“Türkiye’nin Demokrat Partiye İhtiyacı Var”
“Biz dürüst
insanlardan kurulu bir siyasi hareketi
yapmak istiyoruz”
“Biz ayırım
yapmayız, bizim işimiz milli birliği sağlamaktır”
(DP- Basın
Merkezi 23-Mayıs 2010)
Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Kırşehir İl
Kongresi’nde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin ‘Demokrat Parti’ye ihtiyacı
olduğunu’ vurguladı.
Cindoruk, “Biz dürüst
insanlardan kurulu bir siyasi hareketi yapmak istiyoruz” dedi. “Biz ayırım
yapmayız, bizim işimiz milli birliği sağlamaktır” görüşünü dile getiren DP Genel
Başkanı Hüsamettin Cindoruk, konuşmasında şunları söyledi:
Değerli Kırşehirliler,
misafirler, hepinizi sevgiyle, saygıyla ümitle kucaklıyorum.
Şimdi, şunu düşünmüş
olabilirsiniz, bu kadar güzel konuşmadan sonra, Başkan bize ne söyleyecek?
Söyleyecek laf kaldı mı? Gerçekten de zor bir durum, harika bir film gösterisi
yaptınız, çok değerli İl Başkanımız, ardından da Başkan Vekilimiz, çok güzel
konuşmalar yaptılar. Güncel konulara girdiler, Türkiye’nin meselelerini
anlattılar.
Ama, bazı şeyleri bir başka
açıdan dile getirmek görevim, önce şunu söyleyeyim, buraya çiçekleriyle katılan,
değerli partililere ve arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Burada Ak Parti
çiçeğini görmedim, ama ondan çok üzülmüş değilim, ama altını çizmek istiyorum.
Siyasi partiler sadece Anayasamıza göre değil, demokrasinin inançlarına göre
gerçekten vazgeçilmezdir. Siyasi partilerden vazgeçildiği zaman, keşmekeş çıkar,
söz, ayağa düşer. O nedenle, partili sükunet içinde, partilerin söylemleri,
sonradan muhalefet iktidar diye bölünmeleri, ülkede demokrasiyi işletir,
yaşatır, büyütür. O nedenle, dünkü Cumhuriyet Halk Partisi kurultayına bir iki
cümleyle değinmek istiyorum.
Ana muhalefet partilerinin
kongreleri, kurultayları her zaman önemlidir, sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na da
aramıza hoş geldin, diyor, kendisine bundan sonraki siyasi hayatında başarılar
diyorum. Ama, ben her zaman olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç işlerine
karışmak amacıyla değil, ülkenin genel gidişiyle ilgili bir noktaya takıldım.
Neden Gandi? Kemal Kılıçdaroğlu ismi yeterdi. Güzel bir ismi var, Gandi dendiği
zaman, biliyorsunuz açlık, fukaralık ve bir takım grevlerle anılan eski bir din
adamı akla geliyor, Hindu Mezhebinin bir din adamı. Bizim Gandi’ye değil
Nehru’ya ihtiyacımız var, bizim Atatürk’e, Adnan Menderes’e, Turgut Özal’a
ihtiyacımız var, Gandi’ye ihtiyacımız yok. Bu sıfatından vazgeçmesini hem
kendisinden, hem partisinden rica ediyorum, yoksa siyasi hayata yeni figürlerin,
yeni aktörlerin girmesinde Türkiye’nin menfaati vardır.
Yolsuzlukla başlayan bir giriş
yaptığını gördük. Bunlar, bizim siyasi hayatımızın son zamanlarda, vazgeçilmez
söylemleri. Bu söylemleri, herkes söylüyor, söylem dediğimiz konuşma. Ama acaba
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihinde bu söylemlerle ilgili bir yaptığı var mı?
Şimdi, burada arkadaşlarımız çok güzel gösterdiler, barajı biz yapmışız,
fabrikayı biz yapmışız, üniversiteyi biz yapmışız, yolu biz yapmışız, tarımı biz
yapmışız, vatandaşımıza biz sahip çıkmışız. Şimdi, dönüp bakıyorsunuz, 1950’den
bu yana zaman zaman iktidar olan Cumhuriyet Halk Partisi ne yapmış?
Bizim bundan evvel, geçmişte,
siyasi tartışmada muhatabımız olan Cumhuriyet Halk Partisinin değerli Başkanı,
geldiğinde, desin ki, “Biz, bu Kırşehir’e bir baraj yaptık, biz bu Kırşehir’e
yol getirdik, biz bu Kırşehir’e fabrika yaptık”. Şimdi, o söylemlerle ortaya
çıkarılan, basında yazılı ve sözlü basında çıkarılan gürültüye bakıyorum ve
geriye dönüp kendi muhakememizi bir kere daha ortaya koyuyorum. Yapan biziz,
söyleyen biziz, teklif eden biziz, söylediğimizi yaptık, yaptıklarımızı
söyledik. Şimdi, o zaman Demokrat Parti’nin elinde büyük bir hazine var.
O nedenle, bugün genç
arkadaşların burada gösterisi çok güzeldi. Keşke, çok söz söylemesek, buna
benzer her alanda, her ilde yaptığımız hizmetleri görsel olarak ortaya koysak ve
desek ki, “İşte Demokrat Parti budur.” Bunu yaptık, şimdi, iktidar olunca gene
yapacağız, daha çoğunu yapacağız ve Türkiye’nin kaderini değiştireceğiz.
Yoksulluğu, yolsuzluğu biz
önleyeceğiz. Bundan sonra, “Yolsuzluk yapmayacağım” demek çok da önemli değil,
ben hiç yolsuzluk yapmadım, var mısınız, aksini iddia etmeye? Yoksunuz. Hiç
yolsuzluk yapmamış bir siyasi parti varsa, o da burada. Biz geçmişimizi, aynı
zamanda bir kanıt, delil olarak ortaya koyuyoruz. Biz yolsuzluk yapmadan,
kimseyi yoksulluğa düşürmeden Türkiye Cumhuriyeti’ne eserler kattık, eserler
katmaya devam edeceğiz.
Bizim mayamız bu, bizim
inancımız bu, bizim siyasi ideolojimiz bu, biz yaparız. Bizim söyleme hakkımız
da doğar. Biz şimdi Ak Parti aleyhine, bugünkü Hükümet aleyhine ne söylersek,
hakkımız var. Çünkü, diyoruz ki “Sen ne yaptın?”
200 milyar dolar daha fazla
borç yaptın, “Bu parayı ne yaptın? Nereden buldun?” demiyorum, bulduğun
kaynaklar belli, ama o parayla ne yaptın? Sorulacak hesap bu, bugün bize düşen
bunlar ve dönüp diyoruz ki “Kardeşim, aldığın parayı, ne yaptın?” bu sekiz
senede bu kadar dış borç arttığına göre, vatan sathına bir şey koymak lazım.
Yeni bir yol var mı, yaptığın? Yeni bir havaalanı var mı yaptığın? Yok,
geçenlerde Elazığ’ gittim, havaalanını biz yapmışız, buraya ne yaptı dedim bu
iktidar. “Pisti genişletti diyor, pisti vali de genişletir, bu, devletin merkezi
idaresinin bir başarısı olamaz.
Ama, Keban Barajını orada biz
yaptık, Ferro Krom Tesislerini biz yaptık, sayın Demirel’in bir sözü var “Bizim
yaptıklarımızı, yurdun sathından kaldırınız, Anadolu bozkıra döner” Gerçekten
her zaman söylediğimiz bir şey var, biz yaparken her yeri planlı yaptık,
düşünerek yaptık.
Bakınız, bugün köylümüz, tarım
alanında ne kadar ızdıraplı, doğanın temeli nedir? Toprak. Toprak ne? Anamız,
toprak anamıza savaş ilan etmiş, köylümüzü, çiftçimizi unutmuş. Bu iktidara
karşı, bugün söylediklerimizin bir gerekçesi var. Siz mazotu, bu fiyata
getirmişsiniz, gübreyi, tohumu bu fiyata getrmişsiniz, ürün bedellerini
düşürmüşsünüz ve ortaya çıkan bu çıplak gerçek karşısında da, tarımda bir takım
küçük yardımları önemsiyorsunuz.
Onlar, önemsenecek yardımlar
değil. Türkiye’de tarımla uğraşan nüfusun azalmasından övündüğünüz zaman, ben
size soruyorum “Tarımda azalan nüfus, şehre geldiği zaman, fabrikamı kurdunuz,
sanayileştiniz mi?” ve Türkiye’deki işsiz sayısını bunca büyük rakamlar, henüz
tam gerçekçi konuşmasa bile, beş milyon insanın işsiz olduğu bir ülke.
Yetişmiş insan, yani sabah
evinden iş aramaya çıkıyor, işe gitmiyor. Kadınlarda işsizlik oranı yüzde 30,
gençlerde yüzde 26, mizaha dönmüş genel işsiz sayısı. Dünyanın her yerinde,
işsizler en büyük siyasal partidir, o işsizleri siz bir siyasal arıza olarak
görünüz, yarın seçimlerde bu işsizler sizden hesap soracaklar.
Burada acı olan şu; işsizliği
önlemek için tedbir yok, bir işsizlik sigortası var, o kadar zor ki oradan para
almak. Bugüne kadar işsizlerden sigortadan para almak için başvuran yüzde 2,6,
bu küçük bir hesap, küçücük bir rakam, büyük ve kesin işsizler ordusundan sadece
yüzde 2,6 sı, oda sadece altı ay süreli, işsizlik sigortasından maaş alıyor.
İşsizlik sigortası işlemiyor, 50 trilyon para birikti, o 50 trilyon lirayı
faizle çalıştırıyor.
O parayı siz sanayide
kullanmıyorsunuz, işsizliği önlemek için bir planınız yok, ama bunlara karşın,
bir yandaşınıza gazete ve televizyon kurması için devlet bankalarından 1 bucuk
milyar dolar ve sonsuz teşvik veriyorsunuz. Az önce Salih Uzun kardeşimin
söylediği gibi, siyasete sığmaz da, vicdana hiç sığmaz. Yani, kendisini dindar,
Allaha bizden daha yakın farz edenlerin, bu konuda söyleyecekleri bir söz
yoktur. Sadece demagojiyle işleyen bir siyasi partidir, işi gücü bir takım
kurumları tahrip etmek, değiştirmek.
Eskiden siyaset hepimizin
bildiği gibi, partiler arası olurdu, Meclis’te olurdu, meydanlarda olurdu.
Partiler birbirleriyle tartışırlar ve bu tartışmanın sonunda seçmen oy verirdi.
Şimdi, bu hükümet yargı ile kavga ediyor, tartışma onunla, askerle kavga ediyor,
tartışma onunla, bir kısım medya ile kavga ediyor, tartışma onunla. Beğenmediği
medya patronuna, inanılmaz vergi eziyeti çektiriyor ve bunun karşılığında, o
organların kendisini desteklemesini sağlıyor. Bu zulümdür, bu ancak bir zalimin
düşüneceği bir vicdan dışı eylemdir.
Geliniz bu tarafa bakınız,
siyasi partiler meselesinde, önemli engeller ortaya çıkıyor. Bizim siyasi parti
olarak devletten hiçbir yardım almamız mümkün değil. Ama sadece bu sene
kendisinin aldığı yardım miktarı 100 trilyon. Dün, Kılıçdaroğlu diyor ki “ Biz
bu barajı düşüreceğiz, bu barajlar yüksek” hakikaten yüzde 10 barajı çok yüksek.
Bizim baraj kaygımız yok, biz
bu barajı aşarız ama ben sayın Kılıçdaroğlu’na diyorum ki; o zaman bu samimi bir
fikrinizse, hemen bir kanun teklifi verin. Meclis’e gelin, barajların
düşürülmesi için kanun teklifi verin. Eğer hükümet tarafı buna katılmıyorsa,
bizde ona göre meydanlarda kendisinden demokratik hakkımızı sorarız. O da
yetmez, partiler seçim ittifakı yapmalı, o da yetmez, siyasetin parasal tarafı,
önemli ölçüde disiplin altına alınmalı. Hangi parti ne kadar para harcadı, ne
kadar masraf etti. Hangi aday, ne kadar para aldı ve hangi bütçeden, onları da
Sayıştay’ın ve Anayasa Mahkemesi’nin denetimine sunmak lazım.
İşler namuslu olsun, açık
olsun, şeffaf olsun, bunlar Resmi Gazete’de ilan edilsin, ben bileyim ki, Ak
Parti o binayı nasıl yaptı? İçinde ihtişam var, içinde villaları aşan lüks var.
Dönüp diğer partilere bakın. Evet, o binaları nasıl yaptınız? O binaların
yapılışında acaba sizin iş verdiğiniz bazı müteahhitler görev aldılar mı, ya da
yardım ettiler mi?
Bu eşitlik mi, bu eşitlik
olabilir mi? Bizim burada, üyelerimizin ceplerinden ödedikleri parayla
döndürdükleri bir il binamız, il örgütümüz var, helal parayla, helal imkanlarla,
helal siyaset var. Bir de iktidar partisinin çeşitli kaynaklardan,
belediyelerden elde ettiği helal olmayan şeyler var. O zaman siyaset haksız
rekabet haline geliyor, bu haksız rekabeti önleyelim. Bu haksız rekabet
önlenebilir mi? Evet, geçmişte hazine yardımı yoktu, hazine yardımı olmadığı
için, herkes yandaşlarından değil, kendi gelirinden, taraftarlarından ve
adaylarından, kaynak artırır ve işi götürürdü. Gene o günlere dönelim, bu haksız
rekabetin önüne geçmek için, sadece CHP’nin değil, MHP’nin de, iktidar
partisinin de bir araya gelmesini temenni ediyorum, diliyorum. Aksi takdirde
seçim arifesinde bunu önemli bir tartışma konusu haline getiririz.
Gelelim öbür tarafa, siyaseti
düzenli, dürüst hale getirmedikten sonra, devletin bürokrasisini de, devletin
işlemesini de sağlayamazsınız. Bugün devlet kaynakları, doğru kullanılmıyor,
paylaşım az. Refah payını, memura, emekliye, işçiye vermiyor. Burada açıkça, her
zaman söylediğimiz şeyi tekrar söylüyorum, emeklilere sendika hakkı, memurlara
ileri sendika hakkı vermek, Türk demokrasisinin artık yapacağı ve yapması
gereken bir sonuçtur. Gelin, bunları yapalım.
Gelin, başka bir şey yapalım,
Türkiye’de hukuku üstün kılmak için sadece sözlere gerek yok. Yargı’ya saygı,
Anayasa’ya saygı unsurlarını taşıyan bir Anayasa’yı birlikte yapalım. Benim
Meclis Başkanlığım döneminde ben bunu yaptım, o zaman Meclis’te bir milletvekili
olan partiyi bile, Büyük Birlik Partisi idi o zaman, biz Anayasa çalışmalarına
kattık, çok da değerli fikirleri oldu. Gelin, bütün partiler, Meclis içinde olan
olmayan partiler bir araya gelelim, kalıcı bir Anayasa yapalım, kalıcı.
Hepimizi kucaklayıcı, bizi
yalnız bırakmayan bir Anayasa. Hakimler Savcılar Kurulu nasıl işleyecek, dünyada
örnekleri var onları yapalım. Gelin Anayasa Mahkemesi nasıl işler, bunu yapalım.
Anayasa Mahkemesi ile hükümetin kavgası sadece dışarıdan seyredilecek bir kavga
değildir, Cumhuriyetin temellerini değiştirme eğilimidir ve bunun için
yapılmaktadır. Bunu ortadan kaldıralım.
Gelin hukuku üstün kılalım,
sabah sizin evlerinizi kimsenin basmayacağından emin olalım. Uzaktan seyrederken
insan “Bana bir şey olmaz” diyebilir.” Ama güvenceler kalkmışsa, yarın bir
başkasının başına gelen, sizin evinizin bulunduğu mahallede de ve başka bir iş
yerinde de sizin başınıza gelebilecektir. O nedenle vatandaşları güvence altına
getirecek bir hukuk devleti kuralım.
Gelin başka bir şey daha
yapalım, Türkiye’nin milli gelirinden hepimizin aldığı pay, bu sene 2009’dan
1500 dolar azalmıştır. 1500 dolar da iyi bir para, evde 4 kişiniz varsa 6000
dolar, 5 kişiniz varsa 7500 dolar, sizi fakirleştirmiş bu hükümet, sizi
fakirleştirmiş bu iktidar. Bu pay azalmasından kaynaklanan bazı sıkıntıları
yaşıyorsunuz, neden yaşıyorsunuz, geçim zorluklarıyla hayatın telafi edilmesi
mümkün olmayan bir takım sıkıntılarını da beraber yaşıyorsunuz.
İşte Demokrat Parti, bütün
bunları gayet açık ve kesin söylüyor, biz şahıs partisi değiliz, Demokrat Parti
bir halk hareketidir. Biliyorsunuz, Demokrat Parti’nin başına bu kadar hadiseler
gelmiş, darbeler görmüş, kapatılmış açılmış, yine huzurunuza gelmiş. Çünkü, o
bir kurumdur, onun elbette Genel Başkanları, liderleri, hizmetkarları olmuştur,
ama biz bir şahsa bağlı parti değiliz. Her zaman öyle olmuştur, bu halkın
hareketidir, bu halkın partisidir, çiftçinin, memurun, köylünün, esnafın
partisidir, dar gelirlinin partisidir. Bizim zenginlikle işimiz olmaz, ama
ülkeyi zengin yapmak için uğraşırız, biz zenginlerin partisi olmadık,
olmayacağız da. Biz, fakir fukara edebiyatı yaparak bu işin içinden çıkmak
istemiyoruz, nasıl kendimiz kurumsalsak, kurumsal olan bütün meseleleri
çözebilecek olan insan kümelerinin de hizmetinde olacağız.
Bugün, burada Demokrat Parti
olarak, şu sözü veriyorum, milli kârı adil dağıtacağız, devletin gelirini
çoğaltacağız, elde edilecek hasıla ve refah payını millete eşit biçimde
dağıtacağız, adil biçimde dağıtacağız. Çalmayacağız, çaldırmayacağız, bizim
günlerimizde Adnan Menderes dahil, hiçbir Başbakan’ın oğlunun gemisi olmadı.
Bizim dönemimizde hiç birimizin çocuklarının gemicikleri olmayacak, kayıkları
bile olmayacak, hizmetkârı olacakları bir düzen kurulacak.
Bu düzeni daha evvel kurduğumuz
için gayet dikkatli biçimde size vaad ediyorum, geçmişim getirdiği örneklerle
size vaad ediyorum. Gelin, Demokrat Parti’yi hızla geliştirelim, Onu
geliştirmeye çalışıyoruz, uğraşıyoruz, her gün yeni katılımlar
gerçekleştiriyoruz, arkadaşlarımız katılıyorlar, işte böyle örnek bir kongre
yapabilir hale geldik.
19 Haziran’da yapacağımız
kongrede de, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istekleri doğrultusunda, olağanüstü bir
kongre yaparak, partiyi biraz daha yerleştireceğiz, hukuka aykırılıklar varsa,
gidereceğiz. Ama, arkadan büyük bir kucaklamayla Türkiye’ye daha fazla hizmete
teşebbüs edeceğiz. Benim gördüğüm şudur, Demokrat Parti’ye Türkiye’nin ihtiyacı
var.
Cumhuriyet Halk Partisi’yle
yarışmaktan memnuniyet duyarız, onlar da devletin temel partilerinden biri.
Bizim de temelimiz 1946’dan bu yana geliyor. 64 senelik temel, köklü içinde her
türlü iyilikler, sıkıntılar, kapatmalar olmasına rağmen dimdik ayakta. Bu
hareket sizin, bu bir halk hareketi. Bizler, geçiciyiz, geldik gidiyoruz ama
gitmeden önce, şunu yapmak istiyoruz temelde, inançları doğrultusunda dürüst
insanlardan kurulu bir siyasi hareket. Bu, Kırşehir’de de Hakkari’de de aynı,
Edirne’de de, Ankara’da da aynı olacak.
Biz, iki şey yapamayız. Bir,
Mezhep kavgası yapmayız, bizim mezhepler konusunda tutumuz tarafsızdır. Biz,
siyaseti mezhepler üzerine yapmayız. Biz bunu ırklar içinde yapmayız Türk, Kürt
ayrımı yapmayız. Kanıtımız 1946’dan Beri Demokrat Parti’nin yaptıklarıdır. Bizim
işimiz milli birliği sağlamaktır, ayrışmaları ortadan kaldırmaktır. Bizim için
bütün insanlar eşittir, bütün yurttaşlar eşittir, din, dil, ırk farkı gözetmeden
hizmet vermek gibi büyük bir çabanın mensuplarıyız.
Gelin, barışı isteyen, kavgayı
istemeyen bir hareketi tekrar canlandıralım, bizim siyasi tarihimizde, vuran,
kıran, ölen, öldüren yoktur. Dikkat edin siyasi hareketlerin içinde hep kavga
olmuştur, birbirleriyle kavga etmişlerdir, birbirlerini öldürmüşlerdir,
Türkiye’nin başı oradan derde girmiştir. Biz, hiçbir zaman bu gibi olaylar içine
girmedik, bizim işimiz devlet gibi, devlet idare temek, devlet gibi siyaset
yapmaktır. Bu devlet, bu Cumhuriyet hepimizin ortak malıdır. Bu Cumhuriyetin
kıymetini bilelim. Bakınız, bu Cumhuriyet 90 seneye vardı, Meclis açılışından
başlarsanız, canlı diri bütün itirazlara, kavgalara rağmen ayakta kalan, önemli
bir devlet. Ama Filistin devleti kurulmak için 50 senedir uğraşıyor. Devlet
kurmak kolay değil, devleti bozmak, yıkmak ise kolaydır. İşte bu devletin,
Cumhuriyetin güvencesi olan bir siyasal hareket tabii size dayanır. Allahın
izniyle biz, Cumhuriyeti, bozdurmayız, böldürmeyiz, yıktırmayız, kırdırmayız, bu
ülkenin birliğini sağlarız. Çünkü Hakkari’de ki vatandaş da bize güvenir,
Edirne’deki vatandaş da, Trabzon’daki de. Biz, bütün halkın bütün Türkiye’nin
partisi olduğumuzu ispat etmiş bir hareketiz, bundan sonra da öyle olacaktır,
böyle devam edecektir.
Sözlerimi şöyle bitireyim, süt
var, maya var, kap kacak var, gelin yoğurt yapalım, kaymaklı yoğurt yapalım.
Hepinize saygılar sunarım.