DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, ART’nin “Gündem Özel” Programında Soruları Cevaplandırdı:

 
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk,
ART’nin “Gündem Özel”
Programında Soruları Cevaplandırdı:
( 05.05.2010 ) 
 

 

Arkadaşıma gönder !

Yazıcıya Gönder!

 


“Seçimler, AKP İktidarının Sonu Olacaktır”

“Türkiye’nin Demokrat Parti’ye ihtiyacı var”

“Demokrat Parti, bir halk hareketidir”

(DP Basın Merkezi – 05 Mayıs 2010) Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, konuk olduğu ART’nin “Gündem Özel” programında soruları cevaplandırırken, “Seçimler AKP iktidarının sonu olacaktır” dedi.

DP lideri, Türkiye’nin Demokrat Parti’ye ihtiyacı olduğunu da belirtti ve Demokrat Parti, bir halk hareketidir vurgusunu yaptı.

DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’a yöneltilen sorular ve verdiği cevaplar şöyle:

GAYE KAYA: Türkiye’nin gündemi yoğun haftalardır görüşmeleri ve tartışmaları süren Anayasa değişikliğinde artık sona yaklaşıyoruz. Ancak, Meclis Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sona erdikten sonra bile tartışmalar devam edecek gibi görünüyor. Zira, parti kapatmalarla ilgili 8. maddenin düşmesi AKP’de taşları yerinden oynattı, AKP’deki fire depremine, kim diktatör tartışmasından, ekonomik gelişmelere kadar, gündemdeki sıcak başlıkları, deneyimli siyasetçi Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk ile konuşacağız. Efendim hoş geldiniz yayınımıza.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hoş buldum.

GAYE KAYA: En tartışmalı konuyla başlamak istiyorum, tartışmalı maddelerden değildi çünkü 8. madde ve Meclis Genel Kurulu’ndan onay alamadı, 327de kaldı, paketten düştü, sizce bu nasıl oldu? AKP, nasıl fire verdi ve acaba bu milliyetçi tepki miydi, yoksa başka etkenler var mıydı?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Demokrasinin bir gereği bu, temsili demokrasinin parlamenter demokrasinin Anayasa değiştirme koşulları dikkatle seçilmiştir. Gizli oy var, belli oranlar ve buna karşı da milletvekilinin hareket serbestisi var. Gizli oy konusunda zaman zaman bu sürprizler olur, bu sürprizlerden birini yaşadı Ak Parti, burada şuna bakmak gerekiyor, AKP’nin bugünkü tavrı ve ortaya koyduğu siyasi düşünceyi parlamentodaki siyasi grubunun bir kısmı paylaşmıyor, bu onu gösteriyor. Çünkü, daha evvel de sert münakaşalar olmuştur Türkiye’nin her tarafında, ama parti disiplinleri içerisinde, Anayasa değişiklikleri, grubun onayından daima geçer. Ama, zaman zaman da böylesine bunalımlı günlerde bu sürprizler olabilir.

Ak Parti’nin iç bünyesini tam bilmek mümkün değil, çünkü Ak Parti, bir ideolojik çekirdeğin etrafında, milli görüşün çerçevesinde toplama bir parti. 40 kadar eski Adalet Partili, Doğru Yolcu, Anavatancı milletvekili arkadaşımız var. Onların manevi bağlarının henüz milli görüşle bütünleştiğini sanmıyorum, onlar, seçim kaygıları veya seçimde yer alma düşünceleriyle o partide görev almış olabilirler, hatta, milletvekili de olmuş olabilirler. Ama bazı konularda kendi iç dünyalarının, geçmiş siyasi düşüncelerinin devam ettiğini zannediyorum, ismi geçenlerin çoğu bizim partilerimizde görev yapmış arkadaşlarımız.

GAYE KAYA: İçlerinden bir tanesi eski yol arkadaşlarınızdan biri, Köksal Toptan, o listede yer alıyordu, hatta, hedef tahtasına oturtuldu. Eleştirileri de şöyle yanıtladı, çok dikkat çekici bir açıklaması vardı, “Yazana değil, yazdırana bakmak lazım” dedi, Sayın Toptan, ne kast etti sizce, ne söylemek istedi?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Sanıyorum ki, Genel Başkanı işaret etti, bu müzakereleri ben bir eski Meclis Başkanı olarak da takip ediyorum, sadece bir Parti Başkanı olarak değil, geçmişte Anayasa değişikliklerini tanzim etmiş bir Meclis Başkanıyım. Benim gördüğüm şu; bir iyi niyet yok bu hadisede, vicdanlarında geçmiş konuların, yılların birikimi olan arkadaşlar, gönül rahatlığıyla kullanmıyorlar. Bu Anayasa paketi, otoriter bir rejim kurmak için, başbakanın tertip ettiği ve denetlediği, tanzim ettiği için de sık sık gelip orada oturarak sabahlara kadar oylamaların bir sıkıntıya meydan vermeden geçmesini istediği bir sistem. Köksal Toptan, daha evvel Anayasa çalışmaları yapan bir arkadaşımızdır, içine sindirdiğini zannetmiyorum, ayrıca hukukçudur, eşi yargıçtır, o Yargı’nın meselelerini, Yargı’nın dinginliğini ve tarafsızlığını içine sindirmiş bir arkadaşımızdır. Onun gibi, isim vermeyeyim onları sıkıntıya sokmamak için, benim orada tanıdığım, bildiğim, beraber siyaset yaptığımız demokraside fikirlerimizi paylaştığımız arkadaşlarımız, dava arkadaşlarımız var. Onların içine sinmez bu oylamalar, zaman zaman belki parti disiplinini düşünebilirler, ama onlar da zamanı geldiği gün, kendi düşüncelerini öne çıkarmasını bileceklerdir. Burada başka düşme olur mu? Çok önemli görmüyorum, yani, şu var farz edin 327de kaldı, o gün hadise, herkes sevindi, ben sevinmedim, neden? Öbür tarafta anti demokratik düzene oy veren 327 milletvekili var, sadece verilen fireyi düşünmeyin, 8 fire nedir ki. Ama, kitle halinde oy kullanan demokrasinin tamamen düzensiz biçimde yürümesini sağlayacak, özel maddelerle tek adam otoritesine bağlayacak sistemi içine sindirmiş 327 kişi var. Dün onay çıktı, düşmedi bir madde, alkışladı o 327 kişi, bir Meclis’te oylama sonucunun alkışlandığını ilk defa görüyorum, hatta genç hanımlar var orada, milletvekili olmuşlar, çak, çak yaptılar, bir Meclis’e çok da yakışmayan, çak çak yapan hanımefendileri orada Meclis’te görünce üzüldüm.

GAYE KAYA: CHP’nin bir iddiasına göre, AKP sıralarında, CHP sıralarına çirkin el hareketleri yapılmış.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Yapılmış, onu tespit zor tabi televizyondan, o daha çirkin. Orada bir noktaya daha işaret edeyim, orada Anayasa paketinin Meclis’te müzakeresindeki üslup, bir Parlamento’ya yakışan üslup değildir. İç tüzükte, temiz Türkçeyle konuşmak gerektiğini yazan bir hüküm vardır. Temiz kelimesi, çok toplayıcı ve genel bir hüküm. Yani, temiz derken elini yıkamış olarak konuşacak değilsin, temiz bir dil kullanacaksın, temiz bir Türkçe kullanacaksın. Orada çirkin bir Türkçe konuşuldu, çirkin sözcükler birbirlerine gönderildi ve Meclis’in müzakere kalitesi düştü. Böylesine önemli bir Anayasa görüşmesinde, Parlamento’nun daha fazla kalite ortaya koyması gerekiyordu, üstelik de tarafsız bir hukukçu olarak baktığımız zaman, kendilerini iyi savunamadı, iktidar partisinin sözcüleri, o sözcüler müzakereyi sertleştirdiler, birçok zaman da altlarında kaldılar. Orada oy oranları bence çok önemli değildi, bence, orada parlamento düzenine adabına, Parlamento’nun temiz Türkçe konuşma düzenine aykırı bir siyasi faaliyet yapıldı.

Anayasaların değiştirilmesi, halkın bayram yaptığı dönemler olmalı, halk sevinmeli, halk paylaşmalı onu, halkın yararına yaptığınızı söylüyorsunuz, üst kanun ortaya koyuyorsunuz ve bu üst kanunla da kamu düzenini tanzim ederken, pek çok insan kümelerine, sınıflara, ne derseniz deyiniz onlara yenilikler, yeni haklar, onların sevineceği özgürlükler vermiş olmanız lazım. Bir sevinç içinde geçmesi lazım, nitekim bundan önceki Anayasa müzakerelerine bakınız, bizim 95 yaptığımızda 9 parti vardı, 9 partinin çeşitli tartışmaları olmuştur, ama ittifaka yakın çoğunlukla geçmiştir. Ertesi gün gazetelerde, şöylesine özgürlükler tekrar alınmıştır, verilmiştir, tekrar haklar verilmiştir denmiştir ve sevinç almıştır sendika kesiminin. Mesela, memur sendikalarının kurulmasında böyle bir sevinç kümesi yaşadık.

Demek istediğim şu; bu Anayasa, hüzün getirdi, kavga getirdi, telaş getirdi ve bakıyorsunuz, kimin kamu yararı var burada, hangi insan kümesinin kamu yararı veyahut da özel çıkarı var. İşsizliği mi önleyici bir ümit var, ya da hukukta bugün sıkıntı doğuran meselelerin çözümü mü var, ya da hepimizi üzen Silivri kampının dağılması mı var, terörün bitişine dair bir ümit mi var? Halka ne vaat ediyor, bu Anayasa? Bir şey vaat ediyor bu Anayasa, Cumhurbaşkanı seçimi yaklaşıyor da, tek dereceli, orada çıkacak sonuçları, yeni seçilecek Cumhurbaşkanı’nın otorite kazanması var. Cumhurbaşkanı’na aday gösterilecek olan kim? Bugünkü Başbakan, kendi elini kuvvetlendirecek, otoritesini sağlayacak bir kısım hükümler ortaya koyuyor. Ama, bir kısmından da bugünkü Cumhurbaşkanı faydalanacak, nedir o? Anayasa Mahkemesi’nin şöyle veya böyle aşağı yukarı 14 üyesini tayin edecek. Bunları tayin ederse, Anayasa Mahkemesi ne olur? Abdullah Bey Mahkemesi olur. Türk devletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız bir mahkemesi olmaz.

Diyor ki, “Başka ülkelerde de Cumhurbaşkanları tayin eder” doğru, Meclisler üye seçer, o da doğru, ama o ülkelerde demokrasi var, temsilde adalet var, yüzde 10 barajı yok. Seçim ittifakları var, seçimlerin koordinasyonu var, yurt dışındaki işçilerin oy kullanması var, seçim masraflarının koordinasyonu kadar denetlenmesi var. Orada insan hak ve özgürlüklerindeki bütün engeller kalkmış, orada tam bağımsız, temsilde adaletle yapılan, seçimle seçilmiş, tam bağımsız bir parlamento var. Böyle bir parlamento olduğu zaman böyle ayrıntılara bakmak çok da gerekli olmaz, kim kimi seçerse, adil seçer, adaletli seçer, toplumsal çoğunluğa, yada ittifaka dayanarak seçer.

Bugün temsilde adalet olmayan bir sistemle ortaya çıkmış bir parlamentonun, bir profesörü, bir doktoru Anayasa Mahkemesi’ne tayin etmesi hadisesi insanların içinde şüphe bırakacaktır, bir tarafın seçtiği iddiası, ayyuka çıkacaktır ve seçtiğinizin de mahkemede bağımsız ve tarafsız kalması, olası olmayacaktır.

GÖKHAN ALTUNKAYA: Peki efendim, bu durumda şunu sorabilir miyiz? Evet, 12 Eylül Anayasası çok tartışılıyor, ama şu mevcut siyasi süreç içerisinde Türkiye’nin gerçekten sivil bir Anayasa yapma lüksü var mı, eğer gerçekten bir sivil Anayasaya ihtiyaç varsa, hangi kriterler göz önünde olmalı?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Aslında bir sivil Anayasa’nın olması için az önce söylediğim sivil bir demokrasinin olması lazım. Sayın Başbakan’ın birbirini kovalayan söylemleri bir şey ortaya koyuyor, Başkanlık sistemini istiyor, Başkanlık sistemi de otoriteyi istiyor, bugünkü Başbakanlık sistemini, Cumhurbaşkanlığı sistemi haline getirmek istiyor. Bu otoriter ve totaliter yönetimlere geçmek için, dünyanın her yerinde kullandığı enstrümanlardan biri, başarılı değil, herkes söylüyor ki, Amerika dışında oda bir federal devlet, birleşik devletler, onun dışında hiçbir yerde üretilmemiş, üretildiği zamanda kısa sürede tüketilmiş rejimler bunlar. Bunlar, ekstra dediğimiz, çok olağan dışı rejimler, Amerika’daki rejimi buraya getirmeye kalktığınız zaman, o rejimin bütün koşullarının Türkiye’de olması gerekiyor.

1982 Anayasası’nı ben de her zaman tenkit ettim, demokratik bir yapısı yok, en alt yapısından tutunda, en üst yapısına kadar tartışılabilir, ama o sistemi bütünüyle değiştireceksiniz. Nedir? Bir senato kuracaksınız ve o senatoyu kurduğunuz zaman da, o senato bugünkü değişiklikleri, bugünkü sıkıntıları, Anayasa Mahkemesi’ne sıra bırakmadan, denetleyebilecek, filtre edebilecek. Bir başka şey yapacaksınız, seçim barajlarını düşüreceksiniz, temsili demokrasinin özelliği makul barajlar olması, meclise çeşitli enstrümanlarla partiler girecek, telaffuz edecekler. Bakınız, baraj yüksek olduğu için, bugünkü partilerden bir tanesi, bağımsızlık yoluyla arkadan dolanarak Meclis’e girdi. Anayasa diyor ki partiler vazgeçilmezdir, sen partiden vazgeçiyorsun, bağımsızlığı teşvik ediyorsun, bağımsızlık için ortak liste yapıyorsunuz, bağımsızlık Meclis’e geliyor sonra birleşiyorlar. Böylesine çok karmaşık bir sistem içerisinde parlamento çıkaracağınız yerde, barajları düşürürsünüz, seçim ittifaklarına imkan verirsiniz, siyasetin finansmanını organize edersiniz, yurtdışındaki işçilerin Türkiye’de oy kullanmasını sağlarsınız. Onlar, işçi değil sadece, Anayasa’da 95 de biz bunu yaptık, yurtdışındaki vatandaşların seçimlerde olanca rahatlığıyla, oradaki sistem içerisinde oy kullanmalarını sağladık. İki milyon seçmen var yurtdışında, iki milyon seçmenin, seçimden mahrum edildiği bir sistemle karşı karşıyayız, bunları üst üste toplarsanız, temsilde adaletin olmadığı bir seçim sistemi ortaya çıkıyor.

Gelin, bunları düzeltelim evvela, sonra da Anayasa’ya bakalım ve bunları Anayasa’ya temel hak ve özgürlük olarak koyalım. Şimdi, 15. maddeyi kaldırıyorlar, bütün partilerin de ittifakı var, 17 tane geçici madde var, onları neden kaldırmıyorsunuz? O maddeler de 82 Anayasası’nın tortularıdır, hepsi de işlevini yerine getirmiştir. Ben, Cemil Çiçek kardeşimize bunu söyledim, “Aklımıza gelmedi” dediler, akıllarına getirdik, getirin, Anayasa’nın eteklerindeki bu yasakları, bitmiş pörsümüş, 27 Mayıs’ta veya 12 Eylül’de darbe olduğunu hatırlatan hükümleri kaldırın. Sonra, dönün, ön sözü var bu Anayasa’nın, bu Anayasa’nın ön sözü kadar karmaşık bir ön söz yok ve geçici maddeler gibi, bir takım maddeler gibi bu ön sözde 12 Eylül’den kalmış. Bir başka şey, bir milletvekili yemini var, ben, iki kere de bu yemini okumakta zorluk çektim, Türkçesi bozuk, içindeki kurallar bugünkü demokratik yapıya aykırı, gelin, bunları değiştirelim.

Sonra dönelim, bu Anayasa’yı hep beraber yapalım, siz 12 Eylül Anayasa’sı diyorsunuz, neden? Bir darbe Anayasası, darbeciler yapmış, onun en büyük kusuru ne, bizim haberimiz olmadan yapılması, halkın haberi yok, yapılmış. Şimdi, bu Anayasa’nın sıkıntısı ne? Dayatma Anayasası, tek parti iktidarının, tek Başbakan’ın, tek otoritenin dayattığı bir Anayasa, e o Anayasa’yı ben neden paylaşayım? Bu Anayasa’nın yapılmasında tecrübemiz var, bilgimiz var otoritemiz var, gelin, bizden faydalanın, ortak yapalım bu Anayasa’yı, partiler de referanduma götürmesinler, bitirsinler bu işi. Sistematiği, metodolojisi yanlış bu hadisenin, ben, onlar orada sevinirken üzüldüm, çünkü, orada çak çak yapanlar, alkışlayanlar, başlarında ne işler getireceğini, bu değişikliğin farkında bile değiller. Bunu bir bayram vesilesi sayıyorlar, 23 Nisan ruhu hala onlarda yaşıyor, çocuklar gibi sevindiler. Parlamenter, çocuk gibi sevinmez, akıllı adam gibi sevinir.

GAYE KAYA: Çünkü bu Anayasalar, çocuklarımızın da çocuklarını ilgilendiren, temel maddeler, toplumsal uzlaşma ve mutabakat metinleri olması gerekiyor. Çok farklı eleştiriler var, muhalefet partilerinin eleştirileri var, ama sizin çok daha başka bir eleştiriniz var, siz dediniz ki, bu Anayasa değişikliğinin sebebi, ılımlı İslam devleti oluşturmaktır. Bunu neye bağlıyorsunuz, bu tepkiyi vermeye iten neden nedir?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Başbakan’ın beyanları, Başbakan’ı ve Abdullah Gül’ü eski beyanlarıyla her zaman tartışıyorum ve yargılıyorum, 1991-1995 Meclisi’nde de Abdullah Gül’ün Meclis zabıtlarına geçmiş konuşmaları var. Aynı şekilde Sayın Başbakanın Refah Partisi İl Başkanı, ardından Belediye Başkanı olduğu dönemlerde söylemleri var.

GAYE KAYA: Ama değişerek geliştik, gömleği çıkardık diyorlar.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Değiştiyse, bunu yaptığı işlerle koyacak ortaya. Bu Anayasa değişikliği taslağı değişimi göstermiyor, bence, gerilemeyi gösteriyor, amaca varmayı gösteriyor. Ben, bunu sadece kendim söylemiyorum, Anayasa Mahkemesi son kararında, bu partinin bir odak noktası olduğunu ve Anayasa’ya aykırı, söylemlerin ve fiillerin odak noktası olduğunu söylüyor, kapatma noktasına geldiği zaman da iltimas ediyor, iktidar partisi olduğu için bir fırsat daha tanıyor. Kapatmaya da para cezası gibi bir ceza tertipliyor, ama Anayasa Mahkemesi’nin kararları sadece hüküm fıkrasından ibaret değildir, gerekçeleri vardır, gerekçeler, hüküm kadar değerlidir. O gerekçeleri okuduğunuz zaman benim söylediklerimi ortaya koyuyor.

İkincisi, ılımlı İslam devleti veya ılımlı İslam Cumhuriyeti deyimini ben kullanmadım, Başbakan kullandı, ılımlı İslam deyimini teorisyenleri kullandı, yazı yazan, yazı kurulu üyesi arkadaşları kullandı ve genel hava buydu. Son değişiklikler Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi 24. ve 42 madde ile 10. madde. Bir de orada bir karar var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı bir direnişi var, son yıllarda arka arkaya tüm beyanlarında, İsrail meselesinde, Hamas meselesinde, dış politikadaki beyanları, tamamen Türkiye Cumhuriyeti’ni, ılımlı İslam devleti haline getirici beyanlarıdır. Ama, bunların hayata geçirilmesi mümkün mü?

Değil, neden, Türkiye Cumhuriyeti, dirençli. Cumhuriyet çok iyi kurulmuştur ve Cumhuriyet, bugüne kadar 90 yılda, devletimizin iç ve dış politikasında standardını korumuştur. Beklemediğiniz bir kurum, beklemediğiniz bir yargıç bir mahkeme bu direniş hareketinin sembolü haline gelebilir, siyasi partilerde öyle. Bu ana ideolojisi açısından başarıya ulaşamamıştır, o nedenle işi yumuşatmaya çalıştı. Fakat son zamanlarda şunu gördü ki, yumuşatma politikasıyla da getiremez, bu potansiyelini muhafaza edemez. Ya da verdiği sözleri yerine getiremez, şimdi verdiği sözleri deyince biraz açmak istiyorum o konuyu.

Bu iktidar partisinin, milli görüş ideolojisi, 1973 de Sayın Erbakan tarafından ortaya atıldı, telaffuz edildi. Yüzde 12 oy almıştı o tarihte, o tarihten sonra kimi zaman bu 10’un altına düştü, kimi zaman 18-20 civarında dolaştı. Orada önemli bir örgü var, hepimizin dinle, itikatla önemli bağlarımız var, dinimizi severiz, itikatlarımızı, ibadetlerimizi sağlarız. Unutmayın ki, laikliği sigaya çekenler, o dönemde yetişmişlerdir. İmam Hatip Liseleri o dönemlerde kurulmuştur, laik iktidarlar döneminde, yüksek İslam enstitüleri o dönemlerde kurulmuştur, İlahiyat Fakülteleri. Türkiye de bugün 95 bin cami var, bunların çok küçük bir bölümü Osmanlı’dan kalmıştır, gerisini biz yaptık onların. 130 bin civarında Diyanet İşleri personeli var, müezzinden, imam efendiye kadar, bunların hepsi bizim dönemimizde yetişmiştir, bunların hepsine devlet maaş öder.

GÖKHAN ALTUNKAYA: Ama, bu dönem daha fazla bir kadrolaşma yok mu, efendim?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Kadrolaşmaya çalışsalar bile zaten hep bizim kadrolarımız. Bu kadrolar demokrasi içerisinde din ibadet hürriyetini, Allah sevgisini her zaman ortaya koymuştur. İlk TRT vardı o zaman, radyoda ilk mevlütü biz okuttuk, ilk Kuran-ı Kerim’i biz okuttuk, sabahları Kuran-ı Kerim okundu ama, laikliği de muhafaza ettik. Laiklikle, demokrasimizin, cumhuriyetimizin ve siyasi hayatımızın kavgası yoktu, tartışması yoktu. Ama, milli görüş gelince yurt içinde ve dışında bu kavgayı başlattı.

Bu kavga, siyasi platformda 1973’den bu yana var, 73’ten bu yana geldi ama başaramadı. Devletin tümünü ele geçirmek istiyor, devletin sistemini değiştirmek istiyor. Sadece ılımlı İslamı değil, hem Erbakan’ın hem, Başbakan’ın sözleri var, “laiklik dediğiniz nedir” diyor, “millet isterse kaldırır atarız” diyor. “Seçim veya siyasi parti bizim için amaç değil, araçtır” diyor. Demokrasiye aykırı bütün bu söylemleri söyledikten sonra, ben şimdi değiştim demesi yeterli değil, değiştiğini göstermesi gerekiyor. Bu anayasa değişikliği, değişmediğini gösteriyor. Devletin tümünü ele geçirmek istiyor. Burada kuvvetler ayrılığı gibi, dünyanın neredeyse bütün demokrasilerinin benimsediği sistemden, kuvvetler birliğine geçmek istiyor, dediğim gibi bir Abdullah Bey’in Anayasa Mahkemesi’ni kuracak, arkasından kendisinin, Hakimler ve Yargıçlar Yüksek Kurulu kurulacak ve o kurulların tarafsızlığı, bağımsızlığı, demokrasiye inançla bağlılığı ortadan kalktıktan sonra, ortaya çıkacak Başkanlık sistemi tamamıyla bir İslam devleti ideolojisi olacak, iç politikada bu. Biraz sonra dış politikayı da tartışabiliriz, ama iç politikada varmak istedikleri hedef budur, bunun delili de açıkça söylüyorum, yazılı belgeler, Anayasa Mahkemesi’nin kararları, bu iktidar hakkında verdiği kararlar. Anayasa Mahkemesi’nin bu iktidarın ortaya çıkardığı, teklif ettiği, Meclis’ten geçirdiği Anayasa değişiklikleri, onların gerekçeleri, açık ve kesin. Yine bu iktidar mensuplarının söylemleri. Bu söylemler biteviye devam ediyor, YÖK Başkanı’ndan tutunuz da, getirdikleri yüksek bürokratların söylemleri, bazı milletvekillerinin beyanları bunu ortaya koyuyor.

Dünkü sevinç gösterisinin de bir kısmı bilinçli olabilir, bir kısmı bilinçsiz olabilir, genç milletvekilleri, bu dediğim tertibi, bu dediğim fotoğrafı çizmiş veya görmüş olmayabilirler. Ama ortak düşünce ve sonuç bir reform bir inkılâp yapma duygusu altında, Türk Devleti’nin, Türk Cumhuriyeti’nin sistemini değiştirmek duygusu ve kararlılığıdır.

GÖKHAN ALTUNKAYA: O zaman bu noktada şunu sorabilir miyiz, partinizin temel sloganlarından biri, iktidara gelince hesap soracağız, ama şu an mevcut iktidar Anayasa paketi ile birlikte, yargıyı kuşatma altına alıyor, Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren madde kabul edildi. HSYK’da muhtemelen bu gece ilerleyen saatlerde geçecek. Siz iktidara geldiğiniz takdirde, elinizde böyle bir Anayasa ve kuşatılmış bir yargı kalırsa, hangi zaman ve hangi zeminde hesap soracaksınız, nasıl hesap soracaksınız?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Onun metodolojisi var, şunu da söylemekte fayda var, benim partim de bizim gibi düşünen partiler de, demokrasiye aykırı bir hesap sorma işine girmeyiz. O bize yakışmaz ve Cumhuriyet’i büsbütün karışık hale getirir. Belli bir süreçte, bu engellerin hepsi ortadan kalkar, az önce bir şey söyledim, Cumhuriyet dirençli çıkmıştır, güçlü çıkmıştır, 90 yıllık cumhuriyet tarihimizin içinde, Türkiye sınır kaybetmemiştir, toprak kaybetmemiştir, Milli Misak-ı sürdürmüştür hatta Hatay’ı içine almıştır. Kıbrıs’ta aşağı yukarı bir kolordu bulundurmaktadır ve Türkiye dünyanın sayılı devletlerinden biri haline gelmiştir. Bu Cumhuriyet’in temel direkleri dimdik ayakta duruyor, hiçbir siyasi zelzele bunu yıkamaz. O nedenle onların yaptıkları her şey iyi niyetle değiştirilebilir ve bu iyi niyet içerisinde demokrasinin savunucusu olmak yeterlidir. Bir başka şey var, bizim gibi düşünenler azınlıkta değil çoğunluktadır, Ak Parti’ye oy verenlerin bir bölümü de, az önce milletvekilleri için yaptığım tahlile uygundur, yani orada da alternatifler olmadığı için Ak Parti’ye oy vermiş, eskiden bize oy veren vatandaşlar var.

Bu Ak Parti, Demokrat Parti’nin boşluğundan faydalanmıştır, onun için bize çok büyük görev düşüyor, uğraşıyoruz, sabahtan akşama kadar, kasaba, kasaba, köy köy dolaşıyoruz, arkadaşlarımla birlikte ve bir alternatifin varlığını ortaya koyuyoruz, halkın sımsıcak baktığı, geçmişte birlikte olduğu bir siyasi partiyi tekrar çıkarmaya çalışıyoruz. Az önce söylediğim koşulları yaratmış, din meselesinde hiçbir kuşkuya gerek duymayan insanların bizden de kuşku duyması mümkün değil. Biz onlar gibiyiz ama biz aşırı değiliz. Biz radikal değiliz, biz devletimizi, milletimizi seviyoruz, dinimizi diyanetimizi biliyoruz ve seviyoruz, onları bu güne kadar koruduğumuz gibi, kullandığımız gibi, yine halkın hizmetinde bırakacağız. Ama laiklik esasından vazgeçmeyeceğiz, laiklik çünkü, Osmanlı Cumhuriyetinin son yıllarında başlamış olan ve devleti kurtarmak için gerekli olan bir eleman, bir unsur, bir dayanak gibi görünmektedir. Biz Avrupa Birliği’ne girmek istiyoruz, ortak koşullarla, kendi duygularımızı, kendi inançlarımızı, inanç sitemimizi muhafaza, ederek.

Ben hep söylüyorum, Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmalı, ama İran’ın da komşusu kalmalı. Çok kötü bir denge değil, bu sağlanabilir, asırlardır gelmiş. Bizim İran ile dengemiz 300 senelik bir denge, barış içinde geçmiş, bizim yapmak istediğimiz onların söylediği gibi, komşularla sıfır ihtilaf değil, asgari ihtilaf, azami dostluk, Türkiye Cumhuriyeti dış politikası böyle gelmiştir ve böyle temelli bir politikadır.

13 milyonluk bir Anadolu Cumhuriyeti’nden, bugün 75 milyonluk bir Türkiye Cumhuriyeti’ne geldik, müthiş bir gelişmedir ve bu gelişme içinde adam başına 300 dolar olan milli hasılada düşen payı, bugün 10 bin dolara çıkarmış bir Cumhuriyet var. Küçük bir Cumhuriyet değil, küçük bir devlet değil ama, bu sonsuz kuvveti olan bir devlet değil, her işe karışan, her işte hakemlik yapacağını söyleyen, her işe önemli ölçüde müdahil olan bir devlet değil, komşularıyla yumuşak, akılcı, sürekli, geçmişten geleceğe doğru giden ilişkileri olan bir devlet ortaya çıkar. Bir muvazeneye ihtiyacı var bugün Türkiye’nin, hissettiğim o.

GAYE KAYA: Aslında tespitiniz çok önemliydi, Ak Parti iktidarı, Demokrat Partinin boşluğundan, yararlanıyor dediniz. Şimdi eğer Demokrat Parti Mecliste olsaydı, nasıl bir tutum sergilerdi onu merak ediyoruz, çünkü hatırlayın, Mehmet Ağar’ın Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde olmaması eleştirilmişti parti tabanından tepki almıştı. Siz, şu anda devam eden Anayasa Paketi değişikliği sırasında Meclis’te olsaydınız, temsil edilseydiniz, CHP gibi oylamalara katılmaz mıydınız, yoksa MHP gibi katılıp ret oyu mu verirdiniz, nasıl bir duruş sergilerdiniz?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Baştan uzlaşma arardık ve uzlaşmayı da sağlayacağımızı tahmin ediyorum. Nitekim CHP başta bir hata yaptı, MHP’de bu Anayasa değişikliğini görüşmeyi reddettiler. Biz kabul ettik geldi arkadaşlar, dinledik ve onlara tavsiyelerimizi de ilettik. Ama, şunu gördüm; uzlaşmak için gelmiyor, uzlaşmazlık için geliyorlar. Süreler veriyorlar, mesela Pazartesi’ye kadar bize teklifinizi ver diye. Pazartesi veremedik Salı verdik. Biz uzlaşmayı aradık, bütünleşmeyi aradık partiler arasında. Burada elimizde bir bonservisimiz vardı 1995’te bunu yapmıştık, hatta 1987’de yaptık. Ben, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı iken, rahmetli Özal’la Kenan Evren’le anlaşarak yasakları kaldırdık, tasarısız geçirdik. Bizim aradığımız barıştır, dengedir. Onu yapmak için son güne bırakılmaz. Bu, eğer, Meclis müzakereleri son güne bırakılırsa bugünkü olduğu gibi çatışma çıkar. Ortak metinler hazırladıktan sonra Anayasa değiştirilebilir. Ben, CHP’nin buradaki tavrını yadırgadım. En son, evvela hiç konuşmadı, sonra 3 maddeyi bunun dışında bırakalım dedi, en son gün de referandumdan sizi kurtaralım dedi. Böyle kafa karıştırıcı, yahut sık sık yön değiştirici politikalar yerine, baştan istikrarlı söylemler ortaya koymak lazım. Vatandaşımıza bunu anlatmak bizim işimiz. Çünkü, vatandaş bize güvenir. Bizim bir arka bahçemiz, arka niyetimiz olmadığını bilir.

GAYE KAYA: Evet, ama Liderlerin bir araya gelmesi zor oluyor.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Burada inanıyorum ki, bizim bu söylediklerimizin arkasında hiçbir düşünce olmadığını, bugünkü iktidar partisi milletvekilleri de biliyor. Biz diyoruz ki, bununla demokrasi gelmez. Bunu siz özel niyetle getiriyorsunuz. Sizin kastınız, bu Anayasa’da iyileştirme, demokraside ve özgürlükler haklarda bir gelişme sağlamak değil. Siz, size karşı olduğunu tespit ettiğiniz üç kurul var. Birisi Anayasa Mahkemesi, birisi Hakimler Savcılar Yüksek kurulu, birisi de ordu. Bu üç kurumu siyaseten elinize geçirmek istiyorsunuz. Bu, o kadar açık gözüküyor ki, onun için röntgen çekmeye lüzum yok. Bunun için herhangi bir tıbbi alete de ihtiyaç yok. Hukuksal olarak maddelere arka arkaya koyduğunuz zaman bu ortaya çıkıyor. Bu ortaya çıktığı için gelin, bunu yapmayın.

Eğer, siz bunu yaparsanız, ben, sizin niyetinizin adım adım Türkiye Cumhuriyeti’ni değiştirmek olduğunu söylerim. Dış politikada Sevr’i, iç politikada da Osmanlı döneminin son meşrutiyetini arıyorsunuz. Olmaz, bunu yapamazsınız, gücünüz yetmez. Lozan, dimdik ayakta duruyor, Laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti, ayakta duruyor. Demokrat Parti’nin bugün söylediği ve saydığı her unsur, yakın tarihimizin sonuçları ile ortaya çıkmıştır. Biz, yakın tarihimizi sorguluyoruz, kendi tarihimizin de hataları varsa biliyoruz, onları düzeltiyoruz ve çağdaş bir demokrasinin kurulması için yeni belgeler var. 989’tan sonra ortaya çıkmış dünyada bir demokratikleşme süreci yaşanıyor. AGİT belgeleri var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları var, Kopenhag kriterleri var. Diyorlar ki, Venedik komisyonu kararları var, hepsini ortaya koyun, gelin buraya Hukuk Fakültesi 1. sınıf öğrencilerini de çağırın imtihan edin, bunların bir özelliği var. Ana yapısı demokratik olmayan bir seçim sistemi, Anayasa’ya aykırı olan bir seçim ve sonra bu seçimden çıkan bir parlamento. Bu, halkı temsil eder nitelikte değildir. Gelin, halkın gerçek temsilini sağlayalım, o parlamentonun üzerine yasama, yürütme ve yargı erklerinin paylaşımını da koyalım, demokratik bir Cumhuriyet, bir Anayasa yapalım. İnanınız 1961 Anayasası’nın iskeleti öyle bir çalışmanın temelini teşkil edebilir.

GÖKHAN ALTUNKAYA: Bu ay içerisinde 3 ayrı mitinginiz var. Cumartesi Bodrum’dasınız ayın 17’sinde Silivri’de, daha sonra Kahramanmaraş’tasınız değil mi?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Evvela Cumartesi günü saat 16:00’da Bodrum’dayız.

GÖKHAN ALTUNKAYA: Enerji dolusunuz.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hiçbir parti miting yapamazken, onlar mitingi Meclis’te yaparken, biz dolaşıyoruz.

GÖKHAN ALTUNKAYA: Mitinglere ağırlık vermenizin sebebi, medyanın böyle muhalefetin sesini az duyurması mı, yoksa vatandaşla birebir temas, her zaman daha mı iyidir?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Şimdi, sizin saydıklarınızın dışında kongre aşamasına geldik. Mesela, sadece Ankara’da 14 kongre yaptık, katılabildiklerime katılıyorum. Her yerde kongre düzenine geçtik. Pek çok da mesela engelliler için başka alanlarda da konulu faaliyetler yapıyoruz. Partilerin kuruluş yıldönümlerini kutluyoruz, sosyal faaliyetler yapıyoruz. Partiyi yerleştirmek ve halka tanıtmak için çaba sarf ediyoruz. Bu mitingleri de dikkatle seçiyoruz. Mesela, Bodrum tarafında, orada turistik tesis olduğu için değil, Milas ve etrafında tarım da var orada. Geçenlerde Çiftelerde bir pancar mitingi yaptık. Sonra döneceğiz, Manisa’da yaptık, İzmir’de yaptık, Kahramanmaraş’a gideceğiz. Silivri’de bir miting için başvurduk, fakat Vali Bey Silivri mitingimize izin vermedi, onun için hukuki mücadeleye başladık. Hak ve özgürlükler mitingi yapacaktık, herhalde onu yanlış anladılar.

GÖKHAN ALTUNKAYA: Siz aynı zamanda bir hukuk adamısınız, son dönemde biliyorsunuz garip tutuklamalar oldu, gerek askeri kesimden, gerek sivil kesimden. Aylardır neyle suçlandığını bilmeyen ve hala savunma için bekleyen insanlar var. Bu davaların gidişatı ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Silivri’de mitingimizi yapabilirsek hukuksal yolları açmaya çalışıyoruz. Onun bir anlamı var orada. Orada hukuka uygunluk denetimi gibi konuları işleyecektik. Hukuksal konuları işleyecektik, işlemeye devam edeceğim, beni kimse durduramaz. Başbakan’ın emri ile bu iznin verilmediğini idareden birisi bana söyledi, onu biz aşarız. Ona kadar gitmiş bizim miting, halbuki bir kasaba mitingi, ne olacak sanki. Ama, o kasabada bir hapishane var ve Cezaevinde de mahkeme var. O mahkeme, aslında Beşiktaş’ta. Beşiktaş’tan oraya yürüdü.

GAYE KAYA: Dünyada başka örneği yok değil mi? Hem mahkeme süreci devam ediyor, hem cezaevi aynı yerde.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Silivri’de o mahkeme varken, o mahkemenin kararları varken siz, bu değişiklikleri demokrasi için yaptım diyemezsiniz. Nasıl temsilde adalete uygun seçim yapamayışınız engelse bu da engel. Siz, bu parlamento veyahut bu Cumhurbaşkanı istediğini seçer, hakkıdır dünyanın demokrasilerinde vardır diyor. Vardır da soruyorum orada Silivri hapishanesinde mahkeme var mı? Ne zaman var? Sovyetler Birliği’nde var. Ne zaman var? İstiklal Mahkemeleri zamanında var. İnkılap tarihimiz içerisinde. Yassıada var. Yassıada Mahkemesi ile Silivri Mahkemesi arasında hiçbir fark yoktur. Hukuksal olarak söylüyorum, siyasal olarak söylemiyorum. İstediğiniz kişiye dokunabilirsiniz, ama önemli olan usul, yasa ve hukuk çizgisinde. Ayrıcalık göstermeden.

Özel yetkili mahkeme ne demek? Özel yetkili savcı ne demek, özel yetkili mahkeme ve savcı olması için olağanüstü hal olması lazım. Terör bölgesinde, anarşi bölgesinde vesaire gibi bölgelerde özel haller olur, oralarda özel yetkili savcı vardır. O da ancak Yüksek Hakimler Kurulu denetiminde olur. Silivri’de İstanbul’da, Ankara’da özel yetkili hakim savcı niye var? Bir olağanüstü hal mi var? Yan yana iki Ağır Ceza Mahkemesi, birisinde özel yetki var, birisinde yok.

Türkiye’nin her hakimi, her ağır ceza üyesi, özel yetkili olacak kadar kalitelidir, yeteneklidir. Bu ayrımları yaparsanız mahkemeler arasında ihtilal çıkar. Bakınız, bir tahliye kararında mahkemenin iki üyesi bir türlü söylüyor, bir üyesi bir türlü söylüyor. İki türlü hukuk yok ki, aynı hukuk. O zaman insanlarımızın zihnine şu geliyor, acaba biri bir takım duygularla kendisini bağımlı mı hissediyor, bir takım peşin kararları mı var?

Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar uzun süren tutukluluk yok. Bana hiç laf söylemesinler, keloğlan masalı onlar. Makul süre 6 ay. 6 ay içerisinde hakimle tanışıp, yargılamaya başlayacaksın ve bu yargılama süreci makul olacak, çeşitli kararlar var ve başka bir şey var, tutukluluk sürelerini tayin ederken, makul olanı yapacaksınız, kaçma tehlikesi gibi, delilleri değiştirme gibi bir takım konular çağdaş dünyada, medeniyetlerde ve bu kadar çağdaş imkanlar içerisinde sanıkların hapishanede olması ile dışarıda olması arasında ne fark var? Cep telefonu var, telefon var, sonra hakimle avukatla görüşme var, her türlü imkan var, bunlar delilleri değiştirmede yeterli olabilecek araçlardır. Bu bahanedir. Bir orgeneralin kaçma tehlikesi olur mu? Bir orgeneralin hakkında ifadesi alınmadan iddianame tanzim edilir mi? Bunlar, demokrasi dönemlerinde var mı? Bundan, iktidar sorumludur. Eğer, düzeltmek istiyorsa bunları düzeltsin.

Bir yurttaşımızın bir gün fazla hapiste yatması zulümdür ve onlara müsamaha eden, yargı organına hesap sormayan, hükümet de sorumludur, parlamento da sorumludur, yasama organı da sorumludur. İnsan hakları ile ilgili kurum getiriyorsunuz. İnsan hakları komisyonu var, onu niye çalıştırmıyorsunuz? Yeni kurumlara ne gerek var. Nafile işler bunlar, göstermelik işler.

Dünyada en mühim mefhumlardan biri kanunların ruhudur. Kanunların ve Anayasa’nın ruhunu içinizde hissedeceksiniz. O ruh demokratsa, o ruh demokrasiye inanırsa olur. Yoksa, bu Anayasa’ları yaptığınız zaman nasıl yapıyorsunuz? Ruh mu çağırarak yapıyorsunuz, bu Anayasa’lar içerisinde sizin art niyetiniz ne? Herkesin baktığı, sorduğu bu. Bana ne faydası var bu Anayasa değişikliğinin. Bizim Cumhuriyet’imize ne katkısı var? Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyeye çıkmasının, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına getirdiği bir refah payı mı var? 5 kişilik, 2 tane de tabii üyenin olduğu Hakimler ve Savcılar Kurulu’nda iki şey yapın. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu çıkarın 7 kişiye, makul bir seviyeye, eğer yükü fazlaysa, ama Bakan ile Müsteşarı oradan çıkarın. Oraya kendi sekreteryasını kurdurun. Bunlar, bir günlük iş. Bunları yapmaya kalkıştığınız zaman, size kim karşı çıkabilir?

GAYE KAYA: Bu Anayasa değişikliği daha çok tartışılacağa benziyor, Meclis’ten geçtiği süreçte de referandum sürecinde de. Hani derler ya başka, nur topu gibi yeni bir tartışma konumuz oldu. Başbakan Erdoğan, İsmet İnönü’yü Hitler’e benzetti, Baykal, çok sert çıktı. Şimdi nereden çıktı bu tartışma, neye bağlıyorsunuz?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bana sorarsanız cehaletten çıktı. Eğer yakın tarihimizi bilsek, bu tartışmalara gerek yok. Kimse, İnönü’yü ilk yıllarında, ilk Cumhurbaşkanlığında demokrat diye tanımlamıyor. Evet, otoriter bir rejim var, tek parti dönemi var, o dönemin bir İnönü’sü var. ama bir başka yönü var; kendi rızasıyla 1946’dan 1950 sürecine kadar demokrasiye geçişi sağlamış, Cumhurbaşkanlığından seçimle indirilmiş bir adam.

Siz, şimdi Cumhurbaşkanını takviye etmeye çalışıyorsunuz, yetkilerini artırıyorsunuz, otoriter hale getiriyorsunuz. O, Cumhurbaşkanlığını bırakıp bir vatandaş gibi parlamentoya seçildiği için girmiş bir insan. Bu İnönü, bizim için bir figür.

Niye bugün İnönü bahsini açıyorsunuz? Siyaset, canlılar arasında yapılır. Bir ölüyle münakaşa ederek siyaset yapılmaz. O, ayıp bir şeydir, çünkü onun savunma hakkı yok kendisini. O’nun sizin üslubunuza cevap verme hakkı yok. Sizin suçlamanızı reddetme hakkı yok. İşte, onun etrafında olanlar, aileler ancak karşı çıkabiliyor. İnönü, bugün siyaset mi yapıyor? İnönü’yü değerlendirme işi artık tarihçilerin işi. İnönü’nün artıları da var, eksileri de var, ama en büyük artısı, demokrasiye geçiş. En büyük artısı, milli mücadelede yaptığı hizmetler. Bir devletin kurucusunu bir Başbakan’ın bu kadar ayıp bir şekilde itham etmesi, zafiyet alametidir. Onu Cumhuriyetçi olduğu için reddetmek, tahrip etmek istiyor.

GAYE KAYA: Kurtuluş Savaşı’nın mimarlarından bir tanesi, ulu önderimizden sonra. Bir bakıyorsunuz, Yahudi soykırımının mimarı Hitler. Nasıl karşılaştırılabiliyor? İnönü’yü eleştirmenin belki bir adım ötesi, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olur.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: İnönü’nün şahsında onu söylüyor. Benim söylediğim, rejimi tahrip etmeye çalışıyor.

GAYE KAYA: Bu noktada kim diktatör, kim demokrat tartışması da başladı bununla birlikte. Siz, son siyaset tablosuna baktığınızda nasıl görüyorsunuz, kim diktatör, kim demokrat?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bugünkü koşulları düşünürseniz, diktatör olmaya hevesli olanların gücü yok, kalitesi yok. Onlar, yapamazlar bu işleri. Giderek de aşağı düşüyorlar. Bu hadiseler, aslında alkışlayanlara söylüyorum, onlar, o gün sonlarını alkışladılar. Sona gidenin siyasi otoritesini artırmak isteyen rejimleri Türkiye çok yaşadı. Bu, sona gidiştir, bitiriştir.

Rejimleri Türkiye çok yaşadı. Bu sona geliştir. Kendi otoritesi, kendi bilgisi, kendisinin Türkiye’deki itibarı yetmiyor böyle bir takım yan tedbirler alıp rejimi tahrip ederek götürüyor. O zaman da karşısına Anayasa Mahkemesi çıkıyor, başka şeyler çıkıyor. Böyle kanun çıkararak devri önlemek mümkün değil. Zincirlikuyu Mezarlığı’nın üstünde bir yazı var “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır” Hadis-i Şerif o. Her siyasi parti bir gün iktidardan düşecektir. İktidarlar da canlıdır orada kalana ben rastlamadım. Bizim gibi cumhuriyetçi ülkelerde herkesin bir sonu vardır. Bu seçimler de bu iktidarın sonudur. Onu hissettiklerini görüyorum. Halbuki, merdivenle inmeyi deneseler, kendileri de bir takım korkulardan kurtulacaklardır. Bir siyasi parti, demokrasilerde şövalye gibi inmesini bilmelidirler.

GÖKHAN ALTUNKAYA: Zorlu bir dönemde Anavatan Partisi ile birleşmeyi gerçekleştirdiniz ama Yargıtay’dan bir yazı geldi, hükümsüzdür diye. Bu durumda yeni bir kongre gözüküyor. Önümüzdeki süreç Demokrat Parti için nasıl şekillenecek, yeni isimler çağıracak mısınız?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bütün siyasi partilerin yavaş yavaş da olsa hızlı biçimde de olsa yenilenme süreçleri var. Demokrat Parti birleşme sürecini yaşıyor, katılımlar devam ediyor, tabii biz basına vermiyoruz, yahutta basın yazmıyor. Her gün yeni arkadaşlar katılıyor. Siyasi partinin gelişmesi ve ortaya çıkması sürecinde sıkıntılar olur, o sıkıntıları aşmak için araçlardan biri, kongreler, kurultaylardır. Ama çok sık kurultay yaparsanız. CHP onun sıkıntısını gördü çok dikkatli olmak gerekiyor.

İlk defa iki parti birleşti. Onu işaret ediyor, Cumhuriyet Başsavcılığı örnek diyor, yeni örnekler ortaya çıkıyor. Bu partinin üyeleri birbirinin devamı olan bir siyasi partide. Partilerin kurulları bir araya gelebilir mi? Hayır hükümsüzdür deniliyor. İnceliyoruz onları. Tüzük değişikliği gerekirse onları yapacağız. Benim gördüğüm, sadece ANAP ve Doğu Yol’un birleşmesi değil, halkın katılımı arttı. Benim kapım açıktır, gelin görün herkes her çeşit esnafından yüksek yargı emeklisine kadar askeri kesimden emekli olanlara kadar bizimle beraber çalışma isteyen yurttaşlarımız geliyor. Bizim 4. parti olarak Meclis’e girebilmemiz için çalışacaklarını ifade ediyorlar.

Katılım sadece ANAP – DYP katılımı olmaktan çıktı, halkın büyük bir kısmının bir çare olarak Demokrat Parti’yi gömesi olarak ortaya çıktı. Hatta ve hatta bu anayasa değişikliklerindeki tavrımız bile meyil kazandı. Biz bir şey söylüyoruz, burada da gördüğünüz gibi temiz bir Türkçe kullanıyoruz, kimseyi itham etmiyorum. Biz bir denge partisi olmak istiyoruz, ahenk partisi olmak istiyoruz. Olacağız da, halkın da buna ihtiyacı var. Başını dinleyeceği, konuşacağı zaman bu benim başıma ne iş açar demeyeceği liderler arıyor.

Salı günü halk 3 genel başkanı dinleme fırsatı elde ediyor, bir kavga bir gürültü, çirkin sözler, ithamlar var. Türkiye’de işsizlik var değil mi? Ama hiçbir grup toplantısında işsizlik yok. Milletin başına iş çıkarmak var, bir çözüm yok düğüm var. Her gün birileri düğümlüyor. Bu üç partiden de benim şikayetim var bu üç parti de kendi meselelerini halkın meselesi zannediyorlar. Ekonominin, iç ve dış siyasetin meselelerine bir paragraf değinmiyorlar. Herkes de alkışlıyor. Demagoji siyasetin yerini aldı. Biz siyaseti siyaset için yapacağız, demagoji seçim meydanlarında olabilir ama geçici süreçtir. Ama devamlı olarak yıllardır. Üç partinin de meclis’te grubu var, hiçbiri bir çözüm üretmedi, hiçbiri de birbiri ile geçinme istinadı göstermedi, birbirinin boğazına sarılmaya kadar vardı.

Demokrat Parti’nin eski tertibi içinde temiz bir Türkiye ile terbiyeli, ama nezaket içinde en ağır sözleri de söyleyebilen bir sisteme oturtması lazım. Demokrat Parti liberal bir parti. Avrupa’daki örneklerini dikkate alarak buraya kadar getirdim. Benden sonra gelecek olan arkadaşlar da bu üslubu, bu nezaketi ve bu demokratik kuralları takip edeceklerdir. Her şey söylenebilir ama her şey edebiyle söylenmelidir. Ahlakıyla söylenmelidir. Demokrasi, sadece maddi meselelerde değil, mali meselelerde de fazilet rejimidir deriz. Hatta hesap mı soracaksınız, o hesabı da ahlaka, hukuka uygun halde soracaksınız, zorlama ile sormayacaksınız. Bir rakibi bertaraf etmek için hesap sorulmaz. Önünüze gelen dosyanın ciddiyetine de bakacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti bundan sonra daha demokratik yapıya, yeni siyasi bir oluşum olan Demokrat Parti’nin sayesinde kavuşacaktır. Bizim siyasetimiz çok oy almak değil, haklı oy almaktır. Haklı oyu alalım ve siyasetteki bir takım kabarıklıkları ortadan kaldıralım.

Merkez diyoruz, sağ tabiri dünyada değişti ama merkez bir sağ, merkez bir parti ben ona cumhuriyet için birlik diyorum. Hepimizin kavuşabileceği, anlaşabileceği ortak değerler. Bu değerler partinin içinde kanatlar olarak da durabilir sonra egemenlik de sağlayabilir, uzlaşma da sağlayabilir. Çok iyi bir program yaptık. Dış politika ile ilgili broşürlerimiz var. Ar-Ge kurduk, genç profesör arkadaşlarımız orada çalışıyorlar.

GÖKHAN ALTUNKAYA: Mesela derman kart projesi çok önemliydi. Sonra Demokrat Parti’nin ekonomi kadrosu ve ekonomi programı partiler içinde birinci çıktı. Mesela Derman Kart aylık 150 liralık vatandaşa gelir sağlayacak. İnfomag dergisinde Demokrat Parti’nin ekonomi kadrosu ve ekonomi programı partiler içinde birinci çıktı.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Vaktiyle biz yeşil kartı çıkardık. Şimdi, Derman Kart’ta şunu yapıyor ekonomist arkadaşlarım, başta olmak üzere, Ufuk Söylemez./ Halk dilenci olmaktan çıkıyor. Yani bugün yoksulluk sınırında olan Türkiye’de önemli insan 17 milyon kişi var. Onları muhtarla, kaymakamın kâtibi ile muhatap olmaktan çıkarıyoruz. Devlet tespit ettiği ailelere bir Derman Kart verecek, orada 150 milyon liralık aynen kredi kartı gibi güvenli bir gelir sağlayacak. En azından aç kalmasını önleyeceğiz. Yeşil Kart’ta muvaffak olduk, bunda da olacağız. Çok iyi hazırlanıyor arkadaşlarım. Onun kaynakları da var, orada bir sıkıntı yok. Derginin yaptığı çok önemli, bizim tanımadığımız bilmediğimiz iktisatçıları, programları ortaya koyuyorlar, ekonomik ve siyasi olarak birinci parti Demokrat Parti çıkıyor. Bu arkadaşlarımızın çalışmaları ve bilgi birikimlerinden ötürü kendilerine teşekkür ediyorum.

GAYE KAYA: Sayın Cindoruk, son sözlerinizi alalım sizden.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Son sözümüz şu, siyaset gerçekten Türkiye’de yanlış anlaşılmıştır. Bir kavga rejimi gibi anlaşılmıştır. Aslında siyaset bir tartışma rejimidir. Demokratik, parlamenter rejim her şeyin tartışıldığı ama kavganın önlendiği bir rejimdir. Kılıçların çekildiği, geçmişte isyanların yapıldığı rejimlerin önüne geçmek için çıkarılmış bir rejim. Biz bu rejimin kıymetini, değerini ve özelliklerini Türkiye’ye yansıtmaya çalışıyoruz. Buradaki bizim bonservisimiz geçmişte. Geçmişte bizim iktidarda olduğumuz, ya da benim Meclis Başkanı olduğum dönemlerde kavgayı biz yapmadık, hatta uzlaşma yaptık. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı arasında ahengi sağladık. Ahenk çok önemli bir şey. Bunları da yaptıktan sonra kavga ettiğimiz, tartıştığımız kişilerle beraber bile medeni ilişkilerimizi sürdürdük. O nedenle halk bizi tanıyor. Bizim sistemimizi biliyor. Bizim galiba Allah’ın nasip ettiği bir taraf daha var. Biz iktidara geldiğimiz zaman refah sağlarız, barış sağlarız. Esnafa dönük partiyiz, çiftçiye dönük partiyiz, memura dönük partiyiz çünkü fakir fukara partisiyiz. Bizim eşraf partisi olma gibi bir özelliğimiz yoktu. Biz her zaman gerçek bir dayanışma partisi olduk. Fakirlerin haklarını koruduk şimdi başbakan ona garip guruba diyor. Garip guruba dediğimiz kesim açlık sınırında olanlar bugün Türkiye’de en az 350 bin aç olduğunu tahmin ediyoruz.

Ben şunu propaganda yapmak için söylemiyorum, bu partiye ihtiyaç var. Bu kavgaların içine girmeyen, telaşlanmayan, geçmişten getirdiği birikimleri geleceğe yaymak isteyen bir siyasi hareket bu bir halk hareketidir. Halk hareketi her zaman güç de olsa, geç de olsa başarılı olur.

GAYE KAYA: Bugün Fenerbahçe-Trabzon maçında Trabzon kazandı son cümleyi de oradan alalım.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben orada bir şeye sevindim Şanlıurfa’da böyle bir stadın yapılmış olmasına. 1968 senesinde başlatmıştık GAP projesi içinde bitti zor bitti. Başka ülkelerde kavga çıktı orada çıkmadı gördünüz. Güzel bir maç ortaya koydular, ben de zevk aldım. “Tek Yürük Türkiye” diye bizim sloganımız var onun orada olabildiğini gösterdiler. Şanlıurfa’daki arkadaşlarımızı, yurttaşlarımızı kutluyorum. Oraya gelen Fenerbahçe ve Trabzon Spor taraftarlarını da kutluyorum, Türkiye Cumhuriyetine yakışan bir kupa finali oynadılar, kimin kazandığı önemli değil. Benim gördüğüm spor kazandı, Türkiye’nin birliği kazandı.

GAYE KAYA : Peki efendim teşekkür ediyoruz.

 

| Biyografisi | Konuşmaları | Fotoğrafları | Ulaşmak için form | e-mail |

 

 

 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara
Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 83
                  e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi