“Sayın Demirel, Kasım veya Aralık Ayındaki Olağan Kongremize
Katılarak Bir Konuşma Yapacak”
“9. Cumhurbaşkanımız 60
yılın hesabını verecek, 60 yılın hesabını da soracak”
''Yassıada Mahkemelerinde
gördüğümüz zulmü kimseye yapmaya hakkımız yok. O zulmü yapanlara, lanet olsun,
ama oradan ders çıkarmak da bize ders olsun''
“Yeni bir dönem başlıyor.
Bu yeni dönemde herkesi kucaklayarak partiyi daha da güçlendireceğiz”
(DP Basın
Merkezi – 19 Haziran 2010)
Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, DP’nin 7. Olağanüstü Büyük
Kongresi’nde, 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Kasım veya Aralık ayındaki
Olağan Büyük Kongresine katılarak bir konuşma yapacağını söyledi.
Cindoruk, “Sayın Demirel,
konuşmasında 60 yılın hesabını verecek, 60 yılın da hesabını soracak” dedi.
Cindoruk, Ahmet Taner Kışlalı
Spor Salonu’nda düzenlenen DP 7. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde yaptığı
konuşmada, bunun teknik bir kongre olduğunu belirterek, hukuka saygıları ve
bağlılıklarından dolayı bu kongreyi gerçekleştirdiklerini vurguladı.
Kanlı terör örgütünün Hakkâri
Şemdinli'de düzenlediği saldırıdan duyduğu üzüntüyü de dile getiren Cindoruk,
şöyle konuştu:
“Değerli arkadaşlar, partili
kardeşlerim; kongremize hoş geldiniz. Katıldığınız için teşekkür ederim.
Hukuka saygımızdan ötürü ve
hukuka bağlılığımızdan ötürü bu kongreyi yapıyoruz. Şimdi komisyonumuz,
çalışmasını yapacak. Tüzüğü sizlerin reyine sunacak. Sonra da o tüzük gereği
yenilenmesi gereken organlarımızı seçimle yapacağız. Bütün bunlar, Siyasi
Partiler Kanunu’na, partimizin bugüne kadar ortaya koyduğu hukukta bağlılık
düşüncesine uygun çalışmalar olacak.
Ben, siyasi bir konuşma yapmak
niyetinde değilim. Bugün, yine 12 askerimiz, şehit oldu, 18 askerimiz,
yaralandı. Ağır yaralılar var. Ordu birliklerimiz, o bölgede bir savaş veriyor.
Son günlerde sınırlarımızın her kesiminde şehit haberleri, eylemler,
Karadeniz’den Akdeniz’e, Tokat’ımıza, Giresun’umuza kadar, İskenderun’umuza
kadar ilerletilmiş büyük terör saldırısıyla karşı karşıyayız.
Bu saldırı yapılırken,
yaşanırken gerek hükümetin, gerekse ordumuzun sıkıntıları olduğunu biliyorum.
Biz, sorumlu bir muhalefet partisiyiz. Bu devleti yıllarca idare etmiş, siyasi
düşüncenin, siyasi kadronun, organların partisiyiz. Bizim partimizin
devletimize, milletimize, askerimize, polisimize saygısı kadar, devletin
inançlarına ve devletin bütünüyle saygısına açıktır.
Bizim için önce Cumhuriyet
gelir, bizim için önce Türk milleti gelir, siyasetten de önce, her şeyden önce
milli birliğimiz, vatanseverliğimiz gelir. Biz, Türkiye’nin bütün milli ve
manevi değerlerine saygılı ve bağlı bir siyasi kurumuz. O nedenle, zaman zaman
siyasi tenkitler yapabiliriz. O, doğal hakkımız. Siyasi görüşler ortaya
koyabiliriz. Ama, bu acılı günde milletimizin acısına saygı duymalıyız. Bir
gelin kızımızı bile şehit eden insanlık dışı terör örgütüne karşı, Türkiye’nin
birlik, beraberlik içinde olmasını diliyorum.
Bu hükümet, son günlerde terörü
niye durduramıyor? Terör yüzünden son günlerde 54 vatandaşımız, askerimiz şehit
oldu. Düşünün ki, bir günde 12 şehit haberi geliyor. Orada da henüz askeri
harekât sürüyor. Bu hükümet, bunu niye durduramıyor? Bu devletin gücünde eksilme
mi var? 2001 yılında sıfır noktasına gelmiş olan terör ve anarşi niye hortladı?
Kesin teşhisimizi söyleyeyim;
hükümet yalnız kaldı, hükümet zayıf kaldı, hükümet güçsüz kaldı. Devletin bütün
organlarıyla kavga ediyor; yargıyla kavga ediyor, askerle kavga ediyor, basınla,
medyayla, medyanın yazarlarıyla kavga ediyor. Bu kavgaların sonunda
sendikalarla, Tekel işçisiyle, Tariş işçisiyle kavga ediyor. Elbette, hem
sendika hakları vermekte fevkalade cimri davranıyor, hem memura, emekliye hak
vermekte, ancak ve ancak sadaka ekonomisini yaşatıyor, tatbik ediyor. Devleti,
sosyal devlet olmaktan çıkarıyor. Devleti, yandaş devletlerin, yandaş kurumların
devleti haline getiriyor. Böylesine yalnız kalmış. İşi o hale gelmiş ki, Anayasa
değişiklikleriyle ilgili hükümler veren, onu kendisine meslek isnat eden bir
hükümet var. Ufak ve cılız seslerden büyük konuşan hukuki muhataplar yaratmaya
başladı.
Bu hükümetin arkasında kendi
grubunun da olduğunu sanmıyorum. Yalnız kalmış bir Başbakan, yalnız kalmış bir
hükümetle karşı karşıyayız. Başbakan, bütün yaraları kaşıyor. Eğer, yara yoksa,
yara çıkarıyor, yara açıyor. Gidiyor, o yaraları milletin önünde konuşup
duruyor.
Her gün Başbakan, bir yerde
konuşuyor. İçinizdeki insanlarımızın, bizim burada temsil ettiğimiz halkımızın
hangi derdi var o konuşmalarda? Dedikodu var, vıdı vıdı var, yanlış düşünce var,
herkese hakaret var. Bugün, yargıya hakaret ediyor. Yargının haklılığı,
haksızlığı elbette tartışılır, ama Yargı’nın kararlarından ötürü Yargı’ya
hakarette bulunamaz. Bir başka yargımız mı var, bir başka hâkimimiz mi var, bir
başka mahkememiz mi var? Yargıtay’ı kapatacak mısınız, Anayasa Mahkemesi’ni
kapatacak mısınız, Ağır Ceza Mahkemelerini kapatacak mısınız? Ne yapacaksınız?
Yargı’sız Türkiye, Yargı’sız Cumhuriyet olur mu? Yargı’ya saygı duyalım. Siz ona
saygı duymazsanız, o da size saygı duymaz.
Silahlı Kuvvetlerimiz
sıkıntıda. Her gün bir Paşa, her gün bir Teğmen, her gün bir üst Çavuş
tutuklanıyor. Yargımızın sıkıntılarına onu da katıyorsunuz. Şimdi ne oluyor?
Türkiye, büyük bir adliye sarayı. Türkiye, sanki adliye koridoru. Her kapıdan
bir mübaşir, bir Paşaya sesleniyor, bir basın mensubuna sesleniyor. Silivri
Cezaevi, dolup taşıyor. Hâkimler, bir yandan tahliye ediyorlar, bir yandan yeni
gözaltılar yapan bir hükümet var. Böyle bir hükümet yalnız kalmaz da ne
olabilir? Siz düşünün; Cudi Dağı’nda, Hakkâri’de bir sürü alanda çarpışan Türk
askeri, komutanlarının tutuklanmasından sonra salıverilmesinden mutlu mu olur?
Bir askeri birliğin, bir üst teğmenin, bir subayın morali en önemli faktördür.
Evet, onlar vatanseverdir. Vatanseverlere moral vermek de hükümetlerin
görevidir. Onları dik tutan, onlara acısını yaşatan, onlara saygı duyan bir
hükümet ortaya çıkmadıkça, bu hükümet, yalnızları oynamaya mahkûmdur. Başına
gelenler budur. Yanlış teşhis yapmasın. Durduk yerde Anayasa değişiklikleri
yapmasın. Bizim ümidimiz bu.
Burada kucağımı açıyorum,
partim adına, bizim siyasi parti olarak bu hükümete yardım etme duygumuz
sonsuzdur. Ama gelin, evvela Türkiye’nin bu meselelerini ortadan kaldıralım.
Türkiye, hukuk devleti, mahkemeler ülkesi. Mahkemeler, mahkemeyi üzmesin,
savcılar savcıyı hapishaneye kaldırmasın. Bugüne kadar Türkiye’nin yaşamadığı
konular ortaya çıkmasın. Bugüne kadar olmadığı biçimde bir cezaevinde mahkeme
kurulmasın. Adalete gölge düşmesin. Bir hâkim, bir hâkimle, bir savcı, bir
savcıyla ihtilafa düşmesin. Eğer suç sabitse, hukuk ortada varsa, bu ihtilafları
ancak bir üst yargı mercilerine çıkar. Oralarda tartışılır. Onlar içtihat
mahkemeleridir. İlk mahkemelerde bu hadiseler ortaya çıkıyorsa, insanın içi
yanıyor.
Eski bir avukat olarak, hukukçu
olarak yüreğim sızlıyor. Yassıada mahkemesinde gördüğümüz zulmün aynısını
kimseye yapma hakkımız yok. Gelin, o mahkemenin acı hatıralarını kaldıralım. 15.
Maddeyi kaldırmak marifet değil. O zulmü yapanlar, o hukuku yaralayanlar, bizim
devletimizin büyüklerini astıranlar, asanlar, hepsine lanet olsun, ama oradan
ders almak da bize görev olsun. Ders alın, bir daha bugünler, geri dönmesin.
Hakimler, mahkemeler adil olsun. Adil yargılama yapılsın.
Biz o zaman bu devletin bağlı
olduğu kurallara, Anayasa’ya saygılı, geleneklerden, birikimlerden,
deneyimlerden gelen bir siyasi parti olarak, bu hükümetin yanında oluruz. Bu
hükümeti, devlete hizmet etmeye çağırıyorum. Devleti devlet gibi idare etsinler.
Bizim devletimiz bunu hak ediyor. Cumhuriyetimiz, 90 yıllık güçlü bir devlet,
ama onu maceraya götürmeyin. Her gün bir dış politika meselesi ortaya koymayın.
Arabulucu deyip çıkıyorsunuz ortaya, arada kalıyorsunuz. Türk devleti, sıkıntıya
düşüyor. Her gün bir meselede dünya kamuoyu üstünüze geliyor. Gelin, bunları
danışarak, görüşerek yapın.
Biz, giderek güçleniyoruz. Kim
ne derse desin, halkımızla giderek bütünleşiyoruz. Çünkü, biz bir halk
hareketiyiz. Demokrat Parti de, Doğru Yol Partisi de, Adalet Partisi de,
Anavatan Partisi de halkın partileriydi. Bizi devlet değil, halk ilgilendirir.
Bizim işimiz halkla, seçmenle, milletle. Biz, kimseden medet ummayız. Biz, bir
Gandi beklemeyiz. Bizim bir Gandi’ye ihtiyacımız yok. Seçmenin desteğine
ihtiyacımız var, bizim halkla bütünleşmeye ihtiyacımız var. Şimdi, işte onları
yapmak için bir araya geliyoruz. Geldikçe de göreceksiniz, tabanımızdaki
birleşme giderek artacaktır. Yeni katılımlar olacaktır.
Biraz da parti içi meseleyle
ilgili bir haber vererek bu meseleyi kapatmak istiyorum. Bugün aramıza 8.
Cumhurbaşkanımız, değerli devlet adamımız sevgili Turgut Özal’ın oğlu katıldı.
Saygıyla, sevgiyle hoş geldiniz diyorum. Onunla yeni yönetimde çalışmaktan
mutluluk duyacağım. Yine aramıza İstanbul Ticaret Odası Başkanlarından, değerli
işadamı Mehmet Yıldırım katıldı. Kendisine hoş geldin diyorum. Son yıllarda
televizyonlardan zevkle dinlediğiniz, dış politika profesörü Sayın Hasan Ünal
katıldı aramıza. Kendisine hoş geldiniz diyorum. İktisat konusunda bize faydalı
olmak üzere Prof. Dr. Dilek Özbek aramıza katıldı. Hoş geldiniz Dilek Hanım.
Yine çok değerli bir iktisatçı Prof. Dr. Şerife Öztürk de katıldı. Kendisine hoş
geldiniz diyorum. Bu arkadaşlarımızla birlikte yeni yönetimlerde çalışacağımız,
düşünüyorum. İklim uzmanımız, Birleşmiş Milletler uzmanı Dr. Nuran Talu aramıza
katıldı. Hoş geldiniz diyorum. Size önümüzdeki dönemde, bizi büyük kongreye
götürecek ve hazırlayacak önemli bir bilim, siyaset ortaklığının simalarını
sundum.
Aramızda çok değerli profesör
arkadaşlarımız da var. Bunları size takdim etmeye lüzum yok. Çağrı Erhan
kardeşim var, Cem Kılıç arkadaşım var, Bige arkadaşım var, Necdet arkadaşım var.
Yani, bizim bilimsel gayretlerimize katkıda bulunan bilim adamları var.
Bu arkadaşlarımızın da
takviyesiyle, Demokrat Parti, fikir üreten bir parti haline daha fazla gelecek.
Biliyorsunuz, çok güzel bir program yaptık. Çok güzel dış politika, çok güzel
siyasi üretimler yaptık. Her gün Ar-Ge çalışmalarımız giderek artıyor.
Çalışmalarımızın sonucunda da ortaya çok güzel raporlar çıkıyor. Örgütümüze
bunları gönderiyoruz. Önümüzdeki dönemde daha bilimsel, daha bilgisayar
teknolojisine uygun gayretler ortaya çıkaracağız.
Biz, kimseyle kavgalı değiliz.
Biz, barış partisiyiz. Kavga, bize yakışmaz. Kavga ve yüksek sesle konuşma, ana
fikri olmayanlara aittir. Bizim her alanda, ana fikrimiz var. Bizim her alanda,
geçmişte yaptığımız çok büyük işler var. Bizim şahitlerimiz var. Türkiye’nin
coğrafyasında, Türkiye’nin topraklarında yaşayan şahitlerimiz var. Şimdi
hepimizi bir araya getireceğiz.
Yeni yapılacak büyük kongremize
kadar pek çok katılımla karşılaşacağız. Bunlar, kurumsal da olabilir, kişisel de
olabilir. Bizimle beraber siyasette yenilenme işine giren partiler, bugün
duraksadılar. Biz, programımızı tatbik ediyoruz, tüzüğümüzü değiştiriyoruz,
çalışmalarımızı sürdürüyoruz, katılımlarla güçleniyoruz.
Demokrat Parti, sadece iktidar
partisinin değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin de alternatifidir. O partilere oy
verenler, şimdi de bize oy verecektir. Bizim ideolojimiz, Demokrat Parti’den
gelen demokrat, halkçı, kalkındırıcı, birleştirici, buluşturucu siyaset ve
ideolojidir. Bizim, yeni ideoloji arayışlarına ihtiyacımız yoktur, bizim, hiçbir
partiyle birleşme niyetimiz de yok. Biz, birleşilen partiyiz ve biz, tek
başımıza iktidara gelmek için kurgulanmış bir siyasi partiyiz. O laflara falan
aldırmayın, her siyasi partiye şunu söylüyorum, bizim barışçı, inşacı,
Türkiye’nin milli değerlerine saygılı, milli duygularını öne çıkaran, manevi
değerlerine bağlı düşüncelerimize uyuyorsanız, işte kapı, işte pencere. İster
kapıdan girersiniz, ister pencereden, gelin aramıza, gelin, Türkiye’yi kuralım
ve bu yıpranmış, perişan hale gelmiş devlet organlarıyla kavgalı iktidardan
Türkiye’yi kurtaralım, bunu yapacak gücümüz var.
Çok değerli arkadaşlarım, kadın
arkadaşlarımızı çoğaltacağız, kadın sayımızı artıracağız, ama görüyorsunuz ki,
yeni katılan arkadaşlarımızda üniversite profesörlerinden hanımefendiler var.
Hanımefendilerle siyaseti daha çok yapacağız, gençlerimizi çoğaltacağız, yeni
yönetimlerimizde genç arkadaşlarımız da olacak göreceksiniz. O gençleri
çoğaltacağız, gençlik kollarımızı beldelere kadar indirmeye çalışacağız, çünkü,
ulusumuz genç, insanımız fikre hazır ve aç.
Onlar da Demokrat Parti’yi
bekliyorlar, onlar da bunun sonuçlarını, Türkiye Cumhuriyeti’ne katkılarımızı
biliyorlar, biz, taş üstüne taş koyarak geliyoruz. Biz, gürültü kopararak
siyaset yapmıyoruz, ben, bağırarak konuşmuyorum, onlara da diyorum ki; ey
sevgili devlet adamlarımız, niye bağırıyorsunuz? Milletin kulağı sağır değil,
sizi işitir, yavaş yavaş söyleyin, doğru düzgün söyleyin, sakin söyleyin,
milleti kırarak, kızdırarak, birbirine düşürerek, ne için bağırarak
konuşuyorsunuz.
Biz Demokrat Parti olarak,
siyasette bir sakin gücü temsil ediyoruz. Uzun siyasi hayatımda bir tecrübem
var, partiler rant ile idare edilmez, partiler rant ile de çoğalmaz, örgüt ile
çoğalır.
Ey kardeşlerim, ey
örgütçülerim, siz partiyi parti yapıyorsunuz, yapacaksınız da, Allah, sizden
razı olsun. Her mahallede bir demokrat, her köyde bir Demokrat Parti’li ve her
kasabada giderek artan bir demokrasi evleri açmalısınız, giderek çoğalmamızın
yolu budur.
Ben, sizi büyük kongreye
götürünceye kadar, elimden gelen gayreti göstereceğim. Ama, büyük kongrenin
kararlarına saygılı olacağım ve büyük kongre günü şunu söylemek istiyorum, “Ey
delege arkadaşlarım, işte parti, işte Demokrat Parti, işte büyük Türkiye’nin
mimarları, hepimiz buradayız. Bize değil, bana değil, bu kadroya, bu ana fikre,
bu geçmişin güzel geleneklerine, bu yeni Türkiye’nin mimarlarına oy verin. Sizi
bu dertlerden kurtaralım.
İnanıyorum ki, toplu halde bir
araya gelen bizler, ana fikri doğru ortaya koyarsak, ana fikrin etrafında onu
tatbik edecek kadrolar ortaya çıkarırsak, hiçbir sorun yok. Türkiye’de güçlü
devlet, kaynakları var, iş ki, ayrımcılık yapmayalım, iş ki, yandaş çıkarmaya
çalışmayalım. Özgür bir Türkiye ortaya çıkaralım, özgür fikirler ortaya koyalım.
İşte, onu yaptığınız zaman, ne terör kalır, ne terör sebebi, ne anarşi kalır, ne
anarşi sebebi. Eski günlerdeki gibi bir Türkiye ortaya çıkar.
Yaşar Kemal diyor ki: “Türkiye
bin bir çiçekle bezenmiş, büyük bir bahçedir.” Bu bahçeden çiçek vermeyelim,
çiçek ekelim, ama, asla kan dökmeyelim, kan döken siyasi parti olmaz. Kan döken
siyasi parti olmadığı gibi, kan dökmeyi doğrulayan siyasetçi de olmaz, parti de
olmaz, yazar da olmaz.
İyi bir demokrat olmanın şartı,
barışçı olmaktır, demokrasiye inanmaktır. Hak ve özgürlüklerin silahla değil,
meclislerin, halkın kararlarıyla ortaya çıkmasına rıza göstermektir. Kanla
beslenenlere ne kadar seslensem, onların gözleri kör, kulakları sağır,
vicdanları ise, kapalıdır. Ama, biz Demokrat Parti’liler olarak, bu çağrıları
yapmaya devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, zor
günler geçireceğiz, bu yaz sıcak geçecek. Devletin kurumları da böyle söylüyor,
bu işleri bilenler de böyle söylüyor. Yanlış dış politikanın kurbanlarıyız, bu
hükümetin inançları istikametinde bir siyasetin sonucu Türkiye Orta Doğu’da
çakılıp kalmıştır. Dünya devletleriyle irtibatları ve destekleri zayıflamıştır.
Dünyada tek başına yaşayamazsınız, dünya devletleri içerisinde özünüzü saklı
tutarak, ahlakınızı saklı tutarak, vicdanınızı hür tutarak, denge olabilirsiniz.
Türkiye, bir süper güç değildir, ama güçlü bir devlettir. Biz gücümüzü,
kudretimizi mantığımızla ölçerek ve imkânlarımızı bilimsel olarak tespitle
ortaya koyarak bu bölgede yaşarız ve elbette zaman içerisinde etkili oluruz.
Sanki, Türkiye yeniden inşa
ediliyormuş gibi, onlardan başka hükümet gelmemiş gibi bir hükümet profilini
yürütme fikrini doğru bulmuyorum. Dün, Sayın Demirel ile görüştüm, sayın
Demirel, Kasım veya Aralıkta yapacağımız kongreye geleceğini ve bir konuşma
yapacağını söyledi. Dedi ki “60 yılın hesabını vereceğim, 60 yılın hesabını
soracağım.” Çünkü, biliyorsunuz bu iktidara göre, Türkiye 2002’de başladı, ondan
evvel ne yatırım vardı, ne idare vardı, ne yönetim vardı. Hatta, belki de
demokrasi de yoktu diyorlar. Ama, Sayın Demirel’i üzen şu; bu savunmayı,
cumhuriyetin savunmasını yapacak, ayakta kalan deneyimli, o günlerin yöneticisi
tek o kaldı. Gelecek ve diyecek ki; Buyurun, 60 yılın hesabı bu, neler yaptığını
gösterecek, sonra da dönecek hesap soracak, kimden soracak? Önce gerekirse,
içimizde bir sıkıntı varsa onu da soruşturacak, kendisini Cumhurbaşkanlığından,
indirmek isteyenler oldu mu? Onun da hesabını soracak. Ve dönecek devlet
idaresine, bizim zamanımızda da hatalar oldu, onları da soracak. Ama, devletin
bütününün, Cumhuriyet Tarihinin en gelişmiş, bir Osmanlı Eyaleti aşamasından
başlayarak, bir büyük devlet oluşuna varan o güzel hizmet yıllarından
başlayacak, rakibini de öveceği yerde övecek, döveceği yerde dövecek.
Sayın Demirel’in kararını,
bizim partimiz içinde çok önemli sayıyorum. O zamanki biliyorsunuz, bugünkü gibi
olmaz, salondan taşacağız. Elbette, bugünkü gibi teknik bir kongre değildir.
Ama, o ivme ile de Demokrat Parti temellerinin neden bir takım arazilerde
attıklarını, bir takım denizlerin kirlendiğini daha iyi anlayacaklardır.
Son olarak söyleyeceğim şey; bu
tüzük değişikliği, elbette partinin yapabileceği bir tüzük değişikliği, kendi
içimizde, arkadaşlarımızla tartışarak. Onun için, bir seçim yapmamız gerekir,
çeşitli listeler çıkabilir, bizim de düşüncelerimizi temsil eden bir liste var.
Mükemmel bir listeye ben hayatımda rastlamadım, her listenin açığı vardır,
eksiği vardır, fazlası vardır. Ama, hızla siyasi organlarımızı tertip edip,
ileriye doğru hızla, vakit kaybetmeden yola çıkmalıyız.
Bu kongreden birbirimizi,
saygıyla, sevgiyle dinleyerek, tartışarak çıkmalıyız, burası bir demokrasi
zemini. Buraya bir takım kurallar, engeller elbette Siyasi Partiler Yasası’na
uygun olarak, bizim üstümüzdeki hukuk otoriteleri tarafından konmuştur. Bana
sorarsanız, eskiden yaptığım gibi, siyasi partiler kanunu kaldırılsın derim.
Onun yerine, yeni partilerin
anlaştığı bir takım kurallar ve başka, mesela dernekler kanunu tekrar
getirebilir. Ama, demokratik bir yapı değil, demokratik bir yapısı olmadığı
için, bir üniforma gibi partilerin üzerine oturuyor. Partileri sınırlıyor, belki
o sınırlar şimdi anarşi, terör döneminde faydalı olabilir, ama gelecek
hedefimiz, Siyasi Partiler Yasasını, seçim ittifaklarını yasaklayan yasayı,
partinin mali kaynaklarını sıkıntıya sokan, devlet yardımlarının bonkörce
dağıtıldığı yasayı ve de elbette ki bu seçim yasasının değiştirilmesi gerektiği
ortaya koymaktır.
Bizim, yüzde 10 barajına
ihtiyacımız yok, biz, yüzde10 barajından korkmuyoruz. Ama, yüzde barajının
Türkiye’ye getirdiği temsilci eksikliğini üzülerek seyrediyoruz. Bu hükümet,
Türkiye’nin yüzde kırkını temsil edemedi, demokratik değildi. Eğer Avrupa,
Viyana, Amsterdam vesaire diyorsanız, bir takım protokollere dayanıyorsanız,
oradaki kuralları ortaya koymalısınız.
Şimdi, benim söyleyeceğim son
söz, kavgasız, gürültüsüz, entrikasız bir kongre yapalım. Paylaşacağımız çok
önemli bir kitap, demokrasi kitabı, onu büyük kongremize götürelim, belki, yeni
tüzük değişiklikleri yapalım.
Bu 6-8 ay arasında, bir geçici
kurul ortaya çıkaracağız. Oturup, sonra büyük kongrede, demokratik bir kongrede,
her türlü tartışmayı yapabileceği, iki üç gün sürecek bir kongrede bir seçime,
demokrasiye ve iktidara hazırlık kongresinde daha fazla tartışılacaktır. Bu,
geçici bir karardır, hatta, geçici bir kuruldur diyebilirsiniz. O bakımdan
arkadaşlarıma tavsiyem, bu kongrenin ve seçimlerinin hayırla, gururla, kavgasız
gürültüsüz, bize yakışacak biçimde geçmesini diliyorum. Bu seçimlere katılacak
bütün arkadaşlara sonsuz başarılar temenni ediyorum. Onlarla beraber çalışmaktan
gurur duyacağımı ifade ediyorum. Herkes, benim partilimdir, herkes benim
kardeşimdir, herkes benim arkadaşımdır, bazıları oğlumdur, bazıları kızımdır,
hepsini kucaklıyorum, saygılar ve sevgiler sunuyorum.”
Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin
Cindoruk’un Kapanış Konuşması
DP Genel Başkanı Hüsamettin
Cindoruk kapanış konuşmasında da, “Yeni bir dönem başlıyor. Bu yeni
dönemde herkesi kucaklayarak partiyi daha da güçlendireceğiz” dedi.
DP lideri Cindoruk “Hangi
listede yer alırsa alsın, hiçbir ayrım gözetmeden onlardan da
faydalanacaklarını” vurgulayarak, şunları söyledi;
“Değerli arkadaşlarım, partili
kardeşlerim, burada kazanan yok, kaybeden yok, burada kazanan Demokrat Parti.
Genel Başkan seçimi olmadığı halde, bir partinin bu kongre gibi bir kongre
yapması kökünün, asaletin bir temsilciliğidir, bir örneğidir. Hepinize teşekkür
ve tebriklerimi sunuyorum.
Bu listelerde bulunan, görev
alan, aday olan, kaybeden, kazanan bütün arkadaşlarımızı sevgiyle, saygıyla
selamlıyoruz.
Şimdi, bizi Yargıtay’ın,
Cumhuriyet Savcılığı’nın itirazları bir kongreye zorladı, ama iyi ki zorlaşmış,
partimizin gücünü, kuvvetini gördük, ahlakını gördük ve ne kadar zarif, ne kadar
güzel bir kongre yaptığımızı hissettik. Bu, bir başlangıçtır. Yeni bir dönem
başlıyor. Bu yeni dönemde kazananı, kaybedeni herkesi kucaklayarak yeni
organizasyonlara girişeceğiz, partiyi daha da güçlendireceğiz. Partimizi, büyük
olağan kongremize hem fiziki, hem siyasi, hem de fikri bir büyük hazırlık
içerisine sokacağız.
Partimiz güçlenmiştir,
zenginleşmiştir, güzelleşmiştir ve tazelenmiştir. Şimdi görev size düşüyor.
Görev, bütün teşkilatımıza düşüyor, bu yüksek moralle, bu güzel kongremizin
vermiş olduğu hızla Anadolu’da araziye çıkacağız. Sizlerle beraber köy köy, ev
ev, belde belde, il il, ilçe ilçe dolaşacağız, partimizin değişmeyen zenginleşen
tarihi köklerini, tekrar iktidara taşımak için gayret göstereceğiz.
Ben, bize bu çalışmalarımızda
büyük destek veren sevgili kardeşim Salih Uzun’a teşekkür ediyorum. Bugünkü
kongreye gelene kadarki süreçte birleşmenin sıkıntılarını birlikte yaşadık,
zorlukları oldu, ama şimdi kolaylıklarıyla karşı karşıyayız. Bundan sonrası çok
kolay. Hem, bu birleşme giderek, hızlanarak devam edecek. O yetmeyecek, yeni
arkadaşlarımız, bugün olduğu gibi üniversiteden, siyasetten yepyeni
arkadaşlarımızla buluşacağız. Bugün Sayın Ahmet Özal ile buluştuk. O da bize bir
güç kattı. Rahmetli Özal’ın manevi şahsiyeti aramızda daha fazla esecek ve bize
güç katacak. Az önce söylediğim gibi önümüzdeki kongrede Sayın Demirel’in yüzünü
göreceğiz, sesini duyacağız. Ona hazır olmak için bu partiyi uçuracak olan,
sizlersiniz. Biz gayret göstereceğiz, biz, size ağabeylik yapacağız.
Biliyor musunuz ki, benim ilk
yaşadığım kongre 1955’de Demokrat Parti kongresiydi. Ben o zaman 22 yaşındaydım,
o günden bugüne çok kongreler gördüm ama inanınız ki, bu kongre kadar manalı bir
kongre olmadı. Çünkü, sadece bir savcılığın görüşü istikametinde yapılan, çok da
karşılıklı rekabet ihtiva etmeyen bir toplantıda 1000’e yakın delegemizin gelip
oy kullanması bir rahmettir, hepinize teşekkür ediyorum.
Geçmişteki kongrelerde Genel
Başkanlar yarışı olurdu, elbette başka yarışlar da olur ama liderlik yarışları
rekabeti artırır ve teşkilatın da, basının da hepinizin daha çok dikkatini
çekerim ama ben bu kongreyi çok anlamlı buldum. İşinizden, gücünüzden,
zamanınızdan vazgeçerek buraya geldiniz, şimdi dönüyorsunuz Allah, sizden razı
olsun, tuttuğunuzu altın yapsın. Benim selamlarımı götürün, sevgilerimi,
saygılarımı götürün. Biz de geleceğiz, burada yeni Genel İdare Kurulumuzda görev
taksimi yaptıktan sonra sizinle kucaklaşacağız, size yardımcı olacağız, siz de,
bize yardımcı olacaksınız. Öbür listelerde yer almış değerli arkadaşlarımızı,
onlara oy veren sevgili delegelerimizi hiçbir ayrım gözetmeden yeni Demokrat
Parti, yeni yönetimimizde görevlendireceğiz. Onlardan da faydalanacağız. Siyasi
faaliyette duygu olmaz, siyasi faaliyette akılcılık vardır, gerçekçilik vardır.
Aklımızı, gerçeği kullanacağız. Bir belediyemizi, bir üyemizi feda etmeden derli
toplu bu büyük siyasi görünüşü başarıya götüreceğiz. Çünkü, Allah bizden bunu
bekliyor, millet bizden bunu bekliyor, devlet bizden bunu bekliyor. Ben size
sadece rica ve tavsiyede bulunuyorum, senelerce bu işin içinde bulunmuş bir
büyüğünüz olarak. Her gün bir üye kaydedin. Bu ağır vazifeyi kabul ediyor
musunuz? Her gün bir üye, hadi Cumartesi, Pazar’ı attık, haftada 5 gün birer üye
kaydederseniz, bizim önümüzde kimse duramaz. Partinin temeli üyedir, partinin
ana birimi üyedir, sadık üyesi ne kadar çok olursa, partinin başarısı o kadar
çok olur ve iktidara o kadar çok yaklaşır. Üyelerimizle, delegelerimizle
örgütümüzle bir bütünüz. İnanınız ki, bu duygularım samimidir. Hiç kimseye
ayrımcılık yapmadan, buradaki arkadaşlarımızla beraber Demokrat Parti’yi adına
değer, layık bir noktaya getireceğiz. Yolunuz açık olsun, bütün arkadaşlarıma,
hemşerilerimize, komşularımıza, o güzel topraklarımıza selam götürün.
Gözlerinizden öpüyorum.”
|