Biz Demokrat Parti olarak, evet
1946’da kurulduk ama, bugün o kuruluştan sonra geçen yıllar bizi yaşlandırmadı
yine genciz, yine demokratız, yine dinamiğiz. Bizi genç yapan inançlarımızdır,
bizi genç yapan halkın desteğidir, bizi genç yapan, siyasette eskiyemeyen
düşüncelerin temsilcisi olmamızdır. Demokratız, liberal demokratız,
özgürlükçüyüz, hürriyetçiyiz ve şurada arkadaşlarımın yaşadığı bütün konuların
sahibiyiz. Siyasi hayatımız boyunca, hep bu amaçların gerçekleşmesi için çaba
sarfettik. Bizim siyasi hayatımızda boşluklar olmuş olabilir, kapanan, açılan
partiler olabilir ama kapanan bir düşüncemiz, idealimiz olmamıştır. Biz
düşüncemizi hep muhafaza ettik. Şimdi bizim idealimizi, ideoloji de
sayabilirsiniz. Cumhuriyetçilik için, laiklik için, demokrasi için, eşitlik
için, halk için ortaya çıkan bir siyasi kurum, yani bir siyasi parti, genç
demokrat, aynı zamanda vazgeçilmesi mümkün olmayan bir düşüncedir. Dünyanın her
yerinde siyaseti ayakta tutan, siyasetin içerisinde ayıklamaları yapan, bizim
düşüncelerimiz olmuştur.
Biz bir başka şeyi de çok
severek yaparız. Biz, cumhuriyetçiyiz, biz demokratız, bizim cumhuriyet
sevgimiz, demokrasi sevgimiz hiç aşınmamıştır, liderlerimiz değişmiştir,
partilerimiz değişmiştir ama demokratlığımız, cumhuriyet sevgimiz, laiklik
düşüncemiz ve demokrasiye inancımız hiç yıpranmamıştır, devam etmiştir,
çoğalmıştır, büyümüştür.
Şimdi biraz önce arkadaşım,
benim Demokrat Parti Gençlik Kollarındaki hayatımdan bahsetti. Hakkımdaki
sözlerine çok sevindim. 1952 ile 1954 arasında Demokrat Parti’nin gençlik
kollarını kurdum, ilk genel başkanı oldum, doğrudur. O zaman Demokrat Parti’nin
Gençlik Kolu’nun tam tabiri şuydu, Demokrat Parti Genç Demokratlar Teşkilatı.
Genç demokrat deyimini onun için söyledim. Genç demokratlar biziz, hepimiziz.
Bugün yaşayan genç demokratların içerisinde önemli, 85 yaşında bir büyüğümüz
var, o da genç demokrat Sayın Demirel. Dikkat ederseniz mesajının içeriğinde de,
burada biraz önce değerli gençlik kolu başkanımızın sözleri var, Salih
kardeşimin o küçücük mesajı var, hep kalkınma, demokrasi, inanç.
Bizim dayandığımız kurumlardan
birisi, siyasi hayatımızın en önemli kurumu TBMM’dir. Bu cumhuriyeti kuran ve bu
cumhuriyet için savaş yapan, bu cumhuriyet için demokratik hakları ilk kez
ortaya koyan temsili sistemi yaşatan, bizim Büyük Millet Meclisimizdir. Bakınız
ilk Meclis Başkanı seçildiğim tarihte, yani Kasım 1991’de teşekkür konuşmamda ne
söylemişim: “Millet Meclisimiz Kurtuluş Savaşını yönetmiş, bu bağımsız
cumhuriyetimizi kurmuştur. Gazidir, kahramandır, demokrasi ile yönetilir,
demokrattır, darbelere maruz kalmış, kapatılmış, yaralıdır Ne var ki, 71 yıldır
ayaktadır millet ümididir, dayanıklıdır. Bugün bunu tekrar edelim, aradan geçen
19 sene içerisinde yüce Meclisimizin itibarı, demokrasiyi koruma ve kollama
görevi bütün aksiliklere, itirazlara rağmen devam etmektedir. Neden? Yine bu
işin içerisinde yine bizim partilerimiz vardır. Biz, Parlamentomuza saygı
gösterdik, biz Parlamentomuzu yücelttik. Milli hakimiyetin yeni ümidi olarak
daima ayakta tuttuk. 1991’den sonraki pek çok başarıda yasama organımızın önemli
katkıları vardır ama eksikleri çok vardır. Yanlışları yok mu? Vardır ama Türk
parlamentosu bu coğrafyada 90 senedir yaşayan büyük bir varlıktır, dayanaktır. O
da bir demokrat meclistir.
Bizim hepimizin yapmak istediği
bir şey var, bu meclisi daha demokrat yapmak için çaba sarfetmek, bu meclisi
anayasa yapar hale getirmek ve bu meclisi demokrasinin kurucu iradesi haline
getirmek. Bizim çabamız bu. Şimdi burada bunları yaparken, daha göğsümü gere
gere konuşamıyorum çünkü son günlerde Parlamentomuzda olup bitenleri bu
anlattığım tarif içerisine sığdırma zorluğu var. Bu yüce meclis gerçekten
darbelere kapatıldı ama halk da karşı, halkla beraber biz de karşıyız, her zaman
darbelere karşı olacaktır. Her zaman darbelere karşı çıktı, cezaevlerine girdi,
Zincirbozan’lara girdik çıktık, ama demokrasiyi yaşatacak siyasi partileri
yeniden kurduk, iktidarlara geldik rahmetli Özal’ın söylediği gibi, Türkiye’yi
yeniden inşa ettik, ama hep o Meclise yaslanarak, onu temel kurum olarak görerek
bu noktaya getirdik.
Mecliste, Parlamentolarda kavga
olabilir ama fikir kavgası olabilir. Meclislerde konuşmalar sertleşebilir, bu
sertleşmelerin sonunda çıkan ayrılıklar zamanla giderilir. Ayrışmalar da olur,
uzlaşmalar da olur. Fakat Parlamentolarda, bir futbol takımının tribünlerdeki
taraftarları arasındaki tartışma gibi, kitle halinde savaşan, tartışan, kavga
eden, tekme atan bir parlamentoyu, ben Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne
yakıştıramam. Türkiye Büyük Millet Meclisi saygınlığını korumak zorunda. Onu
korumak görevi dün, yarın içerisinde bulunduğu meclisi seven, sayan
milletvekilleri ile olur. Milletvekilleri meclisi korumalıdır, saygınlığını
artırmalıdır. Darbelerle kapatılmış meclisleri açtık ama bu halkın önünde
kavgalarıyla, gürültüleri ile, küfürleri ile ve bir Başbakan’ın yönlendirdiği iç
tartışmaları ile parlamento itibar kaybederse, çıkan sonuçlar ne olur? Halk
parlamentonun arkasından desteğini büyük ölçüde yitirir. Zaman zaman görüldüğü
gibi oylamalara katılma oranları düşer, halk kimden medet bekleyeceği konusunda
tereddüte düşer. Bugün bunu önlemek görevi de yine bize düşüyor. Dikkat
ederseniz, bu polemiklerin içerisine girmedik. Bugün ilk ve son defa
konuşuyorum, eski bir Parlamento Başkanı olarak konuşuyorum. Parlamentoyu
1991’de tarif etmiş bir Meclis Başkanı olarak konuşuyorum, gelin bu Meclis
içinde kavga etme fikrini bırakın. Meclisin içinde safsata yapan bir Başbakan
yerine, meclisin içinde halkın dertlerini konuşan bir başbakanı ortaya çıkarın.
Bu Parlamentoya yeni bir
anayasa yapma yakışır. Bu Parlamentoya şurada saydığımız meseleleri çözücü,
önerileri tartışmak, onlardan sonuç çıkarmak yakışır. Anlı, şanlı kanunlar
çıkarmak yarışır. Bu Parlamentoya hükümeti denetleme yakışır. Bu Parlamentoya
demokrasinin önünü açmak yakışır. Bu Parlamentoya Siyasi Partiler Kanunu, Seçim
Kanunu, Mal Varlıkları Yasası, dokunulmazlık gibi temel devlet konularında çözüm
üretmek yarışır. Ama bu Parlamentoya bir şey yakışmaz, Başbakan’ın karıştırıcı
konuşması yakışmaz, bu olmaz.
Parlamentoları itibarı kaybeden
demokrasileri yaşatmak zordur. Ya da onlara demokrasi demek zordur. Biz
istiyoruz ki, yüce Parlamentomuzun içindeki değerli milletvekilleri bundan
böyle, hiddetlerini ve şiddetlerini dikkatle denetlesinler. Onlar
hiddetlenebilir ve şiddetlenebilir, ama yeri orası değil. Eğer kavga etmek
istiyorlarsa, gitsinler maçlarda tribünde kavga etsinler. asla Meclis’te değil.
Değerli kardeşlerim,
Ben bir konuyu daha gündeminize
getirmek istiyorum. O da, gençlerimizin birikimi. Şimdi sizleri burada görmekten
mutluyum. Artık günümüzün siyasetine, buradan itibaren katılın. Biz gençleri
sadece ve sadece yaşları, bizden fazla olan enerjileri ile aramızda görmekle
yetinmeyeceğiz. Biz, sizin mutlaka yönetimlere katılmanızı, düşünce
profillerinizi artırmanızı, güzel söz söyleminizi ve öğrenmenizi istiyoruz.
Dikkat ederseniz az önce bahsettiğim parlamentonun kusurlarından biri o. Eğer
düşüncenizi ifade edecek kadar, söz söyleme kabiliyetiniz yoksa, o zaman denize
açılmış balıkçıların, balık bulamadıkları zaman, kullandıkları argo kelimeleri
kullanırsınız. Ona küfür denir ama oradan düşünce çıkmaz, oradan demokrasiye bir
katkı da çıkmaz. O nedenle sizin evvela burada, bir öğrenim okulu gibi
düşünmeniz gerekiyor. Çünkü siyasi parti, aynı zamanda bir siyaset okuludur.
Sizlerin enerjiniz, gücünüz, kuvvetiniz bize başka bir şey katacaktır,
milletimize katacaktır. Ben her zaman bir şey söylüyorum, gençlik bir devletin
en büyük milli hasılasıdır, milli geliridir. Siz Türkiye’nin en büyük milli
gelirisiniz. Siz geliştireceksiniz Türkiye’yi.
Demokrat Parti bu sayıyı
çoğaltacaktır, Demokrat Parti giderek yerine yerleşiyor. Demokrasi evimize
giderek yerleşiyoruz. Bu büyük birleşme hadisesinden sonra, partideki güç
birliği, düşünce birliği, inanç birliği giderek artacaktır. Göreceksiniz
Demokrat Parti’ye ne kadar ihtiyaç vardır. Sizlerin burada bulunuşunuz onu
gösteriyor. Keşke daha çok imkânlarımız olsa da, sizleri bu şölenlerin
içerisinde bulundurma imkânımız olsaydı. Ama yok, bizim imkânlarımız bugün bu
kadar. Türkiye’deki diğer illerimizdeki bütün gençlerimize, şunu söylüyorum, bu
toplantının benzerlerini oralarda da yapın. Burada ben fazla siyasetten
bahsetmek istemiyorum. Çünkü, biliyorum ki, biraz sonra değerli bilim insanları
sizinle sohbet edecekler, size bilgiler verecekler. Gelişmeyi sağlamak için,
genç olmak önemli bir sebeptir. Çünkü, bizlerin süreleri azalmıştır. 50 yaşlara
gelmiş insanların öğrendikleri vardır ama öğrenecekleri o kadar çok zaman
yoktur. Şimdi belki de biz sizden öğreneceğiz. Yeni bir dünya kuruluyor,
teknolojiler var. Bundan çok yıllar önce 1952’lerde bir telefonu vardı benim
örgütümün ve o telefonla konuşmak için İstanbul’a bağlanmak için 4 saat
beklediğimi biliyorum. Bugün elinizde cep telefonu, teknoloji, internet her
türlü bilgi, ansiklopediler iflas etti. Bilgilere akım sağlayan internet
siteleri arka arkaya geliyorlar. Onlar sizin, bizim değil artık sizin. Siz
onlarla yeni bir medeniyet kuracaksınız. Bu medeniyet, Türkiye Cumhuriyeti
medeniyetidir ve bu medeniyeti kuracak da sizlersiniz, ben sizlere güveniyorum.
Ben, partimizin Genel Başkanı
olarak değil, bir ağabeyiniz olarak, bir tek şey istiyorum, cumhuriyete ve
demokrasiye sadakat. Cumhuriyete ve demokrasiye sadakat gösterin. Biz
demokratlar, sadık cumhuriyetçileriz, biz demokratlar sadık cumhuriyetin
demokrasi bekçileriyiz. Biz demokratlar, insan aklının en büyük öğelerinden
toplandığı, ama itikatlara karışmayan, dini duyguları sömürmeyen ama dine
saygılı laikliğin savunucularıyız. Biz yine saygılıyız, biz dindarız, biz
muhafazakarız, ama çağdaşız. Bizim işimiz şudur, din ayrı, siyaset ayrıdır, ama
dine sevgimiz, saygımız, dini ibadetleri yerine getirmemizde hiçbir eksiğimiz
yoktur, hiçbir partiden de din, dindarlık ve ibadet üzerine ders almaya da
ihtiyacımız yok.
Dün bir hadiseyi nakletmekle
devam etmek istiyorum. Arkadaşımız söyledi, “Üç şehidimiz var Yassıada’da” dedi.
Her üçü de idam sehpasına evvela abdest, sonra namaz, sonra kuran okuyarak
gitmişlerdir. Onlara şimdi dönüp de, siz onlar dindar değildi, biz dindarız
derseniz, bu sadece ayıp olmaz, bir iftira olur, o iftirayı reddediyorum.
Çok değerli gençler,
Tabii benden sonra çok değerli
fikirler, düşünceler uygulayacaksınız, inanıyorum ona. Ama güncel bir hadise ile
sözlerimi bitirmek istiyorum TEKEL işçileri bu binadan 3 km ötede açlık
içerisinde duruyorlar. TEKEL işçileri aynı zamanda büyük bir direniş yapmak için
bir arada, omuz omuza battaniyelerin altında üşüyorlar. Bir sendika başkanı, bir
siyasi hayatta ve demokraside bizim için çok önemli bir adamdır. Biz, bir
sendikayı demokrasinin vazgeçilmez bir kurumu sayarız. Partiler kadar, önem
veririz, biz sendikalarla müzakerelerden korkmayız, biz sendikalardan korkmayız,
biz işçimizden korkmayız. Ama korkanlar olduğu anlaşılıyor. Sendika kapitalizmin
en büyük icadıdır. Çünkü, sokakta karşılaşacağı işçiyi muhatap almaktan
kurtulmuştur, onu sözleşmesi ile, onu grevi ile, onu işçi hakları ile temsil
eden sendikalara kavuşmuştur. Sendikayı reddeden demokrat olamaz. Sendika ile
kavga eden de demokrat olamaz, istediği kadar demokratım desin. Bu demokrasinin
en büyük icatlarından, asırlar boyu süren tartışmalar, kalkışmalardan sonra
ortaya çıkmış sendikayı reddeden Başbakan’ı ayıplıyorum. Ve onu tehdit eden
Başbakan’ı ayıplıyorum. Sendikanın yaptığı için önemli bir tarafı var, bu sadece
TEKEL işçilerinin direnişi değildir, bu demokrasiye karşı olan bir hükümete
karşı, demokrasinin direnişidir, bunu böyle görünüz. Buradan o arkadaşlarıma
sağlıklar diliyorum Allah onları korusun. Bir başka tavsiyem de hükümetedir.
Sendikayı muhatap alın, bu sendikalar, milli sendikalardır, yarın sınıf
sendikalarıyla karşılaşırsınız, yarın sokaklardan sadece işçileri değil, bu
direnişi örnek alan belki de kanun dışı örgütlerle karşı karşıya kalırsınız. İç
barışı bozarsınız, çalışma barışını bozarsınız, onlarla istedikleri haklar
konusunda anlaşınız, “Onlar biz ücret istemiyoruz, sosyal haklarımızı istiyoruz”
diyor. Sosyal hakları vermeyen, anayasasında sosyal devlet denilen devlet olur
mu? Eğer sosyal devletseniz, onların kazanılmış haklarını vereceksiniz, başka
hiçbir çıkar yolu yok. Buradan açıkça söylüyorum, Demokrat Parti olarak TEKEL
işçilerinin tümüyle arkasındayız, direnişlerini sonuna kadar destekliyor ve
yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bunu bir demokrasi kavgası olarak görüyoruz,
Allah onlara muvaffakiyetler versin, Allah onları her türlü soğuktan, afetten ve
her türlü darbeden korusun, bu hükümetten de korusun. Hepinize saygılar
sunuyorum.