DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un “Türkiye’nin Aydınlık Yarınları” Konulu DP Gençlik Sempozyumunda Yaptığı Konuşma

 
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un
“Türkiye’nin Aydınlık Yarınları”
Konulu DP Gençlik Sempozyumunda
Yaptığı Konuşma
( 06.02.2010 ) 
 

 

Arkadaşıma gönder !

Yazıcıya Gönder!

 

(DP Basın Merkezi - 6 Şubat 2010)

Sevgili genç demokratlar hoş geldiniz, şeref verdiğiniz ve bu toplantıya katılan diğer arkadaşlarımızla hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bu gençlik toplantıları, hep heyecan vericidir. Hepimize heyecan verir, katılanlara da heyecan verir. Gençliğin heyecanı siyaset dünyasına bu toplantılarla akar. Bugün de öyle oluyor. Giderek artan, Demokrat Parti’ye katılan ve giderek çoğalan gençlik aşısı tutacaktır. Bizim Demokrat Parti olarak hedefimiz; geçmişten, geleceğe dönük bir köprü olmaktır. Geçmişin değerlerini koruyacağız ama, hedefimiz gençlerimizin şimdiden siyasete karışmaları, şimdiden siyaset içinde yer almalarını sağlamaktır.

Biz Demokrat Parti olarak, evet 1946’da kurulduk ama, bugün o kuruluştan sonra geçen yıllar bizi yaşlandırmadı yine genciz, yine demokratız, yine dinamiğiz. Bizi genç yapan inançlarımızdır, bizi genç yapan halkın desteğidir, bizi genç yapan, siyasette eskiyemeyen düşüncelerin temsilcisi olmamızdır. Demokratız, liberal demokratız, özgürlükçüyüz, hürriyetçiyiz ve şurada arkadaşlarımın yaşadığı bütün konuların sahibiyiz. Siyasi hayatımız boyunca, hep bu amaçların gerçekleşmesi için çaba sarfettik. Bizim siyasi hayatımızda boşluklar olmuş olabilir, kapanan, açılan partiler olabilir ama kapanan bir düşüncemiz, idealimiz olmamıştır. Biz düşüncemizi hep muhafaza ettik. Şimdi bizim idealimizi, ideoloji de sayabilirsiniz. Cumhuriyetçilik için, laiklik için, demokrasi için, eşitlik için, halk için ortaya çıkan bir siyasi kurum, yani bir siyasi parti, genç demokrat, aynı zamanda vazgeçilmesi mümkün olmayan bir düşüncedir. Dünyanın her yerinde siyaseti ayakta tutan, siyasetin içerisinde ayıklamaları yapan, bizim düşüncelerimiz olmuştur.

Biz bir başka şeyi de çok severek yaparız. Biz, cumhuriyetçiyiz, biz demokratız, bizim cumhuriyet sevgimiz, demokrasi sevgimiz hiç aşınmamıştır, liderlerimiz değişmiştir, partilerimiz değişmiştir ama demokratlığımız, cumhuriyet sevgimiz, laiklik düşüncemiz ve demokrasiye inancımız hiç yıpranmamıştır, devam etmiştir, çoğalmıştır, büyümüştür.

Şimdi biraz önce arkadaşım, benim Demokrat Parti Gençlik Kollarındaki hayatımdan bahsetti. Hakkımdaki sözlerine çok sevindim. 1952 ile 1954 arasında Demokrat Parti’nin gençlik kollarını kurdum, ilk genel başkanı oldum, doğrudur. O zaman Demokrat Parti’nin Gençlik Kolu’nun tam tabiri şuydu, Demokrat Parti Genç Demokratlar Teşkilatı. Genç demokrat deyimini onun için söyledim. Genç demokratlar biziz, hepimiziz. Bugün yaşayan genç demokratların içerisinde önemli, 85 yaşında bir büyüğümüz var, o da genç demokrat Sayın Demirel. Dikkat ederseniz mesajının içeriğinde de, burada biraz önce değerli gençlik kolu başkanımızın sözleri var, Salih kardeşimin o küçücük mesajı var, hep kalkınma, demokrasi, inanç.

Bizim dayandığımız kurumlardan birisi, siyasi hayatımızın en önemli kurumu TBMM’dir. Bu cumhuriyeti kuran ve bu cumhuriyet için savaş yapan, bu cumhuriyet için demokratik hakları ilk kez ortaya koyan temsili sistemi yaşatan, bizim Büyük Millet Meclisimizdir. Bakınız ilk Meclis Başkanı seçildiğim tarihte, yani Kasım 1991’de teşekkür konuşmamda ne söylemişim: “Millet Meclisimiz Kurtuluş Savaşını yönetmiş, bu bağımsız cumhuriyetimizi kurmuştur. Gazidir, kahramandır, demokrasi ile yönetilir, demokrattır, darbelere maruz kalmış, kapatılmış, yaralıdır Ne var ki, 71 yıldır ayaktadır millet ümididir, dayanıklıdır. Bugün bunu tekrar edelim, aradan geçen 19 sene içerisinde yüce Meclisimizin itibarı, demokrasiyi koruma ve kollama görevi bütün aksiliklere, itirazlara rağmen devam etmektedir. Neden? Yine bu işin içerisinde yine bizim partilerimiz vardır. Biz, Parlamentomuza saygı gösterdik, biz Parlamentomuzu yücelttik. Milli hakimiyetin yeni ümidi olarak daima ayakta tuttuk. 1991’den sonraki pek çok başarıda yasama organımızın önemli katkıları vardır ama eksikleri çok vardır. Yanlışları yok mu? Vardır ama Türk parlamentosu bu coğrafyada 90 senedir yaşayan büyük bir varlıktır, dayanaktır. O da bir demokrat meclistir.

Bizim hepimizin yapmak istediği bir şey var, bu meclisi daha demokrat yapmak için çaba sarfetmek, bu meclisi anayasa yapar hale getirmek ve bu meclisi demokrasinin kurucu iradesi haline getirmek. Bizim çabamız bu. Şimdi burada bunları yaparken, daha göğsümü gere gere konuşamıyorum çünkü son günlerde Parlamentomuzda olup bitenleri bu anlattığım tarif içerisine sığdırma zorluğu var. Bu yüce meclis gerçekten darbelere kapatıldı ama halk da karşı, halkla beraber biz de karşıyız, her zaman darbelere karşı olacaktır. Her zaman darbelere karşı çıktı, cezaevlerine girdi, Zincirbozan’lara girdik çıktık, ama demokrasiyi yaşatacak siyasi partileri yeniden kurduk, iktidarlara geldik rahmetli Özal’ın söylediği gibi, Türkiye’yi yeniden inşa ettik, ama hep o Meclise yaslanarak, onu temel kurum olarak görerek bu noktaya getirdik.

Mecliste, Parlamentolarda kavga olabilir ama fikir kavgası olabilir. Meclislerde konuşmalar sertleşebilir, bu sertleşmelerin sonunda çıkan ayrılıklar zamanla giderilir. Ayrışmalar da olur, uzlaşmalar da olur. Fakat Parlamentolarda, bir futbol takımının tribünlerdeki taraftarları arasındaki tartışma gibi, kitle halinde savaşan, tartışan, kavga eden, tekme atan bir parlamentoyu, ben Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yakıştıramam. Türkiye Büyük Millet Meclisi saygınlığını korumak zorunda. Onu korumak görevi dün, yarın içerisinde bulunduğu meclisi seven, sayan milletvekilleri ile olur. Milletvekilleri meclisi korumalıdır, saygınlığını artırmalıdır. Darbelerle kapatılmış meclisleri açtık ama bu halkın önünde kavgalarıyla, gürültüleri ile, küfürleri ile ve bir Başbakan’ın yönlendirdiği iç tartışmaları ile parlamento itibar kaybederse, çıkan sonuçlar ne olur? Halk parlamentonun arkasından desteğini büyük ölçüde yitirir. Zaman zaman görüldüğü gibi oylamalara katılma oranları düşer, halk kimden medet bekleyeceği konusunda tereddüte düşer. Bugün bunu önlemek görevi de yine bize düşüyor. Dikkat ederseniz, bu polemiklerin içerisine girmedik. Bugün ilk ve son defa konuşuyorum, eski bir Parlamento Başkanı olarak konuşuyorum. Parlamentoyu 1991’de tarif etmiş bir Meclis Başkanı olarak konuşuyorum, gelin bu Meclis içinde kavga etme fikrini bırakın. Meclisin içinde safsata yapan bir Başbakan yerine, meclisin içinde halkın dertlerini konuşan bir başbakanı ortaya çıkarın.

Bu Parlamentoya yeni bir anayasa yapma yakışır. Bu Parlamentoya şurada saydığımız meseleleri çözücü, önerileri tartışmak, onlardan sonuç çıkarmak yakışır. Anlı, şanlı kanunlar çıkarmak yarışır. Bu Parlamentoya hükümeti denetleme yakışır. Bu Parlamentoya demokrasinin önünü açmak yakışır. Bu Parlamentoya Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, Mal Varlıkları Yasası, dokunulmazlık gibi temel devlet konularında çözüm üretmek yarışır. Ama bu Parlamentoya bir şey yakışmaz, Başbakan’ın karıştırıcı konuşması yakışmaz, bu olmaz.

Parlamentoları itibarı kaybeden demokrasileri yaşatmak zordur. Ya da onlara demokrasi demek zordur. Biz istiyoruz ki, yüce Parlamentomuzun içindeki değerli milletvekilleri bundan böyle, hiddetlerini ve şiddetlerini dikkatle denetlesinler. Onlar hiddetlenebilir ve şiddetlenebilir, ama yeri orası değil. Eğer kavga etmek istiyorlarsa, gitsinler maçlarda tribünde kavga etsinler. asla Meclis’te değil.

Değerli kardeşlerim,

Ben bir konuyu daha gündeminize getirmek istiyorum. O da, gençlerimizin birikimi. Şimdi sizleri burada görmekten mutluyum. Artık günümüzün siyasetine, buradan itibaren katılın. Biz gençleri sadece ve sadece yaşları, bizden fazla olan enerjileri ile aramızda görmekle yetinmeyeceğiz. Biz, sizin mutlaka yönetimlere katılmanızı, düşünce profillerinizi artırmanızı, güzel söz söyleminizi ve öğrenmenizi istiyoruz. Dikkat ederseniz az önce bahsettiğim parlamentonun kusurlarından biri o. Eğer düşüncenizi ifade edecek kadar, söz söyleme kabiliyetiniz yoksa, o zaman denize açılmış balıkçıların, balık bulamadıkları zaman, kullandıkları argo kelimeleri kullanırsınız. Ona küfür denir ama oradan düşünce çıkmaz, oradan demokrasiye bir katkı da çıkmaz. O nedenle sizin evvela burada, bir öğrenim okulu gibi düşünmeniz gerekiyor. Çünkü siyasi parti, aynı zamanda bir siyaset okuludur. Sizlerin enerjiniz, gücünüz, kuvvetiniz bize başka bir şey katacaktır, milletimize katacaktır. Ben her zaman bir şey söylüyorum, gençlik bir devletin en büyük milli hasılasıdır, milli geliridir. Siz Türkiye’nin en büyük milli gelirisiniz. Siz geliştireceksiniz Türkiye’yi.

Demokrat Parti bu sayıyı çoğaltacaktır, Demokrat Parti giderek yerine yerleşiyor. Demokrasi evimize giderek yerleşiyoruz. Bu büyük birleşme hadisesinden sonra, partideki güç birliği, düşünce birliği, inanç birliği giderek artacaktır. Göreceksiniz Demokrat Parti’ye ne kadar ihtiyaç vardır. Sizlerin burada bulunuşunuz onu gösteriyor. Keşke daha çok imkânlarımız olsa da, sizleri bu şölenlerin içerisinde bulundurma imkânımız olsaydı. Ama yok, bizim imkânlarımız bugün bu kadar. Türkiye’deki diğer illerimizdeki bütün gençlerimize, şunu söylüyorum, bu toplantının benzerlerini oralarda da yapın. Burada ben fazla siyasetten bahsetmek istemiyorum. Çünkü, biliyorum ki, biraz sonra değerli bilim insanları sizinle sohbet edecekler, size bilgiler verecekler. Gelişmeyi sağlamak için, genç olmak önemli bir sebeptir. Çünkü, bizlerin süreleri azalmıştır. 50 yaşlara gelmiş insanların öğrendikleri vardır ama öğrenecekleri o kadar çok zaman yoktur. Şimdi belki de biz sizden öğreneceğiz. Yeni bir dünya kuruluyor, teknolojiler var. Bundan çok yıllar önce 1952’lerde bir telefonu vardı benim örgütümün ve o telefonla konuşmak için İstanbul’a bağlanmak için 4 saat beklediğimi biliyorum. Bugün elinizde cep telefonu, teknoloji, internet her türlü bilgi, ansiklopediler iflas etti. Bilgilere akım sağlayan internet siteleri arka arkaya geliyorlar. Onlar sizin, bizim değil artık sizin. Siz onlarla yeni bir medeniyet kuracaksınız. Bu medeniyet, Türkiye Cumhuriyeti medeniyetidir ve bu medeniyeti kuracak da sizlersiniz, ben sizlere güveniyorum.

Ben, partimizin Genel Başkanı olarak değil, bir ağabeyiniz olarak, bir tek şey istiyorum, cumhuriyete ve demokrasiye sadakat. Cumhuriyete ve demokrasiye sadakat gösterin. Biz demokratlar, sadık cumhuriyetçileriz, biz demokratlar sadık cumhuriyetin demokrasi bekçileriyiz. Biz demokratlar, insan aklının en büyük öğelerinden toplandığı, ama itikatlara karışmayan, dini duyguları sömürmeyen ama dine saygılı laikliğin savunucularıyız. Biz yine saygılıyız, biz dindarız, biz muhafazakarız, ama çağdaşız. Bizim işimiz şudur, din ayrı, siyaset ayrıdır, ama dine sevgimiz, saygımız, dini ibadetleri yerine getirmemizde hiçbir eksiğimiz yoktur, hiçbir partiden de din, dindarlık ve ibadet üzerine ders almaya da ihtiyacımız yok.

Dün bir hadiseyi nakletmekle devam etmek istiyorum. Arkadaşımız söyledi, “Üç şehidimiz var Yassıada’da” dedi. Her üçü de idam sehpasına evvela abdest, sonra namaz, sonra kuran okuyarak gitmişlerdir. Onlara şimdi dönüp de, siz onlar dindar değildi, biz dindarız derseniz, bu sadece ayıp olmaz, bir iftira olur, o iftirayı reddediyorum.

Çok değerli gençler,

Tabii benden sonra çok değerli fikirler, düşünceler uygulayacaksınız, inanıyorum ona. Ama güncel bir hadise ile sözlerimi bitirmek istiyorum TEKEL işçileri bu binadan 3 km ötede açlık içerisinde duruyorlar. TEKEL işçileri aynı zamanda büyük bir direniş yapmak için bir arada, omuz omuza battaniyelerin altında üşüyorlar. Bir sendika başkanı, bir siyasi hayatta ve demokraside bizim için çok önemli bir adamdır. Biz, bir sendikayı demokrasinin vazgeçilmez bir kurumu sayarız. Partiler kadar, önem veririz, biz sendikalarla müzakerelerden korkmayız, biz sendikalardan korkmayız, biz işçimizden korkmayız. Ama korkanlar olduğu anlaşılıyor. Sendika kapitalizmin en büyük icadıdır. Çünkü, sokakta karşılaşacağı işçiyi muhatap almaktan kurtulmuştur, onu sözleşmesi ile, onu grevi ile, onu işçi hakları ile temsil eden sendikalara kavuşmuştur. Sendikayı reddeden demokrat olamaz. Sendika ile kavga eden de demokrat olamaz, istediği kadar demokratım desin. Bu demokrasinin en büyük icatlarından, asırlar boyu süren tartışmalar, kalkışmalardan sonra ortaya çıkmış sendikayı reddeden Başbakan’ı ayıplıyorum. Ve onu tehdit eden Başbakan’ı ayıplıyorum. Sendikanın yaptığı için önemli bir tarafı var, bu sadece TEKEL işçilerinin direnişi değildir, bu demokrasiye karşı olan bir hükümete karşı, demokrasinin direnişidir, bunu böyle görünüz. Buradan o arkadaşlarıma sağlıklar diliyorum Allah onları korusun. Bir başka tavsiyem de hükümetedir. Sendikayı muhatap alın, bu sendikalar, milli sendikalardır, yarın sınıf sendikalarıyla karşılaşırsınız, yarın sokaklardan sadece işçileri değil, bu direnişi örnek alan belki de kanun dışı örgütlerle karşı karşıya kalırsınız. İç barışı bozarsınız, çalışma barışını bozarsınız, onlarla istedikleri haklar konusunda anlaşınız, “Onlar biz ücret istemiyoruz, sosyal haklarımızı istiyoruz” diyor. Sosyal hakları vermeyen, anayasasında sosyal devlet denilen devlet olur mu? Eğer sosyal devletseniz, onların kazanılmış haklarını vereceksiniz, başka hiçbir çıkar yolu yok. Buradan açıkça söylüyorum, Demokrat Parti olarak TEKEL işçilerinin tümüyle arkasındayız, direnişlerini sonuna kadar destekliyor ve yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bunu bir demokrasi kavgası olarak görüyoruz, Allah onlara muvaffakiyetler versin, Allah onları her türlü soğuktan, afetten ve her türlü darbeden korusun, bu hükümetten de korusun. Hepinize saygılar sunuyorum.

 

| Biyografisi | Konuşmaları | Fotoğrafları | Ulaşmak için form | e-mail |

 

 

 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara
Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 83
                  e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi