Tartışacağımız konuları
basınımız burada Başkanlık Divanı üyelerinin dillerinden takip edecekler. Her
türlü alıntı serbesttir. Basınımız bugünkü konuşmalardan istediği bölümü
kullanabilir. Yapmak ve tartışmak istediğimiz Türkiye’nin uzun yıllardır süren
çok önemli bir derdini bir siyasi partinin görüş açısından ortaya koymak. Biz 65
yıllık bir siyasi partiyiz. Terör, anarşi, bu bölgenin insanları ve bu bölge ile
ilgili düşüncelerimiz değişmeden sürmektedir.
Şimdi ben size Demokrat
Parti’nin kurucusu, ilk genel başkanı rahmetli Bayar’ın 6 Mayıs 1950 tarihinde,
yani bundan tam 60 yıl önce Diyarbakır meydanında yaptığı konuşmadan bir
paragraf okumak istiyorum. Bayar diyor ki, “Demokrat Parti vatandaşlar arasında
hangi ırktan ve dinden olursa olsun cumhuriyet kanunlarının itaat edilmesi şartı
ile vatandaşlar arasında bir fark görmüyoruz. Nazarımızda ne Doğu, ne Batı, ne
Doğulu, ne Batılı yerine bütün halinde memnun edilmesi icap eden bir milletimiz
var. İşte temel felsefe bu. Düşünün ki, Bayar bunu 60 yıl önce Diyarbakır
Meydanı’nda söylüyor. Varmak istediğimiz Türkiye hedefi budur.
İki noktanın altını çizmek
istiyorum bu konuşmada. Biri, kanunlara itaat şartı. Diğeri ise vatanımızın
doğusu ile batısında yaşayan bütün yurttaşlarımıza ve onların bütün duygularını
dikkate alarak memnun etmek. Yani bir devletin ana fikri bu. Bir devletin ana
görevi bu. Her vatandaşına istediği imkanları verecek, mahcup etmeyecek ve
onları memnun edecek.
Demokrat Parti bunu yaptı mı?
Yaptı, bunun şahidiyim. 1960 yılında bütün Demokrat Parti milletvekilleri
Yassıada’da yargılandılar. Doğulu Batılı milletvekilleri hiç fark gözetmeksizin
bu inançları orada da savundular. Bu düşüncelerle hem demokrasi için, hem de
milletimiz için ortak bir duruş gösterdiler.
Demokrat Parti o günden bugüne,
çeşitli siyasal partilerle temsil edildi. Kapatıldı, açıldı ama süreli, Anavatan
Partisi, Doğru Yol Partisi, Adalet Partisi bu siyasal akımların temsilcileridir.
Temelinde Demokrat Parti vardır. Rahmetli Bayar’ın söylediği ölçüde demokrasiyi
gerçekleştirmek isteyen, Doğu Batı farkını azaltmak isteyen duruşunu devam
ettirdi. Bunun için de Doğu ve Batı arasında hiçbir fark gözetmeyen bir siyasal
akım olarak buradayız. Bunun altını çizmek için buradayız.
Biz, Türkiye’deki bütün
vatandaşları 195’nin 6 Mayısı’ndaki Bayar konuşması istikametinde hala
kucaklıyoruz; saygıyla, sevgiyle, onlarla birlikte siyaset üretmeye çalışıyoruz.
Şimdi ben burada bir konuyu
güncelleştirmek istiyorum. Gerçekten zor günler yaşıyor Türkiye. Terör üstümüze
geliyor. Terör, inisiyatifi ele almış görünüyor. Devlet, terörün üzerine
gitmekte zorlanıyor. Devletin terörün üstüne gitmekteki zaafı da, bu hükümetin
terörle mücadelesinde yalnızlığından kaynaklanmaktadır. Oysa, teröre karşı
mücadelenin ilk ve temel şartı; güç birliğidir. Teröre karşı olanların
işbirliği, güç birliği ve inanç birliği mücadelenin temelidir.
Bugün, iktidar partisinin
sıkıntısı, kendisiyle devlet kurumları arasındaki mesafeyi açmasıdır. Bu mesafe
açılmıştır ve siyasi bir kavga, siyasi bir düşünce ayrılığı giderek zihinlere
nakşedilmektedir.
Bugünkü hükümetin yalnızlığına
üzülüyorum. Bu hükümet, bilerek, kurumları birbirine düşürerek, kurumları ve
güvenlik güçlerini tutuklayarak, yargılayarak ve onlarla ihtilafa düşerek
kendini zayıflatmıştır. Bu nedenle de hükümetin terörle mücadelede zaafı, bugün
Türkiye’yi sıkıntıya sokmuştur. Terör yayılmıştır. Terör sadece dağlarda değil;
bugün şehirde, beldede, mezrada, her yerde vardır ve bu terörü önlemekte bu
hükümet sıkıntı çekmektedir.
Bir başka noktaya geçiyorum. Bu
hükümete bugün muhalefetin alanını korumak şartıyla, hepimizin terörle
mücadelesinde elimizden gelen desteği vermemiz gerekiyor. Bu, hükümetin mesesi
değil, devletimizin meselesidir. Herkesin meselesidir. Her türlü muhalefet
yapabilirsiniz, her tür muhalif görüşlerinizi ortaya koyabilirsiniz.
Başbakan soruyor,
eleştirildikçe dinliyor. Çare vardır, bizim birikimlerimiz vardır, önerilerimiz
vardır. İşte bu toplantıda Genel Başkan yardımcılarımız, arkadaşlarımız bu
önerileri size tek tek söyleyecekler. Türkiye’nin önüne bir terörle mücadele,
terörü önleme programı ortaya koyacaklar.
Biz bu programımızla, bu
düşüncemizle her türlü işbirliğine açık olduğumuzu burada açıkça söylüyoruz. Bu
işbirliğimizin Türk milletinin beklediği, istediği bir işbirliği olduğunu da
biliyorum.
Son günlerde bir siper
kavgasıyla hem şehit ailelerini hem de milletimizi üzmüştür. Bir siperde kimin
dik durduğu önemli değil, bir siperde kimin çömeldiği de. Bu kadar önemli bir
kavgada bunlar ayrıntı. Zaten önemli olan, demokrasimizin dik durması ve
Cumhuriyet’imizin çömelmemesidir.
Bizim yapmak istediğimiz budur.
Cumhuriyet’i dik tutacağız, demokrasimizi dik tutacağız. Yoksa al kanlarla
sulanmış siperlerde şehit olanların yürekleri, ruhları tahmin ediyorum ki
ıstırap duyacaktır. O ayrımları bırakalım.
Bir başka şey çıktı ortaya; bu
terörle mücadeleyi nerede yapalım diyor siyasi partiler. Ben soruyu şöyle
sorayım; “ne zaman?” Hemen. Ne zaman, nerede olursa olsun. O terörle işbirliği
toplantılarından gitmek için bir takım kuralları ortaya koyan muhalefeti de
burada üzülerek kınamak istiyorum.
Biz, açık ve kesin, bütün
partilerin en kısa zamanda, ister Meclis zemininde, isterse de siyasi partilerin
zemininde bir güç birliği ve işbirliği ortaya koymalarını diliyoruz. Türk halkı
da bunu diliyor.
Terörü ayrı bir noktaya
koymakta fayda var. Terörü siyasi mücadelenin, referandumun konusu yapmanın ayıp
olduğunu, bugüne de yazık edildiğini söylemek istiyorum. Ne referandum, ne bir
seçim, terör için malzeme olmamalıdır. Terörle mücadelede hepimizin işbirliğine,
güç birliğine ihtiyacımız var.
Terörün en büyük ilacı
demokrasidir. Demokrasiye aykırı eylem ve söylemlerin, demokrasiye aykırı
Anayasa değişikliklerinin Türk siyasetinde önemli ölçüde bir kara leke gibi
görmek mümkündür. Çünkü o münakaşalar, o tartışmalar, o işaretleşmeler terörün
önemini ortadan kaldırır gibi oluyor. Halkımız, kurumlarımız, siyasetimiz
terörle mücadeleye odaklanamıyor. Terörle mücadelede mutlaka topyekun,
işbirliğine ihtiyacımız var ve terörle mücadelenin ciddiyetini herkesin anlaması
gerekiyor.
Üzülerek ifade deyim ki, bugün
terör, aynı zamanda bir dış politika malzemesi olmuştur. O bakımdan, dış
politikamızdan başlayarak iç politikalarımızı da temeline oturtmak zorundayız.
Asla ağabeylerin değil,
komşuların değil, milli egemenlik fikrinin egemen olduğu bir siyasi düzen
içerisinde demokrasimizi tekrar ortak bir noktaya getirmeli ve teröre karşı bir
güç birliği oluşturmalıyız.
Demokrasiye yaklaştığımız
dönemlerde dikkat ederseniz, tartışmaların azaldığı, uzlaşmaların çoğaldığı
dönemlerde terörde azalma olmuştur. İnanıyorum ki, aynı direnci, aynı bilinci
gösterirsek, meselenin çözümünde büyük mesafeler alacağız.
Devletin görevi, işleyen bir
demokrasi kurmaktır. Hükümetlerin görevi de, devleti bu yönde idare etmektir.
Bunu yapamayan idareler, sadece başarısız olmakla kalmazlar. Yarının tarihinde,
kendilerine verilen görevleri yapmayan, gerçekten işlevlerini sürdürmeyen bir
takım iktidarlar olarak çok önemli damgalar yerler. Sonuçlarına katlanmak
zorunda kalırlar.
Bugün, devlet organları
arasındaki işbirliğini ortaya koymanın zamanıdır. Biz buna bir katkıda bulunmak
istiyoruz. Burada şimdi konuşacak arkadaşlarımızın fikirleri tartışma
fikirleridir. Bir kısmı kendilerine aittir ama önemli olan şudur; bu fikirlerin
ortalamasından, sonuçlarından bir parti görüşü meydana gelecek ve bunlar size
getirilecektir.
Demokrat Parti, terörle
mücadeleye siyasi sorumluluğunu dikkate alarak, elinden gelen katkıyı vermeye
hazırlık yapıyor. Bu hazırlığımızın büyük kısmının tamamlandığını, bu
konuşmaları dinlediğiniz zaman göreceksiniz.
Eş zamanlı bir mücadeleye
ihtiyacımız var. Dış siyasetten iç siyasete, ekonomik kalkınmadan demokrasi
yerleşmeye, iç politikadan dış politikaya kadar, yatırımlara kadar, yeni
bütçelere kadar ve yeni hedeflere varıncaya kadar eş zamanlı bir seferberlik
günü gelmiştir.
Türkiye, bu terörle yaşayamaz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, bu terörü sırtında taşıması ne zamana kadar sürer, bunu
bilmek bile, bugün bizi ürkütüyor.
Gelin, bu Cumhuriyet’i, 90 yıl
önce kurulmuş olan bu değerli Cumhuriyet’i koruyalım, ona sahip çıkalım.
Vatandaşlarımızın hepsinden, kim olursa olsun, Cumhuriyet’in ve demokrasinin
değerini bilmelerini rica ediyorum.
Düşününüz ki kurulmuş güçlü bir
devletimiz var. Ekonomik kalkınmasının büyük kısmını tamamlamış, gelişmiş bir
Türkiye var. Bu devlet 90 yıl içinde toprak kaybetmemiş, toprak kazanmıştır. Bu
devletten toprak almak, artık olası değildir bu devleti bölmek de mümkün
değildir.
Buna karşın insanları
öldürerek, insanları ocaklarından ayırarak bir sonuca varmak, milletler arası
gelişmeye, Avrupa insan haklarından dünyadaki bütün insan hakları belgelerine
kadar bir zulümdür, bir insanlık suçudur.
Gelin, Türkiye’nin Cumhuriyeti
etrafında birleşme düzenimizi kuralım. Giderek yaklaşan dünyadaki tehlikelere
dikkat edelim. Düşünün ki hala Filistin devlet kurmaya uğraşıyor. Yarım asrı
geçti, hala kuramıyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını koruyor, çoğaltıyor,
gücünü artırıyor.
Böyle bir Cumhuriyet’in
varlığını zedelemek ve bunları ortadan kaldırmak mümkün değildir. Hep birlikte
bu Cumhuriyet’e sahip çıkalım ve onu koruyalım. Bu Cumhuriyetin etrafında
birleşelim ve Cumhuriyetimizi daha ileriye götürelim.”
SORU – CEVAP
Cindoruk, daha sonra
gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Bir gazetecinin, ''Genelkurmay Başkanı
İlker Başbuğ ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın son
günlerde terör olaylarıyla ilgili yaptıkları konuşmalarını nasıl
değerlendiriyorsunuz'' sorusu üzerine, Hüsamettin Cindoruk şunları söyledi:
''Siyasette iyimserlik olması
gereken bir unsur, ama iyimser olduğunuzda gerçekler sizi yanıltıyorsa veya
tekzip ediyorsa o zaman iyimserliğin bir faydası yok. Sayın Arınç'ın
iyimserliğine saygı duyuyorum. Ama gerçek o değil. Terörün belini kırdıysak son
günlerdeki terör olaylarını kim yapıyor. O nedenle çok iyimser beyanları doğru
bulmuyorum, gerçekçi olmak lazım, gerçek neyse onu söyleyeceksiniz. Doğru tespit
yapan siyaset adamı ve devlet adamı başarıya daha çabuk ulaşır. Tespitlerimizi
doğru ve gerçekçi yapmalıyız. Sayın Genelkurmay Başkanı emekli olacak. Emekli
olmadan evvel, sanıyorum ki döneminin bir hesabını vermek istiyor, konuşuyor.
Ama bizim geleneklerimiz, askerlerin konuşmaları beklenen ve arz olunan bir alan
değil. Sanıyorum emekliliğine yakın kendi görüşlerini beyan ediyor.''