DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un Flash TV “Gerçek Gündem” Programında Yaptığı Konuşma

 
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un
Flash TV “Gerçek Gündem” Programında Yaptığı Konuşma
( 05.02.2010 ) 
 

 

Arkadaşıma gönder !

Yazıcıya Gönder!

 

(DP Basın Merkezi – 05 Şubat 2010 )

YILMAZ TUNCA: Konuğumuz Demokrat Parti Genel Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk, efendim günaydın, hoş geldiniz.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hoş bulduk, günaydın

YILMAZ TUNCA: Gündem yoğun neresinden başlasak, neresinden başlanacağı zor bir gündem ama çok güncel olması dolayısıyla, sizinde uzun dönem Meclis Başkanlığı yaptığınızı biliyoruz, TBMM’de, aslında son dönemlerde unuttuğumuz, aslında yabancıda olmadığımız, aşina olduğumuz bir gerginlik yaşandı. O gerginliğin en kritik noktalarından birisi, kavga tarafı olayın çirkinliğini bir tarafa bırakırsak, bir eski Meclis Başkanı, aynı zamanda Başbakan Yardımcısı olan Bülent Arınç’ın, Meclis Başkan Vekili Sayın Güldal Mumcu’nun odasına giderek, yönetim konusundaki eleştirilerini seslendirmesi. Güldal Mumcu’nun da bu yaklaşımı sert bulduğu hatta şiddet uygulanabilme ihtimalini algıladığını ifade etti, o yaklaşımı yürütmenin yasamaya müdahalesi biçimde ifade ettiğini biliyoruz. Bu adetten midir? Yani daha öncesinde, geçmişte veya sizin döneminizde, bir hükümet üyesi veya bir iktidar milletvekili Meclis yönetimine bu tür, gerginlik sonrası ara verildiğinde, odaya gidip eleştiride bulunur mu?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Mümkün değil.

YILMAZ TUNCA: Başka bir örneği var mı?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hiçbir örneği yok, o oda kürsünün devamıdır. Kürsüdeki başkan o odaya girer, ara verildiği zaman veya hazırlık yapacağı zaman, giyinir.

YILMAZ TUNCA: O oda, tek bir oda, kim yönetiyorsa Meclisi Başkan veya Başkan vekillerinin kullandıkları oda.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Kadın başkan vekilleri kendi kıyafetlerini giyer çıkarırlar orada, eve götürülmez o, orada gardrop vardır, bir de kavas vardır, Meclisin kavası, size giyinmekte, soyunmakta yardım eder. Çok mahrem bir yerdir, ufak bir kanepe var orada dinlenebilirsiniz, misafirlerinizi isterseniz kabul edersiniz.

O odaya, Meclisi idare eden Başkanın çağrısı olmadan kimse giremez, girmemelidir de. O oda mahremiyeti olan bir odadır, zaman zaman kavgaları vesaireyi önlemek, yeni celsede sıkıntıları aşmak için, oturumu idare eden başkan, grup başkan vekillerini çağırabilir, izinle oraya gelinebilir, bir küçük müzakere yapılır, tedbir alınabilir.

Güldal Hanım Meclisi iyi idare ediyor, ben TRT 3’den seyrediyorum, o günkü kavgayı önlemesi mümkün değil. Çünkü o bir Meclis kavgası değil, bir tribün kavgası, futbol sahalarında, maçlarda tribünler birbirlerine bir giriyorlar, bulut gibi, kavgalar çıkıyor. Bu öyle bir kavga, ben böyle bir kavga görmedim, yüz kadar Ak Parti milletvekili, MHP’lilere saldırıyor, bulut gibi hatta bir Bakan ceketini çıkarmış, doyamadığı bir boks maçına devam etmek ister gibi kavgaya geliyor.

Böyle bir oturumda Meclis Başkan vekili kim olursa olsun, bunu nasıl önleyecek? Ara vererek, bence kavgayı Meclisteki kavgayı zor da olsa çözmek mümkün, ama getirip o kavgayı, Başkan Vekili’nin odasında sürdürmek fevkalade yanlış bir hadisedir. Bir de Sayın Arınç gibi Meclis Başkanlığı yapmış bir kişinin, bunu yapmış olmasını ben panik atak gibi gördüm. Birden bire kendini kaybetmiş, o odaya doğru koşmuş, onun mazereti yok, orada ne söylediği önemli değil, fiziki olarak bir erkeğin, üstelik bir kadın Başkan Vekili’nin odasına girmesi, nezih değil. Bizim milli geleneklerimize de, saygı duygularımıza da aykırı, meclis teamüllerine aykırı. O nedenle Güldal Hanım’ın tepki koyması ve kürsüye çıkar çıkmaz, bunu zabıtlara geçirmesini çok isabetli görüyorum.

YILMAZ TUNCA: Şimdi buradan Yasama- Yürütme ilişkilerine geçmekte fayda var. Geçtiğimiz Pazartesi günü, Vatan Gazetesi’nde eski Yargıtay Onursal Başkanı Sayın Sami Selçuk’un bir röportajı vardı.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Okudum.

YILMAZ TUNCA: Okudunuz mu? Orada Sami Hoca özellikle bir noktanın altını çiziyordu, onu soracağım size. 80 Anayasası’ndaki işleyiş o hale geldi ki, milletvekillerinin tayininin, atamasının, listelerinin yapılması genel başkanlarının iki dudağının arasında. Böyle işleyince, eğer birde tek parti iktidarı söz konusu olursa, o zaman genel başkanlar tarafından belirlenmiş bir parlamento grubu, o gruptan oluşmuş bir hükümet ve yine genel başkanın onayı ve tasvibiyle seçilmiş bir meclis başkanı, hasılı Yasama ve Yürütme arasında bir uyumun olacağı, bu uyumun sistemin işleyişini olumsuz yönde etkileyeceğini ifade ediyor. Ama böyle bir hastalıklı problem var.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben buna iki senedir bir isim taktım onu söylüyorum, bu başbakanlık rejimidir. Ne cumhurbaşkanlığı, tek dereceli cumhurbaşkanı seçiminden ortaya çıkan başkanlık rejimidir ne temsili demokrasidir, ne yarı başkanlıktır. Bu başbakanlık rejimidir, Erdoğan, bunu bir başbakanlık rejimi haline getirmiştir. Nedir başbakanlık rejimi?

YILMAZ TUNCA: 83’ün doğurduğu bir sonuç, aynı şeyi Turgut Bey içinde söyleyemeyiz mi?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Söyleyemeyiz, çünkü orada muhalefet grupları var, muhalefet daha kuvvetliydi. Bir de Turgut beyin yapısı çok diktatöryel değil, zaman zaman açığı da çıkıyor konuşuyor, grubuyla temasa geçiyor hatta kendisinden sonraki genel başkan adayını tespit etmiyor, sekiz tane muhtemel genel başkan adayı ismi veriyor vesaire. Turgut beyin sistematiğinde başbakanlık rejimi yok ama otoriter bir Genel Başkanlık yaptığı söylenebilir.

YILMAZ TUNCA: Bundan istisna bir genel başkan örneği var mı efendim, son dönemlerde?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Var, Demirel var.

YILMAZ TUNCA: 80 öncesini konuşmayalım.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben varım,

YILMAZ TUNCA: İstisna olmak lazım ama,

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hayır, bence Erdoğan istisna, Anayasa başbakanlık rejimini öngörmüyor, bunu söylemiyor aksine Anayasa denetimi artırıcı sistemlerde getirmiş. Bu anayasayı aşan bir sitem, cumhurbaşkanlığı seçiminde genel başkan dönüp de “ Arkadaşım falancayı Cumhurbaşkanlığına teklif ediyorum” diyorsa ve seçtiriyorsa, Meclis Başkanlığı için anket yapıp, cebine koyuyor, gizli tasnif yaparak “Adayım falancadır” diyorsa, istediği bakanı kapının önüne koyabileceğini ifade ediyorsa.

Herkesin önünde Meclis Başkanını, bakanları fırçalıyorsa, Sayın Selçuk’un dediği gibi istediğini mebus yapıyorsa, istediğini mebusluktan ihraç ediyorsa. Meclis’in gündemini kendisi yapıyorsa, hükümetin gündemini kendi tanzim ediyorsa, Türkiye’nin gündemini kendi ortaya koyuyorsa ve her türlü kararı tek başına veriyorsa. Ortada gerçekten çok önemli bir başbakanlık rejimi var, itirazda yok, grubu da bunu kabul etmiş, partisi de etmiş hatta partisinde bir zât çıkmış kendisini peygamber mesafesine yükseltmiş, o zaman ses çıkartmamış.

“Gaz verenler” diyor, basındaki bir takım arkadaşlarımıza, onlar gaz verebilirler ama partisi de gaz veriyor, her taraftan gaz alıyor. Yakında gazdan zehirlenirse şaşmayacağım. Bir başbakan bütün bu gazları önleyecek bana gaz vermeyin diyecek

YILMAZ TUNCA: Bunu söyledi ama Sayın Başbakan

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Dedi, ne zaman dedi? Bütün gazlar verildikten sonra. Gaz devam ediyor mu? Ediyor.

O gün Mecliste yapılan konuşma bir başbakana yakışır konuşma değil, o Meclisi kavgaya götüren Başbakan olmuştur, eski Meclis Başkanı olarak söylüyorum, kürsüden ikaz etmesi gerekiyordu Güldal Mumcu zaman zamanda yaptı onu. Başbakanı durdurmak mümkün değil, başbakan bağırır, kızarır, önüne geleni haşlar mı? Muhalefete bu kadar aşağılayıcı sözler söyler mi?

YILMAZ TUNCA: Burada Osman Durmuş’un tahrik sayılabilecek konuşmasını da yabana atmamak gerekir değil mi?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Muhalefetin görevi bu, tahrik ediyor, dediği de doğru çıktı. Bir muhalefet milletvekilinin, bir söz söylemesi, o muhalefet milletvekilinin tenkidini gerektirir. Ama başbakan’ın hücum edip de, bu arada o milletvekili de bakanlık yapmış bir milletvekili.

YILMAZ TUNCA: Burada Sayın Başbakan’ın kişisel yapısının doğurduğu bir sonuçla mı karşı karşıyayız? Karadenizliliğin verdiği çok çabuk öfkelenen tavrı, bulunduğu pozisyonda biraz sıkıntı yaratıyor.

HÜSAMETİN CİNDORUK: Olur mu, Sayın Mesut Yılmaz da Karadenizli, ama ben duymadım böyle bir şey yaptığını, Karadenizli olsun, balıkçı teknesindeki Karadenizli başka, Meclis kürsüsündeki Karadenizli başka. O, hepimizde olan, hiddet, şiddet temayülleri, mahalli bölgecilik zihniyetiyle izafe edilip, kurtarılamaz, başbakan, başbakandır.

Başbakan nitelikli olacaktır, soğukkanlı olacaktır, bu çeşit çatışmalarda en ağır sözü yumuşak üslupla söyleyip, sorunu lehine çevirecektir. Burada gerçekten üzücü olan, bütün bu tahriklerin orta yerinde başbakanlık rejiminin sembolü olan bir başbakanın oluşu. Bu böyle gitmez. Yalnız, bu parlamento, aşırı kin nefret şiddet duyguları içinde yürümez, bu parlamentoyu değiştirmek gerekir. Burada incinen, Parlamento’nun itibarı olmuştur.

YILMAZ TUNCA: Parlamento’yu değiştirmek demek, seçim demek. Seçim 2011 de olacağına göre, ne yapılacak?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Başından bu yana söylediğim şey şu; parlamento tıkanmıştır, 300 milletvekilin dövüştüğü parlamento, ancak sportif müsabakanın tribünüdür.

YILMAZ TUNCA: Ama daha öncede, bu görüntüler oldu. Parlamento çatısı altında can kaybı bile yaşandı.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ama onlar münferit hadiseler. Burada sanki talimat verilmiş gibi bir grup olduğu gibi yerinden kalkıyor, üç beş hanım hariç, bir başka partinin sıralarına hücum ediyor, adam dövüyor, yaralıyor. Cihada çıkmış gibiydiler. Ben böyle bir şey görmedim parlamentoda. Bütün bunun kusuru da hanımefendi bir Meclis Başkanvekilinin üzerine kaldı. Ne yapacaktı başka? Elinde başka şey yok.

Burada parlamentonun bir tedbir alması gerekiyor ayrıca. Dünyanın her yerinde parlamentoların disiplin kurulları var, etik kurullar diyorlar. Parlamento, kendisine bu çeşit tenkitleri yapanlara ceza vermeli. Bu ceza ne olabilir? Meclis’ten uzaklaştırma olabilir, para cezası olabilir. Orada bir takım milletvekilleri var ki, bunu, kavga etmeyi meslek edinmişler.

YILMAZ TUNCA: Çok uzun tartışılmadı nedense. 1980 öncesinde Faruk Sükan döneminde böyle bir şey olmuştu Meclis’te. Sayın milletvekillerinin odalarının arandığı konusu gündeme geldi ama örtüldü, gitti. Halbuki Sükan döneminde ben çok iyi hatırlıyorum, çok geniş tartışmalara yol açmış, çok büyük tepkiler olmuştu.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: İnönü’nün bir lafı var; “gece eşkıyanın ne yapacağı belli olma” diye. O zaman da çeşitli polemikler oldu, yanlışlığı ortaya çıktı bu işin. Tahmin ediyorum ki silah aradılar o zaman, çünkü Meclis’te zaman zaman böyle hadiseler oluyor, bazı milletvekilleri silahlarını odalarında unutuyorlar. Ama Meclis’in içinde polisi var, onlar yapıyorlar bu işi. O da yanlış bir hareket, o da yapılmamalıydı. Ama bu, öyle değil. Bu, aleni, Meclis Televizyonu’nun ve bu televizyonun başka kanallara vererek yayınladığı, parlamentonun iç yüzünü ortaya koyan bir hadisedir.

Ben Meclis Televizyonu’nu kurmaya başladığım zaman bazı milletvekilleri gelip dediler ki, “bu yanlış olur”. Niye? “Bizim kirli çamaşırlarımız da olabilir. Onları halka yansıtırsınız”. Nedir sizin kirli çamaşırlar? “Kavgalar” dedi. O zaman siz de kavga etmeyin. Çamaşırınız temiz dursun. Meclis Televizyonu aynı zamanda bir denetim organı olacak. Uzun yıllar da böyle gitti. İlk defa bu kadar yüksek seviyede bir kavgayı, daha doğrusu Meclis’in çoğunluğunun kavga ettiği bir ortamı, Türkiye’ye yansıttık. Bu, halkın parlamentodaki güvenini, itibarını incitmiştir. Buna üzülüyorum, en çok üzüldüğüm bu.

YILMAZ TUNCA: Şimdi bir başka tartışma konusu ki önümüzdeki günlerin, ayların gündemi olarak gelecek gibi görünüyor. Anayasa değişikliği tartışması gündemde. Bir kısmi değişiklikten söz ediliyor. Bu konuda hükümetin bir çalışması var nitekim referandum konusunda 120 günlük olan süreyi 45’e düşürmek istedi ama Yüksek Seçim Kurulu’nun “yetişmez” gerekçesiyle 60’a indirildi. Üsul tarafı tamamlanmış oldu. Tabii o arada Sabih Kanadoğlu’nun gündeme getirdiği bir konu vardı, daha sonra tavzih etti sözlerini belki ilk anda da anlaşılmamıştı ama, “Bu Meclis ve bu siyasi iktidar, anayasa değişikliği yapamaz” gibi anlaşılmıştı. Sonuç itibariyle bir anayasa değişikliği gündemde. Bu anayasa değişikliği, hükümet içerisindeki bazı milletvekillerinin de böyle bir kanaati var. siyasi gerilim dolayısıyla bunu yapmanın çok da kolay olmayacağını, siz eskiden beri bir yeni anayasa savunursunuz ama işin pratiğini de doğrusu mevcut ortamda bulabilmek zor. Bu anayasa değişikliği sağlıklı bir biçimde yürüyebilir mi önümüzdeki aylarda?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bakınız, yasa yapan bir meclisimiz var. bu, niye anayasa yapmasın? Yasa yapan meclis, anayasa da yapabilir. Nitekim 60 maddesini değiştirdi bugüne kadar bu Meclis. Kimse demedi ki “Bu Meclis niye değiştiriyor?”.

Avrupa Birliği müktesebatı dediler, değiştirdiler. Yine değiştirebilir, yalnız içeriğine bakmak gerekiyor. Anayasadaki hakları genişletici mi, daraltıcı mı bugünkü anayasa? Milletler arası hukukun getirdiği özellikleri taşıyor mu, bir de Türkiye’nin ihtiyacı olan kurumları kuruyor mu? Tartışacağımız üç tane konu vardır. Bunları getirsinler, tartışalım.

Ben Meclis Başkanıyken, iki sene uğraştıktan sonra, bu anayasanın pek çok maddesini değiştirmeye muvaffak oldum, 7 partinin ittifakıyla. Demek ki olabiliyor. Meclisler, anayasa kurumlarıdır. Kurucu iradeyi temsil ederler aynı zamanda çünkü bu kurucu meclisimiz bizim, savaşı kazanan, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran meclistir. Bu meclisin de böyle bir imtiyazı var.

Siz anayasa taslağı hazırlarsanız, işte başbakanlık rejiminin bir örneği de o, sonra da “şimdilik dursun” der, çekmecenize kilitlerseniz, size kimse inanmaz.

Ben, Başbakan’ın, lehine olan bir takım anayasa değişiklikleriyle vakit kazanmak istediğini düşünüyorum. Yani anayasada dayatıcı yorumlar yapacak, mesela bu Anayasa Mahkemesi’nden şikayetçi mi? Öyle bir bünye kuracak ki, Anayasa Mahkemesi kendine yakın insanlardan kurulacak.

Ama Anayasa Mahkemesi konusunda, HSYK konusunda zaten herkesten, kendi üyeleri de dahil olmak üzere, bir itiraz var. Truman’ın bir sözü var. Truman yani Amerika’da da cumhurbaşkanları üye tayin ediyor, oradaki Anayasa Mahkemesi gibi. Sormuşlar; “Tayin ettiğiniz üyeleri etki altına niye alamıyorsunuz” Demiş ki, “Denedim, başaramadım” Çünkü, onu oraya tayin ettiğiniz zaman, orada başka bir kimlikle orada kurumsal, nitelikli çevreyle karşılaşıyor. Artık sizi tayin eden kim diye dinlemiyor.

Ben bu başbakana tavsiye ediyorum; 11 azasını, 20 azasını kendi tayin etse, bir hukuki meselede çok haksızsa, o insanlar imza atıp, resmi gazetede karar yayınlayacaklar. En önemli örnek de son örnektir. 11 üye ittifakla karar verdiler. Kendilerinin çok yakınları olan 2 tane; biri başkan, biri üye katıldı arkadaşlarına, parti kapatılmasına 10 üye katıldı. En son bu askeri yargı, sivil yargı işi 11-0 bitti. O nedenle bir şey tavsiye ediyorum, aynı zamanda bir hukukçu olarak, meclis başkanı olarak da.

Size uygun bir rejim kurmak için demokratik kurallar içinde seçim sonuçları belli olacak bir seçim yapılacaksa, başaramazsınız. Bu Cumhuriyet’in kimliğini, niteliğini değiştiremezsiniz, yok bu gücünüz. Halkın size verdiği oy hükümet kurmak gücü, ama cumhuriyetin temel kurallarını değiştirme gücü değildir.

YILMAZ TUNCA: İşte tam burada bir tartışma var aslında. Sizin bu sözlerinize bir hayli itiraz da var. Yani “halk iradesinin belirleyici, tek yetki veren organ olduğu, dolayısıyla halk iradesiyle belirlenmiş olan siyasi iktidarın yetkiyi aldığı adresin üzerinde oturarak, yani ifade doğru olmamış olabilir, oradan aldığı yetkiyi kullanarak, halka verdiği sözleri ve parti programını hayata geçirme hakkı var. Bunun engellenmesi, demokrasiye müdahaledir” diye algılanıyor. Sizin bu sözleriniz de demokratik açıdan çok eleştirildi.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bunun kadar ilkel bir düşünce olamaz. 200 sene evvelki yani büyük Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkmış olan halk iradesi oldu. O irade, krala karşı, rejimlere karşı ortaya konulmuş olan bir irade. Mutlak milli egemenlik fikri çağ dışıdır, o geçmiş gitmiştir. Ne diyor bu anayasa, beğenmediğimiz verdiğimiz 82 Anayasası? “Milli egemenliği halk, organlar eliyle kullanır.” Niye kuvvetler ayrılığı var?

YILMAZ TUNCA: Orada da itirazlar var.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: İtiraz edenler cahillerdir, bilgili bir adam buna itiraz etmez. Hukuk bilen, siyaset bilen bir adam buna itiraz etmez.

YILMAZ TUNCA: Kurallar denince, halk iradesine ortaklar koşulmuş oluyor. Ona itiraz var şu anda.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Halk iradesi, bir başbakanlık rejimini ortaya koymak için yeterli değildir. Sadece yürütme değil, denetleme de şart.

YILMAZ TUNCA: Aslında Sami Selçuk’un sözlerini aktarırken eksik bıraktığım taraf orasıydı. Kuvvetler ayrılığının sağlıklı işlemediğine itiraz ediyor Sami Selçuk.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Sadece o değil. Şimdi yeni konseptler, yeni düşünceler var. İşbirliği, Kuvvetler işbirliği içinde olursa, ahenk ortaya çıkacak. Devletin ahengi, istikrarı bozulmuşsa, bir başbakanlık otoritesi ortaya çıkmışsa bu rejim işler mi? İşlemiyor.

Bu rejimin işlemesi ne demek? Hepimizin bu rejimden pay alması lazım. Bu rejim işlese. TEKEL işçileri sokaklarda dolaşmaz, yağmur altında ıslanmaz. Bir başbakanın inadıyla ve mehiller verilerek, “Bir ay kadar daha orada durun, sonra polislerle sizi süpüreceğim” denmez.

Bu rejim işler halde olsa, bu anayasa değişiklikleri çekmecede durmaz. Esnafa böyle hakaret edilmez, bu rejim işlese. Siz duydunuz mu böyle bir şey; mahalle bakkalıyla savaşan bir başbakan? Mahalle bakkalına karşı koruduğu da, bizim bile ulaşamadığımız markaları satan bir takım AVM’ler. Mahalle bakkalı da olacak, mahalle kasabı da, mahalle manavı da olacak. Mahalle olacak. Başbakan dedi, sonra esnaf gitti, orta direk gitti. Yüz binlerce esnafımız sokağa dökülecek, kapatılacak. İşsizler ordusuna iş bulamıyorsunuz. Bir de bizim geleneklerimizde var, ahilikten geliyor. Bizde esnaflık çok önemli bir hadisedir. Esnafların kuşak kuşak gelen gelenekleri var. Türk orta direğinin müthiş bir enerjisi var. Bu enerjiyi bir tarafa bırakacaksınız, 30 tane, 50 tane AVM yapar, ben bunu hallederim diyeceksiniz. Olur mu öyle bir şey?

İşte bu, her şeyi bildiğini zanneden bir başbakan örneğidir. Başbakan’ın üslubuna da baktığınız zaman, bilhassa Meclis’teki üslubu, açıkçası çığır açan bir dönem yaşıyoruz. O da şu; her şeyi Başbakan biliyor, Başbakan’dan başka bilen, düşünen yok. Ve Başbakan’ın azarlama hakkı var. Kimi? Muhalefet liderini. Şimdi başbakanın dövdürme hakkı da çıktı. Öyle tahrik ediyor ki, Meclis’teki o tutumla “gidin bu adamları dövün” diyor.

YILMAZ TUNCA: Genelkurmay Başkanı da bugün Hürriyet’te “savunulacak tarafı yok” diyor.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hasta hakları diye dünyada gelişmiş olan yepyeni bir özgürlük var. Hasta haklarından biri de ziyaretçileri ziyaret etmesi, moral vermesi. Ziyaretçiyi nasıl kısıtlarsın? Orduevi’ne girmiş, çıkmış onları değil, daha acısı var. Başbakan’ın şikâyet etmesi gereken başka bir şey var. Bu Başbakan, bu Cumhurbaşkanı, bu Bakanlar eşlerini alıp da milli ordumuzun şeref günlerine gidemiyor, orduevlerine giremiyorlar. Bu konuları bir tartışmaya açsın.

YILMAZ TUNCA: Muhtemelen biraz da bu işler adım adım oluyor galiba.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ama adamlar da diyorlar ki haklı olarak, “siz bunları bilerek aday oldunuz, bilerek hükümet oldunuz. Bizim kurallarımız bu”. O da tartışılır. Bir ordu karargâhına, bir ordu törenine kimler girer, kimler çıkar, tartışsınlar arada.

Tabii şu rahatsız edici örnekler bu ülkede ve yakınlarda yaşandı. Şehit annelerine, münferit de olsa, münferit olduğunu düşünüyorum, asker yakınları, 40 yaş altındakiler şöyle, 40 yaş üstündekiler böyle gibi bir takım ayrımlar yapılarak yıldönümlerine alınmamaları falan. Bizim de, Sayın Demirel’in de, rahmetli Özal’ın da benim de fikrimiz burada açık. Bizim zamanımızda türbanla ilgili mesele olmamıştır. Biz türban yasağına karşıyız. Bunu açıkça söyledik. Bunlar geldiler, türbanı ‘dini simge’ diye kullanmaya kalkışınca, dirençle karşılaştılar ve yaygın hale getirmeye çalıştılar. Dinin silahlarından biri haline getirdiler. Kavga büyüdü. O kadar büyüdü ki, bundan kurtulmak için mümkün olan yollar kapandı. İki tane zorlama karar aldılar. Anayasa Mahkemesi’ne gittiler, anayasa maddelerini değiştirmeye çalıştılar. Anayasa Mahkemesi iptal etti.

YILMAZ TUNCA: O da çok tartışıldı. Anayasa Mahkemesi de, sadece usul yönünden alacağı kararı, esasa ilişkin almak yoluyla tartışılır hale geldi.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: 1982 Anayasası, Parlamento’nun yorum hakkını almıştır. Bunu bilerek geldik iktidara, ben de geldim, onlar da geldiler. Yorum hakkı Anayasa Mahkemesi’ne verdi. Anayasa Mahkemesi bu yorumu yaptığı zaman bu, anayasa niteliği kazandı. Geldi, olabilirliği imkânsız hale koydular. Bir de ayrıca bunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de tasdik edince ne oldu? Hukuksal olarak önümüz tıkandı.

Bütün bunları aşmanın yolları yine var. Yeni bir anayasa da olabilir, her şey olabilir ama uzlaşma arayacaksınız. Başbakan otoritesi var diye, diktatör olacak diye, Başbakan rejime sahip. Başbakan itirazı, muhalefeti kendi içinde çözdüğü gibi, dönüp de Parlamento’da çözmeye kalkışıyor. Bundan daha büyük, bundan daha ayıp bir şey olamaz. Muhalefet partilerinin oy oranlarını toparlarsanız, Başbakan’ınkinden fazla. Halk çoğunluğu arkasında olan Başbakan değil, halk çoğunluğu olan; muhalefet. Hele son anketleri de dikkate alırsanız, Başbakan azınlıkta bir adam.

YILMAZ TUNCA: İyi de yani biz parlamento aritmetiği çerçevesinde son yapılan 2007 seçimleri, 29 Mart seçimlerini de hesaba katmak durumundayız.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ama o sadece çoğunluk sistemiyle ilgili. Bunlar eskimiş anayasa formülleri. Çoğulculuk, esas bu. Her kurumun bir görev alanı var. Amerika’da, Avrupa Birliği ülkelerinde bu kadar niye olmuyor? Çünkü her şeyi kurala bağlamış adam.

YILMAZ TUNCA: Yani “orada bir rejim problemi yok, bizde niye var” sorusu mu bu? Belki acaba şurada aramak mümkün değil mi, rejimin kurgusunda bir yanlış var da o sebeple mi bugün bu sıkıntıyı yaşıyoruz?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Sevgili kardeşim, bundan 7 sene evvel bu kavgaların benzerleri var mıydı? Böyle rejim ile ilgili tartışmalar, cumhuriyetin temel kurallarına aykırı idareler, iktidarlar var mıydı?

YILMAZ TUNCA: Genellikle hep oldu yani. Hatta sizin de mensubu olduğunuz Adalet Partisi’ne, iki kere darbeye maruz kaldı Sayın Demirel askerler tarafından. Hep belli bir kesim kuşkuyla baktı.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Darbeler rejimini ayıracaksınız. Ben normal rejimlerden bahsediyorum. Normal rejimlerin işlediği dönemlerde var mıydı bu kavga? Demirel’den başka Ecevit, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz da başbakanlık yaptılar. Bunlar böyle bir şey yaptılar mı? Bunların rejimi değiştirme teşebbüsleri oldu mu, bu partilerin? Erdal İnönü ile Doğru Yol Partisi koalisyon kurdu, özgürlüklere doğru açılımlar yaptı. Benim Meclis Başkanlığımda özgürlüklere doğru açılımlar yaptı. İçimizden biri başbakanlık rejimi kurmaya kalkıştı mı? Hayır. Baştan beri söylemeye çalıştığım bu. Bu rejimin adını koyun, bu rejimden korkun, bu rejimi yıkmaya çalışın çünkü bu rejim mutat hale gelirse, Türkiye’de demokrasi biter. Milletvekilisiniz, gelecek seçimde aday olup olmayacağınız, Başbakan’ın evinde vereceği karara bağlı. Sizi sorguya da çekmiyor, savunmanızı da almıyor. Sizi sildi miydi sildi. Böyle bir demokrasi, temsili bir demokrasi olur mu? Nerede ön seçim?

YILMAZ TUNCA: Tabii 1983’ten beri böyle bu.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Hayır 1983’ten bu yana böyle değil. Açık söyleyeyim, geçmişte zaman zaman Ecevit ile Rahşan Hanım’ın böyle listeler yaptığı söylenmiştir. Merkez partilerde daima ön seçim; mutat, temayül yoklamaları gibi organlar kullanılmıştır. Hiç kimse de çıkıp, Meclis kürsüsünde Sayın Erdoğan’ın konuştuğu gibi konuşmamıştır. Konuşulur mu?

YILMAZ TUNCA: Efendim bir Anayasa değişikliği gündeme gelse bile gerçekleşmesinin zor olacağını söylediniz gibi anlıyorum. Çünkü, bir uzlaşma zemini olmayacak gibi bu sadece iktidar tarafından değil, muhalefet tarafından da öyle.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Sadece anayasa değişikliği yetmez. Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu bunları da değiştirmek gerekir.

YIMAZ TUNCA: Dün Radikal Gazetesi’nde okunuz mu bilmiyorum, Tarhan Erdem yazısında Seçim Kanununda bir değişiklik yapılması lazım ama siyaset ağırdan alıyor diyordu. “5 ay zamanınız var seçim yasalarında değişiklik yapmanız gerekir, yoksa bir sonraki seçim tartışmalı hale gelir” diyordu.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Tarhan’ın söylediklerine katılıyorum. Biz 1995 değişikliklerinde temsilde adalet deyimini kullandık. Deyimde Coşkun Kırca ile Mümtaz Soysal’ın da katıldığı bir grup tarafından ortaya konuldu. Temsilde adaletin içinde barajın düşürülmesi vardır. Temsilde adaletin içerisinde Yüksek Seçim Kurulu’nun ıslahı vardır. Temsilde adalete uygun olmayan seçimlerin hepsi meşruu seçimlerdir ama haklı seçimler olmaktan, hakkaniyetli seçim olmaktan çıkmıştır ve anayasaya aykırıdır. Yüzde 10 baraj seçim ittifakları yasağı ve diğer seçim hukuku ile ilgili hükümler olmadan temsilde adalet fikrine aykırı seçimler yapıyoruz. Sonuçları doğrudur ama içeriği yanlıştır, anayasaya aykırıdır. Bunu düzeltmek gerekiyor. Eğer bugün mecliste bulunan bütün partiler barajın kaldırılmasını isteseler bir günde kaldırırlar. Muhalefet partilerin de işine gelmiyor başka partiler oylarını bölecek diye. Ben bunu denedim ne Ecevit’i, ne Sayın Mesut Yılmaz’ı barajın düşürülmesine ikna edemedim. Eğer ikna etseydim, bugün mecliste dördüncü parti olsaydı Başbakanlık rejimi olmazdı, Türkiye bu durumlara düşmezdi.

Bu kadar keyfi idare olur mu? Kendi bakanlarını hiçe sayan bir başbakan, Meclis’i hiçe sayan bir başbakan halkı hiçe sayıyor demektir. Korkmuyor, neden korkmuyor? Barajlar onu koruyor. Yani barajın altında kalacak üç parti olsun ama kendisi tek başına iktidar olacak hesabı içerisinde. O hesaplar tutmaz geçmişte bir sistem çıkardılar, “milli bakiye sistemi” diye. Adalet Partisi yine tek başına iktidar oldu.

YILMAZ TUNCA: Sayın Başbakan zaman zaman gündeme gelen erken seçim iddialarını kesinlikle reddetti ve zamanında yapılacağını söyledi. Başbakan’ın böyle bir gücü olduğunu da kabul etmek gerekir. Bir erken seçim bekliyor musunuz, böyle bir ihtimal var mı?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Ben bir seçim bekliyorum, bunun erken olacağı da şüpheli. Söylediğimiz şu; bir iktidarın miyadı dolmuşsa, son kullanma tarihi bitmişse, bir iktidar partisinin genel başkanı aşırı otorite kullanmak durumunda kalmışsa, zaten onun iktidarının sonuç vermesi mümkün değil.

Şu anda Türkiye’deki manzaraya baktığınız zaman sokaklara egemen olan bir iktidar var mı? Yok. Sokaklara egemen olmak demek, barış içerisinde sokaklara hakim olmak demektir. İç barışınızla, polisinizle, ordunuzla sokaklara hakim olursanız faşist olursunuz. Onu Nazi idaresi de yaptı, faşistler de yaptı, komünist idareler de yaptılar. Anlaşarak, uzlaşarak, gönül rızasıyla siz sokaklarda asayişi kurarsanız o başarılı bir hükümettir. Bugün o yok.

Bugün demiryolu işçisinden itfaiyeciye kadar, TEKEL işçisine kadar herkes sokaktaysa demek ki, çalışma barışı da yok ve sizin bunları önleme gayretiniz de yok. Sendikaları güçsüz hale getirerek kuramazsınız. Memur sendikalarına grev hakkı, toplu sözleşme hakkı vermeden iç barışı kuramazsınız. Siz, hükümet olarak tarafsız olacaksınız. Anayasa’dan taraf olacaksınız, kamu ile ilgili meselelerde taraf olabilirsiniz ama genelde siz taraf değilsiniz, siz hakemsiniz aynı zamanda. Siz icraatınızı yaparsınız ama devletin önünü kesemezsiniz. Her gün yargı ile YÖK ile vesaire her kararın tartışıldığı bu kurumlarla sistemi nasıl ayakta tutarsınız. RTÜK ile nasıl ayakta tutarsınız. O RTÜK ile ilgili iş 133. maddeydi benim zamanımda Uluç Gürkan’ın formülüdür, geçici formüldür. Bugün RTÜK nedir? İktidar partisinin parlamento komisyonu gibi komisyon oluşmuştur. Aynı şeyi bugün Anayasa Mahkemesi’ne uygulamak istiyorsunuz. Bakalım tatbikata, var mı böyle bir şey?

AB ile ilgili bütün ilişkilerinizde gündemin dışına taşmışsınız. AB ile ilgili konuşmuyorsunuz, gidiyorsunuz bir dışişleri bakanı bulmuşsunuz biniyor uçağa dolaşıyor. Ne oldu Ermeni açılımı, ne oldu İran açılım, en oldu Suriye ile İsrail arasındaki arabuluculuk, Ne oldu Kıbrıs meselesi? Hani her mesele sıfır sorun haline getirilecekti. Hangi meseleyi çözdünüz? Çünkü dibinde uzlaşı yok, demokrasi yok, anlaşma yok.

Kürt meselesinde açılım yaptınız. Nerede açılım? Habur’daki hadise, bir demokratik açılım mıdır? Nasıl boşaltacaksınız?

YILMAZ TUNCA: Bugün onun sancıları devam ediyor ama çuvalcı generaller Türkiye’de çok yoğun üst düzey temaslar yapıyor. Hüsnü kabul de görüyor.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Çuvalcı generalin başına bir kese kağıdı geçirseydiniz.

YILMAZ TUNCA: Çuvalcı generalin çuval geçirdikleri tarafından izzeti ikramla kabul edildiklerini biliyoruz. Şimdi Demokrat Parti’ye gelelim, Mayıs ayında kongre yaptınız, Kasım ayında da “Türkiye birleşiyor” sloganı ile birleştiniz ve bugün Şubat ayındayız. Demek ki, aradan 3-4 aylık bir süre geçmiş, birleşme süreci tamamlandı mı? Ve o birleşme sürecinin arkasında bir umut, en azından şu an itibarı ile kamuoyunda algılanıyor mu? Beklenti yüksek mi tutuldu, hedeflediğiniz takvim uygun işliyor mu?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: İşliyor, bu süreçte en önemli işi yaptık genel merkezi adil, eşit uzlaşmaya yakışır bir biçimde organize ettik, kurumlar işliyor. Gençlik, kadın, şimdi işçi kollarımız, hepsini kuruyoruz. Örgütlerimizi takviye ediyoruz. İşte mesele bu. Bu takviye sırasında elbette sancılar çıkacaktır. Yeni katılımlar ortaya konuluyor. Ben burada hep bir şeye bakıyorum, katılımda kaliteye bakmak gerekiyor. Bu kadar tenkit ettiğimiz iktidara benzeyecek bir Demokrat Parti ortaya çıkaracaksak ben bunda yokum. Demokrat Parti’nin bir özelliği olmalı. Demokrat Parti merkez parti olmalı, muhafazakarlığına yakışır bir sınırı olmalı, laik olmalı, demokrat olmalı, kavga gürültü etmeyen insanlar olmalı. Yarın ben Meclis’e bu kavgaları yapacak milletvekili sokacaksam bu gayret nafiledir. Böyle bir vebal altına girmem açıkçası.

Benim istediğim daha kaliteli, daha demokrat düşünceli, dini, manevi duyguları olan ama dünyaya açık, liberal bir siyasetçi kadrosunu Meclis’e sokmak. Bunu yapamıyorsak, bizim yaptığımız gayretler boşa gider.

Ben hem Demokrat Parti’de siyaset yaptım hem öbür arka arkaya kurulmuş partilerde. O partilerde bizim kongrelerimizde, toplantılarımızda kavga çıkmazdı. Tartışma çıkardı, tartışırdık sonra el sıkışarak ayrılırdık. Kaliteli adamlar yetiştirdik, kadroları hep yeniledik. Şimdi de yeni gençler var onları hep öne çıkarmaya çalışıyorum. Üniversite Profesörleri var çok değerli, inşallah siyasete kazandırıyoruz ve sendikacılarımız var. Gençler var, yarın gençlik kongresi yapıyoruz. Yani biz siyaseti tenkit ettiğimiz siyaset noktasından daha üst düzeye çıkarabilirsek, o barış ortamı, bu partinin kuruluş amacı ortaya çıkar.

YILMAZ TUNCA: Türkiye’nin en büyük ili İstanbul, haliyle tüm siyasi partilerin de en geniş teşkilatlanması İstanbul’da ama Demokrat Parti’nin İstanbul’da bir birleşme sancısı var galiba.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: 39 İlçe var İstanbul’da. Bu 39 ilçe içerisinde çok iyi korunmuş, yayılmış olanlar da olabilir. Siyasette bütün birimleri aynı güçte kuramazsınız. Kursanız bütün Türkiye’de silme sonuç alırsınız. İnsan unsurudur bu, bu insan unsurunu kullanırken çok dikkat etseniz dahi bazen yeterlilikler olmuyor, çalışma eksiklikleri oluyor, bunlar zaman içerisinde giderilir. Harekettir siyaset. Her gün hareket içerisinde olacaksınız. Yeni katılımlar olur, yeni girişler olur. Bir dar çerçeveye oturtmuyorum ben yani sadece Doğru Yol Partisi ile Anavatan Partisi’nin birleşmesinden ortaya çıkmış bir Demokrat Parti istemiyorum. Bütün Türkiye’yi kapsayan, bütün partilere açık, sosyal demokrat olanlar da gelebilir. Mesela Celal Doğan arkadaşımız geldi, en faydalı idari heyeti üyemiz bence. Başka arkadaşlarımız var, çeşitli partilerden gelmiş.

YILMAZ TUNCA: Şu andaki süreç Kasım’daki birleşme kongresinin ardından illerde Anavatan Partisi ve Demokrat Parti’nin kurulları birleşerek tek kurul oluyorlar, arkasından da bir genel kurula gidecekler herhalde.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Yakında partinin kongrelerini başlatıyoruz. Sancılı olan yerler var. Mesela Bursa’da sancılarımız var. Dediğim gibi birleşmeyi dar çerçevede tutmak yanlış. Yani iki partinin birleşmesinden yüzde 6’lık bir sonuç çıkarılıyor, bazı anketlerde 7 çıkıyor. 7 bana yetmez, bizim hedefimiz dördüncü parti olarak Meclis’e girmek, ama Meclis’e girerken de kaliteyi götürmek. Ben birilerinin kavga ettiği partiyi istemiyorum. Birbirleri ile tartışır ama birbirlerine hakaret eden partiyi istemiyorum. Yumruk, kavga, kafa atma.

YILMAZ TUNCA: Bu süreçte Mesut Bey’in katkısı nasıl?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Mesut Bey gayet müspet, parlamentoda da gayret gösteriyor. Hiçbir sıkıntı vermedi bugüne kadar. Yurtdışında da ismi çok iyi biliniyor, AB meselelerinde uzman. O’nun başkanlığında 8 kişilik bir komisyonumuz var, proje üretiyor.

YILMAZ TUNCA: Başka bir şey sorayım, sizin geliş sebebinizde bu konu çok speküle edildi. Bir genel kongre de yapacaksınız, teşkilat listelerinin tek liste haline dönüşmesinin sonrasında bir büyük kurultay yapacaksınız. O kurultayda da genel başkan siz misiniz yoksa ortak bir davette bulunacak mısınız?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Demirel’in söylediği gibi ben koltuğu çok kolay kaptırmam.

YILMAZ TUNCA: Şimdi bu sözlerden “önümüzdeki büyük kurultayda adaysınız” anlamını mı çıkaralım?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Siyasette taahhüt ve bu çeşit vaatler çok zordur. Allah bir kere sağlık verecek, başarılı bir kongre yapacağız. O başarılı kongre de adaylara açık olacak. Demokratik Parti kurduk diyoruz. Demokratik bir partide de başkan “Ben bu koltuğu çok sevdim” diyemez. İsteyen aday olur, gelir. Şöyle diyebilirsiniz; Allah sağlık verirse ben o kongrede adayım.

YILMAZ TUNCA: Bu cevabı almayı bekliyordum. Siz dediniz çok adaylı olur filan ama biz siyasi partilerimiz en demokratik kurumlarımıza baktığımızda genellikle ilçe teşkilatlarında bile tek bir aday üzerinde ittifak ettirilerek kongreler yapılıyor. O kongreler de kıymeti ne kadar oluyor, usul tamamlaması açısından bir anlam ifade ediyor. TÜSİAD’a benzer oluyor. TÜSİAD da atamayla bir anlamda, bir genel başkan adayı belirliyor.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Benim seçildiğim kongrede üç adaydık vardı. Gayet heyecanlı demokratik bir kongre oldu ben kazandım. Önümüzdeki kongrede de başka adaylar çıkar kim kazanırsa. Benim söylediğim, “partiyi müesseseleştirelim”. Yani merkez partileri, kapsamlı partilerdir. Biz liberal demokratız. Burada herkes her şeyi söyler. O, onu itip kakarak değil, o, onunla konuşarak bir araya gelmeli.

Bir de çok güzel bir program yaptık. O programı daha da belirgin hale getireceğiz, programı olan, kadrosu olan terbiyesi olan, ahlakı olan bir siyasi parti oluşturacağız. Kavga eden değil, içinde kavga eden parti zaten netice almakta zorlanır, alsa bile bugünkü Meclis manzarası çıkıyor. Bunu değiştireceğiz. Ahlaka dayalı biz vatansever insanları, yurtsever insanlar Türkiye’de çoğunluktayız. Biz terbiyeli adamlar Türkiye’de çoğunluktayız. Biz barışçı adamlar Türkiye’de hepimiz çoğunluktayız. Bir azınlık geliyor bu işi bozuyor, kendi aralarında kavga ediyorlar.

Bugünkü siyasetin adı belli; “vıdı vıdı siyaseti”. 3 muhalefet partisi var, onlar da öyle. Kimisi Türkiye’yi bölmek istiyor, kimi parselleyip gecekondu yapmak istiyor. Kimisi kurduğu apartmandan çıkmak istemiyor. Demokratik yolları açan, demokratik yapıya özen gösteren bir istikrar abidesi koymak zorundayız. Onun için sloganımız “Tek yürük Türkiye”. Türkiye’yi parçalamaktan kime ne fayda gelir? Bölünmüş ülkeler var hangisi bugün kendisinin bölünmüş olmasından mutlu.

YILMAZ TUNCA: Kasım’daki birleşme kurultayının ardından teşkilatların birleşmesi ve kongre süreçleri var ama DP’nin bir tüzel kişilik olarak ortaya çıkıp kitlelere umut vaat edecek bir siyaset önermesi kadroları ile ben siyasette varım demesi, bunun medyada yer alması tabii ki, tabanda karşılığının olması dolayısıyla bir umut, bir iddia ile ortaya çıkabilmesi ve bunun algılanabilmesi için ne kadar bir zamana ihtiyacınız var?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Bizim zamana ihtiyacımız yok, seçime dahi hazırız. Örgütleri dün de arkadaşlarla kontrol ettik. Örgütlenme aşamamız bitmiş. Bunlara katılımlarda sıkıntılar olabilir, bunlara bakarız. Hatta katılmak isteyenlerin sayısının artması partiye rağbet göstermesini ve partinin güçlendiğini gösteriyor. Her yerde var parti, propagandaya yönelik daha hiç bir işlem yapmadık. Biz kendi içimizi çözmeye çalışıyoruz. Partiye emeği geçmiş olanların haklarını, emeklerini zayi etmemeye uğraşıyoruz. Bir parti vefasızsa, halk da ona vefa göstermez.

YILMAZ TUNCA: Bir kitle ile buluşma takviminiz var mı? Mitingler yapılması, propaganda varlığının ortaya konularak gücünün hissettirilmesi mi, bunun toplum tarafından algılanmasına dönük bir kampanya süreci gibi bir şey.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Şimdi bahar ayları ile birlikte bu çalışmalara başlayacağız. Evvela 81 ilde örgütlenme işlemini mükemmele yakın bitirmek lazım. Neden? Yarın seçim geldiği vakit her sandığa birer müşahit, her ilçeye de birer tane seçim ofisi kurmak gerekiyor. Türkiye büyüdü, iki binin üzerinde belde var, 81 il var. 71 milyona çıkmış bir nüfus var. Halk oy verir partiye ama halk inanacaktır ki, bu parti ahlaklıdır. Bu parti kadrosu itibarı ile sevilir, hükümet edebilir. Bu parti beni istikrarsızlıktan kurtarabilir. Halk bu çatışmadan bıkmış, sadece konuşan, çalışmayan bir siyasi, demokratik rejim ortaya çıkmıştır. Sadece Başbakan’ın tanzim ettiği gündemlerle konuşuyoruz. Bakınız yine gündeme getirdi getirdi eşarbı, başörtüsü derken türbanı koydu. Çünkü oradan prim alacağını biliyor, son ümidi o. Şimdi elinden silahı almak için söylemiyoruz, varız biz. Her şeye varım ben, demokratik hak ve özgürlüklerin tümüne varım. Bir tek şartımız var, bu laikliğe aykırı olmayacak. Biz bu Cumhuriyet’i sokakta bulmadık.

YILMAZ TUNCA: Burada belki laiklik tanımı üzerinde uzlaşmaya ihtiyaç var galiba. Çünkü farklı laiklik akımları söz konusu. Yani bir Fransız usulü çok keskin bir laiklik tanımı var. Bir de daha yumuşak bir tanım var. Burada da bir sıkıntı var galiba.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Benim istediğim laiklik derseniz, Anayasa’nın 24. Maddesi’ne “inancı gibi yaşama hakkı filan” diye bastırırsanız o laiklik tarifine katılmam. Laiklik tarifi cumhuriyetin içerisinde var zaten. Laiklik halkımızın içinde var. Bugün halka “Laiklikten döner misin?” diye soruyorlar, yüzde 5’i diyor. Şeriat devletini isteyen var mı? Halife isteyen var mı? Osmanlı Padişahı dönsün diyen var mı? Diyebiliyorlar mı, deseler halkta karşılığını bulamazlar. Cumhuriyet oturmuş, bu Cumhuriyet’in kıymetini bilelim.

YILMAZ TUNCA: O zaman bu konuda pek fazla kaygıya da gerek yok.

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Niye kaygıda bulunalım, Cumhuriyet’in temel direklerini koruma ve kollama görevi siyasetindir. Falanca kanun varmış beni hiç ilgilendirmez. Ben, demokratik rejim içerisinde, demokratik partiler kurarak, güçlü halk hareketleri yaparak Cumhuriyet’in ilelebet yaşayacağına inanmış biriyim. Bunu hayatımda gördüm çünkü Cumhuriyet geldi geldi 90. yılına yaklaştı, hiç toprak kaybetmeden. Buna karşı Hatay’ı alan, Kıbrıs’ta bir ordu bulunduran değerli cumhuriyetimiz var. Bizim kimseden korkumuz olmamalı. Biz ordumuzla niye kavga edelim? O ordumuz bana lazım. O ordumuz olmasa bu kadar badirede, Almanlar geldi, Ruslar geldi bu kadar önemli hadiseler faşizmi, komünizmi yaşamış Türkiye dimdik ayakta bu ordu sayesinde kaldı. Bu ordu yanlış yaparsa onu da söyleriz ama orduyu tahrip etmek amacıyla hareketler yaparsanız, yargıda bölünmeler ortaya çıkarırsanız…

Balyoz döndü, bunların başına vurdu. Balyoz ordunun başına vurmadı, ordu kalktı, söyledi doğrusunu. Ordu benimsemedi, üzerine almadı ve dedi ki, “Ben bunu şu şu sebeplerle yaptım.” Bu kadar yıl yaşamışım, bütün bu darbelere maruz kalmışım hapislere girmişim. Birinci orduda darbe yapılamaz. Çünkü üç ordu daha var. 4 ordu birleşecek. O yetmiyor hava kuvvetleri gelecek, deniz kuvvetleri gelecek, jandarma gelecek tatbikat o. Eğer darbe yapmışsa orada, nerede yaptı? Genelkurmay’da yaptı. Birinci ordu karargâhında darbe olur mu? Bütün bunlar kafa bulandırmak için, ordumuzu tahrip etmek için. Darbelerin planları da Genelkurmay kasasında, sıkıysa gitsin hakim orada arasın. Orada arayamıyorsa burada bulacakları o yöresel bir takım devlet sırlarıdır.

YILMAZ TUNCA: Genelkurmay’da da hukuk dışı bir şey varsa yargı müdahale edemez mi?

HÜSAMETTİN CİNDORUK: Etsin, bir bulguya ihtiyaç var. Böyle bir harekete mecbur değiliz, mahkûm değiliz, yapmayacağız diyor. Genelkurmay Başkanı’na güvenmeyen bir devlet olur mu? Devlet kurumları birbirine güvenmez de arama yapar mı? Aramayı nerede yapacaksınız? Bir özel kişide, bir yerde bir belge olduğunu duyarsınız. Genelkurmay’ın bir biriminde bir bilgi varsa mahkeme bir tezkere yazar bulun diye ister. Devlette bu itimat kalmamışsa zaten benim söylediğim başbakanlık rejimi vardır zaten.

YILMAZ TUNCA: Efendim çok teşekkür ederiz görüşlerinizi bizimle paylaştınız, sağ olun.

 

| Biyografisi | Konuşmaları | Fotoğrafları | Ulaşmak için form | e-mail |

 

 

 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara
Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 83
                  e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi