DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Beyaz TV’de Sedat Yazıcıoğlu’nun yönettiği Basın Kulisi programında gazetecilerin sorularını cevaplandırdı:

 
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Beyaz TV’de Sedat Yazıcıoğlu’nun yönettiği Basın Kulisi programında gazetecilerin sorularını cevaplandırdı:
( 19.06.2010 ) 
 

 

Arkadaşıma gönder !

Yazıcıya Gönder!

 


“50 Sene Sonra Silivri’de, Yassıada’nın Hortlamasından Korkuyorum”

“Bu Anayasa’dan kurtulalım ama böyle yarım yamalak değil”

“Anayasa’nın bütün geçici maddeleri kaldırılmalı. Sadece geçici 15. maddeyi kaldırmak bir şovdur”

(DP Basın Merkezi – 19 Haziran 2010) Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Beyaz TV’de Sedat Yazıcıoğlu’nun yönettiği Basın Kulisi programında gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.

DP Lideri bir soru üzerine, “50 sene sonra Silivri’de, Yassıada’nın hortlamasından korkuyorum” dedi.

Soruları cevaplandırırken Anayasa değişikliği konusuna da değinen Cindoruk, “Bu Anayasa’dan kurtulalım ama böyle yarım yamalak değil. Anayasa’nın bütün geçici maddeleri kaldırılmalı. Sadece geçici 15. maddeyi kaldırmak bir şovdur” diye konuştu.

DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un, kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplar şöyle:

SEDAT YAZICIOĞLU: Bu haftaki konuğumuz yılların deneyimli, kurt politikacısı, Hüsamettin Cindoruk, hoş geldiniz, nasılsınız?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hoş buldum, hayırlı olsun.

SEDAT YAZICIOĞLU: Hüsamettin Bey Meclis Başkanı iken bende Güneş Gazetesi’nde idim, her basın toplantısından iki, üç tane manşet çıkardı artık eskisi gibi konuşmuyorsunuz galiba?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Şimdi Parti Genel Başkanıyım.

SEDAT YAZICIOĞLU: Ortalık mı sakin?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Parti Genel Başkanı olunca sorumluluk artırıyor.

SEDAT YAZICIOĞLU: Parti Genel Başkanı olunca daha çok konuşmak lazım. O zaman ortalık sakin, hiçbir sorun yok herhalde memlekette?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Şu sıralarda konuşmuyorum, çünkü biraz bekliyorum, ne oluyor ne bitiyor, konuşan çok, herkes bir konuşsun bakalım. Bir de susana ihtiyaç var.

DENİZ GÜÇER: Demokrat Parti DYP öyle bir gelenek ki, ne kadar küçülse bile oradan her zaman haber çıkar. Orada bir ateş var ve oradan çıkar. Sizin geleceğinizi öğrenince çok sayıda böyle soru aldım. Mayıs ayında siz bir GİK Toplantısı yaptınız ve siz orada bir karar aldınız, Genel Başkan seçimli kongreye gidecektiniz. Ama, sonra bir şeyler oldu, Çağrı Erhan adaylığını açıkladı, arkasından, il başkanları ile bir toplantı oldu şimdi benim son öğrendiğim, Genel Başkan seçimsiz, 19’unda bir kongreniz var, neler oluyor efendim içerde, Mesut Yılmaz ile balayı erken mi bitti?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hayır, hiçbir şey olmuyor. Hadise şu; bizim partimizle ilgili, birleşme sürecinde, iki kongre bir arada yapıldı, Anap Kongresi ve Demokrat Parti kongresi bir arada yapıldı. O birleşme kongresinde alınan kararlardan bir kısmını Yargıtay Başsavcılığı, Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı buldu. Bunun iç tüzük ile düzeltilmesini istedi, o iç tüzük düzeltmesini yapmak için, toplantıya çağırdım Genel İdare Kurulu’nu.

Sonra bir kısım dedi ki; Başkanlık seçimi de yapalım, benim için beis yok. Ne var ki, İl Başkanlarını toplayınca, buna gerek olmadığını ifade ettiler. Çünkü, olağan Kongre Kasım’dan sonra toplanacak, iki senesi doluyor. Olağan kongreden dört, beş ay önce bir Genel Başkanlık seçimini, İl Başkanları gereksiz bulunca. Kongreyi sadece Genel İdare Kurulu ve Haysiyet Divanı seçimleriyle sınırladı. Böylece de Başsavcılığın istediği bütün tüzük değişikliğini hazırlıyoruz, onlarla aşacağız bunu. Genel İdare Kurulu yenilenecek, onlarla yolumuza devam edeceğiz.

NURİYE ATABEY: Sayın Cindoruk, burada kamuoyuna çok da yansımayan, ANAP, Doğru Yol çekişmesi gibi bir şey mi yaşandı, işin arka planında?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hayır, bu birleşmeler zordur, benim siyasi hayatımda buna benzer, daha küçük siyasi partiler arasında birleşmeler oldu. Onlarda da zorluklar yaşandı, çünkü, iki insanın evlenmesinden sonra dahi, bir takım geçimsizlikler, bir takım sıkıntılar doğabilir. Burada da aynı şey, siyasi partiler tüzel kişilerdir, aralarındaki senelere varan ihtilafları bir anda çözmek ve onları tekrar aynı parti çatısı altında toplamak zor ve zamana bağlı bir iştir. O süreç işliyor, büyük bir sıkıntı yok, hele Genel Merkez kadrolarında hiçbir sıkıntı yok. Bazı il ve ilçe teşkilatlarında olan sıkıntıları da bu kongreden sonra aşarız.

SEDAT YAZICIOĞLU: Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki kongreden sonra Cumhuriyet Halk Partisine gerçekten bir heyecan geldi, ben geçtiğimiz Salı günü de grup toplantısına gittim. İnanılmaz bir heyecan ve kalabalık vardı. Şimdi Demokrat Parti’ye de bir Gandi lazım diyorlar. Demokrat Parti’ye bir Gandi lazım mı? Yani Demokrat Parti’de heyecan yok, vitrin yok, insanlar niye Demokrat Parti’ye oy versinler?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımı kutluyorum. Ama sevinçleri çok fazla abartılı, hani Nuh’un gemisini bulmuşlar da içine binmişler gibi bir sevinç içerisindeler. Kemal Kılıçdaroğlu kardeşimizi de tanıyorum yakından. Siyasette birden bire, çok önemli bir siyasi lider çıkarmak mümkün değildir. O hareketi üstlenmiş kişiye de bir haksızlıktır, onun altında eziliyor zaten Kemal Kılıçdaroğlu, meydan meydan dolanıyor, bir şeyler söylüyor, traktör buluyor, traktöre biniyor. Bir hasta buluyor, ambulansa biniyor vesaire, kendini kabul ettirmek, kendisini Bülent Ecevit vari, bir Karaoğlan gibi göstermek için büyük bir yükü yüklenmiş gidiyor.

SEDAT YAZICIOĞLU: Ama halkla iç içe oluyor işte.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ama, bütün bunlar balayı bittiği zaman iner aşağıya. Partilerin genel oyları neyse, ona yakın oylar kalır ortada, tortu dediğimiz. Heyecan siyasette hedefe varmak için, her zaman en iyi araç değildir, sakin bir güce de ihtiyaç var. Türkiye çok bağıran liderler, karşı karşıya. O liderler bağırıyorlar, bağırıyorlar, hani diyeceksiniz ki bağırmayın, sağır değiliz, duyuyoruz millet olarak, ne için bu kadar çok bağırıp duruyorsunuz.?

SEDAT YAZICIOĞLU: Sakin güç deniliyor zaten?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben grup toplantılarını dinliyorum, hitabet sanatına da sığmayacak biçimde, bütün liderler bir birine bağırıp çağırıyorlar.

SEDAT YAZICIOĞLU: Yani siz, bize bir Gandi lazım değil diyorsunuz.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Biz ağırbaşlı, sakin, barışçıl, geçmişte ona benzer işleri çok yaptık geldik. Ama şimdi Türkiye’nin bir iç barışa, barışan bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Demokrat Parti’ye gelmek isteyenler, tecrübe ile bizim tecrübemizle, dinamizmi de birlikte görecekler.

Bu kongreden sonra, sizin dediğiniz cazip heyetler de ortaya çıkacaktır, hiç kuşkunuz olmasın.

FİKRİ AKYÜZ: Az önce, iyi niyetli olarak tasvip etti, kurt politikacı diye bahsetti sizden, ben hemen tepki göstereceğinizi umdum, çünkü son günlerde özellikle, kurt politikacı dediğimiz zaman benim aklıma Önder Sav geliyor. Önder Sav içinde, bariz temayüz eden vasfı Kurt Politikacıdır. Ben buna itiraz edeceğinizi düşündüm, çünkü kurt politikacı Önder Sav’ın kişiliğinde, hemen yanındakini satan, bu satışı da övünerek anlatan bir adam imajı doğuyor. Asıl soruya gelecek olursak, gündem de olan konulardan bir tanesi de, referandum. Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can bir görüş beyan etti, orijinal bir görüş, katılırsınız, katılmazsınız. Dedi ki; “Anayasa Mahkemesi iptal ederse bu değişikliği, Meclisin buna direnme hakkı vardır. Başbakanlıkta Resmi Gazetede yayınlamamak suretiyle direnebilir, direnmelidir” bu konudaki kanaatiniz nedir?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Burada kanaatim siyasi değildir, hukukçu vasfıma dayanarak ifade ediyorum. Anayasa metinleri normları, geçerlidir, tatil edilemez, talik edilemez. Anayasa Mahkemesi’nin kararları da yorum kararlarıdır. 1961 yılındaki Anayasa ve 1982 yılındaki Anayasa yorum hakkını Anayasa Mahkemesine vermiştir.

FİKRİ AKYÜZ: Ama, açık aleni olarak, teorik olarak sorayım, Anayasa Mahkemesi, açık, net, sarih bir şekilde, Anayasa’yı ihlal etti, diyelim. Meclis buna direnmeli midir, direnmemeli midir? Uygulamalı mıdır, uygulamamalı mıdır?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Az önce söylediğim hukuksal laf o, Anayasa Mahkemesinin yorum hakkı olduğu için, onu gayri meşru sayamazsınız. Yorum hakkı olan bir makam ve Anayasa’da yer almış bir makam yorum yapmıştır, o yorum geçerlidir.

FİKRİ AKYÜZ: Çıktı dedi ki, şöyle bir karar verdi, biliyorsunuz aslında yeni bir karar ihraz etme hakkına sahip değil, ama çıktı dedi ki, örneğin, kadınların oy hakkı yoktur. Açık ihlal, buna direnilmeli midir, direnilmemeli midir? Teorik soruyorum.

Siz hayır direnemez dediniz. O zaman soruyu şöyle inşa ediyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri, yetkisi olmadan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesini yerle yeksan ederse, Büyük Millet Meclis’ini lagvederse, Büyük Millet Meclisi’nin de çoğunluğuna sahip bir iktidar partisi lideri olarak siz, direnir misiniz, direnmez misiniz?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bütün sorular o kadar yanlış ki, o kadar hukuk dışı ki, o kadar hukukun genel kurallarına aykırı ki, buna cevap vermek mümkün değil. Siz hukukun genel kurallarını, teorilerini, normlarını bilmeden bunları soruyorsunuz, muhal, hukukta münakaşa edilmez, olmayacak bir şey. O zaman Sulh Ceza Mahkemesi idam kararı verse ne yaparız? Gibi bir soru bu, çünkü Sulh Ceza Mahkemesi’nin idam kararı vermeyeceği, muayyen nedenlerle bellidir, onu vermez. Anayasa Mahkemesi akıl dışı bir karar vermez, bunların hepsini normlara bağlamaya kalkarsanız, sonsuz sonuçlar ortaya çıkar. Şartlı soru soruyorsunuz, şart tahakkuk ettiği zaman cevap veririz, ama şimdi öyle bir durum yok.

Anayasa Mahkemesi’ne, bugün yetkili olan mahkemeye, yasama organının 111 milletvekili bir başvuruda bulunmuş, bunların hepsi hukuksal ve diyor ki “Şekil bozukluğu var” bu şekil bozukluğuna bir karar verecek mahkeme. Bu kararı verdikten sonra, bu Mahkemenin kararını, Resmi Gazete’de ilan etmemek mümkün mü? Çünkü, ilan yürürlük için değildir, ilan, bilgi vermek içindir. Anayasa Mahkemesi o kararını, Yüksek Seçim Kurulu’na bildirir, mesele biter. Ondan sonra formalite başlar, formaliteyi iade, irtifadan men etmek mümkün mü? Olur mu öyle bir şey? Hukuk muali düşünmez, hukuk mümkünü düşünür.

FİKRİ AKYÜZ: Özür dilerim Sayın Cindoruk, benim kastım şu; Demokrat Partilileri kast etmiyorum, onlar farklı düşünürler, bazı Demokrat kesimler, diyor ki “Meclisin almış olduğu iradeye karşı, işte 411 meselesinde Anayasa Mahkemesi nasıl müdahale eder diye, yanlış. Ben söylüyorum 411 değil, 450 oy ile de çıksa Anayasa Mahkemesi’nin denetleme hakkı vardır. Bu Meclis iradesini yok etmek değildir. Benim sorduğum şu; yetki gaspı olursa, bunun müeyyidesi nedir? Yaptırımı nedir?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Yetki gaspı ayrı bir hukuki kurumdur, burada bunlardan hiç biri bahis konusu değil, çünkü Anayasa Mahkemesi bu denetimi yapmakta yetkili, hiçbir hakkı gasp etmiyor.

FİKRİ AKYÜZ: Doğru, ben yanlış söyledim, ben de hukukçuyum, yetki gaspı değil, yetki aşımı. Tabii yetki aşımı, yetki gaspı değil.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Yetki aşımı olursa ne yaparız diyebilirsiniz. Ne yaparız yetki sini aşarsa? Bir boşanma davasında, boşanmaya karar verir gibi karar verirse, bu yetki aşımıdır. Ama, burada öyle bir hadise yok, şu ana kadar kurallar işlemiş. Her şey Anayasa’ya uygun, hukuka uygun, Anayasa Mahkemesinin kararının geçerliliği konusunda hiçbir şüphe yok, Anayasa diyor ki, kararları kesindir ve katidir. Kabil-i itirazı olmayan bir karar, bu karara karşı ne yaparsınız? Baktınız, siyasi idare olarak kararda sıkıntı gördünüz veyahut yanlışlık gördünüz. O kararı dikkate alarak yeni bir Anayasa değişikliği yaparsınız. Zaten, güçler arası iş birliği dediğimiz, iş birliğini ve iş bölümünü dikkate alarak o Anayasa Mahkemesi’nin ve hukuksal olarak Yasama organını değil, Yasama organının verdiği kararları denetleme hakkı olan organı dikkate alırsınız. O arızaları gideren yeni bir Anayasa değişikliği yaparsınız ve devletin yürüyüşünü tanzim edersiniz. Kimse kimseyle kavga etmeden, kimse kimsenin işine karışmadan, herkes, kendi yetkisini kullanarak yeni ürünler üretir. Yapılacak iş budur.

Yoksa sayın raportörün söylediği gibi, işi olmazların üstüne yüklerseniz, hem siyasette, hem hukukta her türlü olmaz akla gelebilir, ama onlar gerçekleşmemiştir. Muhayyel olan hadiseleri dikkate alarak, münakaşa ve müzakereye başlarsak, siyasette mesafe alamayız.

FİKRİ AKYÜZ: Teşbihte hata olmaz, darbeler böyle oldu da; Cumhuriyeti koruma ve kollama adı altında, Türkiye’nin rejimi adı altında darbeler yapıldı. Neye karşı çıkıyorsunuz, adam darbe yapmış, koruma ve kollama hükmü altında, karşı çıkmayalım mı?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Burada koruma ve kollama diye bir hüküm yok, burada Anayasa’ya uygunluk denetimi var. Anayasa Mahkemesi Cumhuriyeti koruduğu gibi bir iddia olmaz, böyle bir şey yanlıştır. Cumhuriyetin temellerini teşkil eden, değiştirilemez maddeleri denetleme hakkı var., onu yapıyor. Yani, burada hem haklar açısından, hem yetkiler açısından bir ihtilaf yok. Metin çıktığı zaman orada hepimizin tenkitleri olabilir, benim zaman zaman olmuştur.

Mesela, ben 367 ile ilgili kararına karşıyım, benim gibi dört tane daha Meclis Başkanı karşı idi, tartıştık. Ama, mahkeme böyle bir karar verdi, meri bir karardır o, tatbik edilmektedir. Ama, ben Meclis Başkanı olarak buna karşıyım ve inanmıyorum.

Başka bir şey söyleyeyim, yürürlüğü durdurma ile ilgili, Anayasa Mahkemesi’nin ortaya koyduğu karara da karşıyım. Ama, mademki o mahkeme vermiştir, lazımı ifadır, aksi takdirde hukukta keşmekeş dediğimiz şey çıkar, bunları önlememiz lazım.

Ben Yasama Organı Başkanı olsaydım, şimdi az önceki soruya geleyim, bana 12 Mart Muhtırası gelseydi, ben onu Meclis’te okumazdım. Ama o zamanki Meclis Başkanımız onu Meclis’te okudu, o yanlıştır. Meclis’le hukuksuzluğu karşı karşıya getirmiştir ve bence 12 Mart, 27 Mayıs’tan da, 12 Eylül’den de beterdir. Çünkü, buyurucu iradesini Meclise kabul ettirmiştir.

FİKRİ AKYÜZ: Okutmazdım dediniz, Başbakan olsaydınız istifa eder miydiniz? O zaman Demirel Başbakan idi.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben Başbakanın işine karışmıyorum. Ama ben Meclis Başkanlığı yapmış biri olarak, Meclis’i o muhtıraya muhatap etmezdim.

DENİZ GÜÇER: Biraz önce ilginç bir detaya dikkat çektiniz, Anayasa Mahkemesi Yüksek Seçim Kurulu’na gönderir ve süreç işlemeye başlar. Bu durumda, aslında Resmi Gazetede yayınlanmasa da işleyen bir süreç olacak mıdır?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Tabi olur, hatta daha aşırı düşünürseniz, Anayasa Mahkemesi kararları kesin olduğu için, Başbakanlığa bu kararı yayınla diye tebligatta yapabilir. Onun sonuçları, görevi ihlal yada emre itaatsizlik gibi ceza kanunundaki hükümleri içerir. O nedenle ne hükümet böyle bir sıkıntıya girer ne Anayasa Mahkemesi böyle bir olumsuzlukla karşılaşmaz, sanmıyorum, bunlar fantezidir.

NURİYE ATABEY: Bu son İsrail meselesinde, Türkiye’nin eksen kayması olduğu, Hükümet farklı bir şey söylüyor, Amerikan’dan farklı bir açıklama geliyor, İsrail’den değişik geliyor, siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye gerçekten sırtını döndün mü Batı’ya?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Siyasette bazen birisi bir sözcük icat ediyor, onun arkasına düşüyoruz. Siyasette eksen kayması diye bir şey yok, bu Hükümetin tatbik ettiği bir Hükümet programıdır, bu da çok yeni değil, Milli Görüş Hükümetleri veyahut o Milli Görüş Hükümetlerine katılan partiler, Huzur Partisi’nden başlayın, Milli Selamet Partisi’ne, Refah’a kadar hepsi programlarında, bugünkü hükümetin takip ettiği politikayı takip edeceğini söylemiştir.

Ama, tek başlarına iktidar olamadıkları için, bu kadar keskin takip edemediler. Ama biliyorsunuz, Sayın Erbakan Sayın Abdullah Gül’e Libya’ya gitti. Kaddafi’nin Çadırında karşılıklı, bugünkü Orta Doğu Projesine benzer bir İslami projeyi beraber paylaştıklarını söylediler. Ama öbür ortak buna katılmadı ve durdu orada. Buna benzer politikalar, sayın Erbakan dan sonrada takip edildi, ifade edildi, hatta, başka partiler kurdular, partileri kapatıldı.

Türkiye, doküman okumuyor, o dokümanları siyasetçi arkadaşlarımız, baştan beri okusalar, 1973’den bu yana kurulan, bu çeşit partilerde, radikal sağcı partilerde, hepsinin programının içinde, Orta Doğu, Arap Dünyası ve İslami figürler var. Şimdi, burada eksen kayması neresinde var? Hükümet tek başına iktidar olduğu için bunu tatbik ediyor.

Buna karşı çıkalım mı? İsteyen çıksın, ama bu eksen kayması değil. Türk Devleti’nin ekseni kaymaz. Zaten bir devletin ekseni kayıyorsa, o güçlü bir devlet değildir. Bir hükümetin ekseni kayıyorsa, o hükümet değişir.

SEDAT YAZICIOĞLU: İktidar bir tarafa yüzünü döndüyse Türkiye’nin yüzü dönmüş demektir zaten.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Tam dönemez, neden? Çünkü, çoğulcu demokrasi burada. Bir takım kurumlar, karşı çıkıyor. Bir takım gazeteciler, karşı çıkıyor. Hatta bir takım devlet organları, karşı çıkıyor.

SEDAT YAZICIOĞLU: Netice itibarıyla hemen yanı başınızda İsrail ile ABD ile burun buruna geliyorsun. Bütün ilişkilerin kopuyor.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Şimdi, benim burada başka bir görüşüm var. Bu İsrail, saldırgan bir ülke Türkiye için ama sadece Mavi Marmara Gemisi ile ilgili değil. Bence Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yaptığı en küçültücü hareket bizim Büyükelçimizi alçak bir sandalyeye oturtmasıdır, bu fevkalade ayıp bir şeydir. Arkasından da bu hadise gelmiştir ve Başbakan’ı Netanyahu da onun sağcı iktidarı da Türkiye’ye tavır almıştır. Alınan tedbirleri geç ve yetersiz buluyorum. 1956’da Fatin Rüştü Zorlu, Büyükelçilik postunu maslahatgüzarlığa çevirdi. Uzun yıllar bu böyle gitti. İlk Müslüman devlet olmamıza rağmen. Sonra, zaman işledi, İhsan Sabri Çağlayangil zamanında da Mısır harbinden sonra biz ikinci katip düzeyine indirdik. O şu demektir, sen bana karşı öyle bir tutum içindesin ki, benim büyükelçime layık değilsin, sana bir maslahatgüzar gönderiyorum, yahut bir ikinci katip gönderiyorum, bununla siyasi ilişkilerimizi sürdüreceğiz. Bence, zaman o zamandır. Biz, Büyükelçilik düzeyini maslahatgüzarlığa çevirdik, senin Büyükelçini de çekip, maslahatgüzar tayin edebilirsin. Bunun siyasi tarihimizde 4 tane örneği var. Biliyorsunuz 6 gün savaşları var, vesaire var, Filistin’in işgali var. Onlara karşı hem bizim DP Hükümeti, hem de AP Hükümetleri bu tatbikatı yaptı, kimse de bir şey diyemedi, sonra ilişkiler düzeldi ve o ilişkiler düzeldikçe karşılıklı müzakerelerle, o monşerlerin müzakereleri ile tekrar bu işler normal rayına oturdu. İsrail şu anda bana göre Türkiye’nin büyükelçisini hak etmiyor.

DENİZ GÜÇER: Efendim, bu zamana kadar çekilmemesini nasıl yorumluyorsunuz?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben onu kafi bulmuyorum.

FİKRİ AKYÜZ: Ne Yapılmalı.

NURİYE ATABEY : Bu süreci aslında merak ediyorum. Sonuç olarak çekildi ama o alçak koltuk krizinden sonra değil, öyle değil mi ?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Büyükelçi başka bir yere tayin edildi. Yeni Büyükelçi gidecekti onu durdurdular.

DENİZ GÜÇER: Oğuz Çelikkol yine oradaydı kriz olduğunda.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben, şunu söyleyeyim; İsrail’in bu gerçekten siyasi kabalık taşıyan, siyasi nezaket dışı olan ve insanları öldüren tavrı karşısında Türkiye, Hümanizmanın da etkisiyle insanlığa karşı suç işlendiğini ifade ederek ciddi bir tedbir almalı. Yoksa, beyanat vermek kafi değil. Başbakanlar konuşur, iç politikaya göre konuşur, Bakanlar konuşur, vesaire. Ama, Türkiye tavrını devlet olarak ortaya koymalıdır. Ben, İsrail’in zaman içerisinde belli bir çizgiye gelmesini temenni ediyorum. İsrail’e düşmanlık yapalım, savaşalım demiyorum. Ama diplomatik kurallar içerisinde İsrail’e gerçek olan, hakikat teşkil eden bir ders verelim ve bir tedbir alalım. Ben, hükümete bunu tavsiye ediyorum.

DENİZ GÜÇER: Efendim, aslında ben şunu soracaktım, dediniz ki, “eksen kaymaz, sonuçta milli görüş” iktidar partisi aslında liberallerin ve toplumun, merkez sağın, milli görüş gözlüklerini çıkararak iktidara gelmişti zaten. Bundan sonrasında siz, aslında geri döndüklerini mi düşünüyorsunuz?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Şimdi, milli görüşçülerin, milli görüş gözlüğünü çıkardıklarını kabul etmekte benim zorluğum var, hadiseleri yaşadığım için, 1973’ten beri yaşadıklarım var. Bu hükümetlerle zaman zaman Sayın Erbakan ile de olsa koalisyonlar da kurduk. Karşı karşıya da geldik, mücadele ettik, dostluklarımız da var, ben objektif konuşuyorum. Siyasetçi olarak değil, bu hadiseleri yaşamış bir tanık gibi söylüyorum. Milli görüş gömleğini çıkarmak mümkün değildir 1973’te milli görüşün yüzde 12 oy aldığı hadise, Türk siyasi hayatında bir devrimdir. Kimilerine göre bir darbedir. İlk defe bir radikal İslam onu temsil eden bir parti, siyaset blokunun içinde yer almış ve 48 mebus çıkarmıştır. O süreç içerisinde hükümet olmuştur. Tek başına olamamıştır, ama hükümete girmiştir. Bu büyük ve Cumhuriyet döneminin önemli, demokratik bir gelişimidir. Bu gelişimi yadsıyamazsınız. İstedikleri kadar bugünkü iktidar, gömleği çıkardık desin. Ama, o projenin 1973’teki milli görüş projesinin kendi programlarında varlığını ben görüyorum.

FİKRİ AKYÜZ: Yani, dini esaslara dayalı bir devlet kurma fikrini mi devam ettiriyorlar? Milli Görüş gömleğinden anladığınız nedir?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Milli görüş gömleği, paralel olduğumuz bir İslami devlet yoktu. En fazla yaklaştığımız devlet, zaman zaman Mısır olmuştur. İyi ilişkiler kurulmuştur. Onun dışında Suriye ile husumet içinde olduk her zaman. Lübnan, zaten ezilmiş bir ülkeydi. Suudi Arabistan gibi ülkeler de, bizim ve milli görüşün dışında daha ziyade mutlakiyete dayanan, hatta ve hatta hanedanlara dayanan partiler ve iktidarlar kurmuşlardı. Türkiye’nin ilk defa karşısında kendisine benzer özellikle Malezya gibi, bir bakıma İran gibi, son zamanlardaki Suriye gibi, hatta şimdi Mısır gibi, Ürdün gibi, Lübnan gibi devletlerle paralel, ekonomik, siyasi görüş birliği içinde olduğunu görüyorum. Bunu değiştirmek bizim görevimiz, buna karşı olanlar, eksen kayması gibi başka suçlamalar yapacakları yerde, yahutta suçlayacakları yerde, bunun gerçekliğini kabul edip siyasi mücadele yapmaktadır. Hayır, yaptığınız yanlıştır biz AB’yi istiyoruz. Biz İran’a bu konuda yaptığınız kolaylıkları kabul etmiyoruz, arabulucu olduğunuz işlerde arada kaldınız, vesaire gibi.

FİKRİ AKYÜZ: Birleşmiş Milletler Konseyi’nde oyunuz evet mi olurdu? İran örneğini verdiğiniz için soruyorum.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Benim oradaki tavsiyem İran’ın yaptığıdır.

FİKRİ AKYÜZ: Somut olarak 15 devlet var, oy kullanacaksınız. Brezilya ve Türkiye hayır dedi, Lübnan çekimserdi, dolayısıyla çekimser olmalıyız.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Çekimser olmalıyız. Neden derseniz başka bir şey söyleyeceğim, orada ileride çok büyük ilişkiler kurmamız gereken iki devlet var. Birisi Hindistan, birisi maalesef kim ne derse desin Çin. Ona benzer devletlerle ileride projeler imar edeceğimiz için daimi üyelerle çok kötü ilişkilere girmemiz yanlış. Hele ben, Çin’i çok önemserim ekonomik, siyasi görüş ayrılıklarımız sürüyor, hatta bu iktidarın da sürüyor, hatta bizden daha katı belki ama bir vaka olarak Çin, yeni dünyanın mihraklarından biri olacak. Angajmanlarımızı yaparken, karşı kalışlarımızı yaparken, o vakayı dikkate almamızda fayda var. İran ile olan bu nükleer silahlarla ilgili anlaşmalarda da tedirginim. Devlet bilgilerine sahip olmadığım için katı ve kesin bir şey söylemiyorum, ama devlet menfaatleri ile ilgili bir verisi, bir gerekçesi yoksa, biraz ben bunu tiyatral gördüm, yani içe dönük bir şov gibi gördüm. Üstelik de çok husumet çektik.

NURİYE ATABEY: Bunu iç politikaya yönelik bir şov olarak mı değerlendiriyorsunuz? Veya Türkiye’nin öncelikli sorunu ne sizce?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Şimdi, tabii hiçbir hükümeti devlet bilgilerine sahip olmadan töhmet altında bırakmak doğru değildir, ama görürüz malzeme görünür projeksiyon şu, hükümet, dış politikayı içeride kullanmayı seviyor. Bunu da bizzat Başbakanın dili ile yapıyor. Bazen de Dışişleri Bakanı dili ile yapıyor, ama dış politikadan nema elde etmek iç politikada çok zordur. Çok uçucudur, gelip geçicidir. Türkiye’nin bugün kendisine özgü meseleleri vardır. Bunlardan birincisi işsizliktir. İşsizlik oranları çok yüksek ve dünyanın en güçlü partisi de işsizler partisidir. Her türlü siyasi parti ile uğraşabilirsiniz, rekabet edebilir, hatta tedbirlerle onları alt edebilirsiniz. Ama, işsizlik problemini çözmek kadar zor bir iş yok. Hele, kalkınmakta olan, gelişmekte olan ülkelerde bu daha zor. O nedenle benim gördüğüm işsizlikten sonraki hadise de, milli hasılanın bölünmesinde refah payının dağıtılmasında adil olmadığı yolundaki görüşlerdir.

NURİYE ATABEY: İşsizlik bölgeden bölgeye değişiyor mu?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Değişir, hatta mahalleden mahalleye değişir. Pazarın olduğu her yerde değişebilir. İller ve ilçeler arasında dahi, hem işsizlik, hem de adil gelir dağılımları arasında farklılıklar var.

SEDAT YAZICIOĞLU: Sizin işsizle ilgili somut bir reçeteniz var mı? Şunları yaparsak, şöyle formüllerimiz var diye hiçbir formül sunmadınız.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: O formül, topyekün kalkınmadır. Yani, bir de devleti tam adil idare etmektir. Yani, adil rekabeti sadece ticarette değil, siyasette de sağlayacaksınız. Devletin bütün organlarının ahenk içinde çalıştığı bir ülke ortaya koyarsanız, bu soruların hepsinin cevapları var. Yeni bir şey keşfetmeye ihtiyaç yok. Ben, bir sosyal demokrat değilim. Sosyal demokratın türettiği projeyi size sunmam, ama benim söylediğim açık ve topyekün bir kalkınma, topyekün devletin iyi yönetilmesidir. Seçim hukukundan başlayan, adaletin dağıtımına kadar olan süreçlerde bir devlete yakışır bütünlüğü, ahengi sağlamanız gerekiyor. Bu ahengi sağlarsanız, mesele kendiliğinden çözüm yoluna girer.

SEDAT YAZICIOĞLU: Sayın Genel Başkan Süheyl Batum hocayı Demokrat Parti’ye gelmesini çok istedi CHP Parti Meclisi Üyesi oldu.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Tebrik ediyorum, başarılar diliyorum. İçinden öyle gelmiş, oraya gitmiş.

Sunucu: “Cindoruk’un da CHP olması lazım” şeklinde de bir açıklaması var. Çünkü, merkez sağda politikaya artık gerek kalmadı. Merkez sağ mı bitti?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Zaten, bizim söylediğimiz merkez partisi demokratik rejimin içinde varolan, liberal demokrasinin sembolü olan bir siyasi parti oluşturmaya çalışıyoruz. Demokrat Parti’nin ilk kurucu Genel Başkanlarından biri Adnan Menderes. Ben Menderes’in ağzından bir gün sağ lafını duymadım. Onun Gençlik Kolları Başkanlığını yaptım, duymadım. Merkez Partisi, Demokrat Parti, Liberalizm gibi tanımlar kullanılırdı. Dünya çapındaki tanımları kullanırdı. Aynı şekilde sonraları Süleyman Demirel’in de kurduğu partide bu tartışmalar olmazdı. Parti, yaptıkları ile kendi vasıflarını tayin eder. Demokrat Parti’den sonra Adalet Partisi de, liberal bir kalkınma modelini ortaya koymuştur. Girişimlere dayanan, kalkınmacı, hamleci, hatta zaman zaman nurlu ittifaklar diyen siyasi terimler kullanmışlardır. Ama, sağ terimini kullanmamıştır. Sağ partiler, sonra çıkmıştır, MHP çıkmıştır, Refah Partisi çıkmıştır.

SEDAT YAZICIOĞLU: Merkez sanki bitti gibi.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hayır, merkez hiçbir zaman bitmez. Merkez, siyasetin, demokrasinin temelidir. Kendilerini merkez diye tanımlayan siyasi partiler daima uzun süreli yaşarlar. Bugün her yerde, merkez partileri, güçlerini korumuşlardır, korurlar.

DENİZ GÜÇER: Efendim, Batum’un bu açıklamasından sonra hemen şöyle dedikodular yayıldı, “Demokrat Parti, CHP ile bir seçim işbirliği yapacak” diye. Nasıl bir şey olur, mümkün müdür, iki farklı gelenek, senelerdir karşı karşıya savaşmış.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben CHP ile 1952-1953’ten beri hep karşı partiyiz. Hiç içimiz ısınmadı birbirimizle, genlerimiz de, metabolizmamız da tutmuyor. Benim CHP’ye gitmem cinnet olur. Geçici bir cinnete kapılırsam. Eğer gidecek olsam CHP duruyordu orada bu kadar kahrı çekmezdik. Bu kadar etrafı dolaşmak zorunda kalmazdık. Siyasi partinin zorlukları içerisinde boğuşmazdık. Bize DP lazım, biz DP’yi canlandırıyoruz. CHP’ye de Süheyl Batum lazımmış, hayırlı olsun, gitti. Demek ki, içinde o varmış.

FİKRİ AKYÜZ: Sanıyorum babası da Demokrat Parti İl Başkanı.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Benim İl Başkanı olduğum dönemde senatör seçildi. 1979’da Sadık Batum, ciddi bir Adalet Partilidir ve görüşleri de o istikamettedir. Ama, bugün baba oğul arasında o kadar ihtilaflar çıkabiliyor ki, bunu masum ihtilaflardan biri sayıyorum ve başarı diliyorum. İçimize ısınsaydı, gelseydi memnun olurdum. Ama içimize ısınmayıp, bir başka partiye gittiği için kendisine kırgın değilim.

FİKRİ AKYÜZ:1955-1957 döneminde Hürriyet Partisi aklıma geldi. Mesela, sizinle ilgili bazı kalemler yanlış bir telakki ile sizi eleştirirler, derler ki, “Hürriyet Partisi’nde de görev aldı.” Oysa benim açımdan, o dönemi takip edenler açısından Hürriyet Partisi ispat hakkı gibi özellikle demokrasinin, özgürlüğün önemli bir vasfını savunan bir partiydi. Dolayısıyla sizin Hürriyet Partisi’ne Demokrat Parti’ye karşı savunuyor olmanız veya oraya giriyor olmanız aslında eleştirilecek bir tutum değil. Değil ama, “1950’li yıllarda özgürlüklerden yana tavır alan, genç bir hukukçu Hüsamettin Cindoruk, Demokrat Parti, güçlü bir partiye karşı mücadele eden Hüsamettin Cindoruk, 12 Eylül’e maruz kalan, 12 Mart’a maruz kalan Hüsamettin Cindoruk, neden 27 Nisan’a tepki vermedi, hatta destekledi. Parti kapatma noktasında da CHP ile aynı minimalde bir görüş ileri sürmektedir” diye yaygın bir kanaat var.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hürriyet Partisi, aslında Demokrat Parti’nin bir hezbiydi. Bir hizip hareketiydi. O hizip hareketi, ikiye bölündü. Bir kısmı CHP’ye gitti, bir kısmı benim gibi pek çok arkadaşımızla, Adnan Menderes’in çağrısıyla Demokrat Parti’ye döndük. Sonra da Yassıada’da onları savunma şerefine nail oldum. O nedenle, o hareket, bugünkü liberal demokrasinin gereklerinden biri. Demokrat Parti’yi daha liberal bir çizgiye çekmek, bir Anayasa hukuku çerçevesinde yenilemek gibi bir takım ihtiyaçları ve belki de talepleri ortaya koydu. Ne var ki, sonra CHP’ye gidenler, o hareketin ana undelerini CHP’nin ilk hedefler beyannamesinin içerisine koydular ve 1961 Anayasası’nın temeli oluşturuldu. CHP’nin ilk hedefler beyannamesi Hürriyet Partisi’nin programıdır.

Sonra biz, demokrasi ile ilgili savlarımızı sürdürdük. Sürdürürken de hapishanelere girdik, tutuklandık, vesaire, vesaire onlar bizim kefaretimizdir, kendimiz ödedik. Sonra 27 Nisan’da ilk defa bunun bir bilgisayar düzeyinde ihtilal teşebbüsü olduğunu söyleyen benim. Televizyonlarda çıktım, söyledim. Ben, o zaman sadece bir emekli hukukçuyum. Başka bir fonksiyonum yok. Bunun bugüne kadar olmayan elektronik düzeyde, bugüne kadar rastlamadığımız bir darbe teşebbüsü olduğunu ifade ettim. Açık oturuma katıldım, bunları söyledim, bunları söylemekten başka yapacağımız bir şey yoktu. Şimdi siyasi parti olarak, açık ve kesin söylüyorum, o darbeler dahil, o darbe dahil, hepsine karşıyız. 28 Şubat dahil, hepsine karşıyız.

FİKRİ AKYÜZ: Sayın Demirel “darbe değil” diyor mesela.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben, Demirel değilim, benim başka bir adım var. Ben, hukukçuyum. Demirel, bir mühendis. O işi belki de T cetveli ile düşünüyor veya söylüyor. Bana sorarsanız, Demirel de liberal bir adamdır. Darbelere maruz kalmıştır, karşı çıkmıştır ama orada bir görüşü olabilir, o görüş farklılığı da kendisinin bir hukukçu olmadığından kaynaklanabilir.

NURİYE ATABEY: Ergenekon sürecinde çok hukukçu olarak dik durdunuz. Biraz bu muhafazakar çevrelerin sanıyorum rahatsızlığı var sizin bu duruşunuza. Çünkü, ergenekonu olmazsa olmaz, illa olmalı, çünkü, oradaki herkes, bir şekilde darbeci. Dolayısıyla siz bu ergenekon sürecini çok farklı değerlendirmişsiniz.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ergenekon sürecinde en etkili sözleri Mahkeme Başkanı söylüyor. Mahkeme Başkanı, bilhassa Haberal dosyasında muhalefet şerhleri var, tutukluluk halinin devamına karşı. Ben, ne söylemişsem, aynen onları söylüyor. Ve bu dava, 25 sene de bitmez, bu insanları tutuklu tutmak yanlıştır. Kendisinin konuşmalarını dinleyenler olmuş, vesaireler olmuş, davayı nakseden, davayı tarif eden, eğer ağır ceza reisi ise ona karşı söylenecek sözlerin çok ciddi çok iyi gerekçelere dayanması gerekir.

Benim hukukçu düşüncemle ve hukukçu analizimle, bütün dosyaları okuduktan sonra söylüyorum, orada dava yok. Orada iddia var. Ve o iddia ve ithamın karşısında savunmanın gayretleri de uzun günler sonuç vermez. Çünkü o kadar büyük bir dosya kalabalığı var ki; belge, bilgi kalabalığı, bir avukat olarak onları okumak, incelemek, savunma yapmanın zorluğunu tahmin ediyorum.

Cezaevinden mahkeme olmaz. Cezaevinden mahkeme, Rusya’da yapılmıştır. O karar, kararsa, mahkemeyse, Yassıada’da ise benim önümde olmuştur. Oradaki mahkemenin bir mazereti vardı; ihtilal mahkemesiydi, ağır ceza mahkemesi değildi, adliye mahkemesi değildi. Ona rağmen, bir spor salonunda mahkeme.

SEDAT YAZICIOĞLU: Ne sakıncası var cezaevinde mahkeme olmasının?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Aynı muhiti yaşıyorsunuz, aynı hadiseyi yaşıyorsunuz; sanık avukatları, aileler, herkes. Bir de dosya inceleme zorlukları başlıyor. Biz, adliyede dosya okumaya alışkınız, biz adliyede hakim görmeye alışkınız. Hakimi adliyeden çıkarmayacaksınız. Hakimin ayağına sanık gelecek. Sanık nereye gelir; adliyeye.

Göreceksiniz, bu yüzden İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi ağır şekilde mahkum edecek. Dört tane kararı var o konuda.

Oradaki hakimleri tanımıyorum, hiçbirini tanımıyorum, hiçbiri hakkında peşin hükmüm yok. Savcıları da tanımıyorum, benim kuşağımdan değil onlar. Ama ben onlara bir şey tavsiye ediyorum; o mahkemenin Beşiktaş’a dönmesini sağlasınlar. Hapishanede mahkeme olmaz, cezaevinde mahkeme olmaz. O psikolojiyi 50 sene yaşadım. Mahkemelere girdim, çıktım. Ben, Yassıada’yı unutamıyorum. Oradaki büyük baskıyı yaşadığım için unutamıyorum.

SEDAT YAZICIOĞLU: Herhalde siyasi bir karar.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Tabii, siyasi bir karar. Adil bir sonuç çıkmaz o mahkemelerden. Daha doğrusu, hâkimler rahat etmez. Hâkimler de bağımsız olmak zorundadır. Hâkimler de barış içinde yaşamak ister. Yassıada mahkemesi sonunda, son davaları görmek için Ankara’ya geldi. Ankara’da Salim Başol’u Anayasa Mahkemesi üyesi yaptılar, kimin yaptığını hatırlamıyorum. Selman Yörük diye çok sevdiğimiz bir ağır ceza reisi, dosyaları toparlıyordu. Bir gün ona haksız iktisap dosyası için gidip, sitem ettim. Yanımda da Süleyman Ağaoğlu vardı, sınıf arkadaşı onun. Dönüp dedi ki, “Sanıklar orada, Yassıada’da tutukluydu. Biz de Heybeliada Panorama Oteli’nde tutukluyduk.” Onları da oraya koymuşlardı, hatırlıyorum. Bizi alan vapur, onları da alıp götürüyordu. Adam orada adil karar veremediğini, gerçekten hürmete layık, sevdiğim, saydığım bir ağır ceza reisidir, bunu itiraf etti. O duyguları hiç unutmam. Yaşadığım hadisedir.

FİKRİ AKYÜZ: Sayın Cindoruk, bu tespitlerinize bu davada ir takım hukuki, daha doğrusu usulü hatalar yapıldığını ben de düşünüyorum ama siz sadece buna vurgu yapıyorsunuz. Ama bu davada bu davanın gerekliliği konusunda herhangi bir yorumunuz olmadı. Kamuoyu yanlış algılamaz mı?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bir şey tavsiye edeyim size. Mehmet Haberal’ın o günkü müdafaasını Bütün Dünya Dergisi, ilave olarak bastı. O dergiyi alın, okuyun.

FİKRİ AKYÜZ: Ben söylüyorum zaten. Okumadan diyorum ki, bırakın uzamasını, Mehmet Haberal’ın tutuklanmasına bile karşıyım. Yargılansın tabii ki, yargılanmalı da ama bu davanın gerekliliği hususunda herhangi bir vurgu yapmadınız. Dolayısıyla böyle bir yanlış algı oluşmasından endişe etmez misiniz?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hukukçu olduğum için söylüyorum; hukuk çok da izafi bir şey değildir, nispi değildir, matematiğe yakın bir iştir, kesindir. Normları var, kanunları var, uygulayacağı hükümler var, usul disiplini var, bir de ceza hukuku var. Bir mahkemenin dosyasını okuduğunuz zaman, iki kritere, iki önemli hadiseye intibak ettirdiğini zaman, ortaya bir tablo çıkar.

Bu davanın avukatı ben olsaydım, o davada çok daha başka bir müdafaa taktiği götürürdüm. Hani yetki gaspı diyor ya raportör arkadaşımız, ya da yoklukla malul diye, ben iddia ediyorum ki o dava yoklukla malul. O davadan, bir dava çıkar mı? Çıkar. Eğer oradaki torbayı tamamen boşaltırsanız, orada hakiki şüpheliler kalırsa, oradan dava çıkar.

FİKRİ AKYÜZ: Yoklukla malul ne demektir?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Yok sayılır.

FİKRİ AKYÜZ: Yok sayıyorsunuz. Yani tutuklanmak kararı verildi ama adam içeri girmiyor, direniyor jandarmaya. O zaman Osman Can’ın söylediğinden ne farkı olur?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hayır, ben tutuklanmasına bile gerek olmadığını, şüpheli bile olmadığını söylüyorum. Mehmet Haberal’ın savunmasını okuduktan sonra bana deyin ki, “Mehmet Haberal’ın orada kalması için bir tek sebep var, bir tek sebep söyleyin” Hukukçu olarak söylüyorum, başka bir şey söylemiyorum.

Aynı şekilde benim orada arkadaşlarım yargılandı, çok sevdiğim rektörler vs. Dosyalarını getirdiler, okudular, okutturdular bana. Üzüldüm doğrusu. Yani 50 sene sonra Yassıada’nın hortlamasından korkuyorum. O hukuka bir şey kazandırmaz.

Orada tahliyeler sürerse, beraat kararları arka arkaya çıkarsa, Türkiye’nin en mühim davalarından biri, nafile hale gelirse, sizin bütün iddialarınız, siyaset iddialarınız dahil, boşa çıkarsa, Türkiye onu nasıl telafi eder? Hukuk bize lazım diyorsunuz, hukuk bize lazımsa, ahlaklı hukuk, adil hukuk lazım. İddiadan ibaret hukuk olmaz. Savunmayı da iddiayı da beraber okuyacaksın.

FİKRİ AKYÜZ: Bu eleştirileriniz hâkim ve savcılara yapıyorsunuz, onlar kara verdiğine göre. Ben öyle anladım. Siyasi iktidarla ilgisi yoktur herhalde?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben isterdim ki, onları savunan, hukuk bilen bir arkadaşımızla oturup, tartışalım. Yani eski tabirle bir nispi dava açalım. Oturalım, bu davanın delillerini bir tahlil edelim. Bir avukat oradan, bir avukat buradan. Bir de sanık bulalım, bunlar gelsinler, bir mahkeme kuralım. Bakalım, bir şey var mı orada.

Beyefendi, bütün delilleri dinlemeye dayalı, dinlemenin ise dünya çapında reddedildiği bir hayat hikâyesi içerisindeyiz. Buradan ne çıkar?

Ben darbe ile ilgili davalara girdim. Yassıada’da girdim, ihtilal, Anayasa’yı ihlal davası. Sonra Talat Aydemir’in davasında bir arkadaşım sanıktı. Maddi vakıa, cebir unsuru. Nerede bunlar? Maddi vakıaları ortaya koymuyorsanız, Allah’tan o zaman telefon dinleme yoktu, bu cep telefonu icat edilmemişti çünkü, herkes telefonla konuşmuyordu. Keşke o dosyaları bugün getirseniz de, o zamanki 146. Maddesi, bugün 320. Maddenin hukuki delillerine baksak. Askeri Yargıtay Genel Kurulunun kararı var. Yargıtay’ın Büyük Genel Kurulun kararları var. Tarif edilmiş, tespit görmüş, çünkü tatbikat görmüş davalar bunlar. O muhkem kaziye niteliğindeki o kararlar varken, siz burada 4 tane dinleme cihazına dayalı dava açarsanız, yarın onun hüsranı, sizin büyük davanızı yaralar, büyük iddianızı yaralar.

Ben, o iddiaya katılmak istiyorum. Darbe yapan kimse, darbeye kim teşebbüs etmişse, onların yargılanmasından yanayım. Ama hukuki kanıt, hukuki düşünce, hukuka uygunluk, adalet olması koşuluyla. Yoksa, durduk yerde kendi kendimizi niye zahmete sokalım, niye üzülelim? Niye birçok insanları üzelim? Niye o insanlar hapishanelerde ölsünler? Niye sanık yakınları 80 km. yol gitsinler, paraları var mı, sağlıkları müsait mi? Bir hapishanede siz anne, baba, kadın, çocuk, mahkumla görüşmesini hiç seyrettiniz mi? Ne ızdırap verici bir hadisedir. İnsanlık ölmez. Adalet insanlığı korur. Yapmayın. Gelin, oturalım. Bunları akil insanlar gibi tartışalım.

Bugün dedim ki, Haberal’ın tutukluluğu hasta haklarını ihlal ediyor. Ben biliyorum, 5-6 tane hasta, ondan ameliyat için gün bekliyor. Onlar, onu seçmişler. İnsanlık hukuki açısından hasta hakları, şimdi bütün dünyada çok önde. Bu hakları kullanacak adam, gelecek, 5-7 saat ameliyat yapacak, bir insana böbrek takacak. Benim yakınlarıma yaptı. Meclis Başkanı’nın ailesine yaptı. Onlar da aynı şeyi söylüyorlar. Haberal çıksa, ayda en az 10 tane ameliyat yapsa, 10 hastanın haklı olarak bekleyişlerini durdursa, böbrekler, karaciğerler taksa, sonra da yargılansa. Ama tavsiye ediyorum; Bütün Dünya’nın kitapçığını bir okuyun. Orada üzüleceksiniz. Kur-an’dan da alıntılar yapmış. Biliyorsunuz, çok dindar bir adamdır.

FİKRİ AKYÜZ: Okumadan diyorum ki, Mehmet Haberal’ın tutuklanması yanlıştır. Dava açılamaz lafı da yanlıştır ama tutuklanması da yanlıştır.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Dava açılır, hepimiz hakkında dava açılabilir.

SEDAT YAZICIOĞLU: Yine biraz siyasete girelim isterseniz. Seçim takvimi başlıyor herhalde artık. Son bir seneye doğru gidiliyor. Anket yapıyor musunuz hiç, sonuçlar geliyor mu elinize? Nedir Demokrat Parti’nin hedefi? Barajı geçebilecek misiniz?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Kesin. Biliyorsunuz benim orada, 1985-87 tecrübem var. Doğru Yol Partisi’nde de Genel Başkanlık yaptım. Ben, anketlere bakmam. Seçim oturduktan sonraki anketlere bakarım. Bugün seçim oturmamış, seçim yok. Bu anketlerin bir kısmı da bazı şirketlerce, bazı partilerce yapılıyor. Zaten partinin yüzde 5,5 oyu var. 2007’de yüzde 5,7 oy almış.

FİKRİ AKYÜZ: Süleyman Soylu’ya biraz yanlışlık yapılmadı mı diye düşünüyorum. Yüzde 2’den 5,5’e çıkarması da bir başarıydı aslında.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: 5,7 Mehmet’in zamanındaydı. Ondan sonra Süleyman Soylu kardeşim geldi. Yerel seçimlerde yüzde 4 almış ama her yerde belediye seçimlerine girememişti. Her yerde girseler, 6-7 falan alırlardı.

SEDAT YAZICIOĞLU: Siyasi tablo nedir bugün?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bugün siyasi tabloda şimdilik 3 parti görünüyor, 3 parti barajı aşar görünüyor. Biz ve BDP 6-6,5 civarında görünüyoruz. Ama hamleyi yapacağımıza inanıyorum. Demokrat Parti’nin projeksiyonu daima böyle olmuştur.

NURİYE ATABEY: GİK’te sürpriz isimler var mı?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Sürpriz isimler var.

NURİYE ATABEY: Tüyo rica etsek. Bu programa özgü bir şey söyleseniz.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hem ANAP tarafından sürpriz isimler var, hem üniversite camiasından sürpriz isimler var. daha takviye edeceğiz.

NURİYE ATABEY: Ayın 19’u değil mi?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Evet, 19’u.

DENİZ GÜÇER: Çağrı Erhan sizin prenslerinizdendi. Çok eski bir Demokrat Partilidir. O gelenekten gelen gençlerden bir isim. Şimdi biraz arada kopukluk var mı, yoksa yeni yönetimde devam edecek mi? Aytun Çıray istifa etti mesela. Çağrı Erhan çok sembolik olduğu için o ekibi temsilen.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Prens Charles, 40 senedir krallık bekliyor. O da prens, değil mi?

SEDAT YAZICIOĞLU: Aytun’u da küstürmüşsünüz, Aytun Çıray’ı?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: O da prens. Bizde 40 sene beklemeye gerek yok. Sıraları geldiği zaman hepsi siyasete başlayacaklar.

FİKRİ AKYÜZ: Referandumda oyunuz ‘hayır’ diye biliyorum, partinizin oyu. Bunun içerisinde geçici 15. Madde de var. 12 Eylül’e şiddetle muhalif olan birisisiniz. 1986’da ‘yasaklar kalksın’ dediniz, gayet doğal olarak. Bu, geçici 15. Maddeyi ayrı olarak mı değerlendiriyorsunuz, yoksa bu sizde hiç vebal duygusu yaratmayacak mı?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben başka bir şey söyledim. Cemil Çiçek, Sadullah Ergin bana geldiler, partiye. “15. Maddeyi kaldırmakla yetinmeyin, bütün geçici maddeleri kaldırın” dedim. Oradaki bütün geçici maddeler kaldırılırsa, bu Anayasa çıplak hale gelir. Nedir bu çıplak hali? Ameliyat edilebilir hale gelir. Bu Anayasa’nın sadece 15. Maddesini kaldırmak, hiçbir şeyi çözmez. O, bir şovdur. Deniz Baykal da o zaman dedi ki, “15. Maddeyi ayrı getirin, bunu kabul edelim” O da bir şovdur. Bir Anayasayı evvela tamamen çıplak hale getireceksiniz. Sonra oturacağız.

Bu Anayasa’nın eksiği ne? Senato eksiği var. Baştan beri Anayasa Mahkemesi için karşılıklı çekiştiğimiz alanda Türkiye’ye ferahlık getirir. Anayasa Mahkemesi’nin yükünü, yetki alanını daraltır. Artı, yarı başkanlık sistemi.

FİKRİ AKYÜZ: Çok önemli bir noktaya geldik. 1969’da spesifik olarak, münhasıran 27 Mayıs’ta Yassıada’ya gönderilenlerin siyasi yasaklarının iadesi konusunda, Adalet Partisi bir yasa değişikliği getirdi. Türkiye İşçi Partisi de, çok ilginç, Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Anayasa Mahkemesi iptal etti. Bugün 41 sene sonra ne diyoruz, son derece yanlış yaptı diyoruz. Ama spesifik olarak gidildi. Demek ki burada da sembolik değeri olamaz.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Sembolik değer beni tatmin etmez. Ben tatbikatçıyım. Bir de ben vatandaşım. Ben bu Anayasa’dan faydalanmak istiyorum. Beni teminat altına alsın istiyorum. Öyle sembolik değerler, partilerin iç politikaları, yapacakları şovlar başlamış olan seçim sürecinde kullanacakları olgular beni tatmin etmiyor. Hem parti olarak etmiyor, hem hukukçu olarak etmiyor.

Ben istiyorum ki, bu Anayasa’dan kurtulalım ama böyle yarım yamalak değil.

SEDAT YAZICIOĞLU: Çok teşekkür ediyoruz efendim.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben de teşekkür ederim.

 

| Biyografisi | Konuşmaları | Fotoğrafları | Ulaşmak için form | e-mail |

 

 

 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara
Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 83
                  e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi