“Bugün, Dayatma Anayasa Değişikliği ile Karşı Karşıyayız”
“Anayasa değişikliği, bir tuzak ve büyük bir
maskedir. Bu maskenin altından Cumhuriyet’in temel niteliklerine
aykırı bir iktidar çıkacaktır”
(DP Basın Merkezi – 13 Temmuz
2010)
Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk, Ulusal Kanal’da “Gündem Özel” programında
Serhan Bolluk’un sorularını cevaplandırırken, “Bugün dayatma anayasa değişikliği
ile karşı karşıyayız” dedi.
Değişikliğin, bir tuzak ve bir büyük maske
olduğunu vurgulayan Cindoruk, “Bu maskenin altından, Cumhuriyet’in temel
niteliklerine aykırı bir iktidar çıkacaktır” diye konuştu.
Cindoruk, genel seçimi Kasım ayında
yapacaklarını varsaydığını belirterek, “İşte sıra seçime geldi, bize verdiğiniz
güveni sürdürün, psikolojisini kullanacaklarını tahmin ediyorum” görüşünü dile
getirdi.
Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk, kendisine
yöneltilen sorulara şu cevapları verdi:
SERHAN BOLLUK:
İyi akşamlar değerli izleyiciler, bu
akşam da karşınızda bir başka önemli konuyla, AKP’nin anayasa paketi ve
hemen önümüzdeki referandum sürecini ve sonrasını konuşmak üzere
karşınızdayız. Çok değerli bir konuğumuz var, Demokrat Parti Genel
Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk, stüdyomuzda, hoş geldiniz efendim.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Hoş gördük.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bünyesi değişiyor
SERHAN BOLLUK:
Anayasa Mahkemesi’nin kararını
siz nasıl değerlendirdiniz efendim? Aynı zamanda ülkemizin önde gelen
kıdemli hukukçularındansınız, bir değerlendirmenizi alalım.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Anayasa Mahkemesi kararını ben, imla
yanlışlarını düzeltme kararı gibi görüyorum. Anayasa Mahkemesi’nin kararını iki
cephede incelemek veya teşhis etmek mümkün. Birincisi, Anayasa Mahkemesi,
teamüllerini, geleneklerini ve içtihadını değiştirmedi. Neydi o içtihat?
Anayasa’ya aykırılıklar ve Anayasa değişiklikleri, sadece ve sadece şekil
yönünden incelenir gibi bir sav vardı. Anayasa Mahkemesi bunu giderek esasa
girilir biçimine getirmişti, bu sefer de onu yaptı.
Biraz oylarında düşüş var. 4’e
7 gibi. Geçen seferlerde bunları 9-2 yapıyorlardı. 4’e 7 gibi. Bünyedeki üye
değişikliklerinden kaynaklanan bir azalma var. Ama ona rağmen Anayasa Mahkemesi,
anayasa değişikliklerini, bilhassa anayasanın temel değiştirilemez üç maddesi
olmak üzere denetime tabi tuttu, orada bir sıkıntı yok.
Ama ondan sonra Anayasa
Mahkemesi ilerlediği aşamada, bence özellikle titrek davrandığı iki madde var.
Birisi kendisiyle ilgili anayasa değişikliği. Anayasa Mahkemesi’nin bütün
veçhesini değiştiren bir anayasa değişikliği, bir de Hakimler Savcılar Yüksek
Kurulu’nda yapılan değişiklik. Bu iki değişiklikte çok titrek davrandığını
düşünüyorum. Sadece ve sadece imla değişikliği dediğimiz hukuki imla
yanlışlarını düzelten, cımbızla seçtiği bazı kelimeleri, tabirleri ortadan
kaldırarak bir denetim yaptı.
Bu deneyim sonucunda oluşan
genel havayı, oyların dağılışını dikkate alırsak şöyle diyebiliyorum: “Gerisini
referandumda siz halledin, ben bu kadarını yaptım, önünüzü açtım, esas kendi
açımdan mühim olan denetim görevimin devam ettiğini ifade ettim. Ama kendi
aramızdaki uzlaşma ve anlaşma ritmi yetmedi, ben bu kadarını ortaya koydum”
dedi.
Şimdi şöyle düşününüz. Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu 17 kişiye çıkarıyorsunuz, bugünkü 7 kişilik bir
kurul mu? Hayır.. İş yükü mü fazla? Hayır.. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu,
iş yükünden ötürü görev yapamadığı için mi sıkıntı var? Hayır. Bünyeyi
değiştirmek için, bu yapıyı değiştirmek için, bilhassa Parlamento’ya ve de
Abdullah Gül’e yetkiler tanıyan bir değişim ortaya konuluyor.
Yine aynı şekilde Anayasa
Mahkemesi’nde bir iş yükü sıkıntısı yok, Anayasa Mahkemesi görevlerini
sürdürüyor. Bireysel başvuru için bir formül aranıyorsa, o formül bulunabilir
ama orada da Sayın Abdullah Gül’e ve Parlamento’ya geniş yetkiler tanıyor. Bu
bir değişimdir. Daha doğrusu bu el koyma hadisesidir. Bu, bugünkü iktidar
partisinin bugün için kendisine tanıdığı bir avantajdır. Gelecek günlerde ise
siyasi güçlere tanıdığı bence yanlış bir karardır.
Ama ona rağmen Anayasa
Mahkemesi buna girmedi, kendini savunmadı. Aynı şekilde Hakimler ve Savcılar
Kurulu’nu savunmadı, daha doğrusu yargıyı savunmadı Anayasa Mahkemesi. Öteki
kurallar o kadar önemli değildi, bunların hepsi daha evvelki anayasa
değişikliklerinde konuşulmuş, düşünülmüş, bir kısmı gerçekleştirilmiş.
Ben burada şunun altını çizerek
söylemek istiyorum, geçmişte uzlaşma ile anayasa değişikliği yapan bir
Parlamento Başkanıyım, 1995’de çok da önemli kararlar aldık. Bir seneye yakın
müzakere metodu uyguladık, sonra anayasanın birbirinden önemli maddelerini
değiştirdik. Önsözünü değiştirdik, anayasanın önsözü, darbe propagandası yapan,
gerçekçi olamayan, ihtilal beyannamesi idi, onu kaldırdık. Ardından yaşlarda bir
takım değişiklikler yaptık. İnsan hakları, sendikal haklar, memur sendikalarının
kurulması gibi çok radikal kararlar aldık, hepsini de ittifakla olmasa bile,
çoğunlukla da olsa, müzakere ile aldık, uzlaşma ile aldık.
Nitekim 1995 değişiklikleri
referanduma gitmedi. Sonra 2001 yılında koalisyon hükümeti vardı, onlar da yine
uğraştılar, didindiler, çok önemli değişiklikler yaptılar. Aşağı yukarı
anayasanın 80 maddesi, fıkralar dahil bugüne kadar 16 defa değişti. Ama hiç biri
referanduma gitmedi, bir tanesi hariç, o da ne idi? 1987’de siyasi yasakların
kalkması idi. Orada da vardım, Doğru Yol Partisi genel başkanı idim, yine Özal
ve Kenan Evren ile anlaşarak, uzlaşarak o yasakları kaldırdık.
Orada Kenan Evren diretti,
neden diretti yasakları referanduma diretti, yasakları referandumla koyduğunu
söyledi, biz de referandumu kabul ettik. Öylesine bir istisnai referandum ortaya
çıktı, ama orada da uzlaşma var. Doğru Yol Partisi de, iktidar partisi de,
muhalefet partileri de uzlaştı.
Bugün bir dayatma anayasa
değişikliği ile karşı karşıyayız, yani çok açık ve kesin söylüyorum; bu paket,
iktidarın dağıttığı gıda paketleri gibi bir paket, kendisinin paketi.
Başbakanlık binasında başlamış hazırlıkları, hükümet tasarısı haline gelmiş,
oradan bir teknik niteliğine çevrilmiş ve meclisin önce Anayasa Komisyonunda,
daha sonra genel kurulunda hükümet partisi tarafından dayatılmış. Buna rağmen
bir maddesi düşmüş, bu dayatmalarda da hep çoğunluklara, aranan çoğunluğa teğet
geçerek yasalaşmıştır.
Böyle bir teklifi iktidar
partisinin yapmaya muktedir olmadığını düşünüyorum, nedeni var. Bu iktidar
partisi, yine bu Anayasa Mahkemesi tarafından, anayasaya aykırı eylem ve
söylemlerin odağı olmakla suçlanmıştır. Böyle bir muhkem kaziye var, kesin hüküm
var. Anayasa Mahkemesi diyor ki; 9’a 2, hatta 10’a 1, müthiş bir karar, bu parti
anayasaya aykırı fiilleri icranın odak noktası olmuştur, şu şu sebeple, şu
söylemle. Ve bu söylemleri yapanlar arasında hem Cumhurbaşkanı var, hem Başbakan
var, hem de bakanlar var, hem de güruhun havası, intibakları var.
Ortada müthiş bir gerçeklikle
söyleyebilirim ki, siyasi parti olarak Anayasa’ya aykırılıktan kapatılması
gereken bir parti ve o partinin hükümeti, bugün bir anayasa değişikliği yapıyor.
Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir hükümetin, böyle bir siyasal partinin kapsamlı
anayasa değişikliği yapma hakkı yok.
Çünkü anayasa değişikliğinde,
gerçekçilik var, zaruret var, iki tane önemli unsur vardır. Burada gerçekçilik
olarak baktığımız zaman, bu iktidar kendisini rahatlatacak, Yargıyı kendi emrine
alacak değişiklikleri kamufle edici bir takım süslerle, bir anayasa, kendi
tabiriyle paketi ortaya koyuyor. Teklif aşamasından itibaren bir partinin
yapamayacağı bir iş varsa budur. Yani bu iktidar partisi Anayasa Mahkemesi’nin
bu kararına göre yol yapabilir, köprü yapabilir, baraj yapabilir, su
getirebilir, kanun da çıkarabilir ama anayasa değiştiremez.
Çünkü kendisinin sırtında bir
töhmet var, bu töhmeti ben yapmıyorum, bu töhmeti siz yapmıyorsunuz, televizyon,
basın yapmıyor. Bu töhmet, bir muhkem kaziyedir, Anayasa Mahkemesi kararıdır.
Mutlak ekseriyetle yapılmış ve verilmiş bir karardır. Böyle bir karar varken, bu
kararla ayıplı olan bir iktidar partisi, başından sonuna bir dayatmayla, bu
anayasaya aykırılıkları gidermek için diye başladı, ama anayasaya aykırılıkları
çoğaltan bir teklifle halkın huzuruna getiriyor. Şimdi halkın buna cevap vermesi
lazım. Anayasa Mahkemesi bir miktar veriyor.
Anayasa Mahkemesi’ni Denetim Peşindeler
SERHAN BOLLUK:
Bu Tayyip Erdoğan iktidarı neyi
amaçlıyor, mesela şu deniliyor; anayasa değişikliği gerçekleştirilirse,
denetimden kaçacaklar, yeni oluşturdukları mahkeme yine onların
taraftarı olacak ve bunları denetlemeyecek. Ne yapacaklar da denetimden
kaçıyorlar. Mesela referandumda, hakikaten bu değişiklik onaylandığı
takdirde, Türkiye ne ile karşı karşıya kalacak, amaçları nedir?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bir kere dokunulmazlıkları korudular, en
önemli şey. 8 sene iktidarda kalan bir partinin elbette bir takım
usulsüzlükleri, yolsuzlukları olabilir, bu gayet doğaldır, belediyelerde de
olabilir ama en önemlisi hükümet temelinde olmasıdır. O hükümet temelinde olan
yolsuzluklara karşı bir koruganlık elde ettiler. Bir kere Anayasa Mahkemesi’nin,
Yüce Divan sıfatını devam ettirdiler. Halbuki bizim teklifimiz Yargıtay Ceza
Dairesi Başkanlarından bir Yüce Divan kurulmasıydı, Demokrat Parti olarak. Bunu
hiç dikkate almadılar. Anayasa Mahkemesi’nin sayısını artırarak, kendi
yargıçlarını, kendi seçecekleri kişileri oraya koymaya çalıştılar ve
çalıştıkları için de, mahkemenin seyri, bünyesi değişti, kalabalık bir Anayasa
Mahkemesi ortaya çıktı. Oradan bir Yüce Divan çıkarsa bile onu denetim altında
tutacaklarını varsaydılar.
İnsanlar iyi niyetlidirler,
hele siyasiler, bizler çok iyi niyetliyizdir, tayin ettiğimiz kişinin, size hala
ve hala sonuna dek uyacağını, size tabi olacağını düşünürsünüz, ama bu düşüncede
yanılma paylarınız olabilir. Ama şimdi iktidar partisi, içinde bulunduğu
sıkıntıyı, içinde bulunduğu bir yolsuzluk sarmalını aşmak için, bir mahkeme
kurmaya, yedeğe bir mahkeme koymaya çalışıyor ve o mahkemeyi de disiplin altına
alacağını var sayıyor, birincisi bu.
İkincisi dokunulmazlıklarla
ilgili hiçbir değişiklik yapmadı, böylece yaklaşmakta olan seçimde haklarında
hiçbir dava olmadan, seçime girecekleri anlaşılıyor. Burada önemli bir şey daha
var, Anayasa Mahkemesi’nin önemli ölçüde değiştirildiği anlaşılıyor, ben hiçbir
yargıç aleyhine konuşmak istemem, yargıçlara daima saygım vardır. Yargıç her
zaman tabiatıyla en doğru kararı veren, muteber kişidir.
Ama bu maddelerin iptali
aşamasında dikkat çeken bir şey var. Cumhurbaşkanının son tayin ettiği iki üye,
aynı istikamette birlikte oy kullanıyorlar ve bu oylarla da muhalefet
partilerinin davalarını tamamen reddeden, onu durduran oylar kullandıkları
anlaşılıyor. Bu tabiatıyla bir tesadüf olsun istiyorum, ama olmadığını da
biliyorum.
Buna benzer bir takım
uygulamalarla Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nda, Mahkemelerde, Askeri
Yargı’nın yetkilerinde, Yüce Divan’da yargılanacak kişilerin tespitinde bir
takım anayasa değişiklikleri yapmışsanız şaibe altında kalırsınız. Çünkü siz,
eski tabiriyle temiz bir parti değilsiniz, sizin partiniz siyasi açıdan temiz
bir parti değil, Anayasa Mahkemesi sizi sabıkalı görüyor. Ama bu Anayasa
Mahkemesi’ni siz bugün devre dışı bırakmaya çalışıyorsunuz, yetkilerini
azaltmaya çalışıyorsunuz ya da onların üye sayılarını çoğaltarak onları azınlık
haline getiriyorsunuz, yedek üyeyi, asil üye yapıyorsunuz.
Önemli bir takım tedbirler
alarak, Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nda hepimizin
kuşkularını üzerinize çekiyorsunuz.
Vatandaş, Referandumun Amacını Anlamış Değil
SERHAN BOLLUK:
Ben asıl kuşkuları biraz
derinleştirmek istiyorum. Nedir efendim, bir aceleleri var gibi
görünüyor, şu son 6 ayı düşündüğümüzde arka arkaya böyle bir takım çok
önemli paketler aslında bu ilk değil, birçok, başka şey var ve en sonda
da bu anayasa paketi. Mesela şu deniliyor; bu biter bitmez, yani buradan
evet çıkar da bir değişiklik gerçekleşirse, hemen arkasından ikinci bir
Anayasa değişikliği gelecek. Bunu aslında iktidar sözcüleri de zaman
zaman kendileri söylüyorlar, asıl değişikliği daha yapmadık. Nedir
efendim, tabii o da bu Anayasa Mahkemesi’nde denetleneceği için, rahat
olacaklar, nedir plan nedir?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Ben ikinci bir değişiklik yapacaklarını
sanmıyorum, Kasım ayında seçim yapacaklarını varsayıyorum. Bu anayasa
değişikliğinden, referandum sonucunda galebeyle ayrılırsalar, halka dönüp “İşte
sıra seçime geldi, bize verdiğiniz güveni sürdürün” psikolojisini
kullanacaklarını tahmin ediyorum.
Bunu Rahmetli Turgut Özal,
1987’deki referandumda yaptı, seçimi aynı gün ilan etti. Burada da belki
referandum sonuçlarını beklemeden ya da aldıktan sonra Kasım ayında bir seçim
yapacaklarını varsayıyorum ve o hazırlığı bütün partilere de tavsiye ediyorum.
Bu kolay karar verilir bir iş değildir, referandum riskli bir iştir.
Referandumun tehlikeleri,
siyaset bilimde ve hukukta daima söylenmiştir. Son günü, son günden iki gün
evvel bir ufak hadise, yeni bir fikir, yeni bir tenkit referandumun bütün
sonuçlarını değiştirir. Hiç beklemediğiniz olaylar referandumu allak bullak
eder. Seçim gibi siyasi parti disiplinleri içerisinde olmayan bir iştir.
Referandumlar bugün dünyada da çok az kullanılan, hatta İsviçre gibi ülkede bile
hem iştirakların azalması, hem yanlış kararlar ortaya çıkması sonucuyla
vazgeçilen bir sistem. En son minare hadisesinde İsviçre büyük sıkıntıya düştü.
Halk her zaman doğru karar vermez. Halka doğru karar verme gücünü siyasi
birikimli, disiplinli bir propaganda süresinde tanımak lazım.
Geçen gün Sivrihisar’da idim,
kalabalık bir halk toplantısında herkes bana, “Bu referandum nereden çıktı,
nedir bu anayasa değişikliği?” diye sordu. Vatandaş henüz onu anlamış değil. O
nedenle kör uçuşla oy verecek vatandaş bugün, o bakımdan düşünürseniz referandum
gibi tehlikeli bir silahı, bunları bilmemelerine imkan yok, içlerinde anayasa
profesörleri var. kullanmak zorunda kalışlarının sebebi 8 seneden sonra tekrar
bir iktidar kazanmak için ellerinde çok avantajlar, birikimler, kurallar yok. Bu
referandumu kullanacaklar, referandum sonucunda Kemal Kılıçdaroğlu yenilmiştir,
Ahmet bey yenilmiştir, Hüsamettin bey kaybetmiştir diyecekler ve bunu
söyledikten sonra buyurun seçime.
İktidarın Elinde Büyük Bir Medya Gücü Var
SERHAN BOLLUK:
Ama hesap bu da, ya beklemedikleri bir
sonuç çıkarsa? Siz diyorsunuz zaten tehlikeli bir süreç diye.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Siyasetçi iyimserdir, bir de iktidar partileri
daha fazla iyimserdir, ellerinde çok fazla güç var. Medyanın yüzde 90’ı, 80’i
ellerinde, tarafsız zannettiğiniz medya bile size bir gün ambargo uyguluyor, bir
ihale karşısında tavır alıyor. Ellerinde büyük bir medya gücü var, bu medya
gücüne sadece kendi yandaşlarını, medyalarını katmıyorum, diğer medyaları da
pasifize ederek veya korkutarak yanlarına çekebilirler, büyük bir yağmur
yağdırabilirler.
Ayrıca yine hediye paketleri,
kömür, her şeyi kullanacaklardır, bu referanduma varını, yoğunu koyacaktır
iktidar partisi. Başbakan zaten söylüyor, 50 yere gideceğim diyor, 50 yerde
miting yapacağım diyor, bu büyük bir seçim kampanyasıdır. Eğer referandum bu
kadar büyük hayati değer taşımasa onlar için, bu kadar büyük bir kampanyayla
yorulmazlardı. Ama bu kampanyayı bu kadar muhteşem yapacaklarsa, bütün varlarını
yoklarını ortaya koyacaklarsa, buradan bekledikleri bir sonuç var.
Bu sonuç yüzde 51’de olsa, bu
anayasa paketinin geçmesiyle elde edilecektir ve dönecek diyecekler ki “Hepiniz
birleştiniz, biz tek başımıza bu sonucu aldık.” Küçücük partileri, adı sanı
duyulmamış kişileri arkasına alıp ziyaretler yapmasının nedeni de o. Yani 5 bin
reye dahi önem veriyor, 30 bin reye dahi önem veriyor. Zaten kaybettiğine
inandığı, siyasi bakımdan da rakibi olan partileri görmezlikten geliyor, bu da
eski bir siyasi taktiktir.
Ben sana değer vermiyorum, ben
seni görmemezlikten geliyorum gibi bir siyasetinde içine girdiğine göre, çok
büyük bir beklentiyle bu referanduma yükleneceği anlaşılıyor. Bu referandumdan
sonuç yüzde 51 bile çıksa hemen arkasından seçim olduğunu ben burada bir
tahminle değil, aşağı yukarı bir kesin ve katiyet olarak ifade ediyorum.
Doğu’da İşsizlik Yüzde 37’ye Çıkmış
SERHAN BOLLUK:
Peki bu hesabı geri çevirmek için,
aslında halkın yanıtı nasıl örgütlenecek? Demokrat Parti olarak,
Hüsamettin Cindoruk olarak söyleyeceğiniz şey nedir?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Tabii, bizim arkadaşlarımızın tabanda
yaptıkları yoklamalarda vatandaşın kafasının karışık olduğu gözüküyor, gerçekten
aklı karışık vatandaşın. Nasıl oy kullanması gerektiği açısından düşünceli. Eğer
partiler arası bir yarış olsa, sevdiği, beğendiği, propagandalardan edindiği
intibalar olabilir vesaire, burada karşısında bir parti yok. Burada karanlıkta
iki adam dövüşüyor yahut da hayalet dövüşüyor. Biri diyor ki bu anayasa paketi
iyidir, biri diyor ki hayır iyi değildir. Vatandaş şu anayasanın 180 maddesini
nereden bilecek, okuyacak.
Ona şimdi söylüyor, başta da
Sayın Kılıçdaroğlu sana bu işsizlikten kurtuluş mu getirecek, kalkınma mı
getirecek vesaire. Vatandaş bunu algılayabilir mi? Beraber göreceğiz, öteki de
diyecek ki hayır siz bana referandum sonucunda evet oyu verirseniz ben bunların
hepsini çözeceğim, falan diyecek.
İktidar partisi olmanın verdiği
avantajlarla, vaatleri arttırarak bu vaatlerin bir kısmını bütçe imkanları
kaynak imkanlarıyla referandumdan evvel ortaya koyarak yapacaklar. Şimdi
göreceksiniz, referandum öncesi, birikmiş problemlerin bir kısmını çözmeye
çalışacaklar. Durmuş olan bölünmüş yollardaki inşaatlar devam edecek. Bunların
hepsini yapacak, yani bir seçim gibi görecek, hatta belki de seçimden de öte
kendileriyle ilgili bir hayati karar gibi görecekler.
Buna mecbur kaldıklarını
düşünüyorum, seçime yakın oylarının azaldığı görünüyordu, yeni yapacakları bir
şey yok, ihale yok, kaynak yok. Doğu’da işsizlik yüzde 37’ye çıkmış, buralarda
yüzde 14-18 arası değişiyor. Ellerinde para yok, imkan yok, bütçe kısıtlı, dış
ticaret açığı korkunç, her tarafta bir sıkıntı var. Bu sıkıntıların içinde
seçime giderse, düzgün bir seçim muhasebesi ortaya konabilir, muhalefet
partileri de gelirler söylerler, buna vereceği bir cevap yok. Burada karışık,
karmaşık bir meseleyi halkın önüne getirerek bu karmaşık meseleden iktidar
gücüyle çıkmaya çalışıyorlar.
Son Yargı Parsellerini de İstila Edecekler
SERHAN BOLLUK:
Şöyle bir tartışma da var, bu
referandumda AKP İktidarı oylanacak. Yurttaş sandık başına gerçekten
anayasaya oy vermek için mi gidecek. Bu durumu nasıl görüyorsunuz?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Sonuçta vatandaş algısını tespit çok zor,
vatandaşın bu algıda bulunması için eğitim düzeyi de önemli. Eğitim düzeyi
yüksek vatandaşlarının bir kısmının, sizin benim konuştuklarımızdan sonuç
çıkarmasına imkan verebilir ama geniş halk kitleleri, geniş seçmen kitleleri
çeşitli propagandanın etkisinde kalabilir.
Az önce söylediğim gibi medya
yağmuru, bugüne kadar siyasette hiç görmediğimiz kadar televizyonların ağırlığı
var. Açıkçası, ben geçmişte televizyonların siyasette bu kadar ağırlığını
yaşamadım, 1970’lerden sonra televizyon olgusu çıktı. Ama şimdi televizyon
ağırlığı giderek artmıştır, yazılı basını giderek geçmiştir. Televizyonlarda
sistematik propaganda yapacaklardır. Bu propagandanın sonucunda da sıkıntıların
büyük kısmını aşacaklardır diye düşünüyorum.
Muhalefetin işi zor burada, ama
ben vatandaşlarımızın aklıselimine güvenmek istiyorum, sağduyusuna güvenmek
istiyorum. Diyorum ki, bu iktidar, bugünkü Türkiye’yi ekonomik, siyasi, özgürlük
açısından bu noktaya getirmiş iktidar, bana yeni haklar, yeni özgürlükler
verecek değişikliği yapar mı?
İşte televizyonunuzun içinde
olan hadise, bir tarafta Silivri’de bir hapishanede bir ceza mahkemesi
kuracaksınız, bunu Adliye Vekili kuracak, siz o Adliye Bakanından yeni haklar ve
özgürlükler bekleyeceksiniz, olacak şey mi? İki senedir tutuklu yargılanan
kişinin henüz hangi davadan yargılandığı belli değil. Orada iki tane parti genel
başkanı var, partileri büyük küçük bakmıyorum ama siyasi hüviyetleri var.
Mahkemeye gelip diyorlar ki,
“Biz neden yargılanıyoruz?” Bir mahkemeye yapılacak en iyi hakaret, ben niye
yargılanıyorum sorusudur. O, ancak ihtilal mahkemelerinde olur, normal bir
mahkemede savcının iddianamesi gelişir, kanıtlar ortaya çıkar ve sanık neden
yargılandığını bildiği için, bilerek savunma yapar.
Sadece bu olgu bile şunu
gösteriyor, dinleme işine gelince Yargıtay Başkanı’nı dinlemişsiniz, Yargıtay
Santralini dinlemişsiniz, Ergenekon davası denen davayı yürüten hakim, beni de
dinlemişsiniz diyor. Bu dinleme işini bu noktaya getirmiş bir başbakan,
kendisine bağlı bir kurumuna bunu yaptırıyor, Türkiye’ye hangi özgürlüğü
getirecek, hangi demokratik hakkı, hangi demokratik kurumu verebilecek?
Vatandaşa bunu çok iyi
anlatmamız gerekecek, bu bir tuzaktır. Size bu anayasayı getiren şey bir
tuzaktır, elinizde olan son yargı parsellerini de istila edecekler, elinizden
alacaklar. Ne Hakimler Savcılar Kurulu kalacak, ne Danıştay kalacak, ne Yargıtay
kalacak ne de sizin başvuracağınız mahkeme kalacak. Vatandaş bunu anlamalı. Bu
tamamen büyük bir maskedir, bu maskenin altından kişisel iktidar, hatta ileri
giderek söylüyorum Cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı bir iktidar
çıkacaktır.
Bunu ben söylemiyorum, bunu
Anayasa Mahkemesi söylüyor. Ama gücü yetip de bunu önlemek imkanını elde
edemedi.
“Evet” Oyu Çıkarsa, Herşeyi Yaparlar
SERHAN BOLLUK:
Cumhuriyetin
niteliklerine aykırı bir iktidar diyorsunuz, değişen ne olacak o
zaman? Referandum bunların iktidarlarını sağlamlaştırmak gibi
bir komisyon olacak, bunun ötesinde bir şey var mı acaba?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Hakimler Savcılar Kurulu’nu elde ettikten sonra dilediği mahkeme kuracak.
Yetkili mahkemeler ve son zamanlarda tabirleriyle, özel yetkili hakimler ve
savcılar, bu iktidarlar tarafından derhal kurulabilecek. Düşününüz ki, Hakimler
Savcılar Kurulu’nu çalıştırmayan bir Başbakan, çalıştırmayan bir Bakan,
çalıştırmayan bir Müsteşar olduğu yerde duruyor.
Bir de Abdullah Gül’ün tayin
edeceği kişiler geliyor oraya. Abdullah Gül’ün tayin kabiliyeti ve ehliyeti
belli. YÖK’e tayin ettiği insanlardan bir örnek çıkarmak gerekiyor. Şu ana kadar
tayin ettiği YÖK ile ilgili rektöründen dekanına kadar, hepsi, 2 oy almıştan 40
oya kadar düşen barajlarda kişileri tayin ediyor. Abdullah Gül, bir fenomen.
Abdullah Gül’ün tayin kabiliyeti ve ihtisasları belli. Eski Ak Parti kurucusu,
eski Başbakan’ı ve ‘arkadaşım, kardeşim’ diye ortaya çıkarılmış Cumhurbaşkanı
adayı. Abdullah Gül, eğer bu anayasa değişikliği çıkarsa, art arda yapacağı
tayinlerle, en fazla üç ay içerisinde Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu ve Anayasa
Mahkemesi’ni yerle bir eder.
Ondan sonra bekleyin ki
Ergenekon’dan çıkasınız. Bekleyin ki Balyoz’da tahliye edilenler dışarıda
kalsın. Bekleyin ki savcılar yeni davalar açmasın. Bekleyin ki sizin kanalınız
kapatılmasın. Her şeyi yaparlar. Her şeyi elde ederler. Denetim organlarını
ellerine geçirmişlerdir. Ellerinde icra var, yürütmenin imkanlarını az
buluyorlar. Yasamadaki çoğunluğu az buluyorlar. Yargının kendilerini
engellediğini söylüyorlar. Danıştay, bir müddet sonra yürütme durdurma kararları
yerine, yürürlüğü devam ettirme kararları alır hale gelir.
Bu, çok önemli bir hadisedir.
Bu hadiseyi sadece siyasi bir hadise olarak görmüyorum. Zaten hukukla, terör
gibi devleti tehdit eder konularda ben siyaset yapmam. Çok ayıp bir şeydir.
Devletin temeliyle ilgilidir. Burada çok amatörce, çok heveskerane yapılmış olan
büyük bir yanlış vardır. Devleti işgal hadisesidir, devleti kökten işgal
hadisesidir. Devletin tek güvencesi, yargı kalmış. O yargıyı da elinden
alacaksınız.
Yüzde 10 barajı indirmeyen,
seçim masraflarına dair kanun çıkarmayan, seçim ittifaklarını yasaklayan ve
bütün seçim masraflarının en büyük payını devlet yardımı diye kendisine alan bir
iktidardan, siz hukuk, haksız rekabeti önleyici, adil bir seçim bekleyebilir
misiniz? Temsilde adalet bekleyebilir misiniz?
Bazıları diyor ki, Fransa’da
değişti ya, hakimlerin bir kısmını yüksek Meclis tayine diyor. İyi de, o
meclisin içerisinde yüzde 3-5 oyla gelmiş olan milletvekilleri var. O meclis,
demokratik bir meclis. O mecliste temsil kabiliyeti var. Almanya için de, Fransa
için de aynı şey, İtalya için de aynı şey. Sen de Meclis’i demokratik yap. O
Meclis’ten üye tayinine kimse karşı çıkmaz. Aldıkları oy oranlarıyla Meclis’teki
sandalye oranları benzer olduğu zaman, kimse bir şey demez.
Sen, yüzde 40 oyla Meclis’in
üçte 2’sini işgal edeceksin, sonra da buralara Meclis’in üye seçmesi için hak
isteyeceksin. O, Meclis’in seçtiği olmaz, senin seçtiğin olur. Böyle bir devleti
ayakta tutmak mümkün değil.
Tabii bu anayasa değişikliği
çıkar ama sonrası ne olur, onu bilemem.
“Hayırcılar”, Vatandaşa Yanlışları Anlatmalı
SERHAN BOLLUK:
Siz bu referandumdan evet oyu
çıkacağı yönde görünüyorsunuz. Ben tekrar sorumu yinelemek istiyorum.
Siz Demokrat Parti’siniz, MHP var, CHP var, İşçi Partisi var, DSP var.
Toplumun oldukça geniş bir kesimi burada ‘hayır’ diyor. Kampanyalar
başlatılıyor, Devlet Bahçeli bugün başlattı örneğin kampanyasını,
partisinin Belediye başkanlarının ve İl başkanlarının toplantısında...
Sayın Kılıçdaroğlu’nun mitinglere başlayacağını biliyoruz. DSP ilan etti
tavrını, hayır diye. İşçi Partisi kampanya başlatmaya hazırlanıyor.
Toplumun geniş bir
kesimi ‘hayır’ derken, niye ‘evet’ çıksın veya ne yapılmalı da hakikaten
toplumun bu temsili şu sandığa yansıtılmalı?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
İkna gücümüze güveniyorum; bu, daha da açıklayacağımız, anlatacağımız alanlarda.
Elimizde veriler var. Biz halkımıza ikna kabiliyetimiz ve ikna gücümüz,
delillerimiz itibariyle çok şey söyleyebiliriz. Ama araçlar açısından eşitsizlik
var.
Medya, yani vatandaşa ulaşmakta
sıkıntı çekeceğiz ve ‘evet’e karşı savaşan biz ‘hayırcı’lar. Hayırcılar yüzde 1,
yüzde 5 oy farkla kazansınlar, bence hiç mühim değil ama hayırcılar vatandaşa
ulaşsınlar. Vatandaşa şunu söylesinler; referandumdan sonra olacakları
söylesinler. Vatandaş onları görsün. Gördüğü zaman yaptığı yanlışı fark etsin.
Eğer doğru karar vermişse, doğrusuyla sevinsin.
Bu partilerin hepsinin bir gücü
var. Hepimizin bir gücü var. Hepimizin söyleyecekleri var. Karşımızda iktidar
partisinin, belediyelerinin, yandaş bir takım yardım kuruluşlarının,
hiçbirimizin elinde olmadığı kadar güçleri var.
Bir seçimde bu dağılabiliyor.
Seçimde buna karşı köyde, kasabada, beldede tartışabiliyorsunuz. Temsilcileriniz
oralarda koşuşturuyorlar. Adaylarınız var. 550 tane sade milletvekili adayınız
var. Burada öyle değil. Burada daha ziyade merkezi güçlerin çarpışması,
televizyonlar önemli rol oynayacak, gazeteler önemli rol oynayacak. En ücra köye
kadar girebilmekte sıkıntı var.
Sonra sizin ikna ettiğiniz bir
gruba veya kişiye ertesi gün, iktidar partisi bir menfaat uzatabilir. Çok ciddi
bir tartışma konusu bu. Mesela ben 1987 referandumunu hatırlıyorum. Bir hakkın
verilmesi referandumu, vatandaşına o hakları vermekte tereddüdü olmamalıydı.
Hatta ben yüzde 70-75 oy bekliyordum. Ama yüzde 50’yi çok küçük farkla
geçebildi. Neden? Karşı tarafta iktidar partisi vardı. Karşı tarafta ihtilali
yapmış olan Kenan Evren vardı. O güçlerini kullandılar.
Burada da bir iktidar gücü var,
bu yadsınamaz. Bir iktidar gücünü, bir belediyeler gücünü, il genel meclisi
gücünü…
Başbakan, Özgürlük Yerine Kısıtlama Getiriyor
SERHAN BOLLUK:
Ama aşağı doğru inmekte olan
bir güç.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Aşağı doğru inmekte olan güç, yukarıya doğru gitmek istiyor. Başbakan aşağı
yukarı propagandaya başladı. Refah getireceğini söylüyor, neresinde var, hiçbir
yerinde yok. Hak ve özgürlük getireceğini söylüyor. Hiçbir yerinde yok, aksine
kısıtlayıcı bir sistem getiriyor. Bunu vatandaşa anlatmak da hepimizin görevi.
Bunu anlatabilir miyiz, ben karamsar değilim. Siyasette karamsarsanız zaten
siyaset yapmayın. Bu karamsarlığın yanında ben herkesi ikaz etmek istiyorum.
Hepimizin, işi gücü bırakıp bu konuda yoğun bir şekilde çalışmamız gerekiyor.
Referandumun zorluğunu anlatmak
istiyorum. Referandum bir seçim kadar kolay değil. Seçimde ekiplerinizle,
adaylarınızla, inançlarınızla, kadronuzla, her şeyinizle büyük bir kampanya
ortaya koyabilirsiniz. Referandumun kampanyalarına katılımda da çok istekli
olmaz. Göreceksiniz bunu.
O nedenle hadiseyi çok iyi
teşhis edip, çok iyi görmek, çok iyi doneler bulmak lazım. En önemli done bu. Bu
parti, hak ve hürriyetleri kısıtlamak, Anayasa’ya aykırı fiiller yapmaktan
sabıkalı. Bir sabıkalıdan siz iyilik hizmeti bekliyorsunuz, pişmanlık
bekliyorsunuz.
Ben hep söyledim Ak Parti’li
arkadaşlara da; Anayasa Mahkemesi kararından sonra hak ve özgürlükleri
genişletici bir paket getirin, bunları değil. Anaysa Mahkemesi’ne “Hayır, sen
yanıldın. Biz hak ve özgürlüklerden yanayız. Biz devletin temelleriyle ihtilafta
değiliz. Biz odak noktası da olmadık. Seni temyiz ediyoruz” bunları çıkarın
ortaya. Nedir bunlar? En önemlisi bence temsilde adaleti sağlayacak tedbirler
getirmesiydi. İkincisi; iş konusunda bir takım yenilikler getirmeliydi.
Sendikalarla ilgili getirmeliydi. Bir miktar Sosyal Demokratlar’ın takip
ettiklerine benzer bir politika ortaya koymalıydı. Sosyal adalet. Seçimlerde
haksız rekabeti ortadan kaldırmalıydı. Adil seçimin hukukunu getirmeliydi.
Bunlar hep yapsaydı, bunlar için Anayasa değişikliğine gerek yoktu, bunlar kanun
konusu.
Anayasa Mahkemesi’nin
kararından sonra savaş açtılar Anayasa Mahkemesi’ne. Başbakan başta olmak üzere,
onları küçük düşürücü, yetkilerini gasp ettiği veya başka kelimelerle hakaret
ettiler. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarıyla değil, şahıslarıyla uğraştılar.
Onların aileleriyle uğraştılar, telefonlarını dinlediler vesaire. Anayasa
Mahkemesi’ni ezmek için uğraştılar. Anayasa Mahkemesi’nin kararının haksız
olduğunu söylediler. Onun haklı olduğunu göstermek ellerindeydi.
7-8 tane özgürlükçü, odak
olmaktan kendilerini kurtarmış tedbir alabilirlerdi. Almadılar. Üstelik bu
kanunu getirdiler. Bu bir kanundur, Anayasa’yı değiştirme kanunudur. Bu kanunla
aşmak istedikleri açıkçası demokrasidir. Demokrasinin temelinde hem güçler
ayrılığı var, hem de yargının denetim hakkı, özgürlüğü ve gücü var. Bunu ortadan
kaldırmak istiyorlar. Anayasa Mahkemesi’ne son zamanlarda büyük bir töhmet
yüklüyorlar. “Milli iradeyi, milli egemenliği denetleme hakkı yoktur” diyorlar.
Bu, klasik bir teori değil, zaten 20. Asrın getirdiği bir hadise. İşi bu.
İşi, yasama organını
denetlemek, yasama organının getirdiği yasaları gözden geçirmek, onlara olur
vermek, hükümetin Anayasa’ya aykırı eylemlerini durdurmak, yargıyı güçlendirmek.
Anayasa Mahkemelerinin fonksiyonu bu. Çağdaş demokrasilerde Anayasa Mahkemesi’ni
kurucu iradeyi bozan, denetleyen bir organ gibi gören bir tek bunlar. Zaten bu
düşünce içinde olduğunuz zaman özgür bir Anayasa ortaya koyamazsınız. Siz o
zaman Anayasa Mahkemesi’nin haklarını, öbür yargı organlarının görev alanlarını
tayinde, adil, haklı bir Anayasa normlarına uygun bir şekilde hareket
edemezsiniz.
Bugün ehliyet eksikliği var.
Yani bu hükümetin Anayasa değişikliğini tek başına yapma ehliyeti yok. Uzlaşma
ile yapmaya kalkarlarsa, elbette var. Halkın onlara verdiği kısmi bir takım
imkanlar, görevler var, onları kullanırlar. Ama siz tek başınıza bunu
dayatıyorsanız, tek başına bunu Anayasa Mahkemesi’ni tehdit ederek, yapısını
değiştirirseniz, elbette size söyleyecek çok sözümüz olacaktır.
Bu sözlerimizin, halkımızın
inşallah içine sindirmesini temenni ediyorum.
Habur, Bu Hükümet İçin Bir Fiyaskodur
SERHAN BOLLUK:
Bir Habur sorunu yaşadık.
Malum, açılım süreci, şimdi o rafa kaldırılmış gibi görünüyor. Bir ara
verildi ona. Şimdi Anayasa değişikliğiyle karşı karşıyayız. “Aslında bu
referandumda bu Habur şovu oylanacak, bu açılım oylanacak. Yani açılıma
‘hayır’ diyorsan, Habur’daki şova ‘hayır’ diyorsan, bu referandumda da
‘hayır’ demen lazım” diye bir fikir de var. Ne dersiniz?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Tek sebebe bağlı ‘hayır’ yanlış olur bence. Habur, bu hükümet için bir
fiyaskodur. Bakan diyor ki, “Orada bir trafik kazası yaptık, trafik kazası oldu”
diyor. Bilirsiniz trafik kazalarında bilirkişi olur, mesuliyet paylaştırırlar.
Ben söylüyorum; 8’de 8 kusurlu onlar. 8’de 8 kusurlu, başından sonuna kadar.
Orada hukuk, adalet, siyaset ve hesap bilirlik, tahmin, hepsi yanılgıya
uğramıştır.
Yanlış başladıkları için açılım
durdu. Açılım durduğu gibi tersine döndü. Bugün terör saldırıyor, terör
saldırgan. Terör hükümetle mücadele ediyor. Hükümetin terörle mücadele gücü yok.
Bu tespitin altını çizin. Terör bugün Türkiye’nin bütün sathında, Karadeniz’den
İstanbul’a kadar, Hakkari’den, Yüksekova’dan tutun, Tokat’a, Gümüşhane’ye kadar
terör saldırıyor. Hükümet savunma halinde.
Türk devleti bu duruma hiç
düşmemiştir. Terör tayin ediyor mütarekeyi, terör tayin ediyor kavgayı, sonuç
almayı. Terör sadece askeri hedeflere değil, artık sivil hedeflere de
saldırıyor. Kızımızı öldürüyor, Molotof veya bomba atarak orada üniversite
öğrencisini öldürebiliyor. Terör istediği zaman hamle yapıyor, istediği zaman
duruyor.
Buna karşı tabii Silahlı
Kuvvetler’in moralini bozduğu için hükümet, onunla savaştığı için Silahlı
Kuvvetler’in de çok ciddi biçimde gayret gösterdiğini söylemek çok zor. Aynı şey
polis için söz konusu, yargı için söz konusu. Herkesle kavgalı hükümetin, bir
müddet sonra takati azalır. İnsan takati, bir boksör için bile 5 kişiyle birden
mücadele değil, 1 kişiyle mücadeleye yeter. Terörle müsabaka yapacağı yerde bu
hükümet, devletin bütün kurumlarıyla, siz, basın dahil, mücadele ediyor.
Bugün ufak bir anket yapsanız
ya da araştırma; Silivri Cezaevi’ne ya da organize suçlar yönetimine girip
çıkanların bir istatistiğini yapsanız, devletin kaymak tabakasının buraya
getirilip götürüldüğünü göreceksiniz. Türkan Saylan’dan başlayarak Mustafa
Balbay’a, Tuncer’den başlayarak Doğru Perinçek’e kadar Türkiye entelektüel
birikimini yargı, polis denetimine tabi tutuyor.
Onların çoğu da ulusal devleti
savunuyorlar. Devletin, milletin birliğini, bütünlüğünü savunuyorlar. Siz,
kendinizle beraber olan, sizinle hemfikir olan devletin kudretini temsil eden
bilim birikimini, siyasi birikimleri ihmal ederseniz, onları cezaevlerine
koyarsanız, yalnız kalırsınız. Bugün bu hükümet yalnızdır.
Bu yalnızlığı gidermek için
halkın desteğini referandumla aramaya çalışıyor. İstediği de odur. Yalnızlığını
gidermek, halk beni destekledi diyebilmektir. Bu, geçmişten bu yana yapılan bir
teorinin sonucudur.
Vatandaş, “Hayır”ı Kullanmak İçin Hazır
SERHAN BOLLUK:
Siz de zaten yer yer belirtiyorsunuz;
bu hükümetin çok büyük zaafları ve geçmişte bıraktığımız 8 yıl
içerisinde de muazzam gedikler, halka anlatım dediğiniz, halka
anlatırken kolaylık sağlayan o şeyler var. Muhalefet bunları kullanacak
herhalde. Tek bir şeyi de kullanmayacak, işsizlikten açılıma kadar,
Ermenistan açılımına kadar, hatta son İsrail meselesi, orada da işin
nereye geldiği, bağlandığı malum. Bunlar büyük avantaj yaratıyor gibi
görünüyor muhalefet açısından.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Nazari olarak doğru. Az evvel benim söylediğim gibi, ulaşım araçlarımızın eşit
olmadığını söylüyorum. Yani köyde, kasabada, şehirde, herkese ulaşan ana fikir
doğruysa, elbette vatandaşın buna cevabı ‘evet’ olacaktır. Vatandaş ‘hayır’ı
kullanmak için hazır. Gerekçeleri de var.
Mesela bugün yaptığı bir
yanlışı gördüm ben Başbakan’ın; ekonomik meseleyi öne çıkardı. Bu kavgada
ekonomik meseleyi öne çıkarırsa, ona karşı söylenecek çok şey var. Bu
referandumda hukuksal gücünü, bence az bulduğu için ekonomideki başarılarını öne
sürüyor ama burada siz de varsınız, ben de varım.
İşsizin cevabı buna hayır
olacak. Esnafın, şoförün, çiftçinin, tümünün bugün ekonomiden iyi bir pay aldığı
söylemek zor. Refah payı, evet var, bazı zenginler için refah payı artmış
olabilir ama fakirin, fukaranın, yoksulun, işsizin bugün refah payından önemli
ölçüde pay aldığını söylemek çok güç. Refahın dağılımında tamamen adaletsizlik
var.
Ekonomi dalına girerse, onun
yaptığı hızlı tren ona oy getirmez, evet oyu getirmez. Ekonomi dalında ortaya
baraj, yol yaptım falan diye bizim vaktiyle söylediklerimizi söylerse, bugün
ezilmiş, yalnız kalmış, rafında mal kalmamış esnafın oyunu alamazsınız.
Eğer ekonomik meseleyi ortaya
atarak oradan avantaj sağlamaya çalışırsa, bu referandumu kaybeder. Ona karşı
söyleyeceği vaatler olmalıdır, onları söylemelidir. Bir de gerçekten
güveniyorsa, bunun demokratik bir araç olduğunu, demokratik bir yapı olduğunu
söylemesi gerekiyor.
Hatta o tarihe kadar Meclis’i
açık tutarak bazı kanunlar çıkarması gerekiyor. Eşitlikçi, düzenleyici, seçim
hukukunu normalleştirici bir takım kanunlar vesaire çıkarması gerekiyor. Bunları
da çıkaramıyorsa, sadece ekonomik zenginlik veya ekonomideki başarılarıyla sonuç
alamaz. Bu bizim işimize gelir.
AKP’de Gerçekten Vatansever, Bizim Gibi Düşenen İnsanlar Var
SERHAN BOLLUK:
AKP içinde örneğin bu konularda,
açılım konusunda bir muhalefet olduğu çok açıktı. Nitekim bu Siyasi
Partiler Yasası da geçmedi, kritik üç maddeden biriydi. Örneğin bizim
edindiğimiz bilgi, en az 30 civarında milletvekilinin AKP içerisinde,
özellikle bu açılım noktasında ciddi muhalif olduğu. Sizin acaba AKP’ye
dair gözleminiz ve bilginiz nedir efendim?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Savaşırken kendi tüfeğinizin, kendi silahınızın, kendi lojistik desteğinizin
varlığıyla savaşacaksınız. Karşı tarafın silahı, sizin işinize yaramaz. Karşı
taraftaki depolarda dolu olan tüfekler falan da sizin işinize yaramaz. Oradaki
savaşçılar da sizin işinize yaramaz. Savaşı, siz kendi kaynaklarınızı,
depolarınızı kullanarak yapacaksınız. Ben, “karşı tarafta A var, B var, onlar
bize ne yapacak” gibi bir takım varsayımların içinde olmam.
Olsalardı, bugüne kadar
gelselerdi ve bu arkadaşlarımız gerçekten vatansever, bizim gibi düşünen,
demokrat kişilerse en azından 3-4 maddeyi orada halletmeleri gerekiyordu. Benim
gördüğüm bir şey varsa, orada da asgari bir takım konularda üç beş kayıp veya üç
beş rivayet veya rücu oldu. Ama aslında Ak Parti grubu 332-337 oylarla bu
Anayasa reformunun ortaya çıkardı.
Oradan bu hadiseleri daha
analiz ederek ortaya yeni fikirler çıkarmak isteyen arkadaşlar varsa, onlara
hepimizin kucağı açık. Onları hatta Güney Afrika’dan dönen İspanyol takımı gibi
karşılarız.
“Hayır’da Hayır Var”ın Telifi Bizim
SERHAN BOLLUK:
Her parti kendi kampanyasını yürütecek
galiba. Sizin farklı bir öneriniz var mı?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bu, son zamanlarda çok söylendi. Demokrat Parti’nin kapatılmasından sonra
Yassıada’da ben avukatlık yaptım. O sırada da 1961 Anayasası referanduma
sunuldu. Tam hüküm safhasında, mahkemenin ara verdiği günlerde 11 Şubat’ta
Adalet Partisi kuruldu, arkasından Yeni Türkiye.
Referandum çıktı ortaya. Orada
zannediyorum Tahsin Demiray diye tanınmış bir yayıncı vardı, partinin
kurucularından. O’nun bulduğu bir deyim var; “Hayırda hayır var” Birinci hayır ‘hâyır’,
ikincisi ‘hayır’.
Bir kanun ortaya çıkardılar o
zaman, ‘Tedbirler Kanunu’ diye. Sadece olumlu propaganda mümkün, olumsuz
propaganda yasaktı. O nedenle dipten Adalet Parti’li arkadaşlarımız bu
propagandayı yaptılar. Biz de bir miktar yaptık.
Orada korkumuz şuydu, çünkü
orada yasaklar getiren hükümler vardı; o kararı vermek üzere olan mahkeme, bu
Anayasa’dan faydalanır diye düşünmüştük, yoksa o Anayasa daha liberal bir
Anayasa’ydı. Nitekim korktuğumuz başımıza geldi. Yüzde 61’e yüzde 39 ile Anayasa
kabul edildi. Yüksek Adalet Divanı kararı da bizim bu kararımızı halk da tasdik
etmiştir diye yazdı. Referandumun sıkıntılarından biri de budur.
O çok önemli dersi aldık. O
kampanyadaki tabir çok güzel. Geçenlerde Kemal Kılıçdaroğlu kullandı. Ben dedim
ki “Telif hakkı istemiyorum, kullansın.” O, Demokrat Parti’nin kullanacağı
slogandır. Biz onu kullanacağız. Daha başka sloganlar da var ama benim en çok
düşündüğüm slogan; “Ak Yargı” eğer buna evet derseniz, ak yargı çıkacak.
SERHAN BOLLUK:
Ama orada bir olumluluk yok mu?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Hayır, ak yargı yani bunların yargısı. Ak Parti yargısı çıkacak.
SERHAN BOLLUK:
Ben bir gazeteci olarak pek tavsiye
etmiyorum çünkü kelimenin kendisinde bir olumluluk var.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Ama “hayırda hayır vardır”ı da tavsiye ediyorsun?
SERHAN BOLLUK:
Tabi, zamanında denenmiş zaten.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Çok da denenmiş. Hakikaten yazılı propaganda imkânı olmadığı halde, sözlü
propaganda müthiş bir şey. Yüzde 39 oy çıkarmak müthiş bir hadiseydi o zaman.
SERHAN BOLLUK:
Antalya’dan Sayın Erol İskender diye
bir izleyicimiz şu soruyu yöneltiyor size: Bu AKP Anayasası’na karşı
olan tüm parti ve kurumlar yeniden Cumhuriyet mitingleri düzenleyemez
mi? Sayın Cindoruk böyle bir çağrı yapar mı?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Cumhuriyet mitingleriyle ilgili karşıt görüşler de oldu. Biraz yıpranmış
toplantılar. Bence, onun yerine ‘işbirliği’ deyimini kullanırsak, işbirliği
düşünebilirim. İşbirliği yapılabilir. Araç sayısını artırabiliriz, aynı zamanda
araç sayısını, kurum sayısını artırabiliriz.
Bu işbirliği, son haftalarda
ortaya daha fazla çıkar.
SERHAN BOLLUK:
Şöyle bir kurgu yapsak, mesela o
kürsüye, miting kürsüsüne birkaç liderin birden el ele tutuşarak
çıkmaları acaba halk açısından, toplum açısından bir cephe etkisi mi
yaratır, nasıl olur?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Eldiven bile taksanız, bazı insanlarla el ele gelmek haklata ve tabanınızda
yanlış etki eder. Onun yerine işbirliğinin başka formülleri, örnekleri
bulunabilir. Halk bunu çok iyi idrak edecektir, algılayacaktır. İş ki halkın
önüne yetişebilelim, her yere gidelim, her kovana çomağımızı sokalım. Benim
korktuğum odur.
İktidar partisi ve
yandaşlarının gücü, ekonomik olarak çok fazla. Bu da her şeye rağmen ekonomik
bir savaştır, propaganda sanatı. Bunun yanında sanatın önemli öğelerinden biri
de parasal destek, imkanlar, bilhassa görsel basına karşı çok sıkıntılar
yaşayacağımızı tahmin ediyorum. Kıran kırana bir mücadele olacaktır. Demokrasi
mücadelesi olacaktır. En azından Ak Parti’yi burada geriletmek gerekiyor. Oy
oranları itibariyle de geriletmek gerekiyor.
SERHAN BOLLUK:
Programın şu ana kadar olan bölümünden
çıkardığım en önemli mesaj; şu önümüzdeki iki ay sıkı çalışmak
gerektiği.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bütün bireylerin, sadece benim değil; bu fikirde olan, demokrasinin yaşamasını
ve yeşermesini ümit eden herkes. Bu bir ümit değil. Bu, bence ümitsizlik. Bu,
bir çözüm getirmiyor, bir kapanış getiriyor. Ben kimseyi korkutmak istemiyorum
ama bu referandumdan istediği sonucu alırsa, Ak Parti’yi kimse tutamaz. Ne
demokratik kitle örgütleri, ne siyasi partiler, ne de zinde güçler, hiç kimse Ak
Parti’nin önünde duramaz.
Böylesine olumsuz bir partinin,
böylesine olumsuz bir değişiklikten, böylesine olumlu bir halk desteği elde
etmesi bir vahamettir, bir demokrasi ihanetidir. Halkımızın bu tuzağa
düşmeyeceğine de güveniyorum.
Kendisi de bunu durduramaz. Bir
süre sonra bu siyasi hayatın içerisinde olsun olmasın, arkadan gelecek olan
dalgaları durduramaz. Bunları ben siyasette yaşadım. Kendisi iyi niyetli değil
ama iyi niyetli olduğunu varsayalım. Ama iyi niyetli olmayanlar arkadan gelir,
bu aracı kullanırlar.
Plajlarda Dolaşanlara Uyarı: 12 Eylül’de Sandık Başına!..
SERHAN BOLLUK:
Bu değişiklik sadece AKP’nin sadece iç
dinamikleri sonucu ortaya çıkan bir şey mi, yoksa bu Anayasa
değişikliğinde özellikle Amerika’nın bir takım niyetleri var mı?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Milli Görüş aracını kullanmak isteyen herkesin burada desteği var. Milli Görüş
duygusu, Milli Görüş problemi dün Saadet Partisi kongresinde görüldüğü gibi,
paylaşılması güç ama kullanılması her zaman kolay, önemli bir araçtır. Halk
kitlelerinde de taraftarı vardır. Çünkü sadece Milli Görüş değildir o, Milli
Görüş deyimine bakmayın, o bir İslami görüştür. O bir dini görüştür, bir radikal
görüştür. İçte ve dışta o görüşün hem düşünce sisteminde yeri vardır, hem de
tatbikatı vardır. Onu tatbik edenler vardır. Burada bunu kullanmak isteyenler
vardır; öncelikle süper güçler.
Belli bölgelerde, belli
tanzimleri yapmak isteyen süper güçlerin kullanacağı enstrümanlardan, araçlardan
biri; Milli Görüş benzeri bir düşünce sistemidir. Ak Parti birden bire nasıl
iktidara geldi, tek başına gelebilir miydi? Bir Belediye Başkanı, 5-6 tane
milletvekili bir siyasi parti kurdu diye kimse onu iktidara getirmez. Onu
destekleyen iç ve dış güçler, dinamikler vardır.
Onlar devam ediyorlar. Zaman
zaman bölünüyorlar, zaman zaman birleşiyorlar. İnsani duyguları var onların.
Onları da zaman zaman ihtirasları istikametinde tartışıyorlar. En sonunda
kuvvetli biçimde gelip, bir yerde birleşiyorlar. Aradıkları, iktidardır. O
iktidarın aradığı da Cumhuriyet’i değiştirmektir. Laik, demokratik, milli, bütün
bir Cumhuriyet’i değiştirmektir. Üstünü açmadan söyleyeceğim budur. Tehlike de
budur.
O ideolojinin hedefi; laik,
demokratik Türkiye Cumhuriyeti değil ki. Geçmişinde ve dünya çapındaki
uygulamasında bu yok. Malezya’da bugün, Malezya milli hükümeti mi var, milli
devleti mi var? Eyaletlerinde ayrı ayrı uygulanan, şer’i hükümlerin tatbik
edildiği bir devlet değil mi bu? Aynı şey Mısır için de öyle. Bir Nasır var mı
bugün Mısır’da? Hatta bir Saddam var mı Irak’ta? Onların hepsini kahreden,
onların hepsini alt eden önemli bir ideoloji var. O ideolojiyi küçümseyenler,
sonuçlarına katlanmak zorundadır.
Görüyorum gazetelerde; adalarda
falan denizden gelenler, eğlenenler, yatlarda gezenler falan… Onlar
zannediyorlar ki bu düzen böyle devam eder. Bu Anayasa değişikliği kabul
edildiği zaman ilk hedefleri onlardır. O bikinili kızlarımıza söylüyorum, şortlu
çocuklarımıza. Gezin, eğlenin, benim onlara diyecek şeyim yok ama bir de bu
istikameti düşünün. Evlerinizden çıkın, plajlarınızdan çıkın, gelin, 12 Eylül’de
oy kullanın.
Bu, böyle gitmez. Bu sistem
onların sistemi değil. Şimdilik müsamaha ediyorlar. Başbakan ne diyor;
hazmettire hazmettire geliyoruz. Bu, hazmettirmenin ilaçlarından biri. Çok iyi
kamufle edilmiş, yargıyı çok iyi diskalifiye eden, tamamen yürütmenin emrine
sokan bir sistemi getiriyor.
Bunun örneklerini tayin
aşamasında göreceğiz. Belki de Sayın Abdullah Gül’ün elinde kimlerin tayin
edileceği listesi de var.
SERHAN BOLLUK:
O zaman belki de denetlenmesini
istemedikleri şeylerden bir tanesi de böyle bir Amerikancı İslam rejimi
kurmak. Bunu söylemek mümkün mü acaba?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Hayır, söylememek mümkün mü?
BDP’lilerin Kafası Karışık
SERHAN BOLLUK:
Amerika’nın çok önemli dayatmalarından
bir tanesi; Kuzey Irak’taki kukla devlet. Bunun üzerinden de Türkiye’nin
bölünmesi, parçalanması. İki partinin bu referandumla ilgili
kampanyasında, bu tema oldukça ağırlıklı yer tutuyor. Birisi İşçi
Partisi, diğeri Milliyetçi Hareket Partisi. İkisi de bu bölünme ve
parçalanma yani anayasa değişikliği eğer gerçekleşirse, Türkiye’nin
bölünmesi ve parçalanması başlamış olacak diyorlar aslında. Siz ne
diyeceksiniz bu tespite?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
PKK’nın kuruluş aşamasındaki manifestosu açık. Bekaa Vadisi’nde, Irak’ın
kuzeyinde yaptığı toplantılar var. Parti kongreleri var. PKK bir parti aynı
zamanda, silahlı eylem gücü olsa bile. Orada açıkça Türkiye’nin bölünmezliğini
kaldırıyor ortadan. Türkiye’yi bölüyor, Türkiye’den toprak alıyor.
Saddam’la dövüşecek gücü
olmadığı için, Suriye’de yaptığı toplantılarda daha ziyade bir takım ironik
tekliflerde bulunuyor; federasyon gibi, vesaire gibi.
Bugün, kafası karışık olan BDP
var. Zaman zaman milletvekillerini dinliyorum, her biri ayrı bir şey söylüyor.
Mesela Hasip Kaplan gibi, kendisi iyi bir hukukçu, bugün diyor ki, “Biz bölünmek
istemiyoruz” Ama O’nu aşan bir manifesto, O’nu aşan kongre kararları var, O’nu
aşan liderleri var.
Silahlı mücadele yapan
örgütlerin sadece haklar ve hürriyetler için mücadele ettiğini söylemek çok güç,
örnekler de çok az. İspanya dahil pek çok ülkede, hatta Korsika’da bile ayrı
devlet kurma duyguları egemen. Eğer devlet gücü onları engeller halde ise biraz
daha romantik hale dönebilirler ama bugün Türkiye’de olan o değil. Bugün örtülü,
Türkiye’den toprak isteyen bir güruh.
Bakın, Barzani en son “Bende bu
adamlar yok” dedi. Bizim Milli Emniyetin hangi evde oturduğunu, hangi telefonu
kullandığını bildiği insanlar için “Burada yok” dedi. Burada yok demesinin
altında orada olmadığı mı yatıyor? Hayır, bu duyguya yakın olduğunu gösteriyor.
Bu duyguya yakın olmasa bile bu bölücülük örgütlerine dövüşmeye hazır olmadığını
söylüyor. Peşmerge ile bu kavgaya girmeyeceğini ifade ediyor. O da zımni
korumadır, kol kanat germedir hadisede. Türkiye’nin önündeki tehlike bu.
Bu hükümet terörle mücadele
etmiyor, terör bununla mücadele ediyor. Anlamış da değil vehameti. Bir de o
kendi örgütünü, kendi dünyasını, kendisine özgü bir Cumhuriyet kurmaya
uğraşıyor. O, bununla uğraşırken bunu çok önemsemiyor. Belki de içlerinden
bazıları “Ver bir kısmını da kurtulalım” diyebilirler yarın.
Bizim kutsal devletimizi bölmek
için sizin de bizim de kurmak için uğraştığımız ulusal devletimizi, milli
mücadelede kurduğumuz ve tamamen hepimizin ortak ve Milli Misak sınırları olan
devletimizi korumak bakımından çok da kalabalık olduğumuzu söylemek zor. Yalnız
kaldığımız günler de olabilir. Çok dikkatli olmak lazım.
Bir tarafta İslami bir devlet
kurmak isteyenler var, bir tarafta da bir Kürt devleti kurmak isteyenler var.
Bunlar anlaşabilirler mi? Hayır demek çok zor. Ama bizim Kuvai Milliye’ye
dayalı, Milli Misak’a dayalı devletimiz, Hasip Kaplan’ın da söylediği gibi, bir
birliğimiz olursa, biz Türkiye Cumhuriyeti’ni 90 yıl nasıl koruduysak, bundan
sonra da koruruz, korumak için de demokrasiyi kullanırız. İşkenceyi, husumeti,
kavgayı, cinayeti, katliamı değil; barışı koruyarak yaparız bunu.
Cumhuriyet’imizin demokratik bir Anayasası’nı ortaya çıkarırız. Senatosuyla, her
türlü korugan kurumlarıyla, YÖK’ünü kaldırarak, onun yerine üniversiteler arası
kurulu koyarak, vesaire.
Her şeyi yaparız ama bizim
evvela Cumhuriyet’imizi koruyucu bir takım merhaleleri aşmamız gerekiyor. Birisi
de budur. Bunu aştığımız zaman çok refaha ereceğiz. Bunu aşalım, ondan sonra kim
bizimle müzakere etmek istiyorsa, gelsin. Biz acımasız değiliz, çaresiz de
değiliz. Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek savunucuları herkesle oturur, barışır,
mütareke yapar, çözüm arar ve o çözümleri ararken de insani duygulardan
uzaklaşmaz.
‘İnsancıl hukuk’ diye bir hukuk
var, o hukuku koyarız. Gelin, bu fırsatı elde edelim. Ayrı uçlarda olabiliriz;
ekonomik konularda, siyasi konularda falan ama evvela içinde bulunduğumuz
toprağı, yani ülkeyi bir anayasal düzene kavuşturalım. Bizim milletimiz buna
hazırdır.
Milletin birliğini
sağlayacaksınız orada. Bunun çok önemi var. Hala ben, dün ben oturdum, 1961
senesindeki referanduma, hangi illerde ‘hayır’ın kazandığına baktım. Çok istidat
gördüm. O tarihten sonra da Cumhuriyet değerlerini korumasında istidatlı iller
olmuş, isimlerini vermiyorum. Orada demokrasinin korunması için partiler daha
fazla rağbet görmüşler. Demokrasiyi dimdik ayakta tutmuş.
Gidip de siperde dimdik ayakta
durmak mühim değil. Rejimi dimdik tutturacağız. Rejim ayakta duracak, demokrasi
ayakta duracak. Başka çaremiz yok. Yoksa “Bir sipere çök, ayağa kalk” bunlar
olağan şeyler. Bunlar, lüzumsuz ritüeller, şov bunlar. Esasını unutmuşuz, şov
yapıyoruz. Burada siyasetçileri hırpalamak için söylemiyorum, ağabeyleri gibi
söylüyorum; işin özüne dönelim.
SERHAN BOLLUK:
Milletin birliği dediniz. Siz sorunu
sadece burada yüzde 50-52’lerle bir ‘hayır’ çıkartıp ‘bir bela var, o
belayı defetmiş olalım’dan ibaret görmüyorsunuz anladığım kadarıyla. O
zaman belki de bir fırsat denebilir mi referandum için?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bu fırsat sadece bizim için değil; bir takım yanılgılar, ümitler peşinde koşan
iktidar için de bir fırsat olacaktır. Onu da bir yanlıştan kurtaracağız, onu da
bir sıkıntıdan kurtaracağız. Onun da belki de tavanı ile arasında bir ihtilaf
varmış gibi görünen meselede rahatlatacağız.
Son kongre bunu gösteriyor. O
son kongre iki hizipin, iki kuşak çatışmasının çarpışması değildi. Oradaki
çarpışma, büyük bir ideolojinin kayıp gittiğini görenlerle, o ideolojiyi daha
yumuşatmak isteyenler arasında bir mahalle kavgasıydı. Ama o kavganın temelinde
yine aynı görüş var. Ben o görüşe saygı duyuyorum, azınlıkta kalması şartıyla.
Siyaset Alanında Duygu Olmamalı
SERHAN BOLLUK:
İktidar da olmaması şartıyla
diyorsunuz galiba. Burada diyelim ki sizin hedeflediğiniz, beklediğiniz
güçlü bir ‘hayır’ çıktı. Sonra ne olacak?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bence normal sürecinde seçim olacak. O seçimde daha adil bir düzen kuracak
siyasi paylaşım ortaya çıkacaktır. Bunların en başında, seçim ittifakları da
imkan tanınırsa, birbirine yakın, aynı düşünceleri paylaşan, gelecekteki
koalisyonda veya bir başka birleşimde aynı hedefleri saptamış partiler,
Meclis’te çoğunluğu elde edecekler.
Ümit ediyorum ki, iyi bir
organizasyon, siyasi partilerin dayanışması ve siyasi partilerin kendi içlerinde
kavga etmemesi koşuluyla, Türkiye bu sıkıntılardan kurtulur ve 2011 senesinde bu
hükümet değil, başka bir hükümet ortaya çıkar, bu hükümet muhalefete düşer.
Onların da menfaati odur. Yani merdivenden inmek yerine, Boğaz Köprüsü’nden
düşmek kadar fark vardır.
Siyasette kaybetmeyi
bileceksiniz. Bunun da öğretisi yoktur. Bunu hiç kimse size bir kitapta falan
öğretmez. Bu uygulamalarla ortaya çıkar. Bu uygulamayı dikkatle takip etmesini
tavsiye ediyorum. Hissi davranmalarını, duygusal davranmalarını olağan
karşılarım. Herkesin duygu alanı vardır ama o alan, siyaset alanı olmamalı.
Aklımızı kullanacağız. Hepimiz
ülkemizi seviyoruz. Bu arkadaşlar da ülkemizi seviyor. Bu arkadaşlar da
ülkelerini severken yanlış metotlar, yanlış hedefler, yanlış araçlar
kullanmamalı. Bir dalga gelir, onları da aşar. Korkum odur. Başımıza gelmiştir
bunlar.
Ben, hep Sayın Ecevit’e dikkat
etmişimdir. Mitinglerinde aşırı uçları miting alanlarından çıkartmıştır. Onlarla
savaşmış, kavga etmiştir. Onların kendi duygularının, kendi siyasal akımlarının
partisini aşmasını önlemiştir. O da biliyor ki, çok hızlı gelişir siyasi
hadiseler.
Tutamazsınız, önünü
kesemezsiniz. Toplumsal olayların önünü kesmek çok zordur. Başladığı zaman
bitmez. İş ki başlatmamaktır. Hepimizin yapmak istediği bu, Demokrat Parti’nin
yapmak istediği bu.
Ben, Demokrat Parti’nin Genel
başkanı olarak şu teminatı veriyorum halkımıza; kavga etmeyiz ama kavgadan da
kaçmayız. Kavga ederiz ama kavgayı biz başlatmayız. Karşınızdaki üzerinize
geldiği zaman azami nezaket içinde davranacak, ülkede barış için ne gerekiyorsa
yapacaksınız. Bugün dikkatiniz çektiğim şu konular ortaya çıktığı zaman da
doğruları söylemekten kaçmayacaksınız. Doğruları yapmaktan da kaçmayacaksınız.
Bu ülkenin barışa, barıştan önce de mütarekeye ihtiyacı var.
SERHAN BOLLUK:
Şimdi enteresan bir not geldi, size
sormak istiyorum. Şöyle demiş Murat ca DYP eski Gençlik Kolları Başkanı;
“Eski bir DYP Gençlik Kolları Başkanı olarak sizi bu ekranda görmekten
hicap duyuyorum” Buna nasıl bir yanıt vereceksiniz efendim?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Hicap kelimesini bilmediğini düşünüyorum. Bu ekran, demokratik hayatımızın bir
parseli. Eğer hicap duyması gerekenler varsa, başka ekranları bize
açmayanlardır. O, onlardan hicap duysun. Bu ekranı bize açan herkese saygı
duyuyorum. Aslında hicap da duymuyorum. Bu ekranda savunduğumuz demokratik
fikirleri yayma hakkımızı tanıyan kanala da teşekkür ediyorum, başta kurucusu
olmak üzere.
SERHAN BOLLUK:
Teşekkür ediyoruz, geldiniz,
fikirlerinizi paylaşıyorsunuz. İzleyicimiz, onu da hoş göreceğiz.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bu yanılgıyı ortadan kaldıracağız. Bu demokratik birleşme, demokratik
cepheleşmenin karşısında olanlara biz, bu duyguyu aşmayı sağlayacağız. Burada
bulunuş sebeplerinden biri de budur.
SERHAN BOLLUK:
Belki de Sayın Tunçkılıç, sizin
belirttiğiniz tehlikeyi tam olarak görmüyor.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Görmüyor tabii. Genç arkadaşımızı inşallah karşı karşıya da gelip, ikna ederiz.
Duygunun Olduğu Yerde, Akıl Yolu Kullanılamaz
SERHAN BOLLUK:
Efendim, mesajların büyük kısmını size
arz edeyim, ne sonuç çıkaracaksınız? Mesajlar, niye birleşilmiyor, en
azından bu referandumu bir ortak platform haline getirmek, yani
referandumda ‘hayır’ kampanyasını ortak bir platform haline getirmek
yönlü. Böyle bir eğilim var, tabii çok farklı kesimlerden. Özellikle
hayır çıkmasını isteyen bir çoğunluk var izleyicilerimizde.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Olmaz değil. Az evvel de söylediğim gibi yardımlaşma, seçim ittifakları vesaire
gibi bir takım demokratik olgular var. MHP dahil, CHP dahil, Doğu Perinçek’in
değerli partisi İşçi Partisi dahil hepimiz ‘hayır’ oyu kullanmak için yüksek
idealler gerekçesiyle ortak çalışma yapabiliriz. Ben ondan hicap duymam çünkü
demokrasinin kaybından hicap duyarım. Bu yaşta ortaya çıkmama rağmen gereken
anlayışı, gereken çalışmayı göstermediğim için kendimden hicap duyarım.
Bu iş, gerçekten çok ciddi bir
iştir. Duygularla hareket etmeye kalkışırsak, yarın akıl yolunu kullanma
imkanımız kalmaz. Aklımızı kullanmak için şimdiden akıllı olmak zorundayız.
Akıl, ortak yanımızdır. Her an, her dakika temel fikirlerimizde birleşebiliriz.
Ama kendimize özgü, uzun yılların kavgalarından ileri gelen düşüncelerimizi
koruyabiliriz.
79 yaşına kadar yaşamış pek çok
insan gibi ben de şunu söylüyorum; hayatımda çok evreler yaşadım. Neler geldi,
geçti. Koskoca Sovyetler İmparatorluğu devrildi. Ne Rönesanslar, ne
referandumlar gördüm. Hiç ummadığımız sonuçlar ortaya çıktı. Globalizm çıktı,
yüksek teknolojiler çıktı, yüksek teknoloji araçları çıktı. Siyasete başladığım
1952 yılında televizyonun adı bile yoktu. Cep telefonu yoktu, manyetolu
telefonlarla uğraşıyorduk.
Dünya değişti ama bir şey
değişmedi; demokrasi. Demokrasi giderek daha ince, daha hassas teraziye oturdu
ve hudutlarını genişletti. Bugün, 17 kadar Doğu bloğu demokrasiyle idare edilir
hale geldi. Sovyet Rusya bile bugün parçalanmış, bölünmüş yapısına rağmen
demokratik bir seçim yapıyor. Olmayacak şeyler oldu.
Böyle bir dönem yaşamış bir
insan için, bugün bu siyasi hayatta en son merhaleleri bulunan ve belki de
hayatının son safhalarını yaşayan bir insan için bu hadise çok önemli. Altını
çizerek bunu söylemek istiyorum. Sonra bu iktidar da pişmanlık duymaz altından
kalkamayacağı için. Bu iktidarın açtığı yoldan kimler gider, kimler geçer, belli
değil, ya da hangi demokratik olmayan araçla bu durur. Önlemek istediğimiz
budur.
Ben sadece onlara kardeşçe,
şefkatle bir ağabeyleri gibi hitap ediyorum; aman ha diyorum. Gelin, bu Anayasa
hikayesini çözelim, sonra da oturup ortak bir Anayasa yapalım. Nerede bunun
senatosu? Ombudsmanla senato aynı şey olabilir mi? Bugün yapılacak işler var
Türkiye’de. Barajlarla falan olur iş mi bunlar?
Her şeyi adil, her şeyi tartan
yeni bir demokrasi terazisi var. Yoksa bu Anayasa paketiyle olacak iş mi? Sonra
paket delinirse ne olacak?
SERHAN BOLLUK:
Size çok teşekkür ediyoruz
programımıza katıldınız.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Ben de teşekkür ederim. Saygılar.
|