“Hükümetin Terör Politikası Yok”
“Hükümet terörle mücadele
etmiyor, terör hükümetle mücadele ediyor”
“Referanduma giden metin Anayasa
Mahkemesi metnidir. Hâlbuki referanduma, Yüce Meclis’in metni gitmelidir”
(DP Basın Merkezi – 12 Temmuz 2010)
Genel Başkan
Hüsamettin Kanal B’de “Habercinin Saati” programında Remzi Dilan’ın
gündeme ilişkin sorularını cevaplandırırken “Hükümetin terör politikası
yok” dedi.
Cindoruk, hükümetin terörle mücadele etmediği,
hükümetin terörle mücadele ettiği vurgusunu yaptı.
Anayasa değişikliği ile ilgili bir soruyu da
cevaplandıran Cindoruk, “Referanduma giden metin, Anayasa Mahkemesi
metnidir. Halbuki referanduma gitmesi gereken, Yüce Meclis’in metni
olmalıdır. Yapılan yanlışı ortaya koyuyorum” diye konuştu.
Cindoruk, Anayasa metniyle yasama organının metni
arasında fark olduğunun altını çizerek, yarın referandumla ilgili
davalar ve itirazlar çıkacağına da dikkat çekti.
Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk’un kendisine
yöneltilen sorulara verdiği cevaplar şöyle:
REMZİ DİLAN: Çok eski yıllarda, yaz ayında daha
çok turizm haberleri yapılırdı ama siyaset gündemin en ön sırasında hala
terör, referandum var. Bütün bunlarla ilgili olarak bir duayeni, bir
duayen siyasetçiyi, hem de bir hukukçuyu programımıza davet ettik.
Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Hüsamettin
Cindoruk, hoş geldiniz efendim.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Hoş gördük.
REMZİ DİLAN:
Sizin hem hukukçu hem de eski bir
Meclis Başkanı olmanız nedeniyle, hem de Demokrat Parti gibi ulu bir
çınarın Genel Başkanı olmanız nedeniyle; öncelikle referandumla ilgili,
terörle ilgili ve memleketin diğer sorunlarıyla ilgili sorular
yönelteceğim.
Ancak ben, en sıcak gelişmeden başlayarak bir şey
sormak istiyorum. Sayın Başbakan, parti liderlerini ziyaret edecek. Size
mektup geldi mi?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Gelmedi, hayır. Şu ana, şu saate kadar gelmedi.
REMZİ DİLAN:
Niçin gelmez acaba?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bilemem, ama üzüldüğümü de söyleyemem açıkçası. Başbakan’ın tasarrufudur.
Kendisi bir ziyaret programı hazırlamıştır. Bu programın içinde Demokrat
Parti’ye yer vermemiş olması, olabilir.
Daha önce kendisinin kabinesinde yer alan
İçişleri Bakanı geldi, bizi ziyaret etti. Biz de fikirlerimizi, deneyimlerimizi
söyledik. Memnun oldu, kapıda da onu ifade etti.
Ardından Dışişleri Bakanı geldi. Ona da
fikirlerimizi söyledik. O da kapıda gayet güzel bir konuşma yaptı. Zannediyorum,
verdiğimiz fikirlerden de faydalandılar. Doğru düzgün şeyler söyledik.
Hükümetin iki üyesi ziyaret ediyor, Başbakan etmiyor. O zaman
ben onlara “Aklı Karışıklar Partisi” diyorum. Adalet ve Kalkınma değil de,
bunların aklı karışık. Aklı Karışıklar Partisi çünkü bir akıl öyle, bir akıl
böyle olmaz.
Demokrat Parti, 64 yıllık bir siyasi geçmişi
olan, deneyimli bir siyasal parti. Bize gelip bir şey sordukları zaman, doğru
düzgün cevap veririz. Siyaset arenasında da çok dikkatliyiz. Türkiye
Cumhuriyeti’nin temel iki konusu; bunlardan biri terör, diğeri de referandum.
Bu konularda yurt gezilerimizden edindiğimiz
izlenimler de var. Onları anlatırdık. Olsun, biz halka açıklayıp anlatmaya devam
ederiz.
Bundan sonra akıl karışıklığı giderse,
yollasınlar.
REMZİ DİLAN:
Terör konusunda bugün, Hürriyet Gazetesi’ne özel beyanatı var Sayın
Dışişleri Bakanı’nın. Habur’daki karşılamayla ilgili, onun yarattığı
tepkilerle ilgili olarak bir özeleştiride bulunuyor, bir itirafta
bulunuyor. Diyor ki, “Bir yol kazasıydı. Yoksa biz Ahmet Türk ile Orman
Çiftliği’nde, Sayın Tarım Bakanı’nın orada makamı var, konuştuk.
Kendisine tebliğ ettik. Ancak bu açılımı da olumsuz etkiledi”.
Tabii terör bu sıralar gündemde.
Canlar gidiyor. Gerek bu yol kazasını, gerekse bu son terör olaylarına
dilerseniz bakalım. Çünkü, Sayın Başbakan’ın ziyareti sebeplerinden bir
tanesi, CHP harici partilerde terör ve referandum.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Yol kazalarında trafik bilirkişileri vardır, kusur oranlarını dağıtır. 8’de 8
kusurlu olan, iktidar partisidir. Tam suçludur. Çünkü tanzim eden o. Tanzim
ettiği hadiseyi sonuca erdiremeyen, ya da yanlış sonuca vardıran o. Muhalefet
partisini ya da gelenleri suçlamak, fevkalade dikkat isteyen bir hadise.
Gelenlerin, büyük bir kamptan geldiklerini biliyorsunuz.
Orada bir kamp var; Mahmur Kampı, oradan geliyorlar. Oranın iç yüzünü
biliyorsunuz. Orada olan biteni, gelen gideni, hepsini istihbarat olarak bilmek
durumunda ve biliyor. Oradan getireceğiniz insanların ne söyleyecekleri, ne
yapacakları belli.
Üstelik kusurunuzu artıran bir şey de Yargıyı, Yargıcı,
Savcıyı kullanmanız. Onların ayağına yargı, yargıç, savcı, mahkeme göndermek,
onların ifadelerini “pişman değilim” diye tasvip etmek, tamamen hükümetin
sorunluluğu altındadır.
Gerçekten de oradan çıkan sonuç, her ne kadar
itiraf etmiyorlarsa, bugün etti ilk defa, bu hadiseyi geriletmiştir. Yani,
terörle mücadeleyi geriletmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ni hiç hak etmediği halde,
kusurlu bir duruma düşürmüştür.
Ben, bunu hükümetin basiretsizliği olarak
görmüyorum sadece. Terör politikası olmadığını tespit bakımından söylüyorum.
Terör politikası olan, bir açılıma girişmiş olan bir iktidar partisi veya
hükümet, mutlaka bir proje, bir plan yapmalı ve onun bütün duraklarında sonuç
almalıydı. Sonuç almadığı gibi, terörü tırmandırma gibi beklemediğimiz üzücü bir
süreç, neticeyle karşı karşıyayız.
Bugün Türkiye’de terör tırmandı. Bütün vatan sathına yayıldı.
Tokat’tan tutunuz da, Gümüşhane’ye kadar varan bir yaygınlık. Dün yine Gazi
Mahallesi karıştı. Her gün bir yer karışıyor.
Ben, geçen 3 gün içinde Mardin, Midyat ve Ömerli’yi dolaştım.
Nitekim bizden sonra Ömerli’de önemli hadiseler oldu, terör olguları oldu.
Herkes diken üzerinde. O bölgeyi çok iyi gezdiğimi söyleyebilirim. Zenginliğe
sahip, kültürel zenginliğe sahip, tarihi zenginliğe sahip bu bölgelerde turizm
ölmüş, insanlar tedirgin, göç başlamış. Daha acısı, devlet organlarını temsil
eden, önemli ölçüde asayişi korumak isteyen devletin güvenlik güçleri de kendi
sığınaklarında kala kalmışlardır.
Ben bunu açık ve kesin gezmeden de söyleyebilirdim, ama bu
hükümet, terörle mücadele etmiyor, terör, hükümetle mücadele ediyor. Acı şey bu.
REMZİ DİLAN:
Midyat dediniz, Midyat gezinizin haberlerini tetkik ettim. Orada
gazeteciler soru sorarken, Anayasa Mahkemesi’nin son kararı üzerine,
Meclis’ten geçen Anayasa metninin değiştiğini söylüyorsunuz. Hükümetin
referandumdan vazgeçmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bunu biraz daha açar
mısınız?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Açarım. Tabii ki. Nitekim pek çok hukukçu
bana katıldı. Anayasa değişikliğini Meclis kabul ettiği zaman, bir kanun
hazırladı, önünüzde görüyorum o metni. O Anayasa değişikliği metninin son
fıkralarından biri, nasıl referanduma sunulacağı.
Açıkça görülüyor ki Meclis, kendi hazırladığı
Anayasa metninin tümüyle referanduma sunulmasını istiyor. Bir doğru saptama
yapıyor. Hukuksal olarak doğru. Meclis Başkanı dâhil olmak üzere Başbakan,
Cumhurbaşkanı, bu Anayasa değişikliğinin referanduma gitmeden önce asla ve asla
Anayasa Mahkemesi’nin denetiminden geçemeyeceğini söylüyordu. Bu vurguyu da üst
üste koyarsanız, Parlamento’nun iradesinin referanduma, Anayasa Mahkemesi’ne
uğramadan geçeceği düşüncesine dayalı ve o metni yüce Meclis, yüce halkın önüne
getiriyor.
İş, gayet sağlam ve doğru; eğer, Anayasa
Mahkemesi durağına uğramasaydı. Anayasa Mahkemesi durağına uğrayınca, Anayasa
Mahkemesi, birtakım değişiklikler yaptı. Bunların bir kısmı doğru, bir kısmı
eksik, tartışırsınız. Hatta, ben onlara “imla değişiklikleri” diyorum.
Anayasa Mahkemesi; virgüller arası, tırnak
arası derken, yeni bir metin ortaya koydu. Bu metin, Anayasa Mahkemesi’nin
metnidir. Anayasa Mahkemesi’nin metniyle Yasama organının metni arasında fark
vardır.
Bence, Yasama organının dönüp, bu metnin referanduma
sunulması için bir irade beyanında bulunması lazım. Bunu yapmadığı için de yarın
referandumla ilgili davalar, itirazlar ortaya çıkar. Buna Yüksek Seçim Kurulu
karar veremez. Çünkü, Yüksek Seçim Kurulu bir yargı organı değildir. Sadece
devam ediyor görevine.
REMZİ DİLAN:
Yani, önüne gelen bir metni, içine bakmadan kurallarına göre referanduma
sunar.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
İçlerinden onlar da benim bu dediğimi düşünebilirler ama böyle bir karar verme
yetkilerinin olmadığı açık. Ama tavsiye istenirse, Anayasa Mahkemesi de bu
tavsiyeyi vermek zorunda. Çünkü referanduma giden metin, Anayasa Mahkemesi
metnidir. Halbuki referanduma gitmesi gereken, yüce Meclis’in metni olmalıdır.
Yüce Meclis bu metni benimsediğini, Anayasa Mahkemesi’nden zaten zaruriyet
itibariyle, başka çaresi yok, bu metinle referanduma gitmesini bir Anayasa
değişikliği halinde tespit ve tayin etmesi gerekir diye fikir beyan ettim. Pek
çok hukukçu da buna katıldı.
Kelime ilaveleri de var. Bazı kelimeleri
değiştiriyor, bazı cümleler koyuyor. Pek çok konuda da durdurucu kararlar
veriyor. Benim gördüğüm, yeni bir Anayasa metni bu. Yüce Meclis’in ilk başta
direktifi, kararı ve hukuk kuralı koyma iradesi değişmiştir.
REMZİ DİLAN:
Son madde de öyle diyor tabii. Anayasa’nın ilgili maddesi de bu yasanın
son maddesi de referanduma sunulduğu takdirde tümüyle oylanır diyor.
Tümüyle oylanır da, bu çıkarılan fıkralar ne olacak?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bir kısmı gitti, bir kısmı kaldı. Bu, yepyeni bir metin. Tabii bu, çok teknik
bir konu. Bunu anlamakta zorluk çekilebilir. Ama işin ne kadar sakat olduğunu da
göstermek için altını çiziyorum. Yapılan şeyin yanlışını ortaya koyuyorum.
Ne dediler Sayın Başbakan, Sayın
Cumhurbaşkanı, Sayın Meclis Başkanı? “Referandum yapılacak” diyorlar. “Anayasa
Mahkemesi referandumdan sonra bu davayı inceleyecektir.” O mantık doğruydu.
Yani, referandumdan geçerse, bunun iptali istenebilirdi, ama öyle olmadı.
Anayasa Mahkemesi, “Ben referandumu beklemem, bu kanundur. Çünkü Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nden numara almış bir kanundur, kanunlaşmıştır. Ben, bunu
incelerim” dedi.
Bunu inceleyip de değiştirince, bence geçersiz
hale gelmiştir.
REMZİ DİLAN:
Anayasa Mahkemesi’nin kararı beklentinizi karşıladı mı?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
İki yorum yapılabilir bunda. Bir kere, kendi savcısının görüşüne, ona raportör
diyor, Anayasa Mahkemesi, biz ona tetkik hakimi, vesaire deriz. O raportörün
mütealasına göre, bu görüşülemeyecektir, biliyorsunuz “Bunun görüşülmesi, mümkün
değildir” dedi. Ona rağmen görüştü, esasa girdi, pek çok muhalefet partisi de,
Anayasa Mahkemesi’nin esasa girme hakkının olmadığını söyledi. O teamüllerine,
geleneklerine ve içtihadına uygun davrandı, evvela ona girdi. 4’e 7 ile girdi,
böylece kapağı açtı.
O tarafıyla hem teamüllerine hem geleneklerine hem de
içtihatlarına uygun davrandı. Bana sorarsanız, ikinci şeyi yaptı. Şekil yönünden
incelemeyi, esasa ilişkin bir inceleme haline de getirdi. O da geçmişteki
içtihatlarına uygundur, rakamlarda azalma var.
Yeni tayinlerle mahkemenin niteliğini ve niceliğinin bir
miktar değiştiği anlaşılıyor. Ama karar olarak o tarafıyla, mahkeme, bence çok
önemli bir aşamayı daha tamamlamış oldu. Siyasi düşünceleri bir tarafa
bırakarak, hukukçu olarak, şunu ifade etmek istiyorum, Anayasayı değiştirilecek
maddelerinin şekil yönünden incelenmesine dair hüküm bence yanlıştır. Mahkeme
gerek görürse, esasa girmelidir, Anayasa’nın değiştirilmez maddelerini başka
türlü korumak mümkün değildir. O nedenle, ileride yapılacak Anayasa’da bu hükmün
içtihatlar da dikkate alınarak, değiştirilmesi gerekir. Bu tarafı Anayasa
Mahkemesi için artı, ama öbür taraftan da Anayasa Mahkemesi’nin iptal etmesi
gereken iki temel kanun var.
Biri Anayasa’nın teşkil tarzına ilişkin hüküm, biriside
Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’na ait hüküm. İki hüküm de bence, olduğu gibi
muhafaza edildi. Sadece ve sadece oylama sistemleri ile ilgili bir takım ufak
nüanslar ortadan kaldırıldı, işte ben ona, onun için, sadece ve sadece imla
hataları düzeltildi diyorum.
Orada şunu ifade etmekte fayda var, Anayasa değişikliğinin
gerekçesini okuduğunuz zaman, niye Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, 17 kişiye
çıkıyor, 2 daireye ayrılıyor? Cevabı yok. Bugünkü Hakimler Savcılar Yüksek
Kurulu’nda iş yükünden şikayet yok, iş yükünü hallediyor onlar. Çünkü müthiş bir
Adalet Bakanlığı gücü var. Eğer Adalet Bakanlığı gücünü, tarafsız, bağımsız
sekretaryasını Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu başkanına verirseniz ve oradan
Müsteşarı ve Bakanı oy verir halden çıkarırsanız, mesele hal olur biter.
Bu kadar basit bir meseleyi Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu,
karmaşık bir bürokrasinin, 17 üyeli bir bürokrasinin içine atmanın yargı
bağımsızlığı açısından sakıncaları var. Üstelik bunların seçimlerini de, daha
çok Cumhurbaşkanı odaklı hale getiriyorsunuz. Aynı şey Anayasa Mahkemesi,
Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyu ben çok doğal karşılıyorum, olmasını da
istiyorum, parti programımızda da var, ama bu şekilde değil.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi Yedek Üyesi’ni asil üye yapıyorsunuz
ve asil üyelerin tayin işlerini de daha ziyade Cumhurbaşkanı’na bırakıyorsunuz.
Ben, hep söylüyorum, bu iki mahkeme bir müddet sonra, referandumdan geçerse,
Abdullah Gül Mahkemeleri haline gelir, onun tayinleri çünkü. Abdullah Gül, ne
kadar duyarlı, ne kadar tarafsız YÖK hadisesinde ortaya çıktı. 2 oy alanı dahi
seçebilecek bir YÖK organizasyonu var.
Bilhassa Üniversite Senatolarının kararlarını değiştirerek
aday tespit etme alışkanlığı var ve maalesef, Cumhurbaşkanı da değiştirmiş, bu
nispetsiz oylamalara her zaman ve her zaman sadık kalmıyor, kendi bildiği gibi
oradan insanları seçip koyuyor.
Cumhurbaşkanı, iyi bir seçici değil, demokrat bir seçici
değil, tarafsız bir seçici değil. O Başbakanlığını da yaptığı, kurucusu olduğu
partinin hala içinde, güdümünde tabirini kullanmıyorum, çok ağır bir tabir olur,
ama içinde. Onun seçeceği Yüksek Yargı organları üyeleri, tarafsız ve gerçekten
güvenilir olur mu? Kuşkum var.
O nedenle hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz, bunlar, siyasi
amaçla yapılmıştır, hükümet amaçlı yapılmıştır, daha pek çok konu var. Yüksek
Seçim Kurulu, bugün gerçekten bir görev yapıyor, işlevi var, seçimlerin denetimi
açısından, ama bir mahkeme değil. 3000 yakın birinci sınıf hakim gidecekler,
Yüksek Seçim Kurulunun altındaki, il ve ilçe seçim kurullarında seçim
yapacaklar. Bu çok anti demokratik ve Anayasa’ya aykırı, onu da iptal etmedi,
hiçbir şeyi iptal etmedi Anayasa Mahkemesi. Öylesine detayları geçip makyaj
yaptı, ama temelde de bir doğru yaptı, işin esasına girdi. O nedenle de Anayasa
Mahkemesi şimdilik kendisi ile ilgili bir takım ithamlardan uzak durdu.
Ama bir başka noktada da, kendisini itham edenlerle bir
uzlaşma yolu aradı ve bulduğu çareyi de bir mütareke gibi görüyor.
REMZİ DİLAN:
Zannediyorum,
Anayasa Mahkemesi 12 Eylül’e kadar olan süre içerisinde, adli tatilde
başlayacak, son görüşmesini yapmış gibi oldu. Genel kanaat de son
oturumda bu konudaki kararı, birçok çevre tarafından tatmin edici bir
karar olmadığı yönünde oldu. Referandumu konuşurken partinizin tavrını
ve çalışma takvimini lütfeder misiniz?
HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bu anayasa
paketi lafına da çok karşıyım, Anayasa sigara paketi değil ki. Bu bir Anayasa
değişikliği teklifi, şimdi kanunu, Anayasa değişikliği kanunu demek lazım, itici
oluyor paket demek.
REMZİ DİLAN:
İsmini söyleyeyim, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun. Kanun numarası
5982 benimde çok kullandığım bir tabir değil. Özellikle, değişiklik
paketi de diyorlar, değişiklik paketi de değil, değişiklik de olmaması
lazım. Anayasa değişikliği kanunu referanduma gidiyor, ufak tefek. Şimdi
anketler de başladı, ama öncelikle Demokrat Parti’nin tavrını, 12
Eylül’den önceki, hazırlıklarınızdaki çalışma takvimi nasıl olacak?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
1961’den buyana referandumlarda oy kullandım, kısmet oldu, Allah ömür verdi, oy
kullandım. Referandum, meşruiyet arayacak bir takım ihtilal ve darbeler için
faydalı olabilir, onlar bir meşruiyet bulmak isterlerken, halk kararlarını
yanlarına alırlar. Gecikmişte olsa, bir meşruiyet belgesi elde ederler, 1961’de
iktidar partisi yoktu, sadece ihtilali yapan bir komite vardı, Milli Birlik
Komitesi. Onunla iş birliği yapan kurucu Meclis’te Cumhuriyet Halk Partisi
vardı, bir de Bölükbaşı’nın Millet Partisi. Onlar beraberce bu ihtilale omuz
veriyorlardı. Siyasi eşik onlardı.
REMZİ DİLAN:
YTP var mıydı, Yeni Türkiye Partisi?
HÜSAMETTİN CİNDORUK: 11 Şubat 1961 de, Adalet Partisi
kuruldu, başında Ragıp Gümüşpala var, arkadaşları var. Ardından da Yeni Türkiye
Partisi Ekrem Alican kurdu, bir ay sonra. Yeni Türkiye Partisi ile, Adalet
Partisi yeni Anayasa’ya karşı çıktılar. Sebepleri de biz yokuz.
İkincisi, o Anayasa müebbet yasak getiriyordu Demokrat
Partililere, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan olmak üzere. Fakat, ona karşı çıkmak
için, ben o sırada Yassıada’da avukatlık yapıyordum. Biz Yassıada avukatları
toplandık, onun tehlikesini gördük. Çünkü bir iki ay içerisinde çıkacak olan
kararı da onamış gibi olacaktı halk.
Bu arada Kurucu Meclis, bir yasak getirdi, hayır propagandası
yasaklandı. Evet propagandası mümkün, hayır propagandası yasak. Onun üzerine
Adalet Partisi’nin o zamanki kurucuları olan Tahsin Demiray’ın, bir yayıncıdır
o, önemli bir adamdır, köylü partisinden, o bir slogan attı ortaya “Hayırda,
hayır vardır” birincisi Hâyır, ikincisi hayır, güzel, üslubu güzel, lezzetli,
ayrıca konuşması, söylenmesi güzel.
O yayıldı, elden ele, kulaktan kulağa, ve yüzde 40’a yakında
hayır oyu çıktı o baskı rejimi içerisinde. Ne var ki, Yassıada Kararları
açıklandığı zaman, 15 Eylül günü, gördük ki, kararın gerekçesinde halk, bu bizim
kararımızı tasvip etmiştir, diye bir paragraf var.
Yani, öyle bir oyuna geldi ki Türk halkı, Adnan beyin ve
arkadaşlarının idamlarını, diğerlerinin müebbet hapis cezalarını tasvip etmiş
duruma getirildi. Böyle tehlikeli, her tarafa çekilebilen bir araç demokratik
olduğu doğru da, demokrasi içinde kullanılırsa ya da iyi niyetle ortaya
atılırsa, böyle bir araç olabilir.
Aradan bir zaman geçti, biliyorsunuz 80 İhtilalinden sonra
da, 82 senesinde de aynı şekilde bir referandum ortaya atıldı. Referandumda,
tedbirler kanunu çıktı, ve bizim hayır propagandası yapmamız engellediler.
Nitekim, bir arkadaşımız da Çatalca’da göz altına alındı, hayır propagandası
yapıyor diye.
O sıkıntıda da yüzde 92 oy çıktı, hem Evren Cumhurbaşkanı
oldu hem herkesin yasağı da onanmış oldu. O da tehlikeli bir araçtı, anti
demokratik kullanıldı. Sonra biz o Anayasa’yı değiştirdik, 95’de ben Meclis
Başkanı olduğum zaman, o Anayasa’nın ön sözündeki halkın talebiyle, isteğiyle
darbe yapıldığına dair hükümleri çıkardık.
Demokratik bir hale getirdik, anayasanın ön sözünü, ayrıca 18
maddede değişiklik yaptık. Oradaki metodumuz, bugünkünün tam tersineydi, ben o
gün ne yaptım? Bütün partileri çağırdım, bir mebusu olan partileri dahi
çağırarak, bir sene süren bir anayasa değişikliği çalışması yaptık ve o
çalışmanın sonunda çıkan metin, ittifakla çıktı ve referanduma da gerek kalmadı,
onu atlattık.
Sonra, 87’de yine bir referandum yaptık, yasakların kalması
için, yasakların kalkması bir hakkın verilmesidir. Aslında, bir hakkın verilmesi
için referandum olmaz. Ama Kenan Evren o zaman Cumhurbaşkanı idi, ısrar etti, o
referandumu yaptık. O referandumda şunu gördüm ben; yüzde yüz haklı olduğunuz
bir konuda dahi, halka bunu anlatmakta zorluk var. Referandum seçim
propagandasına benzemiyor, referandum, çok sanal bir şeyi anlatmak.
REMZİ DİLAN: O çok somut bir şeydi, siyasi
yasaklar Demirel’in, Ecevit’in siyasi yasakları kalksın mı, kalkmasın
mı? Ama bugünkü Anayasa’yı anlatmak ne kadar kolay?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
O zaman dahi, şunu propaganda yaptılar, bu
yasaklar, bir süre sonra kalkacak hiç buna gerek yok gibi bir propaganda
yaptılar, nasılsa 2 sene sonra kalkacak dendi. Halka referandum yüktür, durduk
yerde işini gücünü bırakacak, sandık başına gidecek ve bir adama oy vermeyecek,
bir partiye oy vermeyecek. Bir şeye oy verecek, ama o şey ne? Halka bunu
anlatmak çok zor, nitekim o referandumda yüzde 50’nin yarım puan üstüne zor
çıktık, bir hakkın tesliminde. O nedenle çok tehlikeli bir enstrüman olduğunu
söylüyorum ve bu hükümet yanlış yaptı.
Terörle mücadele sıkıntılarımızın yaşandığı bir dönemde,
halkın önüne ve sırtına bir yük kondu, halka bunu onlar da anlatmakta zorluk
çekeceklerdir. O referandumları çok kolay uygulayan ülkeler vardır, onlar bile,
giderek vazgeçmişlerdir çünkü iştirak oranları yüzde 30 lara düşmüştür. Yüzde
25’lere düşmüştür. Referanduma gerek olan hadiseler bitmiştir, dediğim gibi bir
darbe sonucunda ya da yepyeni bir Anayasa yaptığınız dönemlerde. Mesela 5.
Cumhuriyet döneminde Dö Gaulle’ün Fransa’da yaptığı gibi, o dönemlerde
referandum olabilir, bir yenilenme dönemlerinde referandum olabilir, bu öyle
değil.
Burada 15- 20 maddeyi değiştireceksiniz, bunların çoğu da
maksatsız, geçersiz, zaten var olan hadiseleri, ya da özgürlükleri biraz
genişleten maddeler, onların dışında nafile bir takım Anayasa değişiklikleri,
halkı yorar, halkı kızdırır, bir de halkı şaşırtır. O nedenle ben, bu
referandumu, bir külfet ve gerçekten de bu hükümetin iktidar partisinin bir
yanlışı olarak görüyorum. Tabiatıyla da gereğini yapacağız. İptali için yapılan
müracaata Meclis’teki milletvekilimiz Sayın Yılmaz, imza attı. İptali istedik.
REMZİ DİLAN:
Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda o 114
milletvekilinin arasında Sayın Mesut Yılmaz’ın da partinizin bir mensubu
olarak imzası var.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
İmzası var. Bizim de görüşümüz her zaman o istikamette oldu. Burada iktidar
partisi bence, bunu iki türlü kullanacak. Hayır çıkarsa başka türlü kullanacak,
evet çıkarsa başka türlü kullanacak.
Kasım’da seçim yapacak, ona hazırlanıyor. Referandumdan sonra
ya mağdurları oynayarak seçime gidecek, ya da muzafferleri oynayarak seçime
gidecek. Ama seçime gitmek için burada bir ön hazırlık yapıyor. Bence menünün
birinci yemeği gibi kullanıyor onu. Bunun sonuçlarına da katlanacaktır.
REMZİ DİLAN:
Cumhurbaşkanlığı seçimi de erkene alınır mı?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
O, ayrı bir vakıa. Parlamento içindeki bir uyuşmazlıktan oradan bir plebisite
gittiler. Plebisit çünkü o. Ama o ayrı bir vakıa. Bu, öyle değil. Bu çok
katmerli, çok uzun süreçli ve insanların zihnini yoran bir süreçten sonra ortaya
çıkıyor. Bu süreci anlatması çok zor.
“Ben bunu özgürlükler için yapıyorum” derse, ona o zaman
sorarım; “Silivri Hapishanesi nedir? Silivri Hapishanesi’nde açtığınız davalar
nedir? Benim telefonlarımı neden dinliyorsunuz?” Birbirimizi dinlemiyoruz,
oturup konuşuyoruz, bizi telefonlardan dinliyorsunuz. Peki, o nedir, sizin
özgürlüğünüz bu mu?
Milli Emniyet Müdürünü Erzincan’da tutuklamak, savcıyı
savcıya tutuklatmak, Yargıtay’dan sonra kararlar, dikkate değer kararlar almak,
Yargı ile kavga etmek, özgürlükleriniz bu mu? Siz hangi özgürlüğü
genişletiyorsunuz?
Bugüne kadar Türkiye’nin hiç yaşamadığı olaylar bunlar. Paşa,
bir gün orduevinde, bir gün cezaevinde.
REMZİ DİLAN: Başbakan, bu Anayasa değişikliğini,
referanduma sunulmak istenen Anayasa değişikliği özgürlük için diyorsa,
bunun neresi özgürlük diyordunuz.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Yargıya baskı yapan, kendine özgü savcı ve yargıç tayinine dikkat eden, özen
gösteren, talep eden bir iktidarın, getireceği Anayasa’da özgürlük olur mu?
İnanır mısınız? Anayasa değişiklikleri iki unsuru taşımalı, zaruret ve iyi
niyet, burada ne zaruret var, ne iyi niyet. Eğer, iyi niyetli ise şunu yapsaydı,
mesele çözülürdü. Hakimler ve Savcılar Kurulunda, Müsteşar ve Adalet Bakanı’nın
etkinliğini azaltsa, çıkarsa onları, özgür bir Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu olurdu.
Bu tarafta Anayasa Mahkemesi’ni bu kadar karmaşık hale
getirecek yerde, ayrı bir Anayasa Mahkemesi Dairesi kurup, hep beraber
katılacağımız bireysel itirazları inceleseydi, mesele biterdi. Daha başka bir
şey yapabilirdi, bugün hakimler ve savcıların Adalet Bakanı’na ihtiyacı yok.
Bugün, Yüksek dereceli hakimlerin bir müsteşara da ihtiyacı yok, ama onların bir
şeye ihtiyacı var, özgürlüğe bağımsızlığa, tarafsızlığa. Onlara bunları vermek
için kanun kafi, Anayasa değişikliğine gerek yoktu, onu yapabilirdi.
Ben, hep söylüyorum, bir yerde cezaevi kampüsü yazıyor,
kapısında, Silivri’de. Orada mahkeme olmaz, mahkeme ile infaz arasındaki aşırı
fark, sadece usul hükümlerinde falan yazılı değil, insanlık vicdanında var,
başka bir yerde var, Avrupa İnsan Haklarında var.
Ben, bunu bir kere daha gördüm Yassıada Mahkemesinde gördüm.
Yassıada da hapishaneler vardı, pavyon diyorlardı onlara, oralarda tutuklu, spor
salonunda da mahkeme vardı. Orada adil yargılama olur mu? Olmadı da, ama onun
bir mazereti vardı, bir darbeydi, bir ihtilal mahkemesiydi.
Şimdi hangi mazereti var, Adalet Bakanlığı’nın sayın
Başbakan’ın, sayın Cumhurbaşkanı’nın? Çünkü esas olan usul hükümlerinde ve ceza
adaletinde sanığın haklarının korunmasında devlet ona yardımcı olacaktır, yolunu
açık tutacaktır. Onun haklarını, onun imkanlarını dikkatli bir biçimde
korunacaktır.
Bakın Öcalan’ın rahatlığı için, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, buraya komisyonlar gönderiyor. Onun özel durumunu tespit ve tayin
etmeye uğraşıyorlar. Orada yatan yüzlerce insanımızın, Ergenekon sanığı denilen
sanıkların Öcalan kadar değeri yok mu, hakları yok mu, özgürlükleri yok mu?
Onlar, hangi şartlarda yaşıyorlar, mahkemeye hangi şartlarla geliyorlar. Her
sabah ayakkabıları, üstleri başları aranarak getirildikleri mahkemede, tarafsız
akılcı, vicdana sığan adil bir yargılama yapılır mı?
Yapılmadığını Mahkeme Başkanı söylüyor, mahkeme Başkanını
dinleten bir Başbakan’ın adil demokratik, bir Anayasa değişikliği yapacağına kim
inanır? Bana kim inandırır, bana gelse ne olur, gelmese ne olur? Ben 60 yıl bunu
yaşamışım, 1950den beri hukukun içindeyim, bana bunu inandırmak için ilk
yapacağı iş, bu dediğim özgürlükleri kısıtlayıcı hükümleri kaldırmaktır.
Bir yanda terör var, işte gittim o kasabaları, şehirleri
gezdim, geldim. İnsanlar, korku içinde, korkuyu kaldırın, kaldırabiliyorsanız,
dağlardan, tepelerden insanlar gelip evleri basıyor. Ticaret durmuş, esnaf
kepenk kapatıyor, yollar kan gölü, gel, bunları düzeltelim.
Sırası mı şimdi, bu halkın önüne bu terör olgusu önünde
teröre fırsat verecek bir referandum. Bunun propagandası var, mitingi var,
korunması gereken insanlar var. Devlet bürokrasisi, polis güvenliği, milli
istihbaratı bunlarla uğraşacak, terörle kim uğraşacak? Devletin aklı olması
lazım, devletin aklı, yaptığı işten belli olur, yoksa, röntgenle tespit edilmez.
Hükümetin aklı, aynı şekilde yaptığı işten belli olur. Tam
bir acemiliktir, başka bir kelime kullanmak istemediğim için söylüyorum.
REMZİ DİLAN: Efendim yurdu geziyorum dediniz,
bir kısmını da söylediniz, esnaf ne durumda, çiftçi ne durumda, işçi ne
durumda, işsiz ne durumda, her ne kadar yaz ayları meyve sebzenin ucuz
olması bir avantaj olsa da, halkın durumunun sıkıntılı olduğunu
söylüyorsunuz.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Sivrihisar’da bir düğündeydim, yaklaşık 2
bin kişi vardı, o düğünde, gelen giden, sadece ve sadece çiftçiler bile, esnaf
bile siftah yapmadığından ya da arpa satışından, buğday satışından zarar
ettiğini söylüyor. Bu insanların büyük bir kısmı da Ak Partiye oy vermişler,
bizim arkadaşlarımızın da içinde bunu söyleyenler var, Belediye Başkanı da bizim
arkadaşımız.
Ama esas esnaf ve ziraat işiyle uğraşan,
fevkalade sıkıntıda, adam hesaplar getiriyor, arpa mahsulünü ne kadara aldığını
söylüyor, bunu tüccara sattığı zaman ne kadar zarar ettiğini söylüyor, bir daha
ekmeyeceğini söylüyor. Kimisi karpuzu bekliyor, kavunu bekliyor kıraç orada. Ama
halk şikâyetçi, düğünün neşesi yok, düğünlerin tadı kaçmış, neşeleri azalmış.
Cenaze evi gibi düğün olur mu?
İnsanların hepsi sıkıntı içinde ve hepsi bana soruyor, bu
referandum neyin nesi? Nedir bu referandum? Bundan kime ne menfaat çıkacak, bize
bir şey var mı? Yok size hiçbir şey yok. Size hiçbir şey olmadığı gibi hükümetin
bu yaptığı işten devlete, millete de bir fayda yok, karmaşadan başka. Bu
referandumdan elde edilecek hükümlerle terör önlenir mi? Hayır, anarşi durur mu?
Hayır, dış ve iç ilişkiler düzelir mi? Hayır, arpanın fiyatı yükselir mi? Hayır.
İşsizlik, Doğu ve Güneydoğu’daki oranı yüzde 37, bu durur mu?
Hayır. Peki, ne olur bundan, ne çıkar buradan, çıkacak sonuç, Kasım ayındaki
seçimin kaderidir, başka hiçbir şey çıkmaz. Yazıktır bu halka, yazıktır bu
partilere, yazıktır bu trafiğe, gidişlere, gelişlere, Parlamento’nun sarf ettiği
fevkalade ağır emeğe. Birbirlerinin boğazına sarıldılar, pantolonu düşen
milletvekili oldu, bütün bunları yaşadık.
Türkiye’de bu büyük kavgadan Parlamento da zarar gördü,
itibar kaybetti, bir eski Meclis Başkanı olarak üzülüyorum, Parlamentoyu kavgaya
sürükleyen bir iktidar, başarı diye bunu nasıl ortaya atıverir.
Ben, açık ve kesin bir şey söyleyeyim, çok tehlikeli bir oyun
oynanıyor Türkiye de, çünkü arkasında da bir seçim gelirse. Türkiye ana
meseleleri konuşamayan, birbirinin boğazına sarılan, kavga eden bir atmosfer
yaşayacak. Bunun turizmden tutunuzdan, ekonomiden, siyasete kadar zararlarını
beraber görürüz, yazık, yapmayın bunu.
Hala fırsat var, bu icapsız hadiseyi durdurmak için.
REMZİ DİLAN: Var mıdır?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Var efendim, bir Anayasa kararı ile bunları
durdurabilir, iki parti, üç parti birleşip bunu durdurur Mecliste. O maddelerin
hepsinin kabulde olduğunu söyleyen bir madde konur. 330-367 aralığı kaldırılır,
bütün maddeler tekrar kabul görür, mesele çözülür. Formülü bu, istiyorlarsa onu
da hazırlarız.
REMZİ DİLAN: Yani referandumdan, vazgeçin
diyorsunuz.
HÜSAMETTİN CİNDORUK: Kesinlikle. Ben, hep şunu söyledim,
seçim tarihini belirtin, kendi aranızda milli hükümet kurun, ya da başka bir
hükümet tarzı, birbirinizi destekleyip paylaşım hükümeti kurun, bu referandumu
yapmayın. Seçim tarihini belli edin, gidelim.
Bu partilerin, bizlerin anlaşması için daha ne bekliyorsunuz,
ben şehit cenazelerine gidiyorum, taziye evlerine gidiyorum, oradaki çığlıkları
görüyorum. Sokaklardaki ambulans seslerini duyuyorum, cenaze arabalarının
geçişlerini görüyorum, gazilerin düğünlerine gidiyorum, görüyorum. İnsanlar kan
ağlıyor, o ailelerdeki hüzün, gözyaşları daha bizi ikaz etmiyor da, neyi ikaz
edecek.
Her gün bir mahalle basılıyor, her gün bir karakolumuz
basılıyor. Oraya gidiyorlar, siperde, biri eğiliyor, niye çömeldin deniyor, biri
kalkıyor, ben dik durdum diyor. Dik durma çömelme münakaşası yapılacak günde
değiliz, devlet dik dursun, demokrasimiz dik dursun, millet de çömelmesin.
Devlet cumhuriyet yaşasın, istediğimiz bu.
Daha neyi bekliyor, daha ne olsun istiyor Türkiye. Gazi
Mahallesindeki yangınlar, gencecik çocukların hapse girmesi, taş atanlar, bu
manzara, bir demokratik ülke manzarası mı? Terör örgütünün beyanları başka
ülkelerde söyleniyor mu? Kimisi bölünsün diyor, kimisi bölünmesin, ucuzlamış
artık. Cumhuriyetin, ülkenin temel değerleri üzerindeki tartışmalar o kadar
ucuzlamış ki, o laflar gazete köşelerinden bugün mitinglere kadar gelmiş.
Bu halkın moralini daha ne kadar tutabiliriz, evlerine
gitmekten korkan insanlar, sandığa gitmekten yarın korkarlarsa ne yapacaksınız?
Gelin anlaşın, anlaşalım.
REMZİ DİLAN:
Sayın Başbakanın bazı siyasi
partileri ziyareti, dediklerinizi sağlayacak mı?
HÜSAMETTİN CİNDORUK: Güven duygusu içinde değilim, ama
inanç duygusu içinde olmak istiyorum, inanmak istiyorum. En azından benim
söylediğim duyguları taşıyacaklarını biliyorum, vatanperver insanlardır. Elbette
siyaset yapan arkadaşlarımız, karşımızda da olsalar, fikirlerini paylaşmasak da,
onların yurt severliğinden şüpheye düşmeye hakkımız yok.
REMZİ DİLAN:
Yani bir Milliyetçi Hareket Partisiyle görüşmeyecek,
sizin partinizle görüşmeyecek ve bazı partilerle görüşmeyecek. Bu
mutabakatı sağlamak mümkün mü bu görüşmelerde?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Sağlayamaz tabii, ben odaklı görüşme trafiği, yanlıştır. Aslında, tek tek
görüşecek yerde, herkesi çağırsa, görüşse. Ya da Cumhurbaşkanı, bu işe el koysa.
Ama benim söylediğim çığlığı dinlemesini istiyorum, terör anarşi, bu hükümetin
gücüyle durmaz. Bu hükümetin terörü durdurma gücü kalmamıştır, hükümetin gücü
eksilmiştir.
Ordusuyla kavgalı, Yargısıyla kavgalı, medyasıyla kavgalı,
bakkalıyla kavgalı, eczacısıyla kavgalı bir hükümetin gücü olur mu? Siyasi
hayatımız içinde yaşadığımız hadiseler, bir günde gelmedi, biz hadiseleri
vaktiyle teşhis edebilseydik keşke. Bütün siyasiler için söylüyorum, hadiseler
olduktan sonraki değerlendirmeler kolay, önemli olan, hükümetlerin, siyasilerin
görevi, olaylar olmadan, olayların sonuçlarını hesap etmektir.
Benim söylediğim bu, Türkiye, gerçekten zor
günler geçiriyor, herkes söylüyor. Peki, bu zor günlerin geçişini
kolaylaştıracak kim var? Basın var, biz varız siyasetçiler olarak ve tabii
devletin bürokrasisi var, güvenlik güçleri
var. Bu devleti kim koruyacak, kim kurtaracak, bizden başka koruyacak,
kurtaracak bir güç var mı?
REMZİ DİLAN: Son olarak ya milli birlik, ya da hayırda
hayır var mı diyelim.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bu kampanya için “hayırda hayır” güzel bir
söz, onun da telif hakkı Demokrat Parti’nin, telif hakkımızı kimseye
kaptırmayız, ama bunu kullanmak isteyenlere de müsamaha ve müsaade göstereceğiz.
“Hayırda, hayır vardır”, bu iş için, referandum için. Ama esas hayır, herkesin
bir araya gelmesi, siyasetten, askeri kesime kadar herkesin, Türkiye devletinin
varlığını koruması için bir araya gelmesidir.
REMZİ DİLAN:
Katıldığınız için çok teşekkür ederim
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Ben teşekkür ederim
|