“Bizim Rakibimiz
CHP'dir. Seçimde CHP ile Yarışacağız”
“Türkiye Cumhuriyeti’nin
Eksenini Kimse Değiştiremez”
“Anayasa Mahkemesi’nin
kararı Yüksek Seçim Kurulunu da bağlar”
“Anayasa Mahkemesi iptal
kararıyla referandumu da ortadan kaldırabilir”
“Silahlı Kuvvetlerimiz
Türkiye’nin ön bahçesidir”
(DP Basın
Merkezi – 14 Haziran 2010)
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Kanal B’nin “Habercinin Saati” Programında
Remzi Dilan’ın sorularını cevaplandırırken “Bizim rakibimiz CHP. Seçimde CHP ile
yarışacağız” dedi.
DP Lideri Anayasa Mahkemesi’nin
iptal talebine ilişkin bir soru üzerine, “Anayasa Mahkemesi iptal kararıyla
referandumu da ortadan kaldırabilir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı Yüksek Seçim
Kurulunu da bağlar” dedi.
Cindoruk, bir başka soruya
karşılık olarak, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Eksenini Kimse Değiştiremez”
diye konuştu.
Arka bahçe, ön bahçe
tartışmalarına da değinen DP Genel Başkanı “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin,
Türkiye’nin ön bahçesi olduğunu” söyledi.
Demokrat Parti Genel Başkanı
Hüsamettin Cindoruk’a yöneltilen sorulara verdiği cevaplar şöyle:
REMZİ DİLAN:
Habercinin Saati’nden iyi günler.
Gündem, geçen hafta nasılsa, bu hafta da onun devamı gibi görünüyor.
Tabii ki, gündemde bir yandan eksen kayması var, bir yandan Anayasa
Mahkemesi’nde görüşülmesi devam eden Anayasa paketi ve Yüksek Seçim
Kurulu’nun referanduma ilişkin hazırlıkları var. Diğer yandan halkın
gündemi var, işsizlik var, yoksulluk var, dolayısıyla hem halkın
gündemini hem de tabii ki, Türkiye’nin gündemini tüm bunları bir
duayenle, bir politikacıyla, bir hukukçuyla konuşacağız. Sayın
Hüsamettin Cindoruk, Demokrat Parti Genel Başkanı, efendim hoş geldiniz.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Hoşgördük.
REMZİ DİLAN:
Efendim gün geçmiyor ki, hukuk
konusunda yeni görüşler ortaya atılmasın, Anayasa Mahkemesi’nde devam
etmekte olan anayasa değişikliği konu ile beyanatta bulunulmasın. Fakat
bu kez çok enteresan Anayasa Mahkemesi’nin içinden birisi beyanat
vermiş, ismini de söylemek istemiyorum ben. Star Gazetesi’nde Şamil
Tayyar arkadaşımıza verdiği beyanat şu, “Anayasa Mahkemesi’nden iptal
çıkarsa, hükümet bunu tanımasın, Resmi Gazeteye de göndermesi,
referandumu da Yüksek Seçim Kurulu’nun ilan ettiği takvime göre yapsın.
Halk, bu Anayasa değişikliğini kabul ederse, zaten Anayasa Mahkemesi
artık bir şey yapamaz. Bir raportörün Anayasa Mahkemesi içerisinden bir
elemanın bu şekilde bir beyanatı var. En tazesi bu olduğu için buradan
başlayıp geriye doğru gitmek istiyorum.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Okudum ben, burada iki önemli konu var.
Birincisi, bu mütalaayı bir Anayasa raportörünün vermesi. Anayasa Mahkemesi
raportörü, yazılı açıklamalarda bulunabilir ve Anayasa ile ilgili Anayasa
Mahkemesi’nin kuruluş kanunu var, o kanundaki hükümlerin dikkate alınması şartı
ile her türlü yazılı, sözlü mütalaayı verebilir. Ya da mahkemede konuşabilir. Ne
var ki, Anayasa Mahkemesi raportörünün hukuki mesuliyeti ve sıfatı vardır,
oturup gazetelere yazılı beyanlarda bulunamaz ve bulunduğu takdirde de Anayasa
Mahkemesi’nin iç disiplini işlemelidir. Önce bunu söylemek istiyorum, bu
raportör hakkında Anayasa Mahkemesi Başkanı önemli ölçüde bir disiplin
uygulaması yapacaktır sanıyorum, bunu ihmal edemez.
İkincisi, Anayasa Mahkemesi
Başkanı Haşim Bey’in de bugüne kadar söylediği gibi Anayasa Mahkemesi
Anayasa’nın iptali ile ilgili bir takım kararlar verebilir, verecektir. 1960
Anayasası ve 1982 Anayasası yorum hakkını Anayasa Mahkemesi’ne vermiştir.
Anayasaya yorum hakkı, münhasıran Anayasa Mahkemesi’ne aittir. 1924
Anayasası’nda Parlamento’nun böyle bir yetkisi ve görevi vardı. Anayasa
Mahkemesi kurulduktan sonra münhasır ve gayet açık şekilde Anayasa Mahkemesi
kararı vardır. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarından bir tanesi de çok yakın
tarihte Anayasa’nın iki maddesinin iptali ile müstakâr bir içtihat haline
gelmiştir. Anayasa Mahkemesi şekil bozukluklarından Anayasanın vazgeçilemez,
değiştirilemez üç maddesine aykırılıkları yorumlamış ve bir içtihat oluşturmuş.
bu içtihatı ışığında gitmektedir.
Anayasa Mahkemesi kararının
Resmi Gazetede ilanı engellenemez. Bu kesinlikle bur suç oluşturur ve hiçbir
hükümet, hiçbir bakan böyle bir sıkıntıya girmez, giremez hakkı da yoktur. O
zaman bir başka yorum ortaya çıkar. Anayasa Mahkemesi’nin kararının Anayasa’nın
açık hükmüne rağmen yayınlamayan hükümet sıkıntıya düştüğü gibi Anayasa
Mahkemesi bir karar daha vererek yürürlük hükmünün devam ettiğini ifade
edebilir. Hatta bunu başka gazetelerde ilan şeklinde vererek telafi de edebilir.
O nedenle Resmi Gazetenin mensupları da, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen, Resmi
Gazeteye bir anayasa Mahkemesi kararının ilanını engellerse Anayasa ihlal suçunu
işler bu kadar açık ve kesin. Yeni adete lüzum yok, Anayasa Mahkemesi 1962’den
beri kararlar veriyor ve o kararların tümü Anayasa Mahkemesi’nin kararı diye
Resmi Gazetede ilan ediliyor.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı,
aynı zamanda Yüksek Seçim Kurulu’nu bağlar, Anayasa Mahkemesi kararı, YSK’ya
tebliğ etiği zaman referandumu da ortadan kaldırabilir. Çünkü, iptal etmiştir, o
nedenle YSK, Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulayacağı için onun resmi gazete
ilan edilmesi ikincil bir mesele olur, önem taşımaz. Ama bu raportör
arkadaşımızın artık Anayasa Mahkemesi’nde görev yapmasına imkan da kalmamıştır.
Eğer, bağımsız hale gelirse, üzerindeki devlet görevlerinden kendisi
arındırılırsa istediği konuşmayı yapabilir, istediği mütalaayı sürer. Anayasa
hukukçuları, hepimiz tartışırız. Ne var ki, bunu Türkiye hukuku açısından hiç
kabul edilemez bulduğumu söylüyorum. Bir başka şey daha söylüyorum, bu Anayasa
Mahkemesi raportörü, hem görevden alınmalı, hem de kendisi hakkında Cumhuriyet
Savcılığı soruşturma açmalı. Emirlere itaatsizlik suçu, mahkeme kararlarına
karşılık duruş suçu işlemiştir, bu suçların hesabını vermelidir.
REMZİ DİLAN:
Efendim Anayasa Mahkemesi’nin
kararları madde 153 son fıkra diyor ki, Anayasa Mahkemesi kararları
resmi gazete hemen yayınlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını,
idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Bu itaatsizlik
öneriyor galiba.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Evet, karşı duruş diye bir tabiri var onun,
kimse buna cesaret edemez. Bu, devlet teorisinin ihlalidir. Cumhuriyetimizin
teorisi, devletimizin demokrasi olmalıdır ve demokrasiye bağımlı herkes, hepimiz
yargıç olalım ya da başka bir devlet memuru, ya da siyasetçi, Anayasa ne diyorsa
onu aynen uygulayacağız. Ama, dediğim gibi, Anayasa Mahkemesi eğer hükümet böyle
bir aklı evvelin fikrini kabul ederse, direnç gösterirse Anayasa Mahkemesi, bunu
YSK’ya tebliğ eder, başka mercilere tebliğ eder ve gerekirse bunu başka türlü
ilan ederek meseleyi çözer.
REMZİ DİLAN:
Evet, anayasa değişikliğine ilişkin
işlem sürüyor, Anayasa Mahkemesi bir yandan işlemleri sürdürüyor. YSK da
bir başka taraftan takvimi devam ettiriyor.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Normatif dediğimiz normlara dayalı hukuk var.
Anayasa Hukuku var. Oradaki normlara göre, bütün muamelat işleyecektir. YSK
elbette ki bir Anayasa Mahkemesi kararının infazı için gerekeni yapacaktır, bu
yazılı tebligat ta olabilir. Resmi Gazete’de yayınlanmamasının sebebi herkesin
bu karardan haberdar olmasıdır. Anayasa Mahkemesi bir başka yorum yaparak, bu
konuda yayın yollarıyla meselenin çözülebileceğini söyler. Bu, bir geçerlilik
şartı değildir, sadece ve sadece bir şekil şartıdır resmi gazetede ilanı. Resmi
Gazete’de ilan edilmezse Anayasa Mahkemesi bir başka yol buluyor. Ama, devlet
içinde öyle bir düşüncenin ortaya atılması ve bir Anayasa Mahkemesi raportörü
tarafından atılması, gerçekten hazindir, Türk hukuku açısından da hazindir,
sanıyorum ki, bunu destekleyen bir hukukçu bulmakta zorlanacaklardır.
REMZİ DİLAN:
Anayasa Mahkemesi, işlemlerini
sürdürürken, diğer yandan mahkemenin üyelerini yayın konusu yaparak etki
altına alma çabaları da yok değil. Eski Adalet Bakanı, Anayasa
Mahkemesi’nin bir üyesi ile gitmiş görüşmüş, bütün iptalleri o
ayarlarmış yahut Anayasa Mahkemesi’nin bir başka üyesi bilmem bir
hukukçu ile nerede buluşmuş tabii bağımsız bir yargı organının çok da
önemli bir konuyu karara bağlamadan önce herhalde basın yayın
organlarının da siyasetçilerin de çok dikkatli olması gerekir
kanaatindeyim.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Çok doğru bulduğumu söyleyemem, Anayasa
Mahkemesi üzerinde karar verme sürecinde kulis yapmak yanlıştır. Böyle bir kulis
yapıldıysa, bu tasvip edilir bir şey değil. Ama Anayasa Mahkemesi Üyelerinin de
bazı hukukçulardan, yakınlarından, güvenilir kişilerden bilgi alması, istişare
etmesi yasak değil. Bir de ayıp tarafı, bunun bir takım gizli servisler veyahut
gizli kurumlar tarafından teybe kayıt edilmesi Türkiye Cumhuriyeti açısından
üzücü bir hadise, kimsenin mahremiyeti kalmamış, Anayasa Mahkemesi üyesinin de.
Bunun altını çizerek söylüyorum, hukuksal olarak bu geçersiz, hakim kararı
olmadan yapılmış bir dinleme ama, siyasi açıdan veya hukuksal açıdan baktığınız
zaman, Anayasa Mahkemesi üyelerine bu çeşit telefonların, bu çeşit bir takım
telkinlerin yapılması yanlış.
Ben inanıyorum ki, çok değerli
bir Anayasa hukukçusudur oradaki muhatap olan Anayasa Mahkemesi Üyesi, bunların
etkisi altında kalmayacaktır, kalmamıştır. Zaten, bu iki maddenin iptali
konusundan onun oyu var. Başka alanlarda da oy kullanmaktadır. O da Anayasa
Mahkemesi raportörlüğünden üye olmuş, bu konuları çok iyi bilen, çok değerli bir
hukukçudur. Telkinler ve tesirler altında kalmadan bağımsız fikrini ve oyunu
kullanacağına inanıyorum.
REMZİ DİLAN:
Devlet memurları kanunundan başlayarak bir
takım tasarılar getiriliyor Meclis’in huzuruna, tatile girmeden bir
kısmını bitirmek istiyorlar. Devlet Bakanı’nın açıklamasına göre devlet
memurlarını tümden düzenleyen tasarı herhalde tatilden önce olmayacak.
Sizin beyanatlarınızı da gördüm, bu devlet memurları kanunlarını sil
baştan yapıyorlar galiba.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Şimdi, 659 sayılı kanun, en eski
kanunlarımızdan biri. Çok sık da değiştirilmiştir. Ama, bunlar siyasi amaçlı
değişimler değildir, memurlarımızın haklarını, imkanlarını, refah payını
artırmak için yapılmıştır. Kadroları zenginleştirmek için yapılmıştır. Bir
iktidardan kuşku duymaya başladığınız zaman, çok masum niyetlerle yapılan
teklifler dahi, işte bu değerlendirmelerle karşılaşıyor. Herkes kuşku duyar bu
iktidardan, acaba haricen alacağı kıdemsiz devlet memuru olmayan özel sektör
kişilik ve kimlikleriyle devlet bürokrasisini terbiye mi edecek, alt üst mü
edecek, nizamını bozacak mı, diye bir kuşku var. Bu kuşku, sadece madde metnine
yönelik değil, o madde metinlerini bir kanun teklifi haline getirip sunan
hükümetedir. Bürokratlarımızın da, dışarıda bu meselelerde usta olan
hukukçularımızın da kuşkusu hükümete yöneliktir. Hükümetimizin bu kuşkuyu
giderici bir takım tedbirleri, düşünceleri hem komisyonlarda, hem Meclis’te
ortaya koyması gerekir, gerekirse önerge değişiklikleriyle uzlaşma
sağlanmalıdır. Anayasa’da uzlaşma sağlamadık, bari memurlar hakkındaki kanunda
bir uzlaşma sağlansın.
REMZİ DİLAN:
Görüşmelerden uzlaşma metinlerinin çıkmadığını görüyoruz.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Ama, sonra Anayasa Mahkemesi suçlanıyor. Eğer
gerçekten o uzlaşma sağlanmazsa, muhalefet, Anayasa Mahkemesi’ne gidip bunun
siyasi amaçla kullanabileceği bir iptal kararı isteyecektir. Mahkeme, bunu belki
de yapacak. O nedenle komisyonlara çok dikkat ederek Meclis’in genel kurulundaki
müzakerelere özen göstererek kanun çıkaralım Anayasa Mahkemesi’ne iş düşmesin.
REMZİ DİLAN:
Peki, Anayasa Mahkemesi’ne sık sık
gitmek bir eksi puan mıdır? Çünkü Sayın Başbakan diyor ki, “Ellerinden
gelse, duble yolları rulo yapar, kollarının altına koyan Anayasa
Mahkemesi’ne giderler. Ellerinden gelse, toplu konutun yaptığı konutlara
teker takıp Anayasa Mahkemesi’nin kapısına götürürler” diyor.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Şimdi, bunlar mübalağalı örnekler, evet,
bunların olacağı yok. Ben, Başbakan’a şunu tavsiye ediyorum; doğru, adil ve
gizli kapaklı gerekçesi olan kanunlar yapsın, kimisi onları koltuğunun altına
alıp Anayasa Mahkemesi’ne gitmesin. Anayasa Mahkemesi’ne gidilmesini önlemek
istiyorsa bu Başbakan, senatoyu kuralım, baştan beri söylüyorum, kuralım
senatoyu. Senato ,denetim organı olarak çalışsın Meclis’ten çıkan yanlış, eksik,
aksak, gece yarıları değişen hükümleri Anayasa Mahkemesi’nden önce senato tetkik
etsin. Nitekim 19 sene bunu yaptı senato yanlışlar olur, Meclis’in yaptığı
kanunlar, gece yarısı önergelerle değiştirilir, sıkıntı verir parlamentoya, bazı
imla hataları bile olur, bunları düzeltmek için bir Anayasa Mahkemesi’ne
varmadan önce senato durağı olmalı.
Biz senato kurulmasını
istiyoruz ve senatonun kurulması için de her zaman olduğu gibi her yerde bunun
fikrini söylüyoruz. Başbakan’a tavsiyem senatoyu kuralım, kimse o duble yolları
alıp gitmesin. Zaten o duble yollar da çok kıymetli değil o yollar çok bozuk,
onun üzerine doğru dürüst bir asfalt döksün.
REMZİ DİLAN:
Duble yollardan şikayetler zaman zaman
geliyor ama tabii ki duble yol olması çok iyi bir şey.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Oto yol daha iyi. Oto yol yapmak esas önemli
olan.
REMZİ DİLAN:
Aslında Doğru Yol, daha iyi.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Doğru Yol, tarih oldu maalesef.
REMZİ DİLAN:
Sizin siyasi çizginiz, Genel
Başkanlığını yaptığınız bir espri. Sayın Başbakan’ın eleştirilerini
Sayın Arınç takip ediyor. Diyor ki, “Türk Silahlı Kuvvetleri artık
CHP’nin arka bahçesi olmaktan çıkmıştır” Sizce var mıydı böyle bir
izlenim?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Şimdi, 1960 ihtilalinde bu söylem ortaya
çıktı. CHP’nin Genel Başkanı İnönü, o zaman partisinde bir genelge yayınladı.
Biz bu darbenin ne içindeyiz, ne dışındayız” dedi. O zaman bu deyim çok
dalgalanmalara neden oldu ve İnönü’nün bu ihtilal yahut darbeyi desteklediği bir
izlenim ortaya konuldu. O günden bu güne CHP ile darbeler arasında bir ilişki
olduğu söylendi. Ne var ki, gerek 1980 darbesi, gerekse ondan sonra olan darbe
teşebbüsleri CHP’yi de hedef aldı. 1980’de kapatılan bütün partiler arasında CHP
de vardı. CHP’yi 12 gün kapattı. Onun için arka veya ön bahçe olduğu yönündeki
söylem veya tespit çok doğru değil. Bu, aynı zamanda bizim Silahlı
Kuvvetlerimize de bir töhmet yüklüyor. Ben, o töhmete katılmıyorum. Silahlı
Kuvvetlerimizin Türkiye’nin ön bahçesi olduğunu düşünüyorum. Türkiye
Cumhuriyeti’nin şerefli onurlu bir organıdır ve en temel kurucu unsurudur.
Türkiye Cumhuriyeti için çok önemli olan Silahlı Kuvvetlerimizi böyle siyasi
söylemlerle yıpratmamızın çok da doğru olduğunu sanmıyorum. Kaldı ki, Sayın
Arınç, devlet fikrine saygılı bir Meclis Başkanıydı o düşüncemi, bence
kendisinin de bu amaçla söylemediği noktasında, eğer kabul ederseniz bitirmek
istiyorum.
REMZİ DİLAN:
Artan terör faaliyetleri, şehitler
bakımından Türk Kara Kuvvetleri’nin çok yoğun çaba sarf ettiği dönemde
bulunuyoruz. Hem iç hem dış güvenlik açısından bir çaba harcayan
Türkiye’nin saygın bir kurumu. Onunla ilgili özellikle bu aşamada bu tip
sözlerin daha fazla dillendirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Silahlı Kuvvetler şu anda hepimizin adına
birliği beraberliği için çetin bir savaş veriyor. Düşünün ki, gelin kızımızı
bile şehit verdik. 47 günlük gelin kızımız şehit oldu. O tetiğe basan eller
sadece bir kızımızı şehit etmediler insanlığı şehit ettiler. İnsanlığa karşı
bir suçtur, korumasız, silahsız balkonda oturan bir kadına ateş etmenin vebalini
hissedecekler ve bedelini ödeyeceklerdir. Çünkü Allah nezdinde büyük bir suç
işlemişlerdir, hem de insanlığa karşı büyük bir suç işlemişlerdir. Kabul
edilebilir tarafı yoktur, anlatılabilir tarafı yoktur. Nitekim PKK ve onun
yandaşları bugüne kadar tek bir konuda bir şey söylemediler.
Orada başka bir noktayı işaret
etmek istiyorum. Başbakan diyor ki, “Terör olayları bizim anayasa paketimizle
arttı” bundan komik, bundan saçma bir şey olamaz. Terör 1984’den beri Türkiye’de
var ve 1984’den beri Türkiye bir iki kere Anayasa değişikliği yaptı. Onun
dışında terör devamlı, mütemadiyen insanlığa karşı bizim Türkiye Cumhuriyetimize
karşı işlenen bir önemli cürümdür. Onu Anayasa değişikliğine bağlamak çok hafife
almak olur ve arkasında olduğunu bilememezlik demektir. Bir siyasi düşünceyi
silahlı mücadele haline getirmiş nemli bir hareketle karşı karşıyayız. Bunu üç
maddelik beş maddelik anayasa değişikliğine bağımlı hale getirirseniz teröre hak
vermiş olursunuz. Yani anayasa değişikliğini geri çekseler terör bitecek mi?
Denesinler bakalım hükümetin elinde. Bu anayasa değişikliğini çeker, iptal eder.
Terörü önlemek bu kadar kolaysa neden önlemiyorlar? Böyle bahanelerle, böyle
önemli hadiselerle külfeti tamamen bizim hukuksal yapımıza yüklemek bence bir
Başbakanın yapabileceği en büyük hatadır. Anayasa Mahkemesi’nin üzerine baskı
kurmak için. Bu terör olaylarının artması tesadüf mü diyor. Bırak tesadüfü böyle
bir tesadüf yok tabii aslında böyle bir şeyi düşünmek dahi bir Başbakan’a
yakışmaz. O zaman terörün önemini derinini kavramamış sayarım ben onu. Bu kadar
basit bir sebebe bağlanabilir mi? Koskoca terör 25 senedir sürüdür. 25 Senedir
hangi anayasa değişikliği sürecinde terör olayları artmış. Onun matematiksel,
tarihsel, simgesel hesabını da yaparız.
Benim söylemek istediğim şu,
hep eksen kayması diyorlar. Başbakan kayması bu. Başbakan kaymış Türkiye
Cumhuriyeti’nin eksenini kimse değiştiremez. Hükümet ekseninde değişiklikler
olabilir ama hükümetin ve Başbakan’ın kayması cumhuriyetin temel niteliklerinin
kayması anlamına gelmez. Cumhuriyetimiz sağlamdır, 90 yıllık bir cumhuriyettir.
Töreleriyle, kanunlarıyla ve yönüyle bellidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin yönü
çağdaş uygarlıktır. Bunu sadece AB diye yozlaştıramazsınız. Çağdaş olan her şey.
Çağdaş olan hukuk, çağdaş olan sanat, teknoloji. Hepsini içimize
sindirebildiğimiz bir cumhuriyet dönemini yaşadık. Bunu bozan başbakandır,
partisidir, hükümetidir. Ekseni değişen varsa onlardır, Cumhuriyetimizin ekseni
değişmez.
REMZİ DİLAN:
TESEV bir araştırma yapmış. Arap
dünyasındaki Türkiye algısının önemli ölçüde değiştiğini söylüyor.
Yapılanlar nedeni ile bir sempatisi var. Öte yanda örneğin Kamuran Bey
diyor ki, “Bu şekilde eksen kayması devam ederse Türkiye NATO’dan
çıkarılabilir” diyor.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Sayın İnan’a saygı duyuyorum Türkiye’nin
NATO’dan çıkmasını gerektirecek kadar çok açık bir eksen kayması yok. NATO aynı
zamanda bir demokrasi şartıdır. NATO şartı diye hepimizin ihmal ettiği bir
hukuksal belge vardır. Biz NATO’ya sadece savunma amacıyla girmedik aynı zamanda
NATO şartını dikkate alarak girdik. NATO aynı zamanda Batı uygarlığının ve
demokrasinin bir güvencesidir. Türkiye bu hükümetin aklı ile, bu Başbakan’ın
tavrı ile, kararları ile one munite gibi laflarıyla NATO’dan çıkmayı
gerektirecek bir nitelik kazanmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel organlarından
biri ordumuzdur, ordumuzun NATO içinde çok özenli, dikkatli, ve önemli bir yeri
vardır ve Türkiye NATO ile aynı zamanda demokrasiye bağlıdır.
Benim tahminim NATO’da
müzakereler olabilir, NATO bu konuda Türkiye ile ilgili bir takım düşünceler
ileri sürebilir, ama ne NATO Türkiye’den ne Türkiye NATO’dan vazgeçemez. Mehmet
Akif’in şiirini buraya uygulayabilirsiniz.
REMZİ DİLAN:
Hükümetin eksen kayması da gündemde olan tartışmalardan birisi. Ne
olursa olsun şunu da vurgulamak isterim ki, İsrail’in tutumu da
yumuşamış değil ya da İsrail’in uslanmaz tutumunda da değişiklik yok.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Bu hükümet, İsrail’in siyasi duruşunu kabul etti bence. Sadece bu gemi hadisesi
değil, Büyükelçimizi alçak bir koltuğa oturtmaktan başlayan bir istiskal, yani
aşağılamak diyelim Türkçe karşılığı, devam etti İsrail’in. İsrail hükümetiyle
ilişkilerimizi bu gemi hadisesi daha da bozdu. 9 vatandaşımızı şehit etti. Bu da
ağır bir hadise. İsrail ile olan ilişkilerimizde İsrail’in bizi hasım gibi
gördüğü açık. Buna mukabil aldığımız hiçbir tedbir yok. Benim tenkit ettiğim bu.
1956 senesinde Türk hükümeti,
49’da İsrail’i tanımasına rağmen, Büyükelçisini maslahatgüzar seviyesine
indirdi. O zaman Fatin Rüştü Zorlu’nun yaptığı konuşmalar var. İsrail oradan
sıkıntıya düştü çünkü Filistin topraklarını işgale başlamıştı. Daha sonra Mısır
ile olan savaşlarında, diğer hadiselerde ikinci katip düzeyine indirdiğimiz
günler oldu. İsrail ile ilişkilerimiz hep dalgalı gitti. Sonra bazı zamanlar
Büyükelçi düzeyine çıktı.
Türkiye, İsrail’i şöyle
görmeli: Benim Büyükelçimin bulunabileceği bu ülke, benim Büyükelçimi hak ediyor
mu? Bence, bugün Telaviv, bizim Büyükelçimizi hak etmiyor. Yapacağımız tek şey;
Büyükelçimizi geri çekmek, oraya bir maslahatgüzar tayin etmek ve siyasi
ilişkileri, ekonomik ilişkileri, hatta askeri ilişkileri o düzeyde tutmaktır.
İkinci kâtip yapın demiyorum. O da çok, belki bugünkü şartlar içerisinde hukuki
ve harici siyaset açısından imkânsız görünebilir.
Bizim gemilerimizi çeviriyor. O
gemi bizim. Bandırasını değiştirmişin. Antalya’dan kalkıyor, Türk malı bir gemi.
Son dakikada ikinci sicil denilen sicil oyunuyla bandırasını değiştiriyorlar. O
gemiye yapılan saldırı, Türk bayrağına yapılmış saldırıdır.
“Efendim, 600 kişiyle yardım
gider mi?” Gitmez, doğrudur. Orada amaç, Gazze’de sadece yardım malzemesi
götürmek değil, başka şeyler de olabilir. Bütün bunlar, İsrail’in adam
öldürmesini haklı kılmaz. İsrail, bizim gemimize çıkmıştır, silahsız, elinde
sapan olan insanları öldürmüştür, yaralamıştır. Pek çok da yaralımız var.
Gemimizi durdurmuş, esir almış, götürmüştür. “Ben seni kınadım” demekle bu iş
çözülmez. Kınamak, takbih etmek eski Türkçeyle, yani herkes birbirini takbih
eder, kınar. Gelin, İsrail’le biz, ilişkilerimizi maslahatgüzar düzeyine
getirelim. Askıya da almayalım ama hükümet olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin
ağırlığını gösteren bir tavır koyalım.
Bunu yapabilir mi? Yapamaz,
çünkü İsrail, direkt Amerika demek, Amerika demek, İsrail demektir. Amerika,
buna müsaade etmez. Bu hükümetin de Amerika’ya ihtiyacı çoktur. Başbakan,
Amerika’ya muhtaçtır. 14 veya 17 defa Amerika’ya gitmiştir, kısa siyasi
hayatında. Amerika, Türkiye’yi bugün bir vesayet rejimi altında gibi idare
etmektedir.
Amerika’yla aramız açıldı,
açılıyor gibi sözler de, bahaneler de yanlıştır. Onlara da inanmayınız. Amerika,
bu hükümet üzerinden elini çekmek istese, bugüne kadar çekerdi. Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi’nde uğradığımız büyük yenilgi de bunu göstermiştir.
Bir kınama cezasıyla da oradan sıyrılmıştır İsrail. İsrail’i himaye eden 5 büyük
devlet vardır. 5 büyük devletin yanında, başka devletler de buna katılmışlardır.
Lübnan bile bizim talebimize çekimser oy vermiştir. Bizim Birleşmiş Milletler’de
uğradığımız hezimeti telafi etmek için yapacağımız iş; İsrail ile ilişkilerimizi
bir düzeye getirmektir.
REMZİ DİLAN:
Tabii bu eksen kayması, İsrail olayı, İran’la ilgili Birleşmiş Milletler
kararına ‘hayır’ oyu verilmesi, tabii Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin
bir politikasıdır mutlaka, ancak, muhalefetin bunlara başka yorumu,
değerlendirmesi var. Bunu seçim yaklaştığı için, ya da referandum
yaklaştığı için iç kamuoyuna taşıyıp, propaganda bakımından politikaya
dahil etmek istiyor diye Sayın Başbakan’ın böyle bir girişimi de var mı?
Bunu iç politikaya dahil eder diyebiliyor musunuz?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Tabii duygularımızı tırmıklıyor. Hem İsrail’e, hem de Amerika’ya yaranmak için
bazı söylemler söylüyor. Sonra ardından başka bir söylemle Türk halkını
gıdıklıyor, onları duygu sömürüsüne getiriyor.
Gazze’ye ambargo kalkmalıdır.
Bunda kimsenin şüphesi yok. Her Türk, bunu söyleyecektir. Bana sorarsanız,
İran’a ambargo da, çok daha dikkatli hale getirilmelidir. Devletlere ambargo
koymak için, milletlerarası hukukun getirdiği koşullar ortaya konulmalıdır.
Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetlerine, duyarlılıklarına saygı duyuyorum.
Az evvel söylediğiniz şey çok
önemli. Bunları iç politika için kullanmaya başlarsanız, o zaman “bir dur”
derim. Görünüyor ki Başbakan, seçim konuşmalarına başlamış, seçim mevsimini
açmış. Seçim tarihini, kafasında zannediyorum ki, iki veya üç alternatifli
belirlemiş. Türkiye’nin her tarafını dolaşıp, seçim konuşmaları yapıyor. Dikkat
ederseniz, “size daha fazla ekmek verdim” diyemiyor. “Size daha çok refah payı
verdim” diyemiyor. “Demokrasiyi gerçekleştirdim” diyemiyor. Dönüp, Mehmet
Akif’in şiirlerini okuyor. Araplara Türk halkının Müslümanlık itibariyle
yakınlığını kullanıyor. Dönüyor, İran ile ilgili sözler söylüyor.
Dış politikayı önemli ölçüde
kendi söylemleriyle, kendi eksikliklerini tamamlayacak bir seçim malzemesi gibi
kullanıyor. İleride göreceksiniz, seçim stratejilerinin temeli, bu, dış
politikadaki konular olacaktır. Kimi zaman İsrail düşmanlığını körükleyecektir,
kimi zaman Arap dostluğunu öne çıkaracaktır, kimi zaman İranlılarla olan,
eskiden gelen 400 senedir savaş veren düzeydeki ilişkilerimizi ortaya
koyacaktır. Bir Orta Doğu prensi, bir Orta Doğu şövalyesi havasıyla, siyaseti iç
siyasetle buluşturmak isteyecektir. Ama, bunlar nafile şeylerdir.
Bir işsizler ordusu varken,
tarım çökmüşken, köylüler şehre dahi göç edemezken, insanlar bir yerden bir yere
gidemezken ve hayat pahalılaşıp, yoklukla karşı karşıya kalmışken, et ithal eder
hale düşmüşken Türkiye gibi hayvancılığın temel olduğu bir ülkede ve Türkiye’de
her şeyi birbirine karıştırdığınız bir dönemde, siz ne söylerseniz söyleyin,
seçimde oylarınızı artıramazsınız. Oylarınızı artıramamaktan doğan boşluğu da
dış politikayla dolduramazsınız.
Dış politika, bizim
seçmenimizin çok meşgul olduğu bir alan değildir. Bunu, bu tecrübeleri
göreceklerini umut ediyorum. Vatandaş şimdiden soruyor; “Benim tarımdaki kredim
ne oldu, benim işsiz sigortalarıyla ilgili durumum ne oldu, benim işsizliğim ne
oldu? Nerede benim işsiz çocuklarıma iş?” demeye devam edecektir. Mitinglerde
“Atın bunları dışarı” deseniz dahi, bir kişiyi atabilirsiniz. Orada kalan on bin
kişi sizin aczinizi görecektir.
Siyasetin temelinde şu var:
Doğruyu yapmak, doğruyu savunmak ve doğru düşünceyi, doğru inancı içinizde
hissetmek. Halk sizin hissiyatınızdan, sizin niteliklerinizin temel rehberini
oluşturacaktır. O nedenle ben, bu çalışmaların çoğunu faydasız görüyorum. Çok
faydasız ve bizim itibarımızı kırıcı. Şimdi şöyle durup bakınız, Türkiye’nin bu
son hadiselerden sonra dış dünyada itibarı arttı mı? Belki, bazı Arap
ülkelerinde sevinç çığlıkları atanlar var, ama genel siyasette Türkiye, çok
güvenilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. O tespiti yapalım, çünkü dış politikayla
bu kadar oynanmaz.
REMZİ DİLAN:
Hakkı Süha Okay, CHP’nin Merkez Yönetim Kurulu’nda alınan kararları
açıkladı. Çok eski bir İl Başkanı olarak siz, tabii ki Adalet
Partisi’nden İstanbul’da İl Başkanlığı da yaptınız, yıllar önce. Eski
bir İl Başkanı olarak bu değerlendirmeyle, bu açıklamayla ilgili neler
söylersiniz?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Gürsel Tekin kaydırılmıştır. CHP’de yeni bir şey yok. Yani, garp cephesinde yeni
bir şey yok gibi. Zaten, senelerdir kan uyuşmazlığı içinde olduğumuz CHP’den çok
yenilik beklemek, bence mucizedir. CHP, sık sık hamile kalır, doğuramaz. Yine,
öyle bir sıkıntıyla beraber. Kemal Kılıçdaroğlu’nu bulunca, sanki Nuh’un
gemisini bulmuş gibi hissettiler. Onun etrafında herkes yer aldı ve O’nu
Anadolu’ya doğru götürdüler. Göreceksiniz, CHP’nin oylarında bir artış
olmayacaktır. Çünkü, az evvel söylediğim gibi, yeni bir şey söyleyen CHP ortaya
çıkarmak çok zordur, çıkmamıştır. Geçmişte, halk sektörü dediler, suyla ilgili
konuştular vesaire, oylar bir miktar çıksa bile hemen indi.
CHP’nin bundan sonra yapacağı
tek bir şey var; çok ciddi biçimde demokratlaşmasıdır, sosyal demokrat
olmasıdır. O zaman, belki kendi bünyesi içerisinde klasik sosyal demokrasinin
görüşlerini ortaya koyabilir; bir de bu çeşit fevkalade tehlikeli olan
manüpilasyonlara girişmezler. Bizim CHP’ye Allah selamet versin demekten başka
bir düşüncemiz olamaz.
Bizim kurduğumuz Demokrat
Parti, hem iktidarın alternatifidir, hem CHP alternatifidir. Onarla oy
vermeyecek bütün vatandaşlarımıza bir demokrasi platformu sunuyoruz. Bizim
merkez söylemimizin ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor.
Bakınız, CHP yine geldi, bir
kişiye bağımlı, bir kişinin göstereceği kudrete, başarıya bağımlı bir parti
haline geldi. O kişiyi oraya taşıyan bir İl Başkanı’nı da gayet rahatça
kaydırağa bindirip, kaydırabiliyor. Tabii Gürsel Tekin, iyi bir partici. Buna
evet diyecektir, ama içindeki acıyı hissediyorum ben. İçinde bir acı duyacaktır.
Hak etmediği bir sonuçla karşılaşıyor. CHP’nin bugüne kadarki temel
stratejilerinden biridir. Deniz Baykal’a karşı da aynı şeyi yaptılar. Bugün
Deniz Baykal’ı yalnız bıraktılar. Deniz Baykal’ın yaptığı doğruydu, eğriydi
tartışmıyorum, ama 18 sene size liderlik etmiş bir siyasetçi vardı, Ona bir vefa
borçları olması gerekiyordu, kendi haline bıraktılar. Yanında iki milletvekili,
Alanya-Antalya hattında çalışıyor. Aynı şekilde bugün de Gürsel Tekin’e teselli
mükafatı veriyorlar, Genel İdare Kurulu’na alıyorlar. Temsilciler Meclisi
kararıyla tavsiye edecekler. Gürsel Tekin, Türk siyasetinin aktif alanlarından
çekilmiş oldu. Onu yine eski CHP klasiği içinde hücresine hapsettiler.
REMZİ DİLAN:
CHP, Demokrat Parti’nin siyasi rakibiymiş gibi konuştunuz.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Evet, CHP bizim rakibimiz. Onunla yarışıyoruz. 1946’dan bu yana yarışıyoruz,
yine yarışacağız. Onları kınamak ve üzmek için söylemedim, görüşümüz olarak
söyledim. Biz, CHP ile seçimde yarışacağız. Bizim CHP ile benzer bir tarafımız
yok. Onlar ayrı bir düşünceyi temsil ediyorlar; biz, liberal demokrasiyi temsil
ediyoruz.
REMZİ DİLAN:
Son sorum şu; Bütün Dünya Dergisi’nin ekinde de dağıtıldı, Prof. Dr.
Mehmet Haberal diyor ki, “Hükümlü Prof. Dr. Haberal’ın sözlü Silivri
savunması” okuduk. Şimdi buradan bir bölüm okumak istiyorum. Prof. Dr.
Mehmet Haberal’ın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 5 Nisan 2010- 6
Nisan 2010 tarihleri arasında sorgu ve savunmasının alınmasından sonra,
avukatları tarafından yapılan tahliye talebi, Mahkemenin 9 Nisan 2010
tarihli 53. Celsesinde karara bağlanmış ve 16 numaralı ara kararıyla,
20909 sicil numarasıyla, bu kararla ilgili de tabii ki, mahkemeye şerh
bildirmiş Hakim, Mahkeme Başkanı, bir çok davada da oyu belli olan bir
kimse, değerli bir hukukçu.
Burada diyor ki, bu
muhalefet şerhinde ya da o yazısında diyor ki, bu şeyi saydıktan sonra,
Mahkeme Başkanı Sayın Köksal Şengün’ün, sanık Mehmet Haberal’a isnat
edilen suçların vasıf ve maliyetleri, dosyada mevcut delil durumu,
savunmasındaki açıklamaları, suç vasfının değişme ihtimali, sosyal ve
mesleki konumu, bu aşamadan sonra kaçma, saklanma ve delilleri karartma
şüphesinin bulunmaması, tutuklanmadan beklenen gayenin de sağlanmış
olması, yaşı ve gerekirse hakkında adli kontrol uygulamasının da
düşünülebileceği gerekçesiyle tahliyesine karar verilmesi şeklindeki
muhalefet şerhine rağmen, hâkimler isimleriyle birlikte karşı oy
kullanmışlardır. Onu da devam ediyorum okumaya: Sayın Köksal Şengün’ün
Sayın Haberal ile ilgili söylediği, Haberal’ın isnat edilen suçların
vasıf ve mahiyetleri dosyada mevcut delil durumu olmasını dile getirerek
tahliyesi yönünde oy kullanıyor Sayın Şengün. Diğerleri de Sedat
Haşırlıoğlu’nun ve Hüseyin Ödes’in karşı oylarıyla ya da tutuklanmasına
devam edilsin şeklindeki oylarıyla da oy çokluğuyla Sayın Haberal’ın
tahliyesine gerekli azınlık olduğu için Sayın Şengün, ikiye karşı bir
oyla tahliye talebi reddedilmiş oluyor. Bu değerlendirmeyi nasıl
değerlendiriyorsunuz?
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Burada bir siyasetçi gibi konuşmak istemiyorum. 50 yılı aşkın avukatlık yapmış
bir hukukçu olarak ifade etmek istiyorum; bu, mahkemenin bölünmesi hadisesidir.
Bir mahkeme, ancak böyle bölünebilir. Sayın Başkan’ın muhalefet şerhi aslında
hüküm aşamasında da kullanılabilecek bir gerekçeyi taşıyor. Yani, Sayın
Haberal’ın suçluluğu konusundaki kuşkularını ortaya koyuyor ve bunu da nihai
hükümde belli edeceği açık. Bu çok doğru bir karar, hakim bakımından, reis
bakımından.
Burada özellik başka. Burada
iki özellik var. Mehmet Haberal’ın özel durumu, özel bir şahıs oluşu var.
ikincisi, bu mahkemede bu hüküm fıkrasının, yani, ikiye bir oluşma hadisesinin
aylardan beri istikarlı biçimde, biz ona istikrarlı deriz. İstikrarlı biçimde
devam etmesi. Bir mahkeme, bir ana fikir etrafında karar aşamasında tartışmaya
girebilir, ama bir tahliye gibi bir tedbirde aşağı yukarı 6-7 ay Mahkeme Başkanı
ile üyeler arasındaki fikir ayrılığı, basite alınacak bir hadise değildir.
Bu, bir inatlaşma hadisesi de
telakki edilemez. Bir siyasi fikir sahibi olan bazı yargıçların, adalet
duygusunu taşıyan bir yargıca karşı ısrarlı biçimde muamele etmeleridir.
Özel durumu nedir Mehmet
Haberal’ın? Mehmet Haberal, dünya çapında bir uzman hekim. Uzmanlığı öyle bir
şey ki, her cerrahın yapamayacağı bir işi yapıyor. Geçen gün dünya çapındaki bir
organ naklini yapan Prof. Münci Kalayoğlu diyor ki, “Bu alanda dünyada sayılı
doktorlardan biri, onu bekleyen hastaları var” diyor. O zaman, şöyle de
düşünebilirsiniz: Sayın Haberal’ın şifaya kavuşturacağı hastaların, hasta
haklarını da ihlal ediyorsunuz. O hastaları da Bir hekimden, sağlığa
kavuşmaktan, hayata dönüşten mahrum ediyorsunuz. Özel durumu bu. Başkan da onu
söylüyor; kişiliği diyor, savunması diyor. Savunmasını takdim etmiş. Hekimliği
bütün dünyada tanınmış. Ondan şifa bekleyen hastalar var. Her türlü delil
toplanmış, harika bir müdafaa yapmış, okudum. Böyle bir insanı siz tutarsanız,
bunun hukuki amaçlı olduğunu, hukuki gerekçeyle anlatamazsınız. Ben, beklerdim
ki, yargıçlar birkaç sayfa muhalefet şerhini cerh eden, onu yok sayan gerekçeler
ortaya koysunlar. Sonra, aynı Mahkeme Başkanı diyor ki, “bu dava uzuyor, 30 sene
sürecek” diyor. 30 sene sürecek bir davada siz hala bir büyük otoriteyi tutuklu
halde tutarsanız, sadece hasta hakları değil, sanık haklarını da ihlal etmiş
olursunuz. 30 sene tutacak mısınız Haberal’ı, 60 yaşına gelmiş bir büyük
doktoru, hekimi? Burada adaletin ıskalaması var. Adalet, hukuku ıskalamıştır.
REMZİ DİLAN:
Efendim çok teşekkür ediyorum.
HÜSAMETTİN CİNDORUK:
Ben de teşekkür ederim.