Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un, DP Kadın Kolları Siyaset Okulu’nun Açılışında Yaptığı Konuşma

 
Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un, DP Kadın Kolları Siyaset Okulu’nun Açılışında Yaptığı Konuşma
( 19.01.2010 ) 
 

 

Arkadaşıma gönder !

Yazıcıya Gönder!

 

( DP Basın Merkezi – 19 Ocak 2010 )

Çok değerli hanımefendiler, değerli arkadaşlarım!

Bugün burada, çok önemli bir iş yapıyoruz. Aslında kadınlarımız için pozitif ayrımcılık yaptığımız söylenebilir. Henüz erkeklerimiz için bir politika ve siyaset okulu açmadan, hanımefendilerimiz için böyle bir organizasyon ortaya çıkıyor. Bunu gerçekleştiren çok değerli kardeşlerim; hem Ayşe kardeşime, hem de Selma kardeşime çok teşekkür ediyorum.

Siyaset Okulu’nda ders vermek çok iddialı bir iş. Bunca yıl siyasetin içinde olduktan sonra bile, siyasetin okulu olup olamayacağını kavramakta hep zorluk çekmişimdir. Bir başka deyişle “siyasetin okulu olur mu ya da siyaset okulda öğrenilir mi?”

Aslında siyaset, partide öğrenilir. Siyasi parti, aynı zamanda bir üniversitedir. Çok da önemli bir hadisedir siyasi parti. Biz, bugüne kadar onun tadına, keyfine her zaman varamadık.

Siyasi partilerin kanunla kurulabileceği düşüncesi var. Aslında siyasi parti, halk tarafından kurulur, halkın benimsediği bir organizasyon kurumudur. Zaman zaman böyle kurumlar ortaya çıktı, yaşadı, yaşatıldı, yaşamadı, onlar siyasi tarihimiz içinde irdelenebilir. Ne var ki siz şanslısınız çünkü çok eski bir siyasi kurumun içindeyiz. Bu siyasi kurum, Demokrat Parti’dir.

Demokrat Parti, geleneksel, ilkesel ve tarihi bir oluşumdur. Demokrat Parti’nin değerini, niteliklerini, niceliklerini, tarihçesini ve yeni Demokrat Parti’nin, bugün içinde bulunduğumuz Demokrat Parti’nin söylemlerini çok iyi anlamamız, yaymamız gerekiyor.

Birinci Görevimiz Demokrat Parti’yi Yaşatmaktır

Demokrat Parti, bir köktür. Bu kökün üstüne şimdi yepyeni bir Demokrat Parti inşa ediyoruz. Bu Demokrat Parti, aynı zamanda geçmişten gelen başarıları, geçmişten gelen liderlik akımlarını, geçmişten gelen hizmetleri, hüsranları, hepsini içine almaktadır.

Dünya tarihine baktığınız zaman, uygar ülkelerde, demokrasiyi hazmetmiş ülkelerde de böyle siyasi partiler ayakta duruyor, yaşıyor. Bizim birinci görevimiz, Demokrat Parti’yi yaşatmaktır. İkinci görevimiz, Demokrat Parti’nin inançlarını, düşüncelerini, yeni gerçeklerini, söylemlerini vatandaşlarımıza yaymak, sunmaktır.

Zor işleri partiler yapar, daha kolay işleri hükümetler yapar. Çünkü partinin iktidara gelmesi zor iştir, onu iktidara getirmek çok büyük uğraş ister, Ayşe kardeşimin söylediği gibi, belki gece uykulardan vazgeçmeyi gerektirebilir.

Hükümet etmede, büyük bir organizasyon vardır, altınızda bir devlet organı vardır. Onların getirdiği kolaylıklarla programlarınızı ya da başka düşüncelerinizi gerçekleştirirsiniz.

Ne var ki siyasi parti organizasyonu, tam bir sivil toplum örgütüdür; vazgeçmeye dayanır, gönüldaşlığa dayanır ve en önemlisi, imeceye dayanır. O nedenle hepimiz için bu siyasi faaliyet, aynı zamanda hem Tanrı’ya, hem de milletimize karşı bir imtihan kapısıdır.

Tek Türkiye İstiyoruz

Hepimiz büyük bir gayretle bu işleri yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Çünkü ülkemizin iyi idare edilmesini istiyoruz, ülkemizin zenginleşmesini, barış içinde yaşamasını, terör ve anarşiden kurtulmasını, çocuklarımızın iyi bir eğitim görmesini, ölümcül korkulardan uzak yaşamasını istiyoruz. Bütün bunları yaparken, devletimizin güçlü olmasını istiyoruz. Güvenlik içinde olmak istiyoruz.

“Tek Türkiye” istiyoruz. Bölünmüş, parçalanmış, düşünceleri aşınmış bir Türkiye olsun istemiyoruz. Öyle bir dünyada, öyle bir ülkede bize düşen görevler, vatandaşlık görevleri ve bu görevlerden doğan, sizin gibi politikaya katılmış kardeşlerimin seçtikleri siyasi görüşler olmalıdır.

Benim gördüğüm şu: Bugün köklü bir siyasi düşünce olarak yayılıyoruz. Vatandaşın önüne gidiyoruz, eski duyguları, eski kökleri arıyoruz, tohumlarımızı atıyoruz, bunlar mutlaka yeşerecek ve bizim için önemli günlerde hizmet kapısı daha da açılacaktır.

Ne yapmak gerekir siyasette? Siyasette doğru düşünceyi, doğru sözleri ve doğru duyguları bir arada, ortaya koymamız gerekiyor. Biz kimseyi aldatmak için yola çıkamayız. Aslında aldatmak için siyaset yapanlar yanılırlar ve yanıltırlar. Sabırlı olmak gerekir siyasi hayatta. Bugünden yarına sonuç almak yerine, yarınlara varacak olan yolda döşeli taşları tek tek, tekrar tekrar döşeyip, hedefe varmak gerekiyor.

Demokrat Parti’nin avantajlarından biri de geçmişte elde ettiği başarılardır. Bu başarıların grafiklerini, bu başarıların oluş biçimlerini arkadaşlarımız zaman zaman sizlere iletiyorlar. Bunu yaymak lazım. Doğru ama sadece geçmişiyle övünen bir siyasi parti olmak yetmez. Meseleyi güncelleştirmek gerekiyor.

Siyasetin temelinde güncellik vardır, gerçeklik vardır. Hayal peşinde olmamak gerekiyor. Hayaller güzel şeylerdir ama bence hayalleri biraz da şairlere bırakalım, edebiyatçılara bırakalım, hatta dizilere bırakalım. Gerçekler, bizim siyasetimizin temeli olur. Ben burada “siyasetin içinde duygu olmaz” demiyorum. Siyasetin içinde duygular da olabilir ama esas olan gerçeklerdir, temel olan gerçeklerdir, bir de güncelliktir. Sadece geçmişiyle övünen bir siyasi partinin halk tarafından benimsenmesi, çare olarak görülmesi elbette mümkün değil. Onu yapacak olan ilkelleşme hadisesinde hepimizin hayat hikâyesi, o hayat hikâyesinden aldığımız dersler var.

Sabah gazeteleri açıp okuduğunuz zaman ortaya çıkan gerçekler, zaten toplumun da gerçekleridir, sizin de gerçeklerinizdir. İyi bir siyasetçi sabah en az iki gazete okur. Birisi yerel gazete olmalıdır, diğeri de ulusal bir gazete. Şöyle bir avantajımız var; televizyonlar sabahları gazete özetlerini veriyorlar. Onları dikkatle takip etmek hatta notlar almak lazım. O gün Türkiye’nin meselesi ne, gündemi ne?

Taksit Taksit Parti Kurulmaz

Türkiye o gündeme oturmuşsa, siz o gündemi aşan bir dil kullanırsanız, halkın diliyle özdeşleşemezsiniz. Dil, çok önemli. Çok güzel bir dilimiz var; Türkçe, çok zengin bir dil. Çeşitli dillerin etimolojisine bakanlar bunu daha rahat söyleyebilirler. Bu dille ifade edilemeyecek hiçbir düşünce olduğunu sanmıyorum. Türkçe giderek zenginleşmiş, köküne, yörüngesine oturmaya başlamış, hatta oturmuştur. O nedenle dilimizin zenginliğinden de faydalanarak halka karşı doğruları, doğru tekliflerimizi ortaya koymamız lazımdır.

Zor bir iş değil bizim yaptığımız. Açıkçası, taksit taksit parti kurulmaz. Bugünlerde görüyorsunuz, taksit taksit parti kuruyorlar. Taşımalı öğretim sistemi olur ama taşımalı siyaset olmaz. İnsanları oldukları yerde bulacaksınız, onları oldukları yerde karşılayacaksınız, onların ayağına gideceksiniz. Ankara’dan, İstanbul’dan, kendi taraftarınız olduğu bile şüpheli kişileri taşır ve oradan bir parti çıkarmaya kalkışırsanız, hem kendinize ziyandır, hem siyasete ziyandır, hem de ülkemize ziyandır.

Türkiye’de siyasette bu çeşit hadiseleri çok yaşadık. Başbakan olmak için ortaya çıkanlar çok oldu. Devleti temelinden sarsıcı düşünceleri ortaya koyanlar oldu. Aykırı düşüncelere dayalı siyasi oluşumlar ortaya çıktı. Hiçbiri yaşamadı. Hepsi geldi, geçti. Onların hepsi köpüktür. Siz köpüğü bırakın, esas süte bakın. Süt, her zaman beyazdır, her zaman kıymetlidir ve her zaman iyi bir besin maddesidir ama köpük gelir, geçer.

Demokrat Parti Büyük Bir Harekettir

Kimse moral bozmasın. Siyasette moral bozmak olmaz. Hadiseyi derinlemesine teşhis edeceksiniz. Bu bir parti midir? Değildir ama bizimki bir partidir. Bizimki 1945’lerden 1946’lardan bu yana adım adım gelişen, zaman zaman üzülen, çoğu zaman sevinen ama ülkesine hizmetten bir adım geri durmayan çok çeşitli liderler yetiştirmiş, genel başkanlar çıkarmış büyük bir harekettir. Bu hareketin temelinde vatanseverlik var, Türkiye sevgisi var, Türkiye’nin tek devlet olduğu inancı var, milli devlete inancı var, milli mücadeleye inancı var, milli düşünceye inancı var ama dünyaya da açık. Atatürk’e sevgisi var, saygısı var, kurtuluş mücadelesini Atatürk ile birlikte yapanlara da sevgimiz, saygımız var. Böyle bir sevgi, saygı içerisinde temelimizde, içimizde böylesine devlet adamları sırayla gelmiş, geçmiş.

Zenginliğimiz, aynı zamanda arşivimiz. Zenginliğimizin yanında fikir çeşitliliğimiz var. Demokrat Parti bugün, bir şey daha söylüyor. Biz özgürlüklerin, bireysel hakların ve demokratik düşüncenin egemen olması gerektiğini söylüyoruz.

Biz Bu Anayasa Değişikliğini Yetersiz Buluyoruz

Bir misal vermek istiyorum; iki gündür iktidar partisi, Türkiye’nin önüne bir anayasa değişikliği koydu. Ortada bir gerçek var. Anayasa değişikliği yapacak. Önlerine bir referandum koşulu koydu. O zaman biz bugün, bu konuyu işleyebiliriz. Bu konuda bizim bir söylemimiz, bir fikrimiz olmalı. Bu anayasa değişikliklerine nasıl bakıyoruz, anayasa değişikliklerine bir katkıda bulunmak istiyor muyuz? Referandum nedir, referanduma karşı çıkar mıyız? Bu referandumun nasıl şekillenmesini istiyoruz? Bizim beklediğimiz anayasa değişikliği nedir, bu mudur? Bunları tartışılacak, güncel bir konu olarak önünüze getirmek istiyorum.

Demokrat Parti’nin programını açıp okuyun. Biz bu anayasa değişikliğini yetersiz buluyoruz. Bize keyif vermiyor. Bu anayasa değişikliği sadece iktidar partisinin önündeki bazı engelleri kaldırmak için yaptığı, çok kısmi tekliflerdir. Ama biz ne istiyoruz? İyi işlemeyen bu anayasa sistemini temelden değiştirmek istiyoruz. Gelsinler, tartışalım.

Bu, Başbakanlık rejimi haline gelmiştir. Tek başbakanın idare ettiği bir Türkiye, Türkiye’nin idaresindeki zorluklar ve o zorluklardan çıkan çatlaklar, o çatlaklardan çıkan milli birliği tehlikeye düşüren ayrışmalar ortada. Bu devletin idaresinde halkın dediği olmuyor, Parlamento’nun dediği olmuyor, Başbakan’ın dediği oluyor. Başbakanlık rejimini tehlikeli buluyoruz.

Yarı Başkanlık Sistemi İstiyoruz

Biz programımızda ‘yarı başkanlık sistemi’ istediğimizi söylüyoruz, mertçe, açıkça söylüyoruz. Yarı başkanlık sistemi istiyoruz, yanında senato istiyoruz. Siyasi kurumların sayısını artırmak istiyoruz. Bir ombudsman fikrini ortaya atıyorlar. Bu, Kuzey Avrupa’da kullanılmış, başarısız olmuş bir sistem ya da bir ülkede bir miktar başarı sağlamış bir sistem. Onun yerine diyoruz ki, gelin yarı başkanlık sistemi kuralım. Cumhurbaşkanının yetkilerini, görevlerini belirleyelim, sınırlayalım. Yarı başkanlık sistemi, aynı zamanda bu başbakanlık rejimine karşı da bir denge olsun. O dengeyi sağlamak için de anayasada yapılacak değişiklikler var.

Senato Bir Denetim Organı Olacaktır

Mesela Fransız Anayasası’ndan esinlenebiliriz diyoruz. Senato, kurum olarak Anayasa Mahkemesi’nin görevlerinin bir kısmını üstlenecektir, bir denetim organı olacaktır. 550 milletvekilini düşürelim 400 - 430’a. 150 senatörlük yeni bir organ kuralım. Bu meclisimize aynı zamanda bir filtre görevi yapsın. Geçmişte bu 19 sene yaşadı, çok da büyük sıkıntı vermedi, Osmanlı’da da vardı. Geçmişte tabii üyeler vardı, darbenin izlerini taşıyordu. Şimdi biliyorsunuz sadece cumhurbaşkanları, eski cumhurbaşkanları tabii üye. Onların da sayısı 2-3’ü geçmez. Diğerleri seçimle gelsinler. 6 senede bir gelsinler, ikide bir devletin temel düşüncesi tehlikeye girmesin, tartışmaya açılmasın. Avrupa ülkelerinde hatta doğu-batı sentezi ortaya çıktıktan sonra Doğu Avrupa ülkelerinde de bugün iki meclisli sistem yaşamaktadır.

TRT’yi, RTÜK’ü ve YÖK’ü anayasadan çıkaralım, yasalarla düzenlenir hale getirelim. YÖK, disiplin kurulu gibi çalışmasın. Akademik kariyerleri tanzim eden, değerlerde bir sentez yaratan bir kurum olsun. Geçmişte de üniversiteler arası kurul vardı. Yine anayasada lüzumsuz pek çok kurum, kuruluş var. Bunların hepsini kanunlarla çevirelim.

Kanunlar, Anayasa Mahkemesi’nin denetiminden geçsin. Bireysel başvuru hakkı tanıyalım. İnsan hakları konusunda bireysel başvuru hakkında; dilekçe komisyonu devreye sokabiliriz, insan hakları komisyonu devreye sokabiliriz. O komisyonlar filtre görevi yaparlar ve o komisyonlara başvurular içerisinde dikkate değer olanları, Anayasa Mahkemesi’nin sayısal olarak iki daireye bölünmesi halinde, birisine götürelim. Bu yolla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidiş azalacak. Bugün Rusya’dan sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne en çok başvuru, Türkiye’dendir ve maalesef mahkum oluyoruz, kaybediyoruz. Çünkü insan hakları denetimini yapan iç organımız yok. Son sözü yargı organları veriyor ve kalıyor orada.

Böylesine rasyonel, Türkiye’nin gerçeklerinden doğan birtakım konuları biz reel hale getirip, meclisimize, hükümetimize sunmak istiyoruz. 1961 Anayasası’nın iyi hükümleri var; birisi, yargıçlarla, hâkimlerle ilgili kurul. O kurulu o biçimiyle işletelim. Yani devletin kaynakları sadece güncel değildir burada, anayasa ise 1876’da Sened-i İttifak’tan gelen pek çok belge var. 1921 Anayasası var, 1924 Anayasası var, 1961 var, 1982 var. Elimizde bir anaysa yapacak çok belge var, denenmiş belgeler, doğrulukları, eğrilikleri, işlerlikleri denemiş dokümanlar var elimizde. Bütün bunları söyleyen bir söylemi, bundan sonra ortaya koymaya başlarız çünkü bugüne kadar, bu derece gündeme inmemişti, şimdi indi. Burada bizim bir söz hakkımız olmaktadır.

İkinci güncel mesele TEKEL işçileridir. TEKEL işçileri, doktorların grevi, son zamanlarda gündemden biraz düşse de itfaiyeciler, biraz daha geriye doğru giderseniz demiryolu işçileri.

Burada söyleyeceğimiz söz; “Biz devletin birliğinden, düzeninden mesul hissederiz kendimizi”. Biz iktidarda olsak bunlara karşı hangi tavrı, hangi düşünceyi, hangi iyimser veya karamsar olguyu ortaya koyacaksak, bugün de onu söylüyoruz.

Muhalefet büyük bir vazifedir. Muhalefet, önemli bir vazifedir ve ben siyasi partilerin durumları bakımından ikiye ayrıldıklarını düşünüyorum; muhalefet ve iktidar partileri. Sorumluluk itibariyle bütün siyasi partiler, aynen iktidar kadar sorumludur.

Haksız Zenginleşmeleri Halka İade Edebiliriz

TEKEL meselesinin en çarpıcı tarafı, özelleştirmenin yanlış yapılmış olmasıdır. Özelleştirmenin sonuçlarında bugün, TEKEL ve TEKEL çalışanları sıkıntıya düşmüştür. Aşırı zenginleşen bir ticari kuruluş ortaya çıkmıştır. O kuruluşun kazandığı aşırı kar, bugün Türkiye Cumhuriyeti için kötü bir örnektir. Diyebiliriz ki, gelecek günlerde zamanaşımlarını kaldırıp, bu çeşit haksız zenginleşmeleri halka iade edebiliriz.

Bu greve ne kadar destek oluruz? Biz genel greve karşıyız, o zaman genel grev fikrine karşı çıkarız ama, buna mukabil gittik, kendileriyle birlikte olduk, hatta bu binamızda misafir ettik. Onların insan olarak yaptıkları mücadeleye, aradıkları haklara sahip olmalarını sağlamaya çalışırız. Aynı şey, tıp meselesinde, deneyimli teknisyen arkadaşlarımız çalışıyorlar, doktorların eylemiyle ilgili ortaya konan kanun, zaman zaman bizim iktidarlarımızın da düşündüğü bir olgudur, ona da bakarız, onun da sınırlarını tespit ederiz. Çarelerimizi, tespitlerimizi ortaya koyarız.

Demek istediğim; hepimiz siyasi hayatın içinde görev almışızdır. Bugünden itibaren sizin sorumluluğunuzla benim sorumluluklarım arasında fark yoktur. Bir parti üyesi, genel başkan kadar sorumlu hissetmeli kendini, fikrini ortaya koymalı, şimdi iletişim araçları çoğaldı, bilgisayarlar var, internet var, her şey var, bize ulaşmalı ve biz de o fikirleri, sizin fikirlerinizi tasnif etmeliyiz. Bunu yapmaya başladık. Siz bize ulaşacaksınız, biz size ulaşacağız. Ortak parti fikrini, her alanda çıkaracağız.

Türkiye Daha Güçlü Bir Devlet Olabilirdi

Bu konuşmanın sınırlarını aşacak kadar Türkiye’nin çok meselesi var. Türkiye büyüdü, güçleniyor. Kimin hizmeti geçmişse buradan hepsine teşekkür ediyorum. Ama kim, bu gücün daha fazla güçlenmesinin önüne geçmişse de, onu eleştiriyoruz tabii. Türkiye daha güçlü bir devlet olabilirdi. Milli hasılası 10 binden 800 bin dolara düşecek yerde, 12 bin dolara çıkabilirdi. O bakımdan, yapılan hataları da görmek, söylemek durumundayız. Birisi iyi iş yapıyorsa, ona da teşekkür borcumuz vardır. Kırıcı, yıkıcı cümle, kırıcı, yıkıcı eleştiri, siyasette kısa vadede size fayda sağlayabilir ama uzun vadede sağlamaz.

Tek Devlet Türkiye, Tek Yürek Türkiye

Son özet şu: Bir devlet var ortada, Cumhuriyetimiz. Çok güzel bir devletimiz var. Paylaşmamız gereken zenginlikleri olan güçlü bir devlet. Güçlü bir ordusu var, sınırlarını koruyan, sınırlarını 90 yıllık, 90 yıl diyorum ben çünkü 23 Nisan 1920’de ilk Meclis Hükümeti’yle bu devlet başlamıştır, 90 yılda toprak kaybetmeyen hatta Hatay gibi bir toprak kazanan, hatta Kıbrıs’ta 60-70 bin kişilik bir ordu bulunduran, güçlü bir devlet var. Bu güçlü devleti seveceğiz, sayacağız, onun nimetlerinden faydalanacağız. Ne Doğu, ne Güneydoğu, ne Batı, ne Karadeniz, bütün ülkeyi bir bütün gibi göreceğiz. “Tek ülke Türkiye” diyoruz. Tek ülke demek, milli birlik ve bütünlük içinde olan bir Türkiye demektir. Bizim federasyon, konfederasyon, özerk idare gibi yeni bölünmelere, yeni düşüncelere hiç ama hiç açık kapımız olmadı, olmayacaktır. Bizim kapımız kaplıdır. Biz, “Tek devlet Türkiye, tek yürek Türkiye” diyoruz.

Bu devleti bize emanet eden şehitlerimiz var. Mustafa Kemal Atatürk var, milli mücadele var, milli misak var, pek çok milli egemenlik fikri var, milli meclis var, çok büyük değerlerimiz var. Bunun kıymetini bilmek zorundayız. Bakınız Yugoslavya’ya, 9 devlet çıkardı. Yugoslavya bir ara dünyanın göz bebeğiydi, hatta yeni bir sosyalizm düşüncesinin örneği diye gösteriliyordu. Yaşayamadı çünkü yapay bir devletti.

Milli Ordumuz Üzerinde Spekülasyon Yapmadık

Türkiye Cumhuriyeti doğal bir devlettir. Osmanlı’nın son topraklarından biri üzerine kurulmuştur. Milli misak gibi frenlere basarak, emperyal düşüncelerden sıyrılarak güçlü bir devlet ortaya çıkarmıştır. Bu devleti zayıflatma hakkımız yok. Bu devletin koruyucu unsurları demokrasidir, milli meclistir. Bir de milli ordumuz var.

Dikkat ederseniz biz, bir gün dahi milli ordumuz üzerinde bir spekülasyon yapmadık. Bize darbe yapıldı ama sade darbe yapanlarla uğraştık. Ordumuzu onların dışında tuttuk. Tek ordumuz var ve bugün Türkiye’nin güçlü olmasının nedenlerinden biri de, bu ordunun vatansever ve fedakâr bir ordu olmasıdır. Son günlerde ordumuza karşı yapılan hücumları, haksız eleştirileri gerçekten ayıplıyorum. Ordumuz siyasetin dışında durmalıdır. Sayın Demirel’in dediği gibi, kışlaya, camiye, okula politika girmemelidir. Bunların hepsini kabul ediyoruz ama bunları kabul etmek demek, Türk ordusunun yıpratılmasına izin vermek olmamalıdır. Ordumuzla iftihar ediyoruz. Ordumuzun demokratik yapıya bağlı olmasını istiyoruz. Onu sağlayamayanların, ordudan şikâyet etmelerini ise haksız buluyoruz. Kendi yetersizliklerini, ordunun ihtirası gibi göstermelerini de yanlış buluyoruz. O bakımdan, bizim milli devletimizi tamamlayan unsurlardan biri olarak da milli ordumuza, hepimiz buradan saygı ve sevgiyle bağlılıklarımızı bildirmeliyiz. Nereye kadar? Darbe yapmaya teşebbüs edinceye kadar. Darbe, bir demokrasi için büyük bir yıkımdır, bunları yaşamış olduğum için söylüyorum, ama darbe yapmayan ordu da, milletin şanıdır, şerefidir, hazinesidir.

Hepinize teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.

 

| Biyografisi | Konuşmaları | Fotoğrafları | Ulaşmak için form | e-mail |

 

 

 
  | Ana Sayfa | Geçmişten Günümüze | Amblemimiz | Linkler |

                DEMOKRAT PARTİ
Adres: Akay Caddesi No:16 Kızılay/Ankara
Tel: 0 312 444 1946-0 312 416 86 00 Faks: 0 312 416 86 83
                  e-mail: dp@dp.org.tr

Copyright ©
DP Bilgi İşlem Merkezi