, kendilerine çıkar sağlamak isteyenlerin, büyük tiyatroların bir aktörü olduğunuzu anlayacak, anlamalıdır. “diye konuştu.
Zeybek, Erkan Tan’ın sorularını şöyle cevaplandırdı:
Erkan Tan: Namık Kemal Zeybek’le birlikteyiz. Günaydın efendim.
Namık Kemal Zeybek: Günaydın.
Erkan Tan: Hoş geldiniz. Yüreğimizi dağlayan haberlerin sel gibi aktığı bir hafta geçirdik. Siz bu konu ile ilgili hangi duygu ve düşüncelere sahipsiniz. Önce onu öğrenmek istiyoruz efendim.
Namık Kemal Zeybek: Efendim. Duygu elbette üzüntü. Üzüntü ile birlikte, bu işler böyle olmayabilirdi duygusu ve arkasından da bu işleri önlemek lazım düşüncesi, tabi olarak geliyor. Bu işler böyle gitmez diyorum. Yani terörle bu şekilde, teröristlerle böyle ilişkiler olursa…
“Başbakan hükümetle, devlet kavramlarını bilmiyor”
Erkan Tan: Hangi ilişkiler?
Namık Kemal Zeybek: Hangi ilişkiler.. Yani teröristlerle özel görüşmeler yapılıyormuş.. Vaktiyle değerli Başbakanımız “Hükümet görüşmüyor devlet görüşüyor” demişti. Tabi değerli Başbakanımızın hükümetle devlet kavramlarının ne olduğu konusunda biraz eğitilmesi lazım. Bilmiyor, bilmiyor, bilmiyor. Söylüyorum, söylüyorum anlatamıyorum, bilmiyor.
Şimdi devlet dediğimiz şey bir yanıyla hükümettir, bir yanıyla yasamadır, yargıdır. Üçünün birleşiminden devlet meydana gelir. “Devlet görüşüyor” derseniz, sokaktaki, kahvedeki ağızla konuşmuş olursunuz. O da bir Başbakana yakışmaz. Demek ki, o da devlet derken, MİT’i anlıyormuş. Öyle anlaşılıyor. Öyle zannedenler varmış.
Erkan Tan: Biz ama …
Namık Kemal Zeybek: Bilmiyor, bilmiyor, bilmiyor.
“Televizyon bülbülleri..”
Erkan Tan: Bilmiyor efendim. Anlatamıyorum diyorsunuz.
Namık Kemal Zeybek: Anlatamıyorum ama anlatmaya devam edeceğim. Şunu söylüyorum. Yani görüşmeler sırasında söylenen bir söz; yetkili birisi, muhatabına, terör örgütü yetkilisine diyor ki, yetkili birisi, devlet adına görüşen yetkili birisi diyor ki, devletin temsilcilerini hedef göstererek, “bölgenizdeki valiler ve emniyet müdürleri - biliyorsunuz vali devleti temsil eder bölgede- içinde, ‘bunlar bize düşman’ diyebileceğiniz kimse var mı? hepsi çok kıymetli insanlar.”
Demek ki çok kıymetli insanların, terör örgütüne düşman olmaması lazım. Yani bu vali, terör örgütüne düşman olmayacak ta, devleti temsil eden vali kime düşman olur? Ve terör örgütünü düşman olarak görmeyen bir valinin orada ne işi var?
Ama biliyoruz ki bu doğru değil. Bu söz doğru değil. Yani tabiî ki valilerimiz kaymakamlıktan gelmiş, vali olmuş insanlar hakkında hiçbir şekilde böyle bir düşünce ben taşımam. Ama bu yaklaşım, peş peşe Habur’la başlıyor.
Sanki Kürtlerin temsilcisiymiş gibi ısrarla yazı yazıp, terör örgütünün şakşakçılığını, terörperestlik yaparak PKK perestlik yaparak, PKK’yı överek, sürekli olarak terörü ve teröristleri yüreklendiren yazarlarımıza, televizyon bülbüllerimize bakın. Yani bütün bunları yapıyor. Terörü övmek, teröristi övmek suç olduğu halde ne yazık ki öyle bir ortam doğdu ki, bunların gereği yapılmıyor.
“Terörü övmek, düşünce değildir.”
Şimdi diyeceksiniz ki “Sen Demokrat Parti’nin Genel Başkanısın. Düşünce özgürlüğüne karşı mı çıkıyorsun?” Hayır. Sonuna kadar düşünce ve inanç özgürlüğünü savunuyorum.
Ama yine söylüyorum. Terörü övmek, düşünce değildir. Dolayısıyla buradan savcıları göreve davet ediyorum. Teröristleri öven yazarlar, teröristleri öven televizyon yapımcıları, konuşucuları; teröristleri öven siyasi parti hakkında, teröre destek veren herkes hakkında mutlaka cezai kovuşturma yapılmalıdır ki, psikolojik üstünlük devlete geçsin.
Evet, yani bunu yapmazsanız, terörü nasıl önleyeceksiniz? Önleyemezsiniz.
Erkan Tan: Hangi tür konuşmaları kast ediyorsunuz. Mesela televizyonda bir adam çıktı dedi ki, sizi üzen sıkan…
Namık Kemal Zeybek: Televizyonlarda bir adam, iki adam, üç adam diyorlar ki mesela. Örneğin gazetelerde bir kadın, hem de benim katıldığım bir programda karşıma geçerek açıkça terör örgütünü savundu.
Şöyle yazılar da çıkıyor gazetelerimizde Türk milliyetçiliği, ezen milliyetçiliği olduğu için kötüdür. Ama Kürt milliyetçiliği, ezilen millet milliyetçiliği olduğu için iyidir. Bunların hemen hemen tamamında eski Marksist, Leninist, Puroşkist, Enver Hocaist komünistler olduğunu görmek de doğrusu çok ilginç.
Ben programdan sonra bunlardan birine sordum. “Siz eskiden Marksist, Leninist’tiniz. Ne oldu da birden bire Amerikan hayranı, kapitalizmin savunucusu ve PKK’yı över duruma geldiniz.” dedim. “Yok Sayın Bakan birden bire olmadı” diye cevap verdi. Demek ki, birden bire olmamış, ama bir şeyler olmuş.
“Terörü kınamayın, yok edin.”
Efendim o tarafını bırakayım, şu tarafına geleyim. Bu terörle baş etmek için her olaydan sonra şiddetle kınıyoruz, hiddetle kınıyoruz, kan yerde kalmayacak, gereği yapılacak, suçlular bulunacak falan gibi beyanatlar yetmez. O Zeki Müren’in askerlik yaparken biraz şaka yollu söylediği bir söze benziyor. Yani askerlerine şöyle öğretirmiş. “Kahrol düşman, kahrol düşman” deyin yeter falan diye. Tabi böyle bir şey yok. Ama halkımızın güzel bir şakasıdır bu.
Şimdi de terörü kınıyoruz. Efendim terörü kınamayın. Yok edin. Terörü yok edin.
Erkan Tan: Terörü yok edin.
Namık Kemal Zeybek: Yok edin. Terörü yok edin. Ne kınayıp duruyorsunuz. Terörü kınamakla olmuyor bu iş. Kınamakla olmuyor.
Erkan Tan: Savcıları göreve çağırdınız. Böyle bir kanun var mı ki?
Namık Kemal Zeybek: Elbette ki var. Kanunlarımızda hala terör örgütünü övmeyi suç sayan, bir eylemi ve eylemciyi övmek ceza kanunumuza göre hala suç, değişmedi. O kadar liboşlanmadı bu ülke. Yani o kadar liberalleşmedik ama hala var.
“Bülent Arınç’a aferin diyorum”
Erkan Tan: Ama Bülent Arınç’ın, Bülent Arınç’a ait olduğu iddia edilen Akşam gazetesinde bir manşet var bugün. “Terörle Mücadele Yasası değişsin diyorum. Ve nitekimce kimse gelip bana bunun değişmesini söylemiyor” diyor. Şırnak Belediye Başkanı bir basın duyurusu okumuş. Bu yüzden bir ceza almış. Sekizbuçuk yıl. Övücü ifadeler varmış, terör örgütüne ve teröristlere.
Namık Kemal Zeybek: Yani ceza almasın mı diyor?
Erkan Tan: Evet.
Namık Kemal Zeybek: Evet diyorsa, aferin diyorum ona. Ne diyeyim diyorsa.. Zaten zihni muhtevası ortaya çıkıyor. Bunu dememesi gerek diye düşünüyorum. Ben onu aklı başında bir adam olarak bilirim. Herhalde bir yanlış anlama var.
Teröristle ve terörizmle, terörle yandaş olan herkesle, yasalar içinde kalmak kaydıyla, yasalar değişmediği sürece, mutlak uygulamak gerektiğini unutmadan topyekün kapsamlı bir mücadele lazım.
Şunu söylüyorum; bir yıl içinde Türkiye Cumhuriyeti kendine gelir ve ne olduğu idrakine varırsa, Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler bir yıl içinde Türkiye’de terör diye bir şey kalmaz.
Evet, ama bu irade içinde olmak lazım. Bakınız Pejak denilen belayı İran bitirdi. Kandile de bayrağı dikti. Ben de diyorum ki şunların Kandillerini yakın. Yakın elbette. Yakın girin oraya. Dikin oraya bayrağı. Yani kim bize bunu yapmayın diyebilir. Vatandaşlarımız ölüyor, Kızılay’da ölüyor. 60’ı buldu son iki ayda ölenlerin sayısı, kayıplarımızın sayısı. Kanı akan bir ülkenin devlet olarak yapması gereken görevi yapmak üzere harekete geçmesine kim karşı çıkabilir? Yahu karşı çıkana biz nasıl dost diyebiliriz.
“Bir yıl yönetimi versinler, terör kalacak mı?
Erkan Tan: Canım hariçten gazel okumak kolay diyorlar.
Namık Kemal Zeybek: Kolaysa versinler bana yönetimi bir yıl sonra geri vereyim onlara. Bakalım terör kalacak mı? Bunları geçmişte yaptık.
Erkan Tan: Birde bayrak dik demek kolay, o kadar basit değil …
Namık Kemal Zeybek: Evet o kadar basit değilse, çok zor geliyorsa, bunu yapacak olanlara devretsinler. Ama asıl halkıma sesleniyorum. Asıl halkıma sesleniyorum. Yani bu işi vaktiyle çözmüş olanlar var. Bizim iktidarlarımızda böylesine bir teröre teslimiyet var mıydı? Mesela bugünlerde bakıyorum, yine basın yayın organlarında “Tansu Çiller dönemine mi döneceğiz” diyenler var. Elbette ki Tansu çiller dönemine dönülmeli. O zaman bir Genel Kurmay Başkanı vardı. Ve diyordu ki “Başbakan şak diye emir veriyor, tak diye yerine getiriyoruz.” Ve böylece o dönemde terör bitmişti.
Meselemiz şu, meselemiz Türkiye’nin sosyal meselelerini nasıl çözeceğimiz konusu değil, onu konuşmuyoruz. Onu konuşursak söyleyeceğimiz başka şeyler var.
Ama meselemiz şu: Karşımızda toplumumuza, devletimize saldıran bir terörist örgüt var. Mesele, bununla nasıl mücadele edilecek ve kanın akması nasıl ortadan kaldırılacak. Mesele bu olunca; evet, doğrudur. Tansu Çiller dönemi doğru bir dönemdir. Çünkü o dönem terör sıfıra indirilmişti.
Erkan Tan: Canım faili meçhuller vardı, hukuk ihlalleri vardı. O manada söylüyorlar. O günlere geri mi döneceğiz?
Namık Kemal Zeybek: Efendim faili meçhul dedikleri ne ise, onlar olmadan, eğer olmuşsa bunun hakkında da gereği yapılır. Ama, bunlarla terörün bitmesinin doğrudan bir ilgisi yoktur. Terör bitirmek için o dönem yapılan iş doğru bir işti. Bu doğru iş yapılırken, durumdan kendisine bir iş çıkarıp, yanlış iş yapanlar olmuşsa, bunlar hakkında da kanunlar gereğini yapar efendim.
Erkan Tan: Canım bu anlatan kişi çok iyi biliyordu da, kendi döneminde neler yaptılar. Cizreli Mehmet.
Namık Kemal Zeybek: Çok iyi biliyorum kendi dönemimizde ne yaptığımızı. Dolayısıyla mesela Demokrat Parti döneminde işin köküne girersek, terör de yoktu hatta bölücülük faaliyeti bile yoktu.
Erkan Tan: Canım, akan kan dursun da şeytanla bile görüşürüz. Ne konuşuyorsunuz demiş, bir seyircimiz.
Namık Kemal Zeybek: Efendim şeytanla görüşenler şeytandan akıl alırlar. Şeytan da hiçbir zaman akan kanın durması için akıl vermez. Bıraksınlar şu şeytanla görüşmeyi de iş yapsınlar. Rahmanla görüşmenin yolunu arasınlar. Ne işleri var şeytanla.
Erkan Tan: Canım mecazen…
Namık Kemal Zeybek: “Euzübillahimineşşeytanirracim” diyoruz. Dolayısıyla şeytanla görüşmeyi, mecazi olarak bile görüşmeyi inancımıza aykırı buluyoruz. Bizim böyle bir inancımız var. Dolayısıyla şeytanla filan görüşmesinler. Rahmanla görüşsünler korkmasınlar. Teslim olmasınlar. Obama’dan icazet almak zorunda hissetmesinler kendilerini. Gereğini yapsınlar.
“Artistlik Başbakana yakışıyor..”
Erkan Tan: Olan o mudur?
Namık Kemal Zeybek: Elbette olan odur.
Nasıl mı, bakınız. Şimdi, Başbakan’ın bir cümlesini okuyacağım. Siz okumayı sevmezsiniz biliyorum. Şimdi bir cümlesi. Diyor ki; Yıl 2005. “Biz Türkiye olarak bildiğiniz gibi geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika inisiyatifi çalışmalarında rol aldık. Yani Büyük Ortadoğu Projesi içinde rol aldık. Eş başkan olarak bu süreci işletmeye devam ediyoruz.”
Sonra yine diyor ki; “Amerika’nın Ortadoğu’da oynayacağı önemli bir rol var. Onun bir parçasıyız. Ve şu anda onun dahilinde çalışıyoruz.”
Hayırlı olsun Sayın Başbakan diyorum. Rolünüze devam edin, artistlik size yakışıyor. Ama birgün bu millet sizin rol yaptığınızı, yaptığınız rolün, oynadığınız rolün, temsil ettiğiniz tiyatro kişiliğinin, birilerinin emperyalistlerin, bölgeyi sömürmek isteyenlerin, bölgeyi kan gölüne çevirmek isteyip oradan kendilerine çıkar sağlamak isteyenlerin, büyük tiyatroların bir aktörü olduğunuzu anlayacak. Ve anlayacaktır. Anlamalıdır.
“Amerika, kalkanı Türkiye’ye kakaladı.”
Erkan Tan: Nedir iddianızın kanıtları ?
Namık Kemal Zeybek: İddiamızın kanıtları ne midir ? Sayın Başbakanımız şu anda Obama’dan görüşmeden dönüyorlar ve Türkiye’ye büyük bir aferin getiriyorlar. Obama çok memnun kendisinden. Çok seviyor.
Başbakan, daha önce de Bush döneminde “Bizden çok memnunlar.”demişti. Yine memnunlar. Çünkü ABD, emperyalizm, kimseye kakalayamadığı kalkanı Türkiye’ye kakaladı. Ve bu rolü Sayın Başbakanımız oynamaya, sevinerek oynamaya devam ediyor.
Malatya’nın üzerine iki tane bela geliyor. Malatya’nın üzerine. Ey Malatyalar.
“Malatyalılar, yasalar içinde direnin”
Erkan Tan: Evet.
Namık Kemal Zeybek: Buna razı olmayın. Bakınız açık söylüyorum. Yasalar içinde kalın. Ama direnin. Ey Malatyalılar, ey Malatya’nın içinde bulunduğu Türkiye, Türkiye halkı bu belayı kabul etmeyin. Ne Recep Tayyip Erdoğan’ın, ne AKP’nin, hiç kimsenin Türkiye’nin başını belaya sokmaya hakkı yoktur. Birgün bunlardan ötürü yargılanabilirler.
Feryat ederek söylüyorum. Bakınız bu iki kalkan dedikleri radar, doğru anlaşılsın.
Erkan Tan: Tamam, ne var canım alt tarafı bir radar koyuyorlar, diyorlar.
Namık Kemal Zeybek: Radar ya. Türkiye’yi 1. Dünya Savaşı’na hiç lüzumu yokken iki deniz altıydı. Adına Yavuz ve Medyeli denilen iki denizaltı, Alman denizaltısıydı. Bu denizaltılarda çalışanlara fes giydirildi. Osmanlı askeri süsü verildi. Rus limanları bombalatıldı. Böylece emri vaki ile Türkiye hiç kendisinin olmayan bir savaşa sokuldu.
O savaş ne savaşıydı: Avrupalı kapitalist devletlerin kaynak paylaşma savaşından başka hiçbir şey değildi. Avrupa’nın kapitalist devletleri, kendi sanayileri için hammaddeye ve pazara ihtiyaç duydular. Bunun için kapıştılar, savaştılar. Osmanlı’nın burada ne işi vardı. Ama Osmanlı böyle, işte bugünkü gibi sokuşturuldu. Rol verildi o dönem Türkiye’yi yönetenlere ve o iki tane gemi Türkiye’yi savaşa soktu.
Şimdi, iki tane radar Türkiye’yi savaşa sokmak üzere Malatya’ya konuşlandırılmak istendiriliyor. Küreci’ye. Birinci hedef Kürecik olacak savaşta. Savaş dediğim ne ? Şimdi çok açık söyleniliyor. Amerika’daki gazeteler yazıyor. Amerikan yetkilileri söylüyor. Bu radarlar İran’a karşı konuşlandırılıyor. Hiç bunu gizlemeye, işte başka ülke falan filan demeye …
Erkan Tan: Ya NATO için oluyor. NATO ile ilgili birçok savunma faaliyetine giriyoruz Namık Kemal Zeybek Bey diyorlar.
Namık Kemal Zeybek: Derler, derler de. NATO için oluyor diyorlar da. Peki bunun anlaşması kiminle yapılıyor ?
Erkan Tan: Evet soru bu.
Namık Kemal Zeybek: Bunun anlaşması ABD’nin Büyükelçisi ile imzalandı.
Erkan Tan: Yani mecazenle mi söylüyorsunuz? Bilmeyenler için bir kez daha söyler misiniz efendim.’Erkan bey senden daha ciddi konuklar bekliyoruz. Gözlerine dikkatlice bak. Söylediklerine bence kendisi de inanmıyor’ İzmir’den Dündar.
Namık Kemal Zeybek: O benim gözlerime acaba hiç bakmış mı? Gözlerime baksa dünyası değişir. O benim gözlerime bakamaz zaten.
Erkan Tan: Peki sizin özellikle söylediğiniz Anlaşma…
Namık Kemal Zeybek: Bakınız anlaşma, şu anlaşma …
Erkan Tan: Mecazen değil di mi ?
Namık Kemal Zeybek: Bu anlaşma ABD’nin Ankara Büyükelçisiyle imzalandı. Alt düzeyde tutuldu. Bu konu örtülmek istendi. Gizlenmek istendi. O günlerde İsrail meselesi aynı gün, devreye sokuldu, karartıldı ve toplumdan gizlenmeye çalışılıyor.
“Adama tapmayı bırakın”
Erkan Tan: Şimdi soruluyor Anlaşmayı kim imzaladı, nerede imzaladı?
Namık Kemal Zeybek: Tut ki NATO Anlaşması olsa, NATO’nun kulu mudur Türkiye. Türkiye NATO için midir, NATO Türkiye için midir? Şu NATO bizi kime karşı koruyacak, bize bir anlatsalar ya. NATO’nun geçmişteki düşmanı komünizmdi, şimdi İslam. Bizi İslam’a karşı mı koruyacak NATO. Yani şu NATO’yu da sorgulamak lazım. Dünkü anlamı ne, bugünkü anlamı ne. Bakınız bu kardeşimiz de dikkatle dinlesin beni. Gözlerimi görüyorsa gözlerime bakarak dinlesin beni.
Bütün kardeşlerim gözlerime ve yüzüme bakarak beni dinlesinler. Şunu söylüyorum, diyorum ki, Malatya’ya Kürecik’e konuşlandırılması kararlaştırılan hükümetimizin razı olması sağlanan radarların görevi, İran’a yapılacak bir saldırıda, İran kendisini korumak için eğer füze uçurmak zorundaysa bu füzelerin anında uçtuğunu, kalktığını tespit edecekler. Ve bunu Romanya’daki merkeze bildirecekler. Romanya’daki merkez derhal o füzeleri, havada yok edecek. Peki o zaman ne olacak? Yani söz gelimi İsrail ya da başka bir ülke, İran saldırdığı zaman İran’ın elini kolunu bağlayan füzelerini sıfıra çıkaran, -ki o füzeler çok pahalıya mal oldu İran’a- sıfıra çıkaran bir sistem Türkiye’ye konuluyor.
Dolayısıyla İran ne yapmalı? İran’ın ilk yapacağı şey, füzelerini işe yarar hale getirmek için zorunlu olarak Kürecik’i bombalayacak. Kürecik’e ilk füzeyi gönderecek ki, onlar devredışı kalsın da, başka yere gönderebilsin.
Bu ne demektir? Bu İran’la Türkiye’yi savaşa sokmak demektir. Böyle oldu bu iş. Tarih okuyun tarih. Tarihi bilirseniz, Mehmet Akif’in sözünü hatırlarsınız, ‘Tarihi tekerrür’ diye tarif ederler. Tarih ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
Bırakın Particiliği. Bırakın adama tapmacılığı. Bırakın parti yalpakçılığını. Ülkenizi düşünün. Ülkemiz tehdit altındadır. Bunu herkes bilsin. Önce Malatya. Malatya bu işi incelesin. Buna razı olmasın.
Bakınız şu söylendiği zaman. Şu karşı cevap veriliyor. Efendim o radarları korumak için; yani Malatya’yı korumak için hemen nasıl olsa o radarlar haber verecek. Romanya’daki füzeler gidecek. O uçak, o İran füzelerini havada yok edecek. Alın haritayı bakın bakalım. Alın aritmetik biliyorsanız, geometri biliyorsanız, cetvelle ölçün. Bakın mesafe yeterli mi? Basınımızın bir yerlerinde yanımda getirdim aslında. O mesafelerin yetersiz olduğu da açıklanıyor. Ama kim okuyor, kim dinliyor. Şimdi bir tiyatro şahsiyeti, hem İslam dünyasında, hem Türkiye’de kahraman zannediliyor.
“NATO İslam’ı hedef haline getirdi”
Erkan Tan: NATO’yu da sorgulayalım dediniz. Seyircilerimizin gözünün içine bakarak onu da söyler misiniz?
Namık Kemal Zeybek: NATO vaktiyle VARŞOVA Paktı’na karşı, komünist olmayan dünyanın, komünist sistemin yayılmasına karşı kurulmuş bir kurumdur. Peki şimdi komünizm mi var? Var mı şuanda komünizm? Dolayısıyla şimdi doktrin değişti. NATO’yu sürdürmek isteyenler, İslam’ı hedef haline getirdiler. Samuel Hemington bunun kitabını yazdı. Çelişkiyi söyledi. “Bundan sonra düşman İslam’dır” dedi. Hangi İslam? Emperyalizme karşı direnen.
Erkan Tan: Siz bunu şöyle ifade ettiniz. Farzedin ki NATO için kurduk. NATO’nun düşmanı İslam’dır artık.
Namık Kemal Zeybek: NATO şu anda düşman olarak İslami terörizmini ilan ediyor. İslami terörizmi dedikleri de aslında esas itibarıyla Samuel Hamigton “Medeniyetler Çatışması” kitabıyla, o da yazdırılmış bir kitaptır aslında. Ismarlama kitaptır. Yani düşman gerek. Çünkü bir şemsiye altında bir sömürü düzeni sürdürülüyor. İşin esası o. Yani Libya’da halk ayaklanmış. Suriye’de halk ayaklanıyor v.s.
Ama öyle bir propaganda sistemi var ki, mesela Suriye konusunda da Türk toplumunun zihinleri karartılıyor.
Efendim Suriye yetkilileri halka ateş ediyormuş. Nasıl ateş ediyor biliyor musunuz? Gidip gelenlerden öğrendim. Vicdanlı gazeteciler oluyor. Aydınlar var. Gittiler geldiler ve anlattılar. Devamı var, mesela;
Sistem şu; rehabist teröristler, ne yazık ki, yine emperyalizmin bir başka maşası olan rehabist teröristler, Cami çıkışında askere ateş ediyorlar. Asker de dönüyor onlara ateş edeceğim derken, evet cemaatten de insanlar ölüyor. Bu işler klasik oyunlardır, bilenler bilir.
Dolayısıyla bu iş tırmanırken ne yapılıyor? Suriye yönetimi dünyaya halkına masum gösteri yapan insanlara, ateş eden bir devlet yönetimi olarak takdim ediliyor. Neden? Çünkü Suriye teslim olmuyor. Ben Suriye yönetimini savunmuyorum. Ama soru şu: ‘Suriye de global kapitalizmin kölesi olsun mu yoksa direnen ve kaynaklarını kendisi için kullanan bir ülke mi olsun?’ Tercihi buna göre yapacağız.
Erkan Tan: İsrail’le gelinen nokta onurlu bir duruş değil mi? İsrail’in karizmasını çizdirmediler mi? diyorlar.
Namık Kemal Zeybek: Efendim dün akşam, Sayın Başbakan’ı dinledim. Söylediği şu: Diyor ki, “Biz İsrail’e karşı değiliz. Biz sadece İsrail’de bugün iktidar’da bulunan siyasi partiye karşıyız. Dolayısıyla öldürdükleri dokuz vatandaşımızın tazminatlarını öderlerse, özürde dilerlerse, Gazze’den ablukayı kaldırırlarsa tamam bitti. Ama bugün yaşananlar ayıp. Çünkü İsrail’in bugün yaptığı bunlar değildir. İsrail terörist bir devlet olarak sürekli saldırıyor. Demek ki sadece Gazze ablukasını kaldırmak bir de tazminat ödemek, özür dilemek.
Daha önce şunu söylüyordu Sayın Başbakan: “Efendim, para ödensin, özür dilensin” bitti. Peki iş bu kadar basit mi. İsrail’in dünya ile meselesi bu kadar basit mi?
Peki şu soru neden sorulmuyor, bu ülkede. O gemi yola çıkarken bütün bunların olabileceğini bilmeyen bir iktidarın bilinç düzeyi ve istihbarat algısı olayları değerlendiremedi.
“Mavi Marmara’dan AKP milletvekilleri
neden indirildi?”
Erkan Tan: Yani bizim dışımızda gelişti. Sivil bir inisiyatifti.
Namık Kemal Zeybek: Sivil bir inisiyatif ama bunun içinde iktidar partisinin milletvekilleri de vardı. Onlar indirildi. Neden? Neden o gemi gönderilirken, o gemi giderken, bizim vatandaşlarımız onlar, onların yanına, onları koruyacak, kolluyacak bir takım askeri gemiler neden konulmadı?
“Yazıklar Olsun”
Erkan Tan: Canım biz göndermiş olurduk o zaman, diyorlar.
Namık Kemal Zeybek: Peki, ‘ biz göndermiş oluyoruzdan’ korkan bir iktidar. Böyle bir şey olur mu yani? Biz göndermiş oluyorduk dan korkuyor idiyse, bu ne? Bunlar tiyatro efendim, geçiniz. İzin veriliyor bunlara. Bunlara izin veriliyor. Hatta bunlar teşvik ediliyor. Çünkü bunlarla yapılmak istenilen bir şeyler var.
Erkan Tan: İzmir’den mesaj gönderen, ‘ o beye katılmıyorum Arada böyle tipleri konuk edin de güne neşeli başlayalım. Bence söylediklerinin hepsi komik. Asıl tiyatroyu kendisi oynuyor’ demiş bir seyircimiz.
Namık Kemal Zeybek: Benim derdim bu. Yazıklar olsun yani. Yazıklar olsun ki, bir takım yurttaşlarımız işte bu kardeşlerimiz gibi yurttaşlarımız okumazlar, dünyayı bilmezler. Dünyada neler olup bittiğinden haberdar değildirler. Yıkanan beyinleriyle olaylara bakarlar. Kendilerine gerçekler anlatıldığı zaman da bu gerçeklerin ne kadar acı olduğunu bilmezler.
Böyle düşünenler yüzünden bu toplum bir takım felaketlere sürüklendirildi. Ne yazık ki bizim yurttaşlarımız içinde de her zaman fikir düzeyi ve bilgi düzeyi böyle olan insanlarda olageliyor.
“Kalkan işine razı olmak ahmaklıktır”
Erkan Tan: Şimdi yineler misiniz bir daha. Füze kalkanına karşısınız.
Namık Kemal Zeybek: Efendim füze kalkanına karşı olmamak, şu ülkeye füze kalkanının gelmesine sevinerek razı olmak, ahmaklıktır. Ahmak olmayan bir insan, buna sevinerek razı olmaz. Yani zorlanabilir.
Hükümeti şöyle mağdur gösterebiliriz: Ne yapsınlar Büyükortadoğu Projesi’nin rol sahibi, Eşbaşkanıdırlar. Kendileri zorlanmıştır. Kendilerine bir şeyler vaat edilmiştir. Ya da bir şeylerle korkutulmuşlardır. Mecbur kalmışlardır filan diye mazeret bulunabilir. Bunu anlarım. Eleştiririm. Anlarım, ama eleştiririm. O benim görevim. Ama, ‘bu işte ne var canım?’ diyen ahmaktır. Ahmak, hamakat diye bir kavram var.
“Radarları Türkiye de almak istemedi.”
Erkan Tan: Neden?
Erkan Tan: Bilgilerinizin gerekçesini bir daha söyleyelim.
Namık Kemal Zeybek: Bu füze kalkanı projesi kimsenin almadığı, başına bela edeceği bir projedir. Türkiye de almak istemedi. Türkiye de davul zurna ile bu işe kucağını açmadı. Ama sonunda baskılar yapıldı Türkiye’yi yönetenler razı oldular. Peki bu proje kim için? İran için. Neden? Çünkü İran’ı vurmak istiyorlar, geciktiriyorlar. Ne zaman vuralım diye bakıyorlar. İran da buna karşı sistemler geliştiriyor, füzeler geliştiriyor, satın alıyor, kendisi üretiyor.
Şimdi bu füze kalkanı ne yapacak? Füze kalkanı dediğimiz iki radardır. Malatya’da Kürecik’e konuşlandırılacak, İran’dan füzeler kalktığı anda bu sistem Romanya’daki merkeze haber verecek. Romanya’daki merkezdeki generaller anında bu füzeleri ateşleyecekler ve o füzeler gidip İran füzelerini havada yakaladıkları yerde yok edecekler. Bunun manası ne? Bunun manası şu? Türkiye’yi İran’a karşı düşman bir ülke haline getiriyor. Neden? Çünkü İran’ın elini kolunu bağlıyorsunuz. Sizde kurulan radar sistemi yüzünden İran’ın füzeleri işe yaramaz hale gelecek, İran kendisini savunamayacak. Dolayısıyla İran’ın ilk yapması gereken şey, tabi olarak bir savaşla Malatya’yı vurmak ve o füzeleri yok etmek olacak.
Erkan Tan: Yani radarları yok etmek.
Namık Kemal Zeybek: 0 radarları yok etmek olacak. Çünkü, bunu yapmazsa bütün savunma sistemi, füzeler yoluyla savunma sistemi işe yaramaz hale gelecek. Bu oyunlar böyle kurulur. Bunlar ince oyunlardır. Bunları bilmek için tarih okumak lazım. Dünyayı takip etmek lazım. AKP propagandasına kapılıp ta AKP’yi bir şeyler zannederek her söylenene karşı çıkılarak bu işler anlaşılamaz. Bu iş anlaşılmalı. Yani Malatya’da bulunan, AKP’li olsun, DYP’li olsun, CHP’li, MHP’li hangi partiye mensup olursa olsun; bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Malatya tehlike altına sokulmuştur.
Erkan Tan: Yani İran, füzeleri işe yarar hale getirmek için mecburen Malatya’yı vuracak.
Namık Kemal Zeybek: Budur İran. Sen ona karşı, onun düşmanlarının ön bilgi alma sistemini getiriyorsun, kendi ülke sistemine koyuyorsun, neden koyuyorsun?
“Bu bela Türkiye’ye de sıçrar.”
Erkan Tan: NATO için koyduk.
Namık Kemal Zeybek: Efendim NATO için koyduk, şunun için koyduk, bunun için koyduk. NATO’nun artık herkes ne olduğunu biliyor. Yani NATO’nun da bugün için ne olduğunu biliyor. Geçmişte hedefi komünizmdi, bugün için ise İslam ya da İslam terörizmi dedikleri, ama onların terörist dediği sadece kendi ekonomik, emperyalist sistemlerine teslim olmayan Müslüman ülkelerdir. Bunlar buna terörist diyorlar. Yani bizim terörist dediğimize, canımızı yakan terörizmle onların anladığı haydut ülke, korsan ülke, gangster ülke kavramı farklı. Onların haydut dediği kendilerine teslim olmayan ülkelerdir, evet.
Dolayısıyla işler dosdoğru anlaşılmalı ve yurttaşlarımız uyanmalı. Bugün ben ilan ediyorum ve ikaz ediyorum. Allah göstermesin, yarın, geç olmayan bir gün, bu bela Türkiye’ye de sıçrar. Ve Türkiye ile İran’ı savaştıracak böyle oyunlarla bir kapışma başlarsa, İslam âleminde Suni – Şii çatışması kaçınılmaz hale getirilir. Müslüman dünyası kan gölüne çevrilir. Ve birileri de gelir, çatışmaları önlemek üzere Libya’da yaptıkları gibi çöker, Tunus’ta yaptıkları gibi ülkelerinin üzerine çökerler.
Bu eski bir oyundur. Yeni bir oyun değildir. Bunu Sovyetler Birliği de oynardı. Sovyetler Birliği’nin bu oyunu böyle oynadığını Rahmetli Aliyev bana bir gece saat 11’den sonra anlattı.
Erkan Tan: Seçimlerde, bunları anlattın aldığın oy ortada. Yeter artık konuşma, milletin kafasını karıştırma, demiş bir seyircimiz.
Namık Kemal Zeybek: Evet, peki teşekkür ederim. Ne diyeyim. Yani bütün bunları anlattıktan sonra hala bunu söyleyen bir vatandaşa ben ne söyleyeyim. Allah ıslah etsin. Allah akıl fikir versin, demekten başka.
Ama ben size söyleyeyim bunlar vatandaş filan değil; bunlar AKP’nin paralı memurları. Vazifeleri bu, vazifelerini yapıyorlar.
“İnsanları putlaştırmayın”
Erkan Tan: Ama politika yapmayın dediniz. Politik tavırlara tapmayın böyle bir şey söylediniz.
Namık Kemal Zeybek: Efendim benim söylediğim şu; İnsanlara tapmayın, partilere tapmayın, insanları putlaştırmayın. Putperestliğin çok yönleri vardır. Çeşitleri vardır. İnce iştir. Evet, imanlara, inançlara, fikirlere kutsallara bağlanın. İnsanlara bağlanmayın. İnsanlar zannettiğiniz gibi değildirler. Bir gün aklınız başınıza geldiği zaman aldığınız o üç beş kuruşun hatırına bunların yapılamayacağını da anlarsınız.
Erkan Tan: Peki çok teşekkür ediyoruz, kolaylıklar ve başarılar diliyoruz. Efendim.
Namık Kemal Zeybek: Efendim size çok teşekkür ederim.
Şu gerçekleri bize toplumumuza anlatma fırsatı verdiğiniz için emin olun, tarihi, milli ve insani bir görev yaptınız.