DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Ege Demokratlarının Bodrum Buluşmasında Türkiye’ye Seslendi

 
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk,
Ege Demokratlarının Bodrum Buluşmasında
Türkiye’ye Seslendi
( 08.05.2010 ) 
 

 

Arkadaşıma gönder !

Yazıcıya Gönder!

 

(DP Basın Merkezi – 8 Mayıs 2010) Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Ege Demokratlarının buluştuğu ve tarihi günlerinden birini yaşayan İskele Meydanı’ndan Türkiye’ye seslendi.

“Demokrat Parti, padişah olmaya soyunan 1. Recep’in Saltanatına son verecektir.” diyen DP Lideri Cindoruk’un Ege Demokratlarının Bodrum mitinginde yaptığı konuşması şöyle:

“Çok değerli, sevgili Ege’liler, Bodrum’lular,

Ben de bir Ege çocuğuyum, burada Ege’nin nefes borusu olan Bodrum’da biradayız. Hepinize merhaba diyorum, merhaba. Bu merhaba Halikarnas balıkçısı Cevat Şakir’in meşhur selamıydı, Türkçemize onun kanalıyla geldi. Bodrum’un turizme açılmasında da büyük katkısı vardır. Halikarnas balıkçısının ruhu şadolsun, Allah’ın rahmeti üzerine olsun diyorum.

Değerli Ege’liler,

Bizi buraya getiren sizin güler yüzünüz, sizin inançlarınız olduğu kadar bizim bir borcumuzdur. Son yerel seçimlerde siz, bize biri İlçe Belediye başkanı olmak üzere 6 Belediye Başkanını emanet ettiniz. Onlar da bu süreç içinde birbirinden değerli hizmetlere başladılar. Onlara da teşekkür ediyorum, sizlere de bu güzel emaneti verdiği için minnetlerimizi sunuyoruz, bunun için huzurunuzdayım. İnanıyorum ki, bu yerel yönetimlerdeki arkadaşlarımız, yıllardır sürdürdüğünüz dürüstlük, doğruluk içinde gerçekleri imarı, inşayı, ihyayı gerçekleştireceklerdir.

Bu İskele Meydanı’nın ben bir hikayesini biliyorum. İlk defa 1954’te bu iskelenin yapımını başlatan merhum Başbakan Adnan Menderes’tir, onu da hayırla ve rahmetle anıyorum, ruhları şadolsun diyorum. Allah rahmet eylesin.

Şimdi burada, bir miting meydanında Demokrat Parti’yi anlatmak gereksiz, tanıtmak da gereksiz, çünkü 1946’dan bu yana “Yeter Söz Milletindir” diyen siyasi hareketi hepiniz biliyorsunuz. Ya, babalarınızdan, ya da akrabalarınızdan, ya da tarihten. Şimdi, bir şey söylemek istiyorum, bugün yaptığımız iş şu, Türkiye’nin her yerinde bu mitingleri yapıyoruz. Yeniden geliyor Demokrat Parti demek için buradayız. Korkmayın, Türkiye Demokrat Parti var artık. Ahlaka, siyasetin temizliğine, dürüstlüğüne, devletin yeniden inşasına, Cumhuriyet’in tartışılmaz birliğine ve büyüklüğüne saygı vermek için, onları yeniden halkın hafızalarında canlı tutmak için bir araya geliyoruz.

Şimdi, Demokrat Parti’nin o büyükleri, Demokrat Parti’nin değerli mensupları huzurunuzda, kadromuzla genç-yaşlı bütün arkadaşlarımızla, devlete tekrar sahip çıkmak için neler yapacağımızı anlatmak istiyorum. Neleri eleştireceğimizi söylemek istiyorum. Biliniz ki, turizm ve toprağa bağlı tarım, bu bölgenin insanlarının ortak yapılarıdır. Turizm, gerçekten yılların içerisinde süzüle süzüle bu yörenin çok önemli bir ekonomik ve siyasi yeri haline geldi.

Ben, sözlerime başlarken son yıllarda Yunanistan’ın içine düştüğü durumdan ötürü üzüntülerimizi anlatmak istiyorum. Yunan kardeşlerimize buradan bir mektup gönderelim, onlara diyiniz ki, “Sizi Avrupa Birliği değil, Türk-Yunan dostluğu kurtarır. Gelin, Bizimle dost olun, bu güzel denizleri paylaşalım, bu güzel denizlerde hem siyaset ortaklığı yapalım, hem ticaret” Bakınız, Yunan kardeşlerimizin buna ihtiyacı var. İnanıyorum ki, kısa bir süre içerisinde bizim bu bölgemizin Yunanistan’la ilişkilerinden başlayarak, Türk – Yunan ilişkileri de düzelir, doğru yola girer, Celal Bayar, Menderes, Karamanlis gibi değerli devlet adamlarının başlattığı bu dostluğa buradan selam yolluyorum.

Değerli arkadaşlar,

Bizim size olan teşekkür borcumuz sadece bundan ibaret değil. Siz Anadolu’nun ve Cumhuriyetimizin dışa açılan kapısı ve penceresisiniz. Bu kapı ve pencere, giderek bizlere güldü. Bugün turizm gelirlerimiz büyük ölçüde bu yörenin insanları tarafından ortaya konuluyor. Acaba turizmi gerçekleştiren, ortaya koyan bu yöre halkının, bu yöre belediyelerinin, bu yöre bölgelerinin işleri devlet tarafından denetleniyor, korunuyor mu? Şimdi açık ve kesin söylüyorum, turizmi kendileri açısından haramlık meselesi gibi görenler var iktidarda. Turizme karşı savaş ilan edenler var. Turizmi ayıklayanlar var. Ama, buna mukabil, turizmden gelen döviz gelirlerinin devlet kasasına hiç acımadan koyanlar var. Devlet alıyor, vermiyor. Biz, baştan beri bir şey söylüyoruz, 30 bin, 50 bin, 40 bin nüfuslu kasabalarımız, yaz aylarında 1 milyona varan nüfusları barındırıyor. Bunların alt yapıları ne oluyor? Kimse onu düşünmüyor. Bu Belediye başkanları, değerli arkadaşlar uğraşıyorlar ama bu kadar artan bir nüfus karşısında devletin altyapı hizmetlerini vermeleri mümkün mü?

Bizim teklifimiz şu, turizm bölgeleri için yeni bir kanun çıkaracağız ve turizm bölgelerinin en fazla nüfusa sahip oldukları noktada onlara devlet yardımı yapacağız. Turizmi canlı tutmak için mutlaka buna ihtiyaç var. Dünyanın her yerinde var, bizde de olacak. Acaba bunu yaparlar mı diye sormayın, bizim iktidarda olduğumuz dönemlerde iki hava meydanını da biz yaptık. Bu iki hava meydanının açılışında da bulunduk. Bunlar yapılamaz, diyorlardı. Bunları yaptık. O havalimanlarından birine inerek dün aranıza katıldım. Karayollarını düzelttik. Buradaki köyler, beldeler birbirinden uzaktı. Turizm gitmiyordu, bir çok beldeler arasında karayolları ağlarını kurduk. Yaptık, yine yaparız. Bizim geçmişimizden gelen yapıcılık bugün sizin önünüzde bizim tanıklarımızdır. O tanıklara dayanarak söylüyorum, devletin yardımlarını yasayla zorunlu hale getirmeden turizm gelişmez. Buraya kadar geldi, ama bunu daha yukarıları taşımalıyız. Devletin hizmet ve himayesini getireceğiz. Getirmek için bir proje hazırlığımız var, yakında bunu açıklayacağız. Ve bu bölgelerin gerçekten Türk turizmine olan hizmetlerini, yatırımlarını merkezi idare ile takviye edeceğiz.

Şimdi, bu turizm denilen nesne dünyanın bazı devletlerinde tek geçim kaynağı. Dünyanın en bereketli ürünlerinden biridir. Ardı ardına kesilmeyen, artan bir gelir taşıyoruz. Onun için dedim ki, bu denizlerimizi ortak deniz haline getirelim. 3 tane denizimiz var bizim, Akdeniz, Ege ve Marmara turizme açık. Karadeniz de giderek turizme açılıyor. Bu güzel denizlerin kıymetini bilin.

Bakıyorsunuz, Bodrum’da ne var, turizm var, tarım var. Yani mavi var, yeşil var ve kahverengi var. Bütün unsurları ile bu ürünleri bir arada değerlendirmek zorundayız. Tarımı da ihmal etmiyoruz. Burada bazı arkadaşlarım kulağıma fısıldadılar. Bölgenin içlerinden geliyorlar, oralarda buğday var, narenciye var, zeytinyağı var, zeytin var.

Şimdi, size bazı rakamlar okuyayım o zaman. Zeytinde durum bakınız partimizin 1995 yılında iktidar olduğu dönemde zeytinyağının litresi 5 liraydı. Aradan bunca sene geçmiş 3- 3,5 lire öyle mi? Tütün? Zaten tütün bitti. Tütün Allah’ın rahmetine kavuştu. Ona rağmen tütün yetiştirenler varsa, yine bakıyorum 1992 yılında 1 kg tütün 35 lira bugün ise sadece 8 lira doğru mu? Hayvancılık ilerliyor diyorlardı, mangalda kül bırakmıyorlardı, şimdi mangalda et bırakmadılar, et yok, tavuk var.

Şimdi, başka bir şey, buğday da var. Buğdayda da değişen bir şey yok. 1997 yılında 1 litre mazot 1,5 kg buğdayla alınabiliyordu. Bugün 1 litre mazot için 6 kg buğday satmak zorunda bizim çiftçilerimiz. Mazot pahalı, gübre pahalı bir de pancardan tütüne kadar sınırlamalar var, daralan alanlar var. Yerine ne veriyorsunuz, yerine bisküvi veriyor, başka bir şey vermiyor.

Milaslı var mı burada? Şimdi Milas’tan bir rakam vereceğim. 2000 yılında Milas’ta 52 hektar pamuk ekimi yapılıyordu bugün maalesef 4 bin 500 hektara düşmüştür. Onda bire düşmüş. Peki pamuğu nereden alıyorsunuz? Az önce acıyarak konuştuğumuz komşumuzdan alıyorsunuz. Tarla fiyatının iki misli olduğu Yunanistan’dan pamuk alıyorsunuz. Başka bir rakam veriyorum, Milas’ta 2250 çiftçi ailesi vardı 1997’de, bu sayı 2009 yılında sadece ve sadece 120 aileye inmiş, doğrumu Milaslılar? Evet, bunun adı felakettir, bunun adı yanlış siyaset değil, onu aşan bir felakettir. Gelin, bunları düzeltmek için, siyaseti düzgün yapan partilere, yani övünerek söylüyorum Demokrat Parti’ye destek verin.

Biz, meseleleri biliyoruz, geçmişte bu meseleleri çözdük, yine çözeriz. Bu iktidar, çözüm yerine düğüm atıyor, biz o düğümleri de çözeriz. Hem siyasi tecrübemiz, hem birikimimiz, hem de dürüstlüğümüz var, dürüst siyaseti Türkiye’nin köyüne, kasabasına, Ankara’sına getirmek zorundayız ve getireceğiz.

Değerli arkadaşlar, Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi çiftçinin partisiydiler, doğru mu? Köylünün partisiydiler, doğru mu? Şimdi çiftçinin köylünün partisi var mı? İşte şimdi köylünün de, çiftçinin de partisi buradadır, hayatımızın seyrini değiştiren pek çok hadisede toprak ana bize rahmet ve bereket vermiştir. Bunlar, toprak ana ile kavga ediyorlar, çiftçi ile barışmayı düşünmüyorlar. Onun için Türkiye’deki üretimler düşüyor ve Türkiye ithal cenneti haline geldi. Bize gavurun eti lazım değil, bize gavurun bilgisi lazım, teorisi, bilgisi teknolojisi. Bizim Anadolu’daki hayvan varlığımız Türkiye’yi daha 15- 20 sene doyuracak kapasitede, ona sahip çıkarsak ve hayvancılık yapanlara sahip çıkarsak meseleyi çözeriz. Çok önemli hadisedir, Et Balık Kurumu’nu neden kapattılar, bizim hayvancılıktaki, önümüzdeki en büyük engelleri aşan kurumdu, hem Et Balık Kurumumuz vardı, hem de mezbahalarımız vardı ve onları önemli ölçüde destekleyen devlet kurumlarımız ve markalar vardı. Hepsini durdurdular, bugün et balık kurumunu tekrar açmaya çalışıyorlar, ama elde arsası kalmış, başka bir şey yok.

Ama, geliniz bunların hepsini çözmek için, daha önemli işler yapalım. Mavi yolculuğu daha cazip hale getirelim, şimdi Ak Denizde boşluk var, Ak Denizdeki bu boşluğu, Bodrum, Marmaris çeşitli ilçelerimiz var, bunları kucaklayarak aşabilirler. Onu yapmak için belki de yat turizmini, tersaneleri desteklemek gerekir. Ama, kim nerede bunu düşünecek? Dikkat ederseniz Cumhurbaşkanı Afrika’nın Zambiya’sında, Başbakan da Umman’da, Arabistan’da, Türkiye’de kim var? Türkiye’de kala kala valiler var kaymakamlar var, onların da yetkileri yok. Geliniz devleti Türkiye’ye getirelim evvela. Siz Süleyman Demirel’i istediğiniz zaman, çağırdığınız zaman karşınızda buluyor muydunuz? Siz rahmetli Turgut Özal’ı istediğiniz zaman, uğraştığınız zaman karşınızda buluyor muydunuz? Buluyordunuz, eskileri hatırlamayabilirsiniz, Bayar da, Rahmetli Menderes de zaten onlar çiftçi çocuklarıydı, tarımdan gelmişlerdi, ama şimdi nereden geldikleri belli olmayanlar, Türkiye’yi idare ediyor, gelin Türkiye’yi bizler idare edelim, bizim idaremize geçsin.

Çok değerli ve sevgili Egeliler, kardeşlerim biz bu Cumhuriyeti, önemli ölçüde savaşarak kurduk, bu savaşın bir bölümü de burada, o savaşı biz kazanmasaydık, bu bölgeler İtalyanların sömürgesi olacaktı, tıpkı Rodos gibi, Rodos, dört kere el değiştirdi, ama biz Allah’ın izni ve onun koruması altında bu topraklarda yabancı bayrağı görmedik. Bu bayraklar burada hep Türk Bayrağı olarak dalgalandı, bizim burada çok önemli bir özeliğimiz var, biz bu devleti savaşarak kurduk, milli mücadeleyle kurduk, kanla kuruldu, yoksa herhangi bir ülkenin, nezaretinde veya onun müsamahasıyla kurmadık. Bu ülke kanla kurulmuştur, savaşla kurulmuştur, bu cumhuriyet ve bu cumhuriyetin aziz mensupları olarak bizler, devletimizin sahibi olmalıyız. Bu devlet bölünmez, bu devletin bölünmez olduğunu anlamak ve anlatmak zorundayız. Bu cumhuriyet bizimdir, bu cumhuriyetin değerini bilelim, bu vatan çok önemli bir vatan toprağıdır. Bir ucundan, bir ucuna her türlü iklim vardır, her türlü ürün yetiştirilir. Bu topraklarda 90 yıl egemen olan bir köklü cumhuriyetimiz var, bu cumhuriyeti, kuran, kurduran ve koruyan bir değerli ordumuz var Allah onlardan razı olsun. Burada her gün aldığınız şehit haberlerinden duyduğunuz üzüntüyü biliyorum. O şehitlerimize buradan derin rahmetle anıyorum, dünde bir şehidimiz vardı, artık bunlar bitsin istiyoruz, ülkeyi bölünerek değil, birleşerek idare eden bir iktidar ortaya çıkaralım ve o iktidarın temelinde siz varsınız halkımız var, siz bizimle oldukça kimse bu ülkeyi bölmeye cesaret edemez. Bu ülkeyi birlik beraberlik içinde idare edeceğiz, kavga yok, düşmanlık yok, ben gençlere söylüyorum, büyüklerinizi kırmayınız, bir gün bisikletinize binip Hakkari’ye gideceksiniz, devlet o kadar güvenli tek vücut olacak. Oradan çocuklarımız gelip, yamaçlardan paraşütle atlayacaklar, Türkiye’yi o hale getireceğiz, çünkü bizim kanla kavgayla devam ettirmek istediğimiz bir cumhuriyet yok. O zaten kuruluşunda var şimdi barışla, kardeşlikle, düşmanlığı aşarak, bunu gerçekleştireceğiz.

Hiçbir hak silahla alınmaz, silahla hak almaya çalışanlar yenilmeye mahkumdurlar, güçlü devletin karşısında erirler. Birisinin hakkı varsa, bunu hukukla alırız, hukukun gerekleriyle alırız, ama asla ve asla kavgayla, silahla, husumetle ve isyanla hak alınmaz. Buradan hükümete bir sesleniş yapmak istiyorum, bu çocuklarımız her gün şehit oluyor, buna mukabil meclisin size verdiği bir yetki var, hududun ötesinde her türlü askeri harekat yapabilirisiniz, vurun kandil dağını, size millet destek veriyor, vurun oradaki terör karargahlarını, vurun oradaki PKK örgütünü. Oradan sızan, askerimizi şehit eden zındıkları vurun, teröristleri, hainleri vurun. İşte buradan size bir millet desteği ama siz oradan Barzani’yi Türkiye’ye getirmekle uğraşıyorsunuz, hem de hangi sıfatla devlet başkanı gibi, Barzani’den devlet başkanı olur mu? Teröristleri barındıran bir ülkenin yetkilisi, Türkiye’de devlet töreniyle karşılanır mı? Geliniz bu birliği, beraberliği sağlamak için bu iktidarın arkasında daima ve daima itici güç olarak duralım.

Değerli arkadaşlar, bizim kriterimiz net, kimseyle kavga etmiyoruz, ama bu devleti korumak istiyoruz, bu cumhuriyet Osmanlı Cumhuriyeti olmayacaktır, Türkiye Cumhuriyeti olarak kalacaktır.

Bizim dinimizin birliğimizin temelinde Demokrat Parti’nin icraatları vardır, ezanı Türkçeden Arapça okunur hale getiren biziz, din adamlarını yetiştiren din okullarını açan biziz. O zaman televizyon yoktu, radyolara ezanı, mevlüdü, Kuran-ı koyan biziz. Bizim dinde kimseden öğreneceğimiz bir şey yok, biz gerçek Müslümanlarız, gerçek dindarlarız, Allah onlara da bunu nasip etsin. Din üzerinde ticaret yapıyorlar, dinin üzerinden siyaset yapıyorlar, buna son verelim. Demokrat Parti bütün bunların hepsini kuran, Türkiye’ye getiren ama laikliği de sonuna kadar savunan çok önemli bir siyasi harekettir.

Yine geldik, bize güvenin, biz size demokrasiyi nasıl getirdiysek, milli birliğimizi, cumhuriyetimizi, kalkınan Türkiye’yi, büyük Türkiye’yi getirdiysek, bugünden sonrada onları defaatle daha fazlasını, birlikte ortaya çıkaracağız. Açık ve kesin bir şey söylüyorum, bu devletin varlığında ve bu devletin yaşamasında ve gelişmesinde her zaman sadece ve sadece bir Allah’tan birde sizden ümit ve emir alırız ama başka hiçbir şeyden ne ümit bekleriz ne emir alırız, Bizim cemaatimiz, Türk cemaatidir. Siz, bizim cemaatimizsiniz. Hepiniz kardeşsiniz, hepimiz kardeşiz. Din, mezhep gibi unsurları arkamızda bırakarak, medeniyet ufkuna doğru yürümek istiyoruz. Bunu yaparken de devlet unsurları çalışmalıdır.

Dün, Meclis’ten bir Anayasa paketi geçti. Ben, eski bir Meclis Başkanı olarak şunu söylüyorum: Üzüldüm, Meclis’teki kavgalara, kırgınlıklara üzüldüm. O yüce Meclis, 1920’de, 90 sene evvel, bu Türkiye’nin birliğini kurmuştu. Ama bugünkü Meclis’te yumruklar, tekmeler havada uçuştu. Sanki kıdemli boksörler dövüşüyordu. Bileği kırılan, eli kırılan mebuslar ortaya çıktı. Bu, hazin bir manzaradır. Elinizi kıracak ne var? Elini kaldırdığın zaman niye masaya koyuyorsun? Koy cebine kardeşim, hırsını al, geç. Elini kırmış insan, bir kahraman mı oluyor? Eliniz kırdığın zaman haklı mı çıkıyorsun? Bir parlamentoya bu yakışır mı? Yarın, öbür gün başlayacaksınız, aday tespit ederken, sağ yumruğu kuvvetli olan, sol yumruğu kuvvetli olan, kafa atan adamlardan mı Meclis’i kuracaksınız?

Meclis kahramanlar Meclis’i ama düşmana karşı birbirini döven, birbirine söven milletvekillerinin çıkardığı Anayasa paketinden hayır gelir mi? O, Anayasa paketi de değil. O, sigara paketi kadar küçük, değersiz, yanlış, birbirimize düşüren ve Türkiye’nin temelini teşkil eden yargıyı, orduyu ve çeşitli devlet kurumlarını tahrip etmek isteyen çok değişik bir Anayasa paketi.

Bu paketi reddetmekte kararlı olunuz. Bunu sadece yargıya bırakmayınız. Yüreğinizde reddediniz. Anayasa nasıl yapılır derseniz, gün gelir, bunu gösteririz, geçmişte gösterdiğimiz gibi. Türkiye Cumhuriyeti’ni hiç de yansıtmayan, yanlış, bir takım tartışmalar içine itmek çok yanlış. Türkiye, durduk yerde arıza çıkaran Meclisler, arıza çıkaran hükümetlerle uğraşamaz. Türkiye’nin yolu açık olmalı. Parlamento’nun her şeffaf oturumu, sizlerin içinde bir renk, ahenk, hatta bir müzik gibi tesir etmeli. En güzel Türkçe, Meclis’te konuşulmalı, en akıllı adamlar Meclis’te olmalı. Onlar bunu yaparken de sizler, gönül rahatlığıyla “Bu Meclis benim dediklerimi yapıyor, benim düşündüklerimi gerçekleştiriyor” diyebilesiniz. Bu noktanın altını kuvvetle çiziyorum. Parlamentosu kavga eden bir devlette, halk da kavga eder, sokakta da anarşi olur, terör olur. Bizim Meclis’imizi ben, bu türlü hareketlerden ötürü tenzih ediyorum ve aklamak istiyorum. O benim eski Meclis’im olsun istiyorum. Bizi yöneten, bize akıl fikir veren, bizden akıl fikir alan halk Meclis’i olsun. Bunların hepsini zaman içinde gerçekleştireceğiz. Size ittifak teklif ediyorum, siz Türk halkına, Türk seçmenine. Geliniz, bizimle ittifak yapınız, bütün bu meseleleri çözelim. Türkiye’yi kendini idare eder hale getirelim. Sınır ötesinden emir almayalım. Biz, dostluklar kuralım, herkesle dost olalım ama bizi, sadece biz idare edelim, başkasının idare etmesine olanak sağlamayalım.

Türkiye’yi kimse bölemez, rahat olun ama şehit olanlar için ıstırabımız büyük. Onlara neden olmadan, onları önleyerek, milli birliğimizi, beraberliğimizi sağlamaya çalışalım. Bunun da yolları var. Bizim içimizde demokrasiye inanan arkadaşlarımız çoğunluktadır. O arkadaşlarımızın büyük bir bölümü de burada. Siyasi parti olarak biz, milli birliğimizi, Cumhuriyetimizi, demokrasimizi ve milli Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarını, başta Atatürk olmak üzere, sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz.

Bizim partimiz için, Atatürk de, Fevzi Çakmak da, İnönü de, Celal Bayar da, Adnan Menderes de, Ragıp Gümüşpala da, Turgut Özal da devlete hizmet etmiş insanlardır. Onların önünde saygıyla eğiliyorum. Herkesin kusuru var. Hangimizin kusur yok? Kusurları çoğaltarak, anlatarak değil, onların başarılarını, eserlerini sayarak, severek, okşayarak bir demokrasi, bir Demokrat Parti ortaya çıkarıyoruz. Gelin, bizimle ittifak yapın.

Hepimizin üzüntü duyduğu bir başka konu, yolsuzluklar. Hepiniz, dokunulmazlıkların kaldırılmasını istiyorsunuz, ben de istiyorum. Meclis Başkanı olduğum süreçte de çok uğraştım ama netice alamadım.

Son günlerde Başbakan’ın servetiyle ilgili bir tartışma var. O, çok ciddi bir tartışma. Başbakan’ın, hepinizin ulaşamayacağı bir serveti var. Çocuklarının gemileri var, fabrikaları var. Bir başkasının un fabrikası var. Bir başkasının yumurta fabrikası var, o ne demekse. Soruyorlar Başbakan’a “Nasıl aldın bunu, nasıl yaptın?”, “Bisküvi ticareti yaptım” şimdi siz kaç ton bisküvi satarsanız, bir gemi alırsınız, hesap edin bakayım. Sabahtan akşama kadar hepimiz bisküvi yesek, Başbakan’ın çocuklarının gemilerini karşılayabilir miyiz? Biz, bunlara inanacak kadar saf mıyız? Bizi nasıl kandırıyorlar? Ben size tavsiye ederim, biraz daha bisküvi alın, bolca bisküvi yiyin, çocuklarınıza da yedirin, Başbakan bir gemi daha alsın.

Bunlar nasıl oluyor, bu yalanları niye söylüyorlar? Çünkü dokunulmazlık var. Tahkikat komisyonları kurulamıyor, hesap sorulamıyor. O hesabı sormak da bizim vicdan borcumuzdur, sizin adınıza vicdan borcumuzdur. Belki de onların servetleri meşrudur. Onlara da iyilik yapalım. Gelsinler, bu hesabı halkın önünde, televizyonlarda, radyolarda versinler. Onlar da beraat etsinler, onlar da kurtulsunlar, rahat etsinler. Hiç kimse bunu yapamaz, yapmadı ama biz onlara yaptıracağız. Sizin gayretiniz, çabanızla, desteğinizle yaptıracağız.

Uzun yıllar siyaset yaptım, uzun yıllar siyasi görevlerde bulundum. Devletin imkanlarıyla, Cumhuriyetimizin imkanlarını kullanan dönemler yaşadım. Bir ağabeyinizim. Siyasete geri dönüşümün sebebi de o. Bu devleti idare edenler, bizim Cumhuriyetimizin temellerine aykırı işler yapıyorlar. Devletin gücünü yanlış kullanıyorlar. Halktan alıp, halka verecek yerde, halktan alıp, kendilerine veriyorlar. Bunu engellemek zorundasınız. Her türlü imkanları var. Bakınız, Cumhurbaşkanı onlardan, Başbakan onlardan, Meclis Başkanı onlardan, Meclis çoğunluğu onlardan. O yetmiyor, yargıyı da yanlarına almak istiyor, ellerinin altına almak istiyorlar. Yargıyı tahrip ediyorlar. Yargıçlara hakaret ediyorlar. O yetmiyor, Anayasa Mahkemesi’ni elde etmeye çalışıyorlar. Anayasa Mahkemesi’ni emrine almak istiyor.

Cumhurbaşkanı, 14 tane Anayasa Mahkemesi üyesini seçecek. O zaman Anayasa Mahkemesi, Abdullah Gül mahkemesi olur. Abdullah Gül’ü ben o kadar görmüyorum, çünkü O da bir partici. Tarafsız olabilir mi? O partinin kurucusu, ilk Başbakanlarından biri O ve tam bir taraf. Elbette tayinleri de öyle olacak. Dişçilik Fakültesi dekanını bile üçüncü sıradaki adayla tayin eden bir Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa Mahkemesi’ne kimleri tayin edeceği belli. Böyle bir güç arıyorlar. Ellerindeki güç, demokratik bir güçtür. Zaman zaman bizim de olmuştur. Hem Meclis Başkanı, hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan birlikte olduğumuz yıllar olmuştur. Ama biz, o kadarla yetindik. Devleti elde etmek değil, siyasetin ve Anayasa’nın size verdiği güçleri elde etmek lazım.

Bunlar, güç birliği ve gücün tek elde toplanması istikametine doğru gidiyorlar. O zaman bu, padişah yetkisidir. O zaman, Cumhurbaşkanı olmak istiyor Recep Tayyip Erdoğan. Recep Tayyip Cumhurbaşkanı olursa, o zaman O, padişah olur. O’na o zaman, Birinci Recep deriz. Başbakan Recep demeyiz. Osmanlıların padişahlara verdiği numara gibi, bir numara veririz. Ama o, O’nu bahtiyar etmez, bedbaht eder. Onun altından kalkamaz. Türk devleti artık, bir tek insanın yargıyı, yargıcı, hakimi, savcıyı icra görür. Yani yasamayı, yürütmeyi elinde tutacak bir kişiyi sırtında taşımaz. Zaten öyle bir kabiliyeti de yok.

O nedenle gelin, meselelerimizi kendimiz çözelim. Mesele nasıl çözülür? Hepimizin elinde imkan varken, seçimle çözülür. Siyasi partilere verilen destekle çözülür. Yanlış partilere destek vermeyin. Bu umut tacirlerinin artık sizlere verebileceği bir şey yok. 8 senede yapamadıklarını, bundan sonra nasıl yapacaklar? 8 sene içerisinde çözemedikleri meseleleri nasıl çözecekler? Bunun imkansız olduğunu biliyoruz. İktidarı yenilemek, yeni bir iktidar ortaya çıkarmak ve bu iktidarın demokratik bir iktidar olmasını sağlamak, sizin görevinizdir. Sadece benim görevim, sadece buradaki arkadaşların görevi değil. Bu devleti siz, tekrar ele geçirmelisiniz.

Türk seçmeni, önümüzdeki seçimde mutlaka iktidarı kendisi eline almalıdır. İstediği kadar, istediğine oy dağıtımı yapacaktır. Bugüne kadar böyle olmuştur. Demokrasinin formülü de budur. Milli irade, yetkili organları eliyle kullanılır. O yetkili organlar ise, böyle alt alta sıralanmış, baskı altında olan iktidarlar değildir. Bu, önemli ölçüde Anayasa paketine karşı dediklerime bir müddet sonra siz de anlaşarak bakacaksınız. Adalete, reform şarttır. Mahkemeler geç gün veriyor, davalar uzuyor, hepsi doğru ama bugün ortaya konan adalet reformu değil, yargının, yargıçların belini kırma hadisesidir. Yoksa, sizin duruşma gününüz erkene gelmiyor. Öyle önemli bir teklifleri yok. Ya da 20-30 senedir süren davaları bitirecek bir koşul yok. O, belli aşamalarda, belli iktidarlar tarafından çözülebilir hadiseler yok. Ama asla bu iktidar tarafından çözülebilir hadiseler değildir. Bana inanınız, bana güveniniz. Yıllarımı bu devletin idaresinde ve aktif olarak, zaman zaman yönetiminde olarak, zaman zaman da hapishanesinde olarak yaşadım.

Bu dönem kadar beni korkutan, beni üzen, acıtan bir dönem yaşamadım. Bunlar devleti de bilmiyorlar, devlet idaresini de bilmiyorlar ya da devleti değiştirmek istiyorlar. Gelin, bağımsız Cumhuriyetimizi, bağımsız devletimizi, bağımsız yargımızı kuralım. Devleti, devlet gibi idare eden, devlet adamları çıkaralım. Devlet adamı, kolay tarif edilir bir sıfat değil, yaptıklarıyla belli olan bir hadisedir.

Ege’nin bazı bölgelerinden gelen de misafirlerimiz var. Hepinize Demokrat Parti propagandası yaptığımı zannetmeyin. Demokrat Parti’nin propagandasına ihtiyaç yok. Tarih, onun en büyük propagandasını yapıyor. Geçmişte yaşananlar ortada. Liderlerimiz ortada, geçmişte. Bugün birbirinden değerli genç arkadaşlarımız var burada. Çok iyi bir kadroyla devleti, devlet gibi idare edeceğiz. Biliniz ki, partiler devlet adamı yetiştirme okullarıdır. Eğer siz, baştakiler dürüst olursanız, siyaseti menfaat için yapmamış olursanız, gençler de sizi örnek alırlar. Ben burada bir meydan okuyorum. Herkes bir şey söylüyor. Benim ailem hakkında bildiğiniz bir şey varsa ve açıklamazsanız namertsiniz. 50 seneyi aşkın siyasi hayatımda devletin bir imkanını kullansam, kullandırsam, çıkın, söyleyin. Yoksa, ebediyen susunuz ve gelin benim dediklerimi yapınız. Ben, Türk devletine, Türk halkına son bir görev yapmak için buradayım. Sizi de bu vazifeyi yapmak için çağırıyorum.

Hepinize sevgiler ve saygılar içerisinde barış dolu günler diliyorum. Zenginlik içinde, dürüstlük içinde günler diliyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve beraberliği için tekrar hepinize “merhaba” diyorum.

 

| Biyografisi | Konuşmaları | Fotoğrafları | Ulaşmak için form | e-mail |

 

 

 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara
Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 83
                  e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi