DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Star TV’nin “Her Açıdan” Programında Ruhat Mengi’nin Konuğu Oldu:

 
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk,
Star TV’nin “Her Açıdan” Programında
Ruhat Mengi’nin Konuğu Oldu:
( 16.05.2010 ) 
 

 

Arkadaşıma gönder !

Yazıcıya Gönder!

 


“Hükümet Terörle Uğraşacağı Yerde, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Uğraşıyor”

“Anayasa Mahkemesi, bugüne kadar verdiği kararlarla Cumhuriyeti korudu”

(DP Basın Merkezi – 16 Mayıs 2010) Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Star TV’nin “Her Açıdan” programında Ruhat Mengi’nin sorularını cevaplandırırken, terörle ilgili olarak “Hükümet terörle uğraşacağı yerde, Türk Silahlı Kuvvetleri ile uğraşıyor” dedi.DP lideri, bir soru üzerine de, Anayasa Mahkemesi’nin, bugüne kadar verdiği kararlarla Cumhuriyeti koruduğunu söyledi.

Cindoruk’un “Her Açıdan” programında Ruhat Mengi’nin sorularına verdiği cevaplar şöyle:

RUHAT MENGİ: Bugünkü konuğum Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, hoş geldiniz. Sayın Cindoruk, Her Açıdan’a katılmak üzere bugün Ankara’dan geldiler, bu zahmetlerinden dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.

Sayın Cindoruk, Türkiye’nin en deneyimli siyasetçilerinden birisiniz, en uzun siyasi yaşamı olan ve her konuyu çok iyi bilen bir siyasetçisiniz. Onun için böyle zor günlerde sizin görüşlerinize de ihtiyaç duyuyoruz. Ben bu olay ortaya çıktığı gün de sizi arayarak sormuştum, bir hata yapmamak için deneyimli siyasetçilerin, hukukçuların görüşlerini alıyorum aynı zamanda. O zaman söylediğiniz cevaba göre de ben konuşmalarımı, yazılarımı değerlendirdim. Şimdi, aynı soruyu tekrar soruyorum, Deniz Baykal’ın başına gelen karşılaştığı olaydan sonra sizce istifası doğru karar mıydı? Eğer istifa etmeseydi ve CHP’nin başında kalsaydı, bunun siyasi yansımaları nasıl olurdu, bundan sonra dönecek olursa, neler olabilir?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: O zaman da söyledim. Sayın Baykal, yakından tanıdığım bir isim. Birlikte 4 ay kadar bir cezaevi hadisemiz var. İstifa edeceğini tahmin ediyordum, ama doğru bir iş yapacağını da söylüyordum. İstifa ederek hem partisinin hem de kendisinin bu konuda daha az zarar görmesini sağladı. Bence, amaçlarından biri, parti ile bu olay arasındaki irtibatı kesmekti, o irtibatı kesti ve istifa etti. İstifa ettikten sonraki tutumu da bekleme tutumudur, doğrudur. Bir başka iddia ortaya attı, bunun bir komplo olduğunu iddia etti. Oradaki düşüncemiz de şu, bu süreçte, iktidarda bulunduğu süreçte, bir komplo ustası izlenimini verdi. O komplolardan açılmış davalar giderek dar boğaza geliyor ve daha huninin ucuna doğru yaklaşıyor davalar. Binlerce sayfalık dinlemeler, onbinlerce sayfalık hatalı belgeler. Altı üstü olmayan bu çeşit bilgisayar ortamından alınmış bilgiler var. Yalnız, bu komplo teorisini Sayın Baykal, iktidarın bu vasfından esinlenerek ifade etti. Eğer, gerçekten bu bir komplo ise, mesele yok. Mesele çünkü, sadece Baykal meselesi değil, Baykal, bir kadın milletvekili ve CHP üçgeni, hatta daha ileri giderek söyleyeyim, bundan muhalefetin göreceği zararlar var. Muhalefet partilerinin tümünün göreceği zararlar var. Referandumda kullanılması mümkün çok önemli bir kanıt ortaya atılmış. O halkın bir kısmının çok muhafazakâr duygularını ve bilhassa kadın seçmenlerin düşüncelerini etkileyebilecek bir belge. O nedenle sadece Baykal’ın istifası yetmez. Mesele bir operasyon meselesi haline gelir CHP için. Buna o sayın milletvekilimizde dahil olmalıdır. Eğer, doğru ise, kolayca atlatılır bir durum değildir. Sadece bir ahlaki mesele de değildir. Siyasette iltimasın ve siyasette iltimasla mevkii değiştirmenin kanıtları var burada. Bizim siyasi hayatımızda en fazla tenkit edilen Genel Başkanların iradesi ile milletvekili adaylarının tespiti. Bu vakaya da çok çarpıcı bir örnek teşkil ediyor.

Ben, bundan Sayın Başbakan’ın öylesine istifade etmeye çalışmasını da garipsiyorum. Demokratik yapımız itibarı ile garipsiyorum. Diyor ki, ailesine ihanet eden, mağdur sayılamaz, affedilemez. Peki, demokrasiye ihanet edeni ne yapacağız? Sayın Başbakan, demokrasiye ihanetin en önemli belgelerini, bilgilerini vermiştir. Şöyle bir bakıyorum, Anayasa Mahkemesi’nde bu yüzden hüküm giymiş bir Partinin Başkanı. Yargıtay’da, Danıştay’da Anayasa Mahkemesi’nde çeşitli operasyonlara alet edilmiş bir Başbakan. Hatta Adana’daki Belediye Başkanımız Aytaç Durak’a yaptığı bir muamele var.43 tane yasa var belediyecilikle ilgili, ben hepsini inceledim, hiçbir yasaya aykırılık olmadığı halde, Aytaç Durak’ı da alıyor, belediyelere gözdağı veriyor. Öte taraftan siyasi partilere savaş ilan ediyor. Her alanda anti demokratik, oligarşik bir idareye doğru Türkiye’yi kaydırıyor.

Son Anayasa değişikliğindeki tam otoriteyi sağlayacak tek başına bir büyük enerji kaynağı temsil edilecek bir Başbakanlık rejimi kuruyor. Bütün bunları yaptıktan sonra Deniz Baykal ve arkadaşının hadisesini öylesine yorumluyor ki, sadece sadakat üzerine koyuyor. Hepimizin ailelerimize sadakat var, bu şüphesiz,ama evvela demokrasiye sadakat borcumuz var. Hele bir Başbakan’ın demokrasiyi tahrip ettikten sonra, dönüp kendisinin, belki komplosu, belki gerçek bilemiyorum, böyle bir münferit vakadan genel hüküm çıkarmasını da yakıştıramıyorum. Siyaseti de heyecanlandırıyor, siyaseti rekabetin dışında münaferet dediğimiz karşılıklı düşmanlığa doğru götürüyor.

RUHAT MENGİ: Ama bir bakıma iyi değil mi? Sıradan bir insanın böyle bir aldatma olayı içerisinde olması ile ki, tabii ki burada gizli kamera gibi çok çirkin bir yasa dışı yöntem var, onu hep söyledik. O ayrı bir tartışma konusu, ama şu anda neden üzerinde durduğumuzu, karşı taraftaki siyasetçilerin bunu nasıl algıladıklarını açıkça söylemelerinden herhalde anladılar. Bir çok yazar arkadaşımız da, “Biz başlangıçta bunu yapacağını tahmin etmemiştik, nezaket gösteriyor, centilmenlik gösteriyorlar zannetmiştik” dediler, ama tutum değişti. Tutumun değişeceğini biz en başta söylemiştik. Bunun görülmesi, mesela bugün işte gazetelerin manşetinde Başbakan Erdoğan,istifa eden Baykal’a sahip çıkılmasını eleştirdi, “Partimin içinde böyle bir şey olsa derhal ihraç kararı ile disiplin kuruluna sevk ederim” dedi. Parti yönetim kadrolarının sahip çıkması için de, “Bunu kınıyorum” dedi. Daha önce “Ülkenin ahlaki değerleri erozyona uğratılıyor, eşini aldatan kişiye mağdur gözüyle bakamayız” gibi sözleri de olmuştu. Bunların ortaya çıkması, CHP’nin de ne yapacağına karar vermesi, eğer bunlar konuşulmamış olsaydı, bilmeyeceklerdi, üstü kapatılıp gidilebilecek bir olay gibi algılanabilecekti, ama öyle olmayacağı açıkça görülüyor. Siz, bunu eleştiriyorsunuz ama, aynı zamanda iyi olmuş değil midir siyaseten bunun konuşulması?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben, yine Başbakan’ı mihver kabul edip, mütalaamı ilerletmek istiyorum. Bugün diyor ki, “Bu eğer bir yatak odasında olsaydı aile mahremiyeti sayardım” demek ki, bizden başka ek bilgisi var, bir başka mekânda yapıldığını söylüyor. Bugüne kadar böyle bir mekân ortaya atılmadığına göre Başbakan, bunu biliyor. Bunu bilmesi aynı zamanda çok komploya müsait bir siyasi iktidarın Başbakanı’nın acaba gerçekten bu bilgisini devletin özel bilgilerinden biri olarak mı düşündü, ya da başka bir şekilde mi elde ettiğini bilemiyorum. Başbakan, bu bilgilerin sahibi ise, bunları da basına açıklamıyorsa, bizim yaptığımız düşünce doğrudur, henüz muğlak olan kanıtlanmamış bir hadisede biz ihtiyatlı düşünüyoruz, ihtiyatlı karar veriyoruz. O, sadakatsizlik yapıldığını söylüyor ve bunu bir başka mekanda,evde olmadığını söylüyor. Bir Başbakan, bunları biliyor da söylemiyorsa, ayıp ediyor. Hatta siyasi görevini de yapmıyor, yürütme görevini de yapmıyor. Bir mesele ortaya atıldığı zaman bunun açıklığa kavuşması lazım. Bizler, doğru karar verelim, CHP’li arkadaşlarımız doğru karar versinler, Türk kamuoyu, doğru karar versin. Bunu bekletip de kullanmak da ahlaka uygun değil, hatta ahlaka aykırı.

Ben, Sayın Baykal’ı yakından tanıdığım için, birlikte hapishane arkadaşlığı yaptığım için eğer gerçekten bu hadisede bir gerçeklik payı varsa, milletvekilliği dahil pek çok görevinden istifa edeceğini biliyorum ve bir başka görev de bayan milletvekilimize düşüyor, onun da aynı şeyi yapması lazım. Böyle bir büyük hadiseyi, hukuka aykırılığı, ahlaka aykırılığı, muhalefetin ve siyasetin üzerine bırakmamak lazım. Geçmişte bunların denemelerini yaşadık. Kapatılmış hiçbir hadise, kapanmış olmadı. Her zaman insanlar, siyasette birbirilerinin üzerinde bunları muhalefet veya hücum gereği yaptılar.

Siyaset acımasızdır, hata yapmayacaksın. Hatayı yaptığınız zaman faturasını, bedelini ödeyeceksiniz ve bunu öderken, partinizi kollayacaksınız, ve muhalefet vazifesi yapan partileri koruyacaksınız.

RUHAT MENGİ: Sayın Cindoruk, sizin partiniz de kongreye gidecek yakın zamanda, ama CHP kurultayı da çok yakında, çok az zaman kaldı ve şu anda hala aday çıkamıyor. Baykal, kesinlikle ben aday olmayacağım demediği için kimsenin sesi çıkmıyor, o arada Yılmaz Ateş gibi Genel Başkan Yardımcıları ve bir takım adamları hep Baykal’ın geri dönebileceği işaretini veriyorlar. Kendisi de, sanki öyle bir işaret veriyor gibi. Bu durumda aday çıkamıyor, son olarak Kılıçdaroğlu, bir kez daha aday olmayacağını açıkladı. Zaten işte Mustafa Özyürek de, şu aşamada resmi bir aday yok. Kılıçdaroğlu’nun da şu ana kadar aday olacağına ilişkin bir açıklaması olmadı. Peki ne olacak acaba, bu durumda ne yapılması lazım ki, adaylar çıkabilsin?

HÜSAMETTİN CİNDORUK:Şimdi bir latife ile cevap vereceğim. Deniz Baykal, Başbakan’a sormalı önce. Başbakan’a sormalı, bu belge gerçek mi diye? Başbakan’dan gerçek olup olmadığına dair yanıt almadan aday olmasını tavsiye etmem.

RUHAT MENGİ: Peki efendim, Baykal kendisi bilmiyor mu nerede çekildiğini, bu belgenin gerçek olup olmadığını kendisi bilmiyor mu?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bu bilgiyi kendisi hakikaten Başbakan’ın paylaşıp paylaşmadığını öğrenmek zorunda. Böyle bir bilgi var, ama bu bilgi doğru mu, eğrimi böyle bir belge var mı? Bu hayat hikayesinin bir aşamasında ben insancıl duygularla bakarım hadiseye Baykal ve partneri hakkında, ama bunun siyasete taşınması noktasında hepimiz çok dikkatli olmalıyız. Geçmişte böyle olayları yaşamış, görmüş, yargılamasında bulunmuş bir siyasetçi olarak o acı, o yara partiye de zarar verir, ailelere de zarar verir. Bunun çarelerini üretmek, bizim görevimiz değildir, mahremiyetine giremeyiz kimsenin. Onlar, kendi aralarında doğru kararlar verecektir.

RUHAT MENGİ: Siz deneyiminizle nasıl görüyorsunuz?Acaba CHP, bundan yenilenerek çıkmayı başarabilecek mi? Bir aday ortaya çıkıp, birçok kişinin söylediği gibi Ali Topuz mesela, çok net biçimde söyledi “Artık Baykal, kurultay sürecini bloke etmekte. Bunu yapmasın, bir uzlaşmadan söz ediyor, böyle bir uzlaşma mümkün değil. Sayın Baykal haklı bir şekilde görevini bıraktı, ama geri dönmesi partiye zarar verir” diyor.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Şimdi, kim burada kazançlı çıkar diye düşünürseniz,Başbakan’ın eli güçlenmiştir. Bu dedikodu bile vatandaşın arasında yayılmıştır, iz bırakmıştır, siz aksini ispat etmiş olsanız bile, buna inanmayanlar, gerçek olduğu halde saklandığını söyleyenler çoğunlukta olacaktır. Partilerin tabanları elbette Genel Başkanlarına sevgiyle, saygıyla, bazen aşkla bağlanırlar, onların duygularına saygıyla bakıyorum ve bu duygulara da saygı duyuyorum hakikaten. Bir partinin Genel Başkanı’na bu denli sahip çıkmak güzel bir şey. Ama, bu yeterli değil. Çünkü parti, yakın bir tarihte iki tane kantara çıkacak. Birisi referandum kantarı, ardından bir seçim kantarı. Oralarda tartılırken sizin teşkilatınızın gücü yetmez. Sizin kongre üyelerinizin, size sevgi ve saygısı yetmez. Partinin esas seçmene ihtiyacı var, o seçmen duygularını iyi anlamak, paylaşmak gerekiyor. Benim tecrübelerime bakarak söyleyebilirim ki, bu çeşit skandallar partilere zarar verir eğer gerçekse.

RUHAT MENGİ: İzleyicilerimizden Nezir Karabaş diyor ki, “Operasyonlar sürerse Kürt halkı, sadece terörle kalmayacak bütün her yerde yaşamı cehenneme çevirecek. Bunlarla nereye kadar gidilebilir? DTP süresince de hep bu tehditleri duyduk, terör örgütüyle paralel çalışmaları duyduk. Şimdi, bu durumda sizce ne yapılması gerekiyor ve ne demektir bu?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Terör örgütü bu güne kadar çeşitli beyanlarda bulunuyor. Bunların bir kısmını İmralı’daki hükümlüye atfen söylüyorlar. Değişik söylemler var son zamanlarda. Şu anda gördüğüm; terör örgütü, mütareke ilan etmiş. Terör örgütünün bir mütarekesi var. Bunu aşan ittifaklar, vesaire olabiliyor. Ama, demek istiyor ki bu arkadaşlar, milletvekilleri, “Bu mütarekeyi kaldırıyoruz, 31 Mayıs’ta kaldırıyoruz” O zaman bu mütarekeden sonra, terör örgütü, elinde ne güç varsa, ortaya koyacak ve Türkiye’yi cehenneme çevirmese dahi, çeşitli eylemler ortaya koyacak. Bu terör örgütünün Türkiye’yi cehenneme çevirme gücü yok. Türkiye’yi bölme gücü de yok, ama bölme işlemini başlatan, eşlik eden bir örgüt halinde devam edecek.

Bu hükümetin hatası şu: Meclis, onlara sınır ötesi harekât imkânı verdi, ellerinde duruyor bu. Onu kullanacakları yerde, terör örgütünün bence, en büyük dostu olan, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan hükümetiyle işbirliği yapıyor. En sonunda da onun reisini, Başkanını diplomatik bir törenle karşılamaya hazırlanıyor. Hepimiz biliyoruz, bu Kandil Dağı’nda değil sadece, bizim ülkemize daha yakın mesafede olan kasabalarda da varlığı yürütülüyor.

Bir başka bilgiyi hepimiz paylaşabiliriz. Terör örgütünün gazeteleri, karargâhları şehirlerde, Erbil’de, hatta Bağdat’ta bile var. Terör örgütü, Kuzey Irak’ta. Terör örgütünün militanları zaman zaman bu mütareke kalkarsa, Türkiye’ye sarkabiliriler. Nitekim, yine Kandil Dağı’ndan alınan bir emirle Karadeniz’e de indiler. Tabii Türkiye’nin 800 bin kilometre büyük bir arazisi var. O arazi içerisinde, o alan içerisinde, bir küçük örgütün, ne kadar militanları da olsa, büyük bir terör hadisesini sürekli, ardı ardına yaşaması ve yaşatması mümkün değildir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, 2002 yılında bu hadiseyi bitirmiştir. Bu hadisenin galibi de Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Ne var ki, bizim hükümetimiz, terörle uğraşacağı yerde, Türk Silahlı Kuvvetleri’yle uğraşıyor. Yüksekova’da çarpışan bir Korgenerali tutuklayabiliyorlar. Kahramanca çarpışan birtakım generallerimiz, subaylarımız Silivri toplama kampında yargılanıyor.

Bütün bunlara rağmen, Türk Silahlı Kuvvetleri, büyük bir sabırla hadiseleri takip ediyor ve eldeki mevcut çeşitli birimlerdeki askerlerimizle de bu mücadeleyi sürdürüyor. Ama, bu mücadeleyi arkadan vuranlar da olabilir. Dediği gibi böyle bir şey içine girecekse, Sayın Milletvekili doğruyu söylüyorsa, sadece teröristler, militanlar değil, o parti de zarar görür. Türk devletinin sadece silahlı gücü yok, hukuki gücü de var. Onların takibini yapan kurumlarımız var, savcılarımız var. O mesele çözülür. Ne var ki Türkiye’yi karıştırdılar, doğrudur.

RUHAT MENGİ: Peki, 31 Mayıs’a kadar istedikleri nedir sizce? Yani, 31 Mayıs’a kadar olumlu bir gelişme olmazsa diyor. Anayasa değişikliğine karşı çıktığı biliniyor BDP’nin. Tabii burada direkt olarak, ilk defa direkt olarak aynen PKK ağzıyla konuşuyorlar. Yani “savaş alanına çevrilecek” diyorlar. Şimdi bu, önemli bir gelişme tabii siyasi parti olarak. Acaba nedir? Anayasa değişikliğiyle mi ilgisi var bu tehditlerin?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: O konuda belgeler var. PKK, sadece Türkiye’de bir parti tarafından temsil edilmiyor. Esas partisi, biliyorsunuz, yurt dışında ve o partinin kongre kararları var. İstedikleri, özerkliktir. Federasyon, federe devlet gibi fikirler buradan…

RUHAT MENGİ: Acaba vatandaşlık tanımı mı? Vatandaşlık tanımının değişmesi mi?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Toptan talepleri var. Sevr’den bu yana toprak talepleri var. Sevr Antlaşması’nda itici hükümler yürürlüğe girme imkânı bulamamıştır. 1804’ten bu yana bunların bu talepleri var. Profesör Doktor Şükrü Mehmet Bey var. O’nun reddiyesi var, 17 sayfalık. O, Kürt Teali Cemiyeti’nin umumi kâtibiydi, hocam daha iyi bilir. O, bu konuda fikirlerini sonra değiştirmiş bir birlik olduğunu, yurt dışında zannediyorum. Beyrut’ta yazmış olduğu bir broşür, risalede bunun imkânsız olduğunu söylüyor, bu fikirden vazgeçilmesi gerektiğini söylüyor. Ne var ki, çeşitli Kürt yazarlar, liderler, özellikle yurt dışında bu federe devlet fikrinden önce bir Türkiye Cumhuriyeti’nin toprağından parsel istiyorlar.

Benim gördüğüm, onların içinde de ittifak yok. İncelediğiniz zaman, bazıları başka şey söylüyor, bazıları başka şey. Abdullah Öcalan da bazen başka şey söylüyor, bazen başka bir şey. Aracısı, avukatları ne kadar naklediyorlar, bilemiyorum. Son zamanlarda bile, az evvel söylediğim mütarekeyi ilan etmelerine rağmen, mayın döşeme işini de sürdürdükleri anlaşılıyor. Son Giresun hadisesinde, üstlendiler de, ayrıca emri veren kişinin de ismini açıkladılar, O da Kandil Dağı’ndaki karargâhlardan birinde.

Hadise, bu hükümet zamanında sulandırılmıştır. Okyanus ötesi bir gücün, kendilerine verdikleri talimat ve teminatlarla hadiseyi yürüttükleri için, bu aradaki dönemi değerlendiremediler. İran, bunu daha fazla değerlendirdi. Çünkü, İran’a da sarkmış görünüyorlar. Tabii bizim siyasetimize uygun bir siyaset gütmedi. Hukukumuza uygun bir sistem değil yaptığı. Ama, o daha dikkatli, daha tedirgin ve daha mukavemetli hareket etti. Bizim yapacağımız işlerin bir bölümünü Türkiye’de biz kendimiz yapmalıyız. Ama sınır ötesi harekat yapmazsanız, o bölgeleri bilen birisi olarak söylüyorum, Meclis Başkanlığım döneminden itibaren takip ettiğim bir hadisedir, gün gelmiştir, Türk Silahlı Kuvvetleri, 35 bin kişiyle o yörelere girmiş ve çok zayiat vermeden, çok da zayiat verdirmeden bir kıta harekatı gerçekleştirmiştir. O, tarafların da lehinedir. Bilhassa, genç, militan çocukları yakın tarihte bağımsızlık kazanacak ideali etrafında Türkiye’ye sevk ediyorlar. O sevkin sonucunda da o çocukların bir kısmı ölüyorlar. Askerlerimiz şehit oluyor. Bir muharebe var gibi. Savaş alanına çevirme tabiri kadar çirkin bir tabir düşünemiyorum.

RUHAT MENGİ: Sadece savaş alanı değil, savaş çıkacak diyorlar. Bu arada Öcalan’ın açıklaması da var. Savaş çıkacak diyor. Orta yoğunlukta bir savaştan söz ediliyor. Böyle bir savaş, sadece dağda olmaz, şehirlerde de etkisi çok büyük olur. Sayın Cindoruk, çok teşekkür ederim.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ama kazanma şansı olmayan bir savaş. Türkiye Cumhuriyeti bu savaşları ortadan kaldıracak güce sahiptir. Bizim yapmamız gereken, kendi içimizi demokratikleştirmek. Baştan beri söylediğim, hepimizin söylediği o. Türkiye, otokrat bir idareye doğru giderse, içinde zayıflar. Hem hukuka saygılı, hem de devletin birliğini, bütünlüğünü, Cumhuriyet’in niteliklerini koruyan bir devlet olmalıyız. Açıkçası Türkiye, Erdoğan’ın temsil ettiği bir hükümetle bu işin içinden çıkamaz. Çünkü, bu hükümete evvela bizim güvenimiz yok, halkın güveni yok. Devleti demokratik olmayan bir yapıya doğru götürmek istiyorlar.

Bu, milliyetçilik meselesi değildir, ırkçılık meselesi de değildir. 1920’lerde kurulmuş 90 yıllık bir devletin kendisini savunma hakkını kullanmasıdır. Sevr’den Lozan’a kadar giden süreçte ortaya çıkmış hadiseler var. Kongreler iktidarı var Türkiye’de. O kongrelerde alınmış kararlar var. Türkiye’nin kurucu iktidarı, üniter devlettir. Üniter devlet vasfını da koruyacaktır, demokratik olmak koşuluyla.

RUHAT MENGİ: Sayın Cindoruk, “terörle müzakere olmaz, mücadele olur” demiştiniz. Ben, bunu herkese sormak istiyorum çünkü, açılımla bağlantısı var mı acaba bunun? Anayasa değişikliğiyle bağlantısı var mı? Bu, şu anda ortaya çıkan hem BDP, hem aynı anda danışılarak yapılan bir şey. İkisi aynı anda ortaya çıkıyorlar ve bir savaş çıkarırız diyorlar. Acaba bunun açılımla veya Anayasa değişikliğiyle nasıl bir ilgisi var?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: O mütarekenin yürümediği ortaya çıkmıştır. Terörle mücadele edecektir. Müzakere ederseniz, mütareke alırsınız, aldıklarını biliyorum. Ama, görüyorsunuz o mütarekeyi tek taraflı…

RUHAT MENGİ: Bir de şöyle bir şey var: Biz o zaman açılım sırasında, bu programda açılımı tartıştığımızda, hep dedik ki, BDP’nin paralel hareket ettiği PKK’nın istediği açılımla, hükümetin söylediği açılım adımlarının bir ilgisi yok. İkisi farklı şeyler istiyorlar. Daha doğrusu, hükümet “şu şu demokratik hakları veririm” diyor, öbürü diyor ki, “bunlar bana hiç yetmez, ben şunu şunu istiyorum” diyor. O zaman, onun istediği noktaya gelininceye kadar eğer terör yardımıyla, terör desteğiyle yürütülecekse, şu anda olduğu gibi bu açılım, yani isteğimizi vermezseniz ortalığı savaş alanına çeviririz. Böyle yürütülecekse, bu nereye kadar yürütülür? Yani, mesela deseler ki, “Evet, biz burada özerk bölge istiyoruz, açıkça da söylüyoruz, bu noktaya kadar da ortalığı savaş alanına çevireceğiz” Bunun içinden nasıl çıkılır?

Şimdi PKK ile BDP artık tek parça gibi algılanıyor. Zaten kendileri de böyle algılanmasını istiyorlar. Bu durumda terör örgütünü nasıl tecrit edeceksiniz? BDP bunu istemiyor, sonra da diyor ki, “Biz Kürtlerin temsilcisiyiz” o zaman bu terör örgütü nasıl tecrit edilecek? Bir cümlenizi alalım hemen Sayın Cindoruk.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hepimizin ortak hedefi, terör örgütü. Yoksa, terör örgütünün dışındaki halkalara hepimizin saygısı var. Demokratik devleti kurduğumuz zaman, demokratik devletin kabul edebileceği talepleri, elde edemedikleri hakları varsa, onları vereceksiniz, vereceğiz.

Yerel yönetimlerle ilgili konuda, bu devlet demokratik değil. Adana Belediye Başkanı arkadaşımızı görevden alırken, Kürt diye mi aldılar? Öz be öz Türk bir adam. Niye Aytaç Durak’ı aldılar? Muhalefet diye aldılar. Hatta Diyarbakır Belediye Başkanı’nı da almayı düşündüler, vazgeçtiler. Diyarbakır’da bir hareketlenmeyi düşündüler. Menfaate dayalı, siyasi nedenlerle hareket eden bir iktidar var. Keşke demokrasiyi kursak da, Kürtlere de bütün haklarını versek, Türklere de, Çerkezlere de, kim varsa. Aradığımız bu.

Kendisi insan hakları savunucusu, diyor ki, Karabaş kimse, tanımıyorum bir milletvekili, diyor ki, “Kürtler savaş alanına çevirecek” Bu bir sivil düşünceniz. Olur mu böyle bir şey? Bir milletvekili silahlı eylemi nasıl haber verir? Falcı mı bu, yoksa aktivist mi?

Şimdi biz, burada okuryazar arkadaşlar, bu arkadaşımıza bu sözlerin yanlış olduğunu söylemeliyiz. Ben, zaman zaman burada, birtakım kızlarımız var, sert konuşmalar yapıyorlar, onlara da haber yolluyorum. Geçmişte, Birinci Meclis sayılabilecek, 1991-95 Meclisi’nde yaşadım. Orada bu arkadaşlar ihraç edildiler, mani oldum.

RUHAT MENGİ: Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın bunu 4 ay bekletmesi gerektiğini, böylece referandumu sağlama görevinin ona düştüğünü yazan gazeteciler oldu. Acaba Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, korunsun bu nedenle dediler, çünkü o bunu bekletmek zorunda dediler. Acaba 4 ay bekletebilir mi? Acaba Anayasa Mahkemesi’ne bu süreçte CHP’nin arka bahçesi veya ana muhalefet Mahkemesine döndü gibi yakıştırmalar doğru olabilir mi?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Evvela bu Cumhurbaşkanını tarafsız olduğu için bu hadisede bu çeşit tedbirler aldığı veya yanlışlar yaptığı tartışma dışı, çünkü zaten Abdullah Gül taraf. Altı ay kadar aralıklıda olsa, bir buçuk ay da tek başıma Cumhurbaşkanı Vekilliği yaptım, böyle belgeler, önemli kanunlar geldiği zaman Cumhuriyet Başsavcılığı gibi, orada bir Baş Hukuk Müşavirliği vardır, çok değerli kişilerdir onlar. Onların etrafındaki kurula, Cumhurbaşkanı havale eder ve bunları inceler. Cumhurbaşkanı gerektiği zamanda, bir muhalefet şerhi gibi müteala da yazabilmektedir. Cumhurbaşkanı’nı brife eden bir büyük ekip vardır, hatta zaman zaman biz dışarıdan profesörlerden mesela Erdoğan hocadan mütealada istemiştik. Cumhurbaşkanı böyle önemli bir hadisede önüne gelen bu metni, bu değerli arkadaşlarımızın görüşlerini okumak zorundadır, eğer tarafsızsa. Abdullah Gül’ün iki saat arayla bunu imza etmesi, peşinen taraf olduğunu ortaya koyan yeni bir kanıttır, eski kanıtların üstüne eklenmiştir. Bu nedenle de yaptığı şey, fevkalade yanlış ve Cumhurbaşkanlığı makamına ve teamüllerine aykırı olduğunu söylüyorum.

Nitekim, bundan evvelki Anayasa değişiklikleri ittifakla çıkmış olmalarına rağmen, Cumhurbaşkanları tarafından incelenmeye alınmıştır.

RUHAT MENGİ: Şu anda hakikaten bütün bu kesimlerin karşı çıktığı değişikliği durdurabilecek tek kurum kaldı, oda, Anayasa Mahkemesi. Milletimizde durdurabilir, ama çok hukuki ve anlaşılması zor bir konuda ve birçok farklı propagandaların yapılıp duygusal olarak ikna edilebilecekleri bir konuda acaba çok büyük bir hataya da neden olabilir mi? Acaba her referandumun sonucu doğru çıkacak gibi bir kanıya sahip olabilir miyiz? Acaba CHP gitmeseydi, Anayasa Mahkemesi’ne diğer partiler birleşip gitmeyecekler miydi, siz olsaydınız ne yapardınız?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Halkın menfaatlerine ilişkin bir Anayasa değişikliği var. Bu değişiklikleri tahminlere bırakmak yanlış.Ne kadar kanun yolu, Anayasa yolu varsa, hepsini denemek zorunda muhalefet partileri, ben MHP’nin bu tavrına katılmıyorum. İşi sadece kamuoyunun büyük alaka ile beklediği halkoyuna bırakamazsınız. Seçimler ve halk oyları çok tehlikeli araçlardır, nasıl sonuç vereceği belli olmaz, o nedenle daha kamusal düzeni sağlama gücü kurulmuş olan Anayasa Mahkemesi’ne bu işi götürmenin öncelikli olarak faydası var, ayrıca, o yolu da denemiş olacaksınız. Anayasa Mahkemesi, bu güne kadar vermiş olduğu kararlarda adil davrandı, Cumhuriyeti korudu, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’dan gelen yetki ve hakları var, onları görmezlikten gelmek yanlış olurdu. CHP ve başka milletvekillerimiz birleştiler, bunu Anayasa Mahkemesine götürdüler.

Hem hukukçu olarak, hem siyasetçi olarak benim bildiğim bir şey var; bir hakkı savunuyorsanız, o hakkı denetim organlarının tamamından geçireceksiniz ve o hakkın reddedilmesi, askıya alınması, bir tahmin veya bir piyangoya bırakılmayacak, bütün kurumları kullanacaksınız, ama, tabii MHP’nin tavrına saygı duyarım.

Mağduriyeti hesap ederseniz, hiçbir seçime katılmamak gerekebilir. Seçimlerden önce pek çok hadiseler olur, mağdurlar çıkarabilir, mağrurlarda çıkar. Şimdi ortada mağrur bir Başbakan var, hatta bence Başbakan mıdır, yoksa padişah mıdır? Anayasa değişiklikleri geçerse, Yargı’yı da kendisine bağlayan bir Başvekil’in artık bir padişah otoritesi kazanacağı şüphesiz.

Burada Haşim Kılıç arkadaşımızı biz zaman zaman tenkit ettik. Haşim Kılıç’la hukuki bir mutabakatımız yok. Ama, bu güne kadar, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak tarafsız davranmıştır, hukuka bağlı, zaman zaman konuşmalarında da yeni hukuk öğelerini de ortaya koyabilen kabiliyetli bir Anayasa Mahkemesi Başkanı gibi görüyorum. Ben, Haşim Kılıç’a güveniyorum, belli bir süreçte raportörleri de dikkate alarak, bu Anayasa’yı reddeden arkadaşlarımızı önemli ölçüde okuyacaktır, düşünecektir. O Abdullah Gül değildir, okuyacak, düşünecek raportöre havale edecek ve bu kadar önemli, tartışmalı bir konuyu askıya almayacaktır. Onu ayrıca Anayasa Mahkemesi üyeleri de zaman içerinde yapacaklardır.

RUHAT MENGİ: Bazı raportörler bunu 4 ayda okuyabilirler diye düşünüyorum.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ona süre vereceksiniz tabi, teamülü var Anayasa Mahkemesi’nin, daha evvel Anayasa Yargısı olarak Anayasa’daki değişikliği de yargılamıştır, tatbikatı da var. Ben Anayasa Mahkemesi’nde bir gecikmeyi, bir duraksamayı ayıp sayarım, Haşim Kılıç’a da, Anayasa Mahkemesi’nin her hangi bir başkanını da yakıştıramam, onu vebali altında kalır. Referanduma da gitse, elimizden gelen çabayı gösteririz, 1961 Anayasası’nı bir deyimle açmıştır Adalet Partisi “Hayırda, hayır vardır”.

1987’de ve 1991’de iki değişiklikte şahit veya hazırlayıcı oldum. 1987’de de Turgut Özal ve diğer muhalefet partileriyle biz anlaştık ve yasakları kaldırdık, seçmen yaşını 18’e indirdik, önemli değişiklikler yaptık. Sonra 1991-1995 arasında ise, iki sene süren, on partinin katıldığı bir komisyon çalışması ortaya çıktı, itirazlar incelendi, sonra, onlar tekrar tekrar elendi ve oylamada bütün milletvekilleri olumlu oy kullandılar, o olumlu oy kullanılırken de hadise çok açık bir şekilde, bir uzlaşma bir ittifak hadisesi oldu. Orada da 25 yaş düştü, birçok değişiklik ittifakla uzlaşma ile değişildi.

 

| Biyografisi | Konuşmaları | Fotoğrafları | Ulaşmak için form | e-mail |

 

 

 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara
Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 83
                  e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi