Cindoruk, Mardin’de Terörle mücadele için partileri işbirliğine çağırdı:

 
Cindoruk, Mardin’de Terörle mücadele için partileri
işbirliğine çağırdı:
( 07.07.2010 ) 
 

 

Arkadaşıma gönder !

Yazıcıya Gönder!

 

“Bütün Partiler Terörle Mücadelede Güç ve İşbirliği Ortaya Koymalıdır”

“Türkiye terörle yaşayamaz”

(DP Basın Merkezi – 7 Temmuz 2010) Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk, genişletilmiş Başkanlık Divanı’nın Mardin’de yaptığı basına açık toplantısında, terörle mücadele için partileri işbirliğine çağırdı.

Cindoruk, “Bütün partiler terörle mücadelede güç ve işbirliği ortaya koymalıdır” dedi.

Türkiye’nin terörle yaşayamayacağını vurgulayan Hüsamettin Cindoruk, konuşmasında şunları söyledi:

“Çok değerli basın mensuplarımız, değerli kardeşlerim hoşgörünün unutulmaz, benzersiz merkezlerinden birindeyiz. Bugün Mardin’de olmaktan ben ve arkadaşlarım çok mutluyuz. Başkanlık Divanımızın toplantılarının bir bölümünü bundan sonra yurdumuzun çeşitli yerlerinde basına açık yapacağız.

Tartışacağımız konuları basınımız burada Başkanlık Divanı üyelerinin dillerinden takip edecekler. Her türlü alıntı serbesttir. Basınımız bugünkü konuşmalardan istediği bölümü kullanabilir. Yapmak ve tartışmak istediğimiz Türkiye’nin uzun yıllardır süren çok önemli bir derdini bir siyasi partinin görüş açısından ortaya koymak. Biz 65 yıllık bir siyasi partiyiz. Terör, anarşi, bu bölgenin insanları ve bu bölge ile ilgili düşüncelerimiz değişmeden sürmektedir.

Şimdi ben size Demokrat Parti’nin kurucusu, ilk genel başkanı rahmetli Bayar’ın 6 Mayıs 1950 tarihinde, yani bundan tam 60 yıl önce Diyarbakır meydanında yaptığı konuşmadan bir paragraf okumak istiyorum. Bayar diyor ki, “Demokrat Parti vatandaşlar arasında hangi ırktan ve dinden olursa olsun cumhuriyet kanunlarının itaat edilmesi şartı ile vatandaşlar arasında bir fark görmüyoruz. Nazarımızda ne Doğu, ne Batı, ne Doğulu, ne Batılı yerine bütün halinde memnun edilmesi icap eden bir milletimiz var. İşte temel felsefe bu. Düşünün ki, Bayar bunu 60 yıl önce Diyarbakır Meydanı’nda söylüyor. Varmak istediğimiz Türkiye hedefi budur.

İki noktanın altını çizmek istiyorum bu konuşmada. Biri, kanunlara itaat şartı. Diğeri ise vatanımızın doğusu ile batısında yaşayan bütün yurttaşlarımıza ve onların bütün duygularını dikkate alarak memnun etmek. Yani bir devletin ana fikri bu. Bir devletin ana görevi bu. Her vatandaşına istediği imkanları verecek, mahcup etmeyecek ve onları memnun edecek.

Demokrat Parti bunu yaptı mı? Yaptı, bunun şahidiyim. 1960 yılında bütün Demokrat Parti milletvekilleri Yassıada’da yargılandılar. Doğulu Batılı milletvekilleri hiç fark gözetmeksizin bu inançları orada da savundular. Bu düşüncelerle hem demokrasi için, hem de milletimiz için ortak bir duruş gösterdiler.

Demokrat Parti o günden bugüne, çeşitli siyasal partilerle temsil edildi. Kapatıldı, açıldı ama süreli, Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, Adalet Partisi bu siyasal akımların temsilcileridir. Temelinde Demokrat Parti vardır. Rahmetli Bayar’ın söylediği ölçüde demokrasiyi gerçekleştirmek isteyen, Doğu Batı farkını azaltmak isteyen duruşunu devam ettirdi. Bunun için de Doğu ve Batı arasında hiçbir fark gözetmeyen bir siyasal akım olarak buradayız. Bunun altını çizmek için buradayız.

Biz, Türkiye’deki bütün vatandaşları 195’nin 6 Mayısı’ndaki Bayar konuşması istikametinde hala kucaklıyoruz; saygıyla, sevgiyle, onlarla birlikte siyaset üretmeye çalışıyoruz.

Şimdi ben burada bir konuyu güncelleştirmek istiyorum. Gerçekten zor günler yaşıyor Türkiye. Terör üstümüze geliyor. Terör, inisiyatifi ele almış görünüyor. Devlet, terörün üzerine gitmekte zorlanıyor. Devletin terörün üstüne gitmekteki zaafı da, bu hükümetin terörle mücadelesinde yalnızlığından kaynaklanmaktadır. Oysa, teröre karşı mücadelenin ilk ve temel şartı; güç birliğidir. Teröre karşı olanların işbirliği, güç birliği ve inanç birliği mücadelenin temelidir.

Bugün, iktidar partisinin sıkıntısı, kendisiyle devlet kurumları arasındaki mesafeyi açmasıdır. Bu mesafe açılmıştır ve siyasi bir kavga, siyasi bir düşünce ayrılığı giderek zihinlere nakşedilmektedir.

Bugünkü hükümetin yalnızlığına üzülüyorum. Bu hükümet, bilerek, kurumları birbirine düşürerek, kurumları ve güvenlik güçlerini tutuklayarak, yargılayarak ve onlarla ihtilafa düşerek kendini zayıflatmıştır. Bu nedenle de hükümetin terörle mücadelede zaafı, bugün Türkiye’yi sıkıntıya sokmuştur. Terör yayılmıştır. Terör sadece dağlarda değil; bugün şehirde, beldede, mezrada, her yerde vardır ve bu terörü önlemekte bu hükümet sıkıntı çekmektedir.

Bir başka noktaya geçiyorum. Bu hükümete bugün muhalefetin alanını korumak şartıyla, hepimizin terörle mücadelesinde elimizden gelen desteği vermemiz gerekiyor. Bu, hükümetin mesesi değil, devletimizin meselesidir. Herkesin meselesidir. Her türlü muhalefet yapabilirsiniz, her tür muhalif görüşlerinizi ortaya koyabilirsiniz.

Başbakan soruyor, eleştirildikçe dinliyor. Çare vardır, bizim birikimlerimiz vardır, önerilerimiz vardır. İşte bu toplantıda Genel Başkan yardımcılarımız, arkadaşlarımız bu önerileri size tek tek söyleyecekler. Türkiye’nin önüne bir terörle mücadele, terörü önleme programı ortaya koyacaklar.

Biz bu programımızla, bu düşüncemizle her türlü işbirliğine açık olduğumuzu burada açıkça söylüyoruz. Bu işbirliğimizin Türk milletinin beklediği, istediği bir işbirliği olduğunu da biliyorum.

Son günlerde bir siper kavgasıyla hem şehit ailelerini hem de milletimizi üzmüştür. Bir siperde kimin dik durduğu önemli değil, bir siperde kimin çömeldiği de. Bu kadar önemli bir kavgada bunlar ayrıntı. Zaten önemli olan, demokrasimizin dik durması ve Cumhuriyet’imizin çömelmemesidir.

Bizim yapmak istediğimiz budur. Cumhuriyet’i dik tutacağız, demokrasimizi dik tutacağız. Yoksa al kanlarla sulanmış siperlerde şehit olanların yürekleri, ruhları tahmin ediyorum ki ıstırap duyacaktır. O ayrımları bırakalım.

Bir başka şey çıktı ortaya; bu terörle mücadeleyi nerede yapalım diyor siyasi partiler. Ben soruyu şöyle sorayım; “ne zaman?” Hemen. Ne zaman, nerede olursa olsun. O terörle işbirliği toplantılarından gitmek için bir takım kuralları ortaya koyan muhalefeti de burada üzülerek kınamak istiyorum.

Biz, açık ve kesin, bütün partilerin en kısa zamanda, ister Meclis zemininde, isterse de siyasi partilerin zemininde bir güç birliği ve işbirliği ortaya koymalarını diliyoruz. Türk halkı da bunu diliyor.

Terörü ayrı bir noktaya koymakta fayda var. Terörü siyasi mücadelenin, referandumun konusu yapmanın ayıp olduğunu, bugüne de yazık edildiğini söylemek istiyorum. Ne referandum, ne bir seçim, terör için malzeme olmamalıdır. Terörle mücadelede hepimizin işbirliğine, güç birliğine ihtiyacımız var.

Terörün en büyük ilacı demokrasidir. Demokrasiye aykırı eylem ve söylemlerin, demokrasiye aykırı Anayasa değişikliklerinin Türk siyasetinde önemli ölçüde bir kara leke gibi görmek mümkündür. Çünkü o münakaşalar, o tartışmalar, o işaretleşmeler terörün önemini ortadan kaldırır gibi oluyor. Halkımız, kurumlarımız, siyasetimiz terörle mücadeleye odaklanamıyor. Terörle mücadelede mutlaka topyekun, işbirliğine ihtiyacımız var ve terörle mücadelenin ciddiyetini herkesin anlaması gerekiyor.

Üzülerek ifade deyim ki, bugün terör, aynı zamanda bir dış politika malzemesi olmuştur. O bakımdan, dış politikamızdan başlayarak iç politikalarımızı da temeline oturtmak zorundayız.

Asla ağabeylerin değil, komşuların değil, milli egemenlik fikrinin egemen olduğu bir siyasi düzen içerisinde demokrasimizi tekrar ortak bir noktaya getirmeli ve teröre karşı bir güç birliği oluşturmalıyız.

Demokrasiye yaklaştığımız dönemlerde dikkat ederseniz, tartışmaların azaldığı, uzlaşmaların çoğaldığı dönemlerde terörde azalma olmuştur. İnanıyorum ki, aynı direnci, aynı bilinci gösterirsek, meselenin çözümünde büyük mesafeler alacağız.

Devletin görevi, işleyen bir demokrasi kurmaktır. Hükümetlerin görevi de, devleti bu yönde idare etmektir. Bunu yapamayan idareler, sadece başarısız olmakla kalmazlar. Yarının tarihinde, kendilerine verilen görevleri yapmayan, gerçekten işlevlerini sürdürmeyen bir takım iktidarlar olarak çok önemli damgalar yerler. Sonuçlarına katlanmak zorunda kalırlar.

Bugün, devlet organları arasındaki işbirliğini ortaya koymanın zamanıdır. Biz buna bir katkıda bulunmak istiyoruz. Burada şimdi konuşacak arkadaşlarımızın fikirleri tartışma fikirleridir. Bir kısmı kendilerine aittir ama önemli olan şudur; bu fikirlerin ortalamasından, sonuçlarından bir parti görüşü meydana gelecek ve bunlar size getirilecektir.

Demokrat Parti, terörle mücadeleye siyasi sorumluluğunu dikkate alarak, elinden gelen katkıyı vermeye hazırlık yapıyor. Bu hazırlığımızın büyük kısmının tamamlandığını, bu konuşmaları dinlediğiniz zaman göreceksiniz.

Eş zamanlı bir mücadeleye ihtiyacımız var. Dış siyasetten iç siyasete, ekonomik kalkınmadan demokrasi yerleşmeye, iç politikadan dış politikaya kadar, yatırımlara kadar, yeni bütçelere kadar ve yeni hedeflere varıncaya kadar eş zamanlı bir seferberlik günü gelmiştir.

Türkiye, bu terörle yaşayamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin, bu terörü sırtında taşıması ne zamana kadar sürer, bunu bilmek bile, bugün bizi ürkütüyor.

Gelin, bu Cumhuriyet’i, 90 yıl önce kurulmuş olan bu değerli Cumhuriyet’i koruyalım, ona sahip çıkalım. Vatandaşlarımızın hepsinden, kim olursa olsun, Cumhuriyet’in ve demokrasinin değerini bilmelerini rica ediyorum.

Düşününüz ki kurulmuş güçlü bir devletimiz var. Ekonomik kalkınmasının büyük kısmını tamamlamış, gelişmiş bir Türkiye var. Bu devlet 90 yıl içinde toprak kaybetmemiş, toprak kazanmıştır. Bu devletten toprak almak, artık olası değildir bu devleti bölmek de mümkün değildir.

Buna karşın insanları öldürerek, insanları ocaklarından ayırarak bir sonuca varmak, milletler arası gelişmeye, Avrupa insan haklarından dünyadaki bütün insan hakları belgelerine kadar bir zulümdür, bir insanlık suçudur.

Gelin, Türkiye’nin Cumhuriyeti etrafında birleşme düzenimizi kuralım. Giderek yaklaşan dünyadaki tehlikelere dikkat edelim. Düşünün ki hala Filistin devlet kurmaya uğraşıyor. Yarım asrı geçti, hala kuramıyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını koruyor, çoğaltıyor, gücünü artırıyor.

Böyle bir Cumhuriyet’in varlığını zedelemek ve bunları ortadan kaldırmak mümkün değildir. Hep birlikte bu Cumhuriyet’e sahip çıkalım ve onu koruyalım. Bu Cumhuriyetin etrafında birleşelim ve Cumhuriyetimizi daha ileriye götürelim.”

SORU – CEVAP

Cindoruk, daha sonra gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Bir gazetecinin, ''Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın son günlerde terör olaylarıyla ilgili yaptıkları konuşmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz'' sorusu üzerine, Hüsamettin Cindoruk şunları söyledi:

''Siyasette iyimserlik olması gereken bir unsur, ama iyimser olduğunuzda gerçekler sizi yanıltıyorsa veya tekzip ediyorsa o zaman iyimserliğin bir faydası yok. Sayın Arınç'ın iyimserliğine saygı duyuyorum. Ama gerçek o değil. Terörün belini kırdıysak son günlerdeki terör olaylarını kim yapıyor. O nedenle çok iyimser beyanları doğru bulmuyorum, gerçekçi olmak lazım, gerçek neyse onu söyleyeceksiniz. Doğru tespit yapan siyaset adamı ve devlet adamı başarıya daha çabuk ulaşır. Tespitlerimizi doğru ve gerçekçi yapmalıyız. Sayın Genelkurmay Başkanı emekli olacak. Emekli olmadan evvel, sanıyorum ki döneminin bir hesabını vermek istiyor, konuşuyor. Ama bizim geleneklerimiz, askerlerin konuşmaları beklenen ve arz olunan bir alan değil. Sanıyorum emekliliğine yakın kendi görüşlerini beyan ediyor.''

 

| Biyografisi | Konuşmaları | Fotoğrafları | Ulaşmak için form | e-mail |

 

 

 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara
Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 83
                  e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi