( DP Basın Merkezi – 24 Ocak 2010 )
Sevgili Eskişehirliler! Sizlerle bu
salonlarda, bu meydanlarda konuşmalar yapıyoruz. Söylediklerimizin hiçbiri
yanlış çıkmadı. Hep doğruları söyledik. Eskişehir halkına da, Türk halkına da
bir yanlışımız olmamıştır. Doğruları söylemenin ilk şartı; gerçekleri görmek,
onları abartmamak ve onların çarelerini ifade etmektir.
Türkiye’nin içinde bulunduğu
sıkıntıyı atmak için biz, Demokrat Parti olarak ortaya çıktık. Demokrat Parti,
bugün buraya katılan arkadaşlarımızdan da gördüğümüz gibi büyük bir köktür,
büyük bir birikimdir, büyük bir varlıktır.
Demokrat Parti’nin temelinde
her şey vardır, her şey olmuştur ama memlekete ihanet, vatan bölücülüğü, millet
ayrımcılığı olmamıştır. Az önce arkadaşımın da işaret ettiği gibi “Türkiye tek
yürek” sloganı altında hepinizi kucaklıyorum. Demokrat Parti, bölücü olamaz;
birleştirici olur, bütünleştirici olur, barışçı olur.
Türk siyasi hayatında şunu
görüyorsunuz: Bir ağız savaşı, bir kavga, birbirini eleştiren insanların gayet
ağır üslupları ve bu üsluplar içerisinde fikir yok, argo var. Bu üslubun
içerisinde sizin önünüzü açacak mesele yok, size çare getirecek bir kural yok.
Bütün bunlar içerisinde,
Demokrat Parti dimdik ayakta, bir şey söylüyor; “barışalım artık” Bizim
sloganımız, iç barış. Bu kadar kavgaya ne gerek var? Her gün gazetelerin
sayfalarını açtığınız zaman bir senaryo, bir kriz, sizi korkutacak birtakım
evraklar, 5 bin sayfalık dosyalar ve bütün bunların üstünde de çaresiz, seyreden
bir halk var.
İnsanları perakendeci gibi
değil, toptancı gibi tutukluyorsunuz. Sonra perakende perakende tahliye
ediyorsunuz. Bekir Ağa bölüğü gibi bir toplama kampı ortaya çıkarıyorsunuz,
içine bir mahkeme koyuyorsunuz. Orada ıstıraplar ortaya çıkıyor. Türkiye’nin en
tanınmış hekimi, büyük bir hekim, babasının cenazesine gidemiyor, sebebini
bilemediği bir tutuklamayla, o Bekir Ağa bölüğü gibi.
Bunlar, Türkiye’nin çarpıcı
yanlışlarıdır. Öte yandan gidiyorsunuz, Ankara sokaklarında ıstırap içinde,
açlık grevine girmiş işçiler var. “O işçilerin hakları var mı, yok mu”yu
araştıracak; hükümettir. Hükümet, sendikayla konuşacaktır. Hükümet, sendikalı
işçilerin sokağa düşmesini önleyecektir.
Sendika, işçi kardeşlerimizle
işveren, ister kamu olsun, ister özel sektör olsun, arasındaki sigortadır.
İşverenlerimiz sendikanın kıymetini bilmelidir, devlet de bilmelidir. Sendika,
müzakere edilecek, toplu görüşme yapılacak, iş yerini sağlayacak önemli bir
icattır, sermayenin, emeğin teminatıdır.
Hükümet, İşçileri Sokaktan Almalıdır
Emeğin teminatı nasıl ki
sermayeyse, sermayenin teminatı da emektir. Bunu bilmeyenler bugün gerçekten,
TEKEL işçilerini karda, yağmurda Ankara sokaklarında ıslatmaktadırlar. Hani
“beraber ıslandık bu yollarda” diyorlardı? Kendileri ıslanmıyor ama işçiler
ıslanıyor. Böyle şey olur mu?
Hepinizin yüreği benim ve
arkadaşlarım gibi o işçilerle beraber ve o işçilerin ıstırabını bilmesini
istiyoruz. Buradan hükümete şunu söylüyorum: O işçileri sokaktan sökünüz,
alınız. İstekleri aşırı olabilir ama siz verebileceğinizi verin. Eğer işçi
hareketi sokağa dökülürse, sınıf sendikalcılığı ortaya çıkar. Türkiye, bunun
zararlarını geçmişte gördü. Bugün Türkiye’de hak arayan işçi sendikaları var.
Onlarla devletin barışık olmasını, eski bir siyasetçi olarak tavsiye ediyorum,
geçmişte bu sıkıntıları yaşamış bir siyasetçi olarak tavsiye ediyorum. Beni
ağabey olarak dinlesinler ve işçi kardeşlerimizi sokakta, yağmurun altında
durmaktan kurtarsınlar.
Bakınız, iki ıstırap konusunu
arka arkaya söyledim. Bir devlet idaresinde niye böylesine karmaşaları anlatmak
için, bir yerde çift hukuk var, bir yerde adaleti temsil eden kurumlar,
savcılar, yargıçlar arasında ikilem var. Hakimler, savcılar birbirleriyle
tartışır hale geldi. Bu, sadece devletin sıkıntısı değil, hepimizin
sıkıntısıdır. Hepimizin Adliye’de bir davası var veya olabilir, boşanmadan,
toprak davasına kadar, alacak verecek davasına kadar. Hepimizin işi, Adliye’ye,
yargıya düşüyor. Onun için yargının tarafsız, bağımsız, güçlü ve tek yargı
olarak durması gerekiyor. Bunu bozan bir iktidarın “siyasette ben varım” demesi
ve sadece milli iradeden bahsetmesini çok ayıplıyorum, yanlış buluyorum.
Devlet, Devleti Arar mı?
Kimseye faşist demiyorum,
kimseye diktatör demiyorum, hiç de demedim ama bu eğilimleri taşımak dahi bir
demokraside bir iktidarın, bir başbakanın sakınması gereken bir hadisedir.
Böylesine giderseniz, her şeyden kuşku duyarsanız, her deliği aramaya
kalkışırsanız ortaya çıkacak manzara işte budur. Birbirine güven duygusunu
kaybetmiş basın, güven duygusunu kaybetmiş yargı organları, güven duygusunu
kaybetmiş, devletin en önemli organıyla ihtilafta bir Silahlı Kuvvetler ihtilafı
çıkaran bir iktidar olamaz.
Neyi arıyorsunuz siz devletin
kasalarında? Devlet, devleti arar mı? Bugün Türkiye’de devlet, devleti arıyor.
Devlet dediğin kim; yargı, devlet dediğin kim; Silahlı Kuvvetler. Silahlı
Kuvvetlere bir yazı yazarsınız, istediğiniz bilgileri alırsınız. Silahlı
Kuvvetler Karargâhı’nda arama yaparsanız, onu küçük düşürmeye kalkışırsanız, bu
milleti endişeye sevk edersiniz. Ankara’da birbiriyle barışmayan bir devlet,
vatandaşından barışmayı nasıl ister, terörü nasıl durdurur, teröristi nasıl
durdurur? Devletin terörle mücadelesini net olarak yapan orduyu nasıl yanında
bulundurabilir? Polisle asker arasında sıkıntı yaratacak ayrımlar yaparsanız,
onları bir arada nasıl teröre karşı kavga eder, savaşır halde tutabilirsiniz.
Bunların yaşanmasından ötürü çektiğimiz sıkıntıları biliyorsunuz.
Her gün gazeteleri açıyorsunuz;
bir olumsuzluk, bir plan, bir senaryo, bir proje ve sizin hangi meseleniz
konuşuluyor? Ben Eskişehir için bir örnek vereyim: Buralar her şeyi yetiştiren
Eskişehir toprakları. Köylünün meselesiyle kim uğraşıyor? Bir litre mazotun
yüzde 67’sini devlet vergi diye alıyor. Mazot mu ucuzluyor bu kavgalarla, yoksa
attığımız gübre mi ucuzluyor? Gübre sıkıntılarını, çiftçilerimizin yaşadığını
görüyorum. Sulama ücretleri mi düşüyor, tohum ücretleri mi düşüyor, ne oluyor?
Biraz sonra Ufuk arkadaşım size daha detaylı anlatacak.
Hangi meseleniz bugün gündemde?
Bağ-Kur meseleniz mi gündemde? Kuruşla zam yapıyorsunuz, lirayla o zammı geri
alıyorsunuz. 12 lira zamdan iftiharla bahseden bir başbakan olur mu? 12 liranın
kıymeti kalmış mı? Devlet, eşitlik ilkesini uygulayabiliyor mu? Devlet vergide,
istihdamda, ücrette adil mi? Bütün bunları tartışmadan, boyuna, her gün onları
örtmek için, sıkıntılarınızı unutturmak için senaryolar ortaya atmak hem
ayıptır, hem de devlet kurumlarını küçük düşürür.
Yine bunları çözmek için bir iş
yapalım. Bir siyasi oluşum ortaya koyalım. Bu işlerin içerisinden dernekle
çıkamazsınız. Bu işlerin içerisinden üzülerek çıkamazsınız, ağlayarak da
çıkamazsınız.
Bu iktidar metal yorgunluğu
içerisinde, süresi dolmuştur. Bu iktidar, devleti kırıp tahrip etmiştir. Bu
iktidarı değiştirecek organ, bir siyasi partidir.
Bu iktidarı değiştiren organ
bir siyasi partidir. Eskiden olduğu gibi, kimdir bu? Demokrat parti, az önce
burada arka arkaya saygı duruşu yaptığımız kişileri düşününüz, devletimiz
onların dönemlerinde böyle sıkıntılar içerisin de miydi? Halkımız, çiftçimiz,
işçimiz, esnafımız düşünülüyor muydu?
Yeniden Demokrat Parti’de Buluşalım
Değerli arkadaşlar, çare ne?
Çare siyasi parti dedik. İşte şimdi, siyasi parti burada. Demokrat parti çıktı
geldi, üzerinde toprak vardı, üzerinde bir akâbet vardı, hepsini aşarak geldi.
Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi gibi siyasi hayatımızda iz bırakan iki
partiyi birleştirdik. Bu kolay bir iş değildi, arkadaşlar. 26 yıldır yapılmayan
bir işi yaptık. Burada Anavatan’lı arkadaşlarımızla beraber oturuyorum, burada
Demokrat Partili arkadaşlarımda var. Biz, şimdi artık neyiz? Biz, anlı şanlı
Demokrat Parti’yiz. Bizim çizgimizde kırık yok, karnemizde de kırık yok. Biz
siyasi hayatımızın 1950’den bu yana başarıyla imtihanını vermiş çalışkan
öğrencileriyiz. Biz, Türk halkıyla beraber siyaset yapmanın zevkini ve vazife
şuurunu bilen insanlarız. Gene geldiniz, Demokrat Parti etrafında birleştiniz,
Demokrat Parti merkez bir siyaset ortaya koydu. Merkez demek, hepimizi
kucaklayan, oluşturan bir önemli liberal siyaset, bağımsızlık, hür düşünce
siyasetidir.
Gelin, yeniden Demokrat Partide
buluşalım ve seçimle bu iktidarı değiştirelim. Bizim silahla işimiz yok. Geçmişe
şöyle bir bakınız, elinde silah bir Demokrat Parti’li hatırlıyor musunuz? Bizim
gençlerimizden cezaevlerine silahlı eylemden ötürü giren var mı? Bizim anarşist
sözlerimiz var mı? Biz barışın yanına, kalkınmayı koyduk, bizim işimiz barış,
kalkınma ve refahtır. Refah payından vatandaşlarımıza adil dağıtımdır. Bizim
işimizde demokrasi içinde, sonuç almak vardır.
Taksit Taksit Siyasi Parti Kurulmaz
Biz sandıktan başka hiçbir çare
bilmeyiz. Şimdide sandığı istiyoruz, gelsin sandık, ey efsunkâr demokrasi aracı,
gel bu iktidarın sonunu ortaya koy. Ben bu iktidarın gitmesinden sonra ortaya
çıkacak yapının, demokratik bir yapı olacağına inanıyorum. Orada onlara da yer
var, ama iktidarda değil muhalefette olmaları koşuluyla. Şimdi burada, siyasi
parti tarifinde bir esneklik getirmek istiyorum, belki de bir daralma.
Siyasi parti vardır, onun otlar sarmış
tarlasında, nadasa bırakılmış bahçesinde gereken düzenlemeler yapılabilir.
Siyasi partiyi taksit taksit kurarsanız, o taksitlerden biri aksar ve Türk
halkına çok zarar verirsiniz. Sonra, siyasi parti, bir nakliye aracı değildir,
nakliye şirketi de değildir. Vatandaşları Bursa’dan İzmir’e, İstanbul’a
taşıyarak, siyaset yapmaya kalkışırsanız hem kendiniz yanılırsınız, hem halkımız
yanıltırsınız, hem de Türkiye’nin yeni bir başarısızlık ve yalnızlık dönemine
kömür atmış olursunuz.
Parti varsa vardır, işte bu
parti vardır, bu partinin köklerinde yıllardır, her şeye rağmen, işte bu önemli
sizlerin katılımıyla sağlanan zeminler ortaya çıkmaktadır.
Sen Ben Kavgasına Yer Yok
Bizim işimiz vatandaşımızın
işidir, bizim öylesine karmaşık işlerle hiç ilgimiz olmaz. Biz yanlışlıkların
hiçbir zaman ne faturasını ödedik, ne de ödettik. Bakın şimdi ne yapacağız,
işimizi kolaya götürmekte fayda var değil mi? Değerli arkadaşlarımız Yunus’un
memleketinde, arkadaşlarımız Yunus’tan güzel şeyler yazmışlar. O büyük velinin
ruhu şad olsun bizi korusun. Hep beraber yunus gibi bizde bu ince uzun yolda hep
beraber oturarak bir şeye karar verelim. Bu işi nasıl yapacağız, bu işi
örgütlenerek yapacağız, partimizin örgütlerindeki üye sayılarını artırarak
yapacağız, partimize katılımları artıracağız. Sen ben kavgasına yer yok. Ana
fikri vatanseverlik olan, ana fikri yurdun bütünlüğü olan herkese bu partinin
kapılarını açacağız, birleşeceğiz, buluşacağız, bütünleşeceğiz.
Değerli arkadaşlar, sözlerimi
bitirirken size anlatmak istediğim bir şey var, bizim bir de Kırat’ımız var,
Kırat’ın da değerini biliriz. Şimdi Kırat, dinlenmiş halde, tekrar önünüze
geliyor. Bakınız, bayrakla birlikte, Demokrat Parti ve Kırat koşuyor, kıratı
koşturan sizsiniz. Kırat siyasi hayatımızda daima olumlu izler bırakmıştır. Ben
şimdi bir şey söylüyorum, yedi tane Kırat. Yedi tane Kırat’ın bir tanesinde,
Demokrat Anayasa yazacaktır, birisinde insan hakları yazacaktır, birisinde
bağımsız yargı yazacak, birisinde hür basın yazacak, birinde laik cumhuriyet
yazacak, birinde güçlü sendika yazacak, birinde refah içinde tek yürek Türkiye
yazacak.
Yedi Kıratlı Demokrat Parti,
tek yürek Türkiye’nin, bu yedi kıratlı partisi, siyasi hayatımızın çözümlerinin
hepsini içeriyor. Hür basın dedim, bir cümleyle açmak istiyorum. Eğer bu ülkede
hür basın varsa, vergi dairesini silah gibi kullanan bir hükümet ortada
olmamalıdır. Vergi dairesini, bir basın kuruluşunu batırmak için
kullanıyorsanız, orada hür basın yoktur. İstediğiniz kadar övünün, istediğiniz
kadar kendinizin demokrat olduğunuzu söyleyiniz ama vergi dairesi eğer elini,
hür basına sokmuşsa, orada hür basın yoktur. Burada altına imzamızı hep birlikte
atalım, Demokrat parti iktidarında, vergi dairesi silah olmaktan çıkacak,
adaletli işler yapan bir devlet kurumu haline getirilecektir.
Az önce refah dedim, gerçekten
rakamlar çok kötü, Türkiye Cumhuriyeti refah dağıtabilir halden çıktı,
küçülüyor. Türkiye Cumhuriyetinin milli hâsılasında, son yıl aşağı yukarı yüzde
15 civarında küçülme var. O ne demek? Sizin rızkınız azalıyor, size verilecek
refah payı azalıyor ve sizin elinize geçecek milli hâsıladan düşen pay azalıyor.
On milyonlardan, sekiz milyonlara düşüyor, bu düşüş devam ederse, bugün elimizde
hissettiğimiz yalnızlık, yoksulluk yokluk daha çok diken gibi sıvanacaktır.
Başbakanlık Rejimine Biz Son Vereceğiz
Burada bir tabirin daha içini
boşaltmak istiyorum, yolsuzluk tabiri. Bir ülkede, hem insan haklarına
saygısızlık, hem devletin temel kurumlarına baskı varsa, bir ülkede zenginleşme
sadece siyasi parti yakınlarına doğru yönelmişse size düşen refah payı da
azalacaktır. Gelin bunları düzenli biçimde devletin denetimine alacak bir
anayasa yapalım. Buradan şunu söylüyorum, bugünkü rejime kimileri faşist diyor.
Ben demiyorum, ama bir şey söylüyorum Başbakanlık rejimi ortaya çıkmıştır. Bugün
Başbakan tek başına cumhurbaşkanı, tek başına meclis başkanı tayin edebiliyor.
Kendi tabiri ile istediği bakanı kapıya koyuyor, kendi tabiriyle 130
milletvekilini devre dışı bırakabiliyor. Bu Başbakan dilediğini ve dilemediğini
gerçekleştirir hale geldi. Bir tek kadını erkek yapamıyor, erkeği kadın
yapamıyor, bütün yetkiler Başbakan’da böyle başbakan mı olur.
Bu Başbakanlık rejimine biz son
vereceğiz. Yarı başkanlık sistemini tavsiye ediyoruz. Senato tavsiye ediyoruz,
denetim tavsiye ediyoruz, denge tavsiye ediyoruz. Yeni bir anayasa istiyoruz. Bu
anayasa için bizden yardım isterlerse tam metin bir anayasayı milletin huzuruna
ve onların bilgisine sunmaya hazırız. Çalışıyoruz, çalışırken yaratıcı olmaya
çalışıyoruz. Bir de neye bakıyoruz geçmiş tecrübelerimize. Bize yakışan o. Biz,
duygusal değiliz ama biz akılcı yolda devletimize hatta bugünkü siyasi iktidara
yardımcı olmaya hazırız. Bu böyle gitmez, her zaman söylediğimi söylüyorum,
devletin çivisi çıkmıştır, devletin çivisini yerine yerleştirecek, bir seçim ve
Demokrat Parti’dir. Biz bu devletin çivisini ustalığımızla, tecrübemizle,
soğukkanlılığımızla, sağduyumuzla, millet sevgimizle yerine yerleştiririz.
İhmallerden Terör Tekrar Canlandı
Bizim dönemimizdeki devlet
idaresine benzer akılcı, soğuk kanlı bir devlet idaresi ortaya koyacağız. Aksi
takdirde bakınız neler oluyor, bugüne kadar hiç tartışılmayan ırk meselesi
tartışılıyor. Hiç tartışılmayan din meselesi ,insanların sübjektif bakış açıları
tartışılıyor. Alevilik, Sunnilik, Ermenilik tartışılıyor. Açılım adı altında
akla gelmedik tedbirleri ortaya koyan bir iktidarın yanlışları tartışılıyor.
Bıktık bu tartışmalardan. Yeter artık her şeyin bir doğru var. Bu konuların
hepsini cumhuriyet 90 senede başarıyla çözmüştü. Bu iktidarın 7 senelik
döneminde, Türkiye bu meselelerle tekrar boğuşmaya başladı.
2001 senesinde askerimiz terörü
güneydoğu’da bitirmişti ama ihmallerden ötürü tekrar canlandı. Bugün açıkça
söylüyorum, bazı yerlerde belediyeler devletin yerine kararlar veriyor. Belediye
otoriteleri devletin yerine geçmiş. Buna karşı devlet hukuka pek uygun olmayan
tedbirler almak zorunda kalmış. Öyle hale geldi ki, Türkiye İmralı’daki bir
mahkûmun sinekliğini konuşuyor. Sineklik konuşulur mu, onu oradaki gardiyan
halledecek görüşmeye ne gerek var.
O zaman Türkiye’nin kafasını
karıştıran meselelere bir bakınız, bu söylediklerim doğru mu? Bugünkü gazeteyi
bile açsanız, kaç tane meselenin nafile olduğunu göreceksiniz. Sizin aranızda
konuşulmayan kahvede, iş yerinde tartışma konusu olmayan meseleler, cem evinde,
camide bile konuşulmayan meseleleri başbakan konuşuyor, halkın önüne atıyor ve
halkı birbirine katıyor. Bunun önüne geçmek için, geliniz siyasi partilerle
görüşün. Açıkçası siyaset kurumunun dışında bu kargaşayı durduracak hiçbir şey
yoktur. Bugüne kadar da bunu gördük.
Bu iktidar siyaset de
değiştirir, siyasi parti de değiştirir, biz buna talibiz. Meclis’te bir dördüncü
parti olsaydı bu iktidarın kahrını çekmezdiniz. Şimdi gelin bu meselelerin
hepsini çözelim. Yerel yönetimlerin meselelerini çözelim, genel meseleleri
çözelim. Eski devlet değil, bu devlet. Bizim bıraktığımız dönemden bu yana,
dünyanın her yerinde olduğu gibi, pek çok düşünceler değişti. Türkiye artık para
bulabilir, ama parayı ehline vereceksin. IMF ile müzakere ediyorlar 3 senedir
bitirebildiler mi? Gelsinler biz bu müzakereyi, bizim iktidarımızda 1 saatte
bitirelim. Mesele oturulacak, konuşulacak bir mesele ama siz meseleyi çoluk
çocuğa bırakırsanız, siz meselesi siyaset konusu yaparsanız, bu mesele de
çözülmez.
Demokrat Parti Sizden Yetki Bekliyor
Türkiye’nin her yerinde
yapılacak işler var. Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün ihtiyaçları bellidir. Ortaya
çıkmış birikimlerimiz var, o birikimlerden sonuç alma şansına sahibiz. Bunların
hepsini yapmak için, açık ve kesin olarak Demokrat Parti sizden yetki bekliyor.
Siz bunu köyünüze, kasabanıza anlatınız. Dediğim gibi 7 tane Kırat var. 7
Kıratlı bir Demokrat Parti. Bu Demokrat Parti, Türkiye’nin bütün meselelerini
çözer barışı da sağlar. Zaten burada da barışın sağlandığını görüyorsunuz. Bir
yanımda sevgili Celal arkadaşımla bir yanımda sevgili Namık Kemal arkadaşımla.
Arkadaşlarımız var, partililerimiz var işte birleşmiş Demokrat Parti bu. Ben
Celal Doğan arkadaşımla beraber Sayın Demirel ile birlikte Zincirbozan’da 4 ay
kaldım. Onun milli duygusu ve siyaset yapmadaki ustalığı geldi Demokrat Parti’de
bizimle buluştu. Namık Kemal Zeybek arkadaşımı biliyorsunuz, milli duygularını
biliyorsunuz, onunla birlik, beraberlik düşüncesi geldi burada bizimle buluştu.
Demokrat Parti bugün bu ve bunu artırarak devam ettireceğiz. Kapı açık, kapı
değil, pencere de açık. İsteyen kapıdan, isteyen pencereden gelsin buyurun
Demokrat Parti’ye.
9. Cumhurbaşkanı Demirel Bizimle Beraber
Çok değerli arkadaşlarım,
dünyada itibarı olan bir siyasi parti var, birbirimizden tecrübeli
arkadaşlarımızla buradayız. 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel de
bizimle beraber. Sayın Mesut Yılmaz da bizimle beraber. Devlet tecrübesi görmüş
bütün arkadaşlarımızın katkılarını arıyoruz. En az 400 milletvekili tecrübeli
arkadaşımız Demokrat Parti saflarında. 60 taneden fazla bakanımız var, valiler
var, müthiş bir kadro ile geliyoruz, Türkiye’nin temel meselelerini çözeceğiz.
Bana şu salonda bana başbakan diyorsunuz, bir hükümet çıkarayım, bu hükümeti
tavlada mars eder. Bu yaşımda yalan söyleyecek değilim, bu yaşımda sizleri
yanlış istikamete sürüklemek gibi bir duygu da takınmıyorum. Size gerçeği ifade
ediyorum, bu gerçeğin etrafında buluşursanız kazasız, dertsiz, entrikasız bu
iktidar el değiştirir. Bu iktidardan bugün kurtulmak onun de lehine. O da nasıl
kurtulacağına bakıyor. Öyle bir karambolde ki, öyle bir kargaşada ki, ona bir
kurtarıcı lazım. Bu iktidardan kurtarma görevi bizimdir. Bu görevi hem ahlaki,
hem hukuki, hem siyaseten gelin, hem Türkiye’yi hem bu iktidarı hem Sayın
Erdoğan’ı bu dertten kurtaralım.
Hepinize sevgiler, saygılar
sunuyorum.